Zikirullah'ın Gücü ve Kalbi Arındırma Yolu kaydında Vesselam Efendimizin ruhu tayyibelerine ehline ashabına, peygamberan-ı zan ve piran-ı izamın ve bütün geçmişlerimizin, mümin ve müminatın, hususen burada bulunan ve dinleyen kardeşlerimizin geçmişlerinin ruhlarına bir Fatiha, üç İhlas-ı Şerif. Zikrullah'a devam halinde zikir dendiği zaman zikir, güzel olanı hatırlamak demek. Namaz…
Vesselam Efendimizin ruhu tayyibelerine ehline ashabına, peygamberan-ı zan ve piran-ı izamın ve bütün geçmişlerimizin, mümin ve müminatın, hususen burada bulunan ve dinleyen kardeşlerimizin geçmişlerinin ruhlarına bir Fatiha, üç İhlas-ı Şerif. Zikrullah'a devam halinde zikir dendiği zaman zikir, güzel olanı hatırlamak demek. Namaz zikirdir. Kuran-ı Azimüşşan zikirdir. İbadetler, taatler bunun yanında velhasıl Cenabı Hakk'ı hatırlatan her şey zikirdir. Çünkü uygunsuz insan ifade edilirken işte akşam sizin zikriniz geçti, denmez. Çünkü zikir güzel olanlara ifade buyurulduğu için güzel olanları söylenmez ama hayırlı bir kimse için sizin dün gece zikriniz geçti denebilir. Cenab-ı Hakk'ın güzel olmayan hiçbir ismi sıfatı fiili yok ki denebilsin haşa yüz kere haşa. Noksan sıfatlardan tenzih ederiz, kemal sıfatlarıyla muttasıftır. Zaten esmaül hüsna deniyor. Güzel isimler diye ifade ediliyor.
Cenabı Hakk'ı andığımız herhalde ondan gayrı kalbinde mevcut olan şeylerin cümlesini nefyetmeli. Bunu biz düşünürüz, deriz ki Cenabı Hakk'ın dışında her şeyi kalbimizden çıkaralım. Bu nasıl olacak? Bunu demek kolay. İşte Allah'tan başka kalbimizde hiçbir duygu kalmasın. Bunu demekle bulmuyor. Ne yapmak gerekiyor? Azim, gayret, çaba yollarını araştırmamız gerekiyor. Şimdi şu anda gündüz değil ama lambalar yanıyor, elektrikler işte ışıklar vuruyor daha bir güçlü şekilde. Karanlıktan hiçbir eser yok. Nereye ararsak arayalım, köşe bucak hiçbir şeyde kara hiçbir yerde karanlık yok. Her taraf aydınlık. Neden? Işık vurmuş. Ashab-ı Güzin Efendilerimiz neyin içerisindeydi? Küfrün, şirkin, nifakın karanlıkları içerisindeydiler.
Nasıl aydınlandılar, geldiler Aleyhissalatu Vesselam Efendimiz'in huzuruna Kelime-i Şahhadeti okudular, kalplerindeki, gönüllerindeki, hayatlarındaki o karanlık defolup gitti. Bunun yanında namazla emrolundular, zekatla emrolundular, hacla, ibadetle, taatle, cihatla, tebliğle, davetle, Allah için kardeş olmakla, birbirlerine ikram etmek suretiyle, akrabalarını gözeterek, Allah'ın kullarına hayırda, iyilikte ve takvada yardımcı olmak suretiyle hep aydınlandılar. Karanlık diye bir şey kalmadı. Burada Zikrullah diyor da zikir Cenab-ı Hakk'ı hatırlatan her şeydir. Kalbinde mevcut olan şeylerin cümlesini nefyetmeli. Zira Cenabı Hakk'a kayıyordur. Kulunun kalbinde kendisinden başkasını görmek istemez. Çünkü kainatı insan için insanı da zatı için yaratmıştır.
İnsanın zatının dışında nefsin arzuları, şeytanın aldatmaları, dünyanın muhabbeti, şeytan sıfatlı insanların yolumuzu şaşırtmaları vesaire bunları Cenab-ı Hak hiç istemiyor. Çünkü kalp kendisine mahsus bir hanedir. Derler ki gönül Hannnası da barındırır, Hannanı da. Hannah Cenabı Hak ikram eden, ihsan eden her türlü nimetini bahşeden saymakla bitmez. Hannnas, bu Hannnas şeytan demekle Hannnas daha ziyade şöyle ifade ediliyor. Böyle tohumunu atıyor, kendisini göstermiyor ama kötü bir tohum atıyor. İnsanı azaba götürecek, cezaya götürecek, Cenab-ı Hakk'a isyan ettirecek, Habib-i Kibriya'ya muhalif davranışlara götürecek, böyle tohumlar atıyor, kendisini göstermiyor. Böyle bir hain, onu da barındırır. Biz Hannan olan Rabbi zülcelal'imizin muhabbetini yerleştireceğiz. Rabbimiz istemiyor. Kulunun kalbinde zatından başka bir sevgiyi ve muhabbeti istemiyor. Layrürdur Cenabı Hak.
Zikirullah'ın Gücü ve Kalbi Arındırma Yolu ne anlatıyor?
Zikirullah'ın Gücü ve Kalbi Arındırma Yolu kaydında Vesselam Efendimizin ruhu tayyibelerine ehline ashabına, peygamberan-ı zan ve piran-ı izamın ve bütün geçmişlerimizin, mümin ve müminatın, hususen burada bulunan ve dinleyen kardeşlerimizin geçmişlerinin ruhlarına bir Fatiha, üç İhlas-ı Şerif. Zikrullah'a devam halinde zikir dendiği zaman zikir, güzel olanı hatırlamak demek. Namaz…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 8 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Bir salik eğer Cenabı Hak'tan istifadeye kadir olursa şimdi hepimiz bir faydalanmak istiyoruz. Elhamdülillah biliyoruz ki bu dünya geçici, geçecek, geçiyor da zaten. Buraya oturduğumuz andan itibaren geçti zaten. Bir söz söylerler. Her gelen yakındır. Şimdi biz doğduğumuz yere mi yaklaşıyoruz yoksa kabre doğru mu yaklaşıyoruz? Durağımız ora. Bak doğduğumuz yerden uzaklaşıyoruz, her saniye, her dakika, her saat, her gün uzaklaşıyoruz kabre yaklaşıyoruz. Bunu biliyoruz biz. Bunu bilince diyoruz ki biz kendi kendimize tabii insanların tefekkürü de vardır, düşünür. Bir çocuk diyoruz ana karnında üç tane zarın içerisinde o zarı bırakıp dünyaya geliyor. Yani orada hapsolmuyor, buraya doğmak için zaten orada azalarını teşekkül ettiriyor. Biz de diyoruz ki tefekkürümüzde biz buradan ahirete doğacağız ama o zarı ne yapacağız? İşte zarı kabre bırakıyoruz.
Ondan sonra ruhumuzla, ruhumuzu ne kadar beslemişsek ibadetle, taatle, ruh gıdasını almışsa o şekilde Rabbimizin huzuruna varıyoruz. Bunu düşünen insan tembellik yapmaz zaten. Der ki ebedi bir aleme gireceğiz. Ruhumla orada olacağım cismimle değil. O zaman ruhumu güçlendireyim diyecek. Ruhun gücü de malum. Bir Salih Cenab-ı Hak'tan istifadeye kadir olursa burada Evrad ve Ezkar üzerinde durulmuş, alınan Evrad ve Ezkar bu ilk aldığımız derste rabıta dönemine haber veriyor. Rabıtası var. Rabıta yapıyor, yapıyor ama böyle bir, öyle bir hale gelmiş ki letaiflerini geçmiş, zikri kül bütün vücudu da zikretmiş, zikri Sultani dediğimiz bir nur-i ilahiyeye gark olmuş, nefü ispat, kelime-i tevhidi de rahat okuyabiliyor nefes almadan bir huzur içerisinde.
Ondan sonra ondan sonra rabıta yapmada zorlanıyor, yapamıyor ve kalbinde de tarifi mümkün olmayan bir genişlik hasıl olunca rabıtayı terk etmesi vacip olur. Çünkü artık üniversiteye kaydolmuş, okulu belli olmuş, orada okuyor, O öğrencinin kalkıp da ilkokula gitmesi ne kadar acayip olur, buna döner. Bu takdirde rabıta ile iştigal terakkiden tenezzüldür. Yani daha ileri bir yol açılmış ona. Bu yol açılmışken ben yine rabıta edeceğim derse zaten yapamaz. Bu terakki yükselmeden tenezzüle doğru gider. Hicap mertebesini tercih etmek olur. Bu ise Cenab-ı Hakk'tan i'raz, ayrılmak demektir. Bunu şu şekilde de izah ederler. Muhammed Bahaüddin Hazretleri'nin huzurunda oldu bu hal. Böyle kendisine itaatkar bir evladı rabıta halinde iken bir gaip hali oldu, kendinden geçme hali oldu. Bunu hisseden, bilen Muhammed Bahaüddin Hazretleri buyurdu ki bizi bırak Allah'a dön dedi.
Bizi bırak yani bizim vasıtamızla rabıta sayesinde Cenabı Hak'tan istifade halini bırak, direkt istifade et dedi. Şimdi biz bu cereyanı alırken trafodan alıyoruz. Trafo işte o memleketin ihtiyacına göre cereyanı veriyor. Artık trafo değil de asıl cereyan nereden geliyorsa, nerede üretiliyorsa, Hirfanlı gibi, Keban gibi, direkt oradan alıyor. Mürşid-i Kamil ortadan çekiliyor. Çünkü Mürşid-i Kamil'in görevi yuvadaki yavru kuşların geçimini temin etmesi için etraftan getirdiği ağzındaki yiyecekler de onu beslemeleri gibi, beslemesi gibi. Sonra kuş kanatlanır uçmaya başlarsa artık anasının getirmiş olduğu rızıklarla iktifa etme halinden kurtulmuş olur, aynen bunun gibi. Bunu deyip duralım mı? Her zaman söyleniyor. Diyelim anasından süt emen bir yavrunun diğer yiyecekleri yeme kabiliyeti olunca ananın onu sütten kesmese gibi, artık bunu bileceğiz, idrak edilir Allah'ın izniyle.
Eğer bu yola samimi girmişse bunu mutlak bileceğiz, bir gayemiz var. Yani bizi öyle bir yola sevk ediyorlar ki dünyanın malı da mülkü de her şeyi de burada kalacak ama bunlar bizimle beraber girecek. Ebedi bir aleme giriliyor. Ondan sonra çıkayım ben ibadet yapayım, taat yapayım mümkün değil. Bu Münafikun Suresi'nin son ayetlerinde haber veriliyor. Kişi diyor ya Rabbi bana biraz mühlet ver, biraz ömür ver. Ya Rabbi ben sana ibadet ve saatte bulunayım, geçmiştir artık, onun vakti değil, katiyen müsaade edilmez. Böyle bir hale gelmektense ne yapacak? Hayat rüzgarı başımızda eserken Cenabı Hak'la olan kulluğumuzu burada yerine getireceğiz. Kafası çalışan, beyni çalışanları böyle yapar. Ne güzel haber verilmiş.
İnşallah bu beş esas sayılıyor ya Sami Efendi Hazretleri'nin o mükerrem insanda, mideyi fazla doyurmamak, sonra Kuran'ı tedebbürle manasını düşünerek, istifade ederek, faydalanarak her bir harf, her bir kelime, her bir ayet, her bir sureden Kur'an-ı Kerim'den gönlümüze nur indirerek okuyabilmek. Böyle okursak Cenab-ı Hak buyuruyor. Okumuyor değiliz, okuyoruz. Ama bu şekilde okumamız gerekir. Herhangi birinize ölüm gelip de Rabbim beni yakın bir zamana kadar geciktirsen de salaka verip iyilerden olsam demeden önce size rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda harcayın. Şu dünya hayatındayken yapın buyuruyor. Cenabı Hak Allah Celle Celalühü eceli geldiğinde hiçbir kimseyi asla ertelemez. Ve bütün yaptıklarınızdan haberdardır. Böyle şelalenin olduğu yer oraya girmedi. Üstatimiz onun gönlü mutlak bir şeyler hissetmiştir Rabbimizin izniyle.
Girmez oraya, buraya küçük şelale deriz, girmedi ve üzüldüğümden diyorum o su başları Allah'ımızın nimeti o sular. Bizim Mürşi-i Kamil'imiz o yukarı bir mahalleden geliyor, sevdiği bir kimse de o şelalenin bulunduğu yerden bir yerde karşılaşıyorlar, şelalenin karşısına geçiyorlar. Diyorlar ki şu taşın taş olduğu halde gözünden yaş akıyor da bizim gözlerimizden yaş akmıyor diye ilahi şevkle gözlerinden yaşlar dökülüyor, gönüllerine nurlar dökülüyor. Böyle bir yer. İnsan üzülüyor. Orada uygunsuz o kutuların, şişelerin bulunması üzüyor insanı. Çünkü Cenabı Hakk'ı zikrediyor mahlukat. Yer şikayetçi oluyor, sema şikayetçi oluyor. O eşya şikayetçi oluyor. Cenabı Hak onları halk etti ama onların hepsi bir kuldur. Cenabı Hak o kul olarak gelecek. Razı olmuyor oraya girmediler. Oradan aşağı bir yerde bulundular. Bu ne kadar acı bir hal, ne kadar acı. Orada otururlar.
Üstadımızı başka yerlerden çok tercih edenler olurdu, sevenler olurdu, çok severlerdi. Güneş dördüncü kat semadan aydınlatıyor. Aşk ateşi uzaktan yıkar. Uzaktan geldiler, aşk ateşiyle yanmışlar besbelli, gelişlerinden belliydi. Yaşları biraz ileri düşünün ama hal ehli insanlar olarak biiznillahi teala hissediyorum. Çünkü dinlerken öyle dinlediler ki sırf kulakları dinlemedi. Bütün vücut azasıyla dinlediler. Konuşurken bambaşka bir hal alıyorlar, etkileniyorlar. Ruhen manen bir mürşidi kamilden nasıl faydalanacağını çok iyi bilen kimselerdi onları. Geldiler onlara bildiğimiz konuyu söyledi ama onun söylemesinde öyle bir haller zuhur ediyor ki onu gönüller tadıyor. Orada İbrahim bin Edhem anlattı. Haddi Sallallahü's-Sura. Bir tanesi geliyor. Efendim ben isyandayım diyor. Kötülüğün içerisinde yine bak kurtuluş yolunu arıyor. Kurtuluş yolundayken vitesi geriye takmayalım.
Öyle isyanda olup da büyüklerimizin huzuruna gelip velayet derecesine erenler var. Bunlar daha da bir hademe, yükseğe terfi eden kimseler. Öyle gördüm biiznillahi tane. İşte isyanda olan dedi ki ya İbrahim ben irşad olmak istiyorum, ıslah olmak istiyorum ama bir türlü gönlümde bir nedamet, bir yumuşama yok dedi Ama istiyorum ben Mevlamızın yolunda olmak istiyorum ama gözümden yaş akmıyor. Gönlümde bir nedamet yok. Ben ne yapayım dedi, sizin kapınıza geldim dedi. Geldi manevi eczaneye ilaç istiyor. Manevi doktordan biiznillahi Teala cevabı bekliyor. O da buyurdu ki oğlum eğer isyan edeceksen Allah'ım mülkünde oturma dedi. O da dedi ki Es'amne, Semavat ve arz. Onun arasındaki her şey ona ait. Ben nereye çıkabilirim? Efendim dedi, biraz devam eder misiniz? Bu öğüt İbrahim bin Edhem'den çıkıyor Gaddes Allah-u Teala. Bizim gibi insandan çıkmıyor.
Dedi evladım madem günah işleyeceksin, onun görmediği yerde yap dedi. Nasıl olur efendim dedi. Essaizübillah. Ve huve makum eyne makkıntum. Siz nerede olursanız olun Cenab-ı Hak sizinle beraberdir. Mutlak duyan ve mutlak görendir. Daha dedi efendim istiyorum mübarek kelamlarınızdan irşadım için. Fakat bunları söylerken o cemaatte öyle bir hal vardı ki belki de hal ehli olanların hali, makam sahiplerinin de makamı yükseliyordu orada. O Hacasan efendiydi. Bir yerde bir sohbet etti. Orada gerçekten kamil insanlardan biri biri burada bulunanların bir kısmı fenafilrasul haline geçti sohbetlerin. Bu Hacazen Efendi öyle kürsüde bizim gibi bir kimse değil konuşan, bak kendimi diyorum başkalarını diyemem ben günaha mı yeteceğim başkaları şöyle diye. Öyle bir neşeye veriyordu orada. Allah'ımız ona bu kabiliyeti, bu ilahi görevleri lütfetmiş, ihsan etmiş. Efendim, tesir etmeye başladı dedi.
Öyleyse oğlum günah işleyeceksen onun nimetlerinden yeme dedi. Böyle deyince dedi ki Es-Ğayrü billah Nasıl olur dedi. Bütün mahlukatın rızkını veren odur. Fakat gözüne yaşlar geldi. Belli ki gönlü de dertlendi. Efendim biraz daha lütfedin dedi. Taş olan kalbim himmetinizle yumuşamaya da başladı biiznillahi Teala. Öyleyse oğlum bize Azrail geldiği zaman zaten bunu ifade için söylüyoruz, o öğütlerini de geçmeyelim diye sıralamaya çalıştım biiznillahi Teala hatırladığım kadarıyla. Efendim nasıl olur, dedi. Bu mümkün mü, dedi. O vakit geldiği zaman ne bir adım geri ne bir adım ileri, anında kişi ruhunu teslim eder. Çok oldu da bir hadise duydum. Bunu siz de bilirsiniz ve çok tekrar edilen bir şeyi söyleyip de sizi yorar mıyım diye de düşünüyorum. İşte bir kimse uçağa binecek, memleketinden diğer bir yere hareket edecek. Anası bunun biletini saklamış, saklamış.
Allah'ımız muhafaza buyursun, uçakta da bir kaza meydana gelmiş. Yani vefat etmişler öyle bir kaza ki sonra anası gelmiş müjdeleyecek. Bak oğlum biletini sakladın, bak sen kurtuldun diyecek. Böyle duydum, inşallah hata etmeyecek. Böyle yavrusuna, omuzuna değiyor, hiç ses yok. Meğer vefat etmiş. Allahu Celle Celalühü, vakti geldiği zaman ne bir adım ileri ne bir adım geri. Mümkün değil geri koymak. Dedik efendim ölüm meleğe geldiği zaman canımızı almaması vaktinde mümkün değil, ağlıyor tabii. O zaman dedi ki seni melekler tutup cehenneme atmak istediği zaman de ki beni bırak, ben cehenneme girmek istemiyorum deyince, ashabinden İşte ölüm meleği geldiği zaman onların çok şiddetli, şiddetli oldukları avucunda Erciyes Dağı bir buğday tanesi gibi kalıyor. Nasıl olur da dedi, ben, Tamu'ya der orada kitapta zaten, cehenneme atmak deyince atılmam dedi, bu mümkün değil.
Bunları çok güzel bir şekilde ehlinin dilinden dinledik, elhamdülillah. Velhamdülillahi Rabbil alemin El Fatiha.
Kaynak: Genel
Zikirullah'ın Gücü ve Kalbi Arındırma Yolu | Mihmandar