Zikir Ve Tefekkürün Manevi Gücü Ve Ruh Arınması kaydında Bu midemizin gıdası var. Yiyoruz, içiyoruz, meyvesidir vesaire. Bir de ruhun gıdası vardır ki ruhun gıdası da er zikir, Allahu Zülcelal'i almaktır. Nasıl ki böyle vücudumuzun gıdası olduğu gibi ruhumuzun da gıdası vardır. Aslında vücudumuzun da gıdası Zikrullah'tır. Bunu yerine göre izah etmeye çalışırız. Bizim yanımızda buyuruyor…
Bu midemizin gıdası var. Yiyoruz, içiyoruz, meyvesidir vesaire. Bir de ruhun gıdası vardır ki ruhun gıdası da er zikir, Allahu Zülcelal'i almaktır. Nasıl ki böyle vücudumuzun gıdası olduğu gibi ruhumuzun da gıdası vardır. Aslında vücudumuzun da gıdası Zikrullah'tır. Bunu yerine göre izah etmeye çalışırız. Bizim yanımızda buyuruyor Abdurrahman es Süremi Hazretleri Rahmetullah tefekkürün artık en üstün noktası bize göre zikirdir. Artık yaşadığı hale göre ifade edebilir. Demek ki bu zikirle birlikte tefekkürü de var. Şimdi tefekkür edince, düşününce o düşüncenin gereği olarak Rabbımızı hatırlama diyebiliriz. Ve de Yusuf'ı bilfikir. Çünkü diyor Cenabı hak Cenabı hak zikir diye izah buyuruyor. Fakat fikir demiyor. Zannilerim fikirden gaye de zikir olsa gerek. Bir kısmı demişler ki zikir daha önemli, bir kısmı tefekkür demişler.
Yalnız bu tefekkür diyen kimselerimiz insanın haline göre tefekkür değişir. Mesela bir mukaddime evlat ve ezkarında olanla artık rabıta döneminde olan kimsenin tefekkürü farklı olacaktır. Bir de murakabe ehlinin tefekkürü ise şimdi Esad Erbili Hazretlerinin beyanına göre buyuruyor ki tefekkürü mesela murakebeyi zikre tercih edin. Artık mesela bir taam diyelim. Ekmek demeye gerek yok çünkü yiyor aç olsa da açım dese ekmek dese bir türlü ama ekmeği de bulmuş, çorbasını da bulmuş, yiyeceklerini de bulmuş. O ta diyor artık. Siz ekmekti şuydu buydu peynirdi zeytindi demeyin. Yiyin. Siz Zikrullah yaparken burada gelecek daha evvel de ifade edildiği üzere merkuru bulun. Zikrettiğiniz Allah'ı bulun. Bu şekilde bir izah yapmışlar. Burada zikrin çeşitleri üzerinde duruyor. Hangisini yapalım diye. Artık hale göre değişir. Bu Esma zikrin de duruma göre bunu ifade ederler.
Mesela burada bir hoca idi kendisi zikir yaptırırdı. Efendimizin evladı sayılır. Yalnız Tevhid okurken diye zikir yaptırıyordu. Üstadımız Hazretleri onu görmediği halde bizimle haber gönderdi. Buyurdular ki hali diyecek durumda değil. Onun için tevhidi devam etsin buyurdular. Bunun gibi. Hakikatü zikir buyuruyor Ebubekir Şibli Hazretleri. Arz ettiğimiz gibi zikri unutuyor. Zikretti Mevla ile oluyor. Zikirden gaye zikrettiğimiz meblağı bulmak. Şimdi bu bizi düşündürecek tabii. Diyeceğiz ki biz namaz kılıyoruz ama namazdan gaye neydi? Haşyetti. Azameti ilahiyeden dolayı büyük bir tazim içinde olmak. Bunu yaşıyor muyum? Yaşamıyor muyum? Mesela cihattan gaye nedir? Allah'ın Celle Celaluhu tevhidinin yüceltilmesi. Acaba bu duyguda mıyız? Bu düşüncede miyiz? Değil miyiz? Bunun tefekkürünü yapmak. Bunu elde etmek için ne yapacağız? Bütün eserlerde mevcut.
Bunun elde edilmesi için kalbimizin korunması, bir. İkincisi azalarımızı muhafaza etmek. Üçüncüsü de kimin huzurunda olduğumuzu derin derin tefekkür etmektir. Bir kısmı da buyuruyorlar ki zikir hatırlama manasınadır. Hatırlama hiç şüphesiz Rabbimizin emirlerini hatırlama öyle bir hatırlama ki şu cemiyetin derdiyle de dertlenmek, onu hatırlamaktır. Asıl yapacağımız vazife de bu. Zikrullah ile cemiyetin derdiyle dertlenebilmek. Mesela yediği içtiği bir yazarın sözüldü de inşallah yanlış mütalaa edilmez. Hayat mutfak ile ihtiyaç arasında geçmesin diyordu. İşte böyle geçirmenin sıkıntılarını biz bunun için değil de biz Mevla'mıza kulluk için yaratıldığımızı bilmektir. Tarduru gafle gafleti terk etmektir demiş. Yine aynı konu üzerinde duruyorlar. Hakikatli zikir. Şimdi bunda şunu söyledi. Diyelim ki kişi deniz var. Önünde sıcak bir mevsim.
Zikir Ve Tefekkürün Manevi Gücü Ve Ruh Arınması ne anlatıyor?
Zikir Ve Tefekkürün Manevi Gücü Ve Ruh Arınması kaydında Bu midemizin gıdası var. Yiyoruz, içiyoruz, meyvesidir vesaire. Bir de ruhun gıdası vardır ki ruhun gıdası da er zikir, Allahu Zülcelal'i almaktır. Nasıl ki böyle vücudumuzun gıdası olduğu gibi ruhumuzun da gıdası vardır. Aslında vücudumuzun da gıdası Zikrullah'tır. Bunu yerine göre izah etmeye çalışırız. Bizim yanımızda buyuruyor…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 10 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Tabii göbek ile diz kapağı arasına dikkat ederek, şeri emirleri koruyarak, muhafaza ederek suya giriyor. Ne yapıyor? Suda yüzüyor. Yüzerken bir de suyun içine dalıyor. İçine daldığı zaman artık su hatırına gelmez onun. O dalmıştır. Bu bile bizim buradaki beyana tam manasıyla uygun düşmediğini biliyoruz. Ona dark olmuş. Zikrullah'ta Mevla-i Zülcelal'i bulmuş. Arada hiçbir hain yok ama Cenabı hak ile kendi arasında hiçbir perde yok. Çünkü nefsinin mertebelerini de geçince ruhun da sırrında artık nur içerisinde oluyor. Nur üstüne nur zuhur ediyor. Bu ne demek? Hiçbir zaman Rabbınızı unutmayın demektir. Hakikati zikir, zikrin hakikati ve teala Rabbi zücelalimizi tanımaktır. Burada bizim anladığımıza göre beyan edilmek istenen husus kalbin Cenabı Hakk'ı tanımasıdır. Yani biliyoruz Allah'ımız noksan sıfatlardan münezzehtir. Kemal sıfatlarıyla muttasıftır.
Kendini nasıl vasfediyorsa öyledir dediğimizi gönlün duyabilmesi. Bütün bu okuduğumuz eserlerde bu kıymetli eserler gönül ehli insanların beyanlarında bunu müşahede ediyoruz. Evet, vücut olarak yapıyorsunuz ama kalp olarak. Çünkü hepsi ibadet ve taatlerin gönle hitap ediyor, kalbe hitap ediyor. Bunu artık bilirsiniz. Gafi'l Gafine, ve ente zakirun ve in sekreterun. Şimdi eğer gafleti terk ederseniz sükut ettiğiniz zaman da zaten siz zikreden kimsesiniz. O sükutunuz bambaşka sizin hallere girmenize sebeptir. Artık doyurmayacak bir durum. Yani şu önümüzde duran bir bal ise kaymaksa onu yemek gibi bir haldir. Zaten balın kaymağı onda tadı bile olmaz. Zikirden maksat huzur demişler, huzur. Hepimizin de aradığı bu değil mi? Bir sıkıntı içerisinde insan yerine göre daralır, bunalır ama böyle olan kimsen de hakikaten Rabbımızı anan kişilerde bir huzur hali olur. Onu beyan edemiyoruz.
Sadece bir huzur içindeyim der. Tamam. Zikrettiğiyle artık onda yok olmuş. Kalp. Öyle ki zikre değil de artık ne galebe Mevla'ya dönmüş. Akrabaturup kesretü zikrillahi Teala. Allahü Zülcelal'i çokça zikretmek. Şimdi onların sükutu da zikir olunca her hallerinde bu zahir olmuş olur. Bela ve musibeti de zikreden kimsenin unuttuğunu ifade etmiş. Burada Müelli Hazretleri. Eğer dille zikredersek ve derece et. Dinle zikretmemiz nedir? Günahlarımızın bağışlanmasına sebeptir. İnşallah ve dereceler kazanır. Ve zikrrü'l kalp kalp ile zikrederse gönül alemine dönerse bu da kalbin Cenabıhakk'a yakınlaşmasıdır. Demek değişiyor. Kalp ile olduğu zaman daha bir farklı olmuş oluyor. Aynı zamanda Rabbi Zülcelal'imize kalbi ile zikreden kimse yakınlığı ona Cenabı hak ihsan buyuruyor. Aslında zikir demişler, gaflete atmaktır. Gaye de diyor kalbin zikridir buyurmuşlar.
Bir beyanda da Çok güzel bir beyanda bulunuldu. Şimdi bir huzur içerisine dalıyor tabi. Sükün hali. Aynı zamanda aklen de böyle zikrederken kimi zikrettiğini de bilerek tam manasıyla yapmaya gayret ederse huzur içerisinde zaten kelimenin anlamı da buydu, huzur demektir. Umum böyle gulubu'l amme, umum kalpler ve hamdihi ve senayi alihi. Liruviyetin nimeti ve afiyet. Artık sıhhati, afiyeti, dinde afiyeti, nimete kavuşması, Rabbimizi övmesi, sena etmesi, hamdi tespihi bunun içerisinde huzurla dolmaktır demiş. Genel olan bu diye tarih veriyor. Ve özel olan zikrullah ile huzura eriyor. Bu onun artık vazgeçilmez huyu oluyor ve tevekkülüm ve şükrüm ve sabruhun Allah ile artık bir dostluk da diyebiliriz. Onunla huzura eriyor. Sabri, şükrü ve ona bunlar hul haline geliyor.
Seçkin insanlardaki durum budur diyor ve ilim ehillerinde ise Allah'ımızın sıfatları isimleri bunlar da huzur duymaktır diye tarif etmişler. Bir de ayrıyeten burada Esali billah Onlar Cenabı Hakk'ı ayaktayken de otururken de yanları yerdeyken de zikrederler. İmam-ı Cafer İmam-ı Cafer-i Sadık, hazretleri şöyle bir izahta bulunmuşlar. Ayakta zikredilen, Allah'ımızın Rububiyet sıfatını müşahededir ve Cenabıhakk'a görevlerini icra etmek. Artık bu da Cenabıhakk'a yakınlıktır. İzanında bulunmuş. Bunun yanında tekrar ele almışlar. Müfessirini Izan Hazaratı. Tekrar İmamı Buşeli Hazretleri Rahmetullah Ali. Beni zikredin. Muvafakat dediği Rabbi Zülcelal'imizin emrine uygunluktur. Onu yerine getiriyorum. El kurkum bilkeramed siz eğer Rabbimizin emrine muvaffak olursanız o zaman Allah da sizi ikramlarla anar ve tarikatı işaret ehline göre ise birincisi tarikatı ehli'l ibare.
İbare dili sadece yüzünden geçiyor. Mesela nasıl diyelim biz bir Arapça metin diyelim. Okuyup geçme var. Bunun gibi anlıyoruz. İşaret biraz daha bunun ilerisi. Biter ki külli havvin onlar bütün haz ve lezzetlerden geçiyor. Daha büyük bir haz alıyor. Lezzet duyuyor ki ondan geçiyor. Sonra Cenabı hak öyle bir lütufta bulunuyor ki Rabbi Zülcelal'imiz onu artık kendinden geçmiş Cenabı Hak'ta yok olmuş halinin zuhuruna benzer bir ifade kullandılar. Beni zikredin. İkramım, ihsanım da onları düşünerek el kürküm radiyen bikun düğün efalikun, böyle sizin yapmış olduğunuz hareketlerin dışında Rabbi Zülcelal'imiz de sizden razı olarak ne büyük bir nimet ama çok büyük bir nimet. Bu gönle gelen düşüncelerdir. Bu gerek dünyevi olsun gerek uhrevi olsun onları tamamen yok etmiş. O zaman Allah'ımız ona hakikatlerle hakikati göstermek suretiyle hakka irmek suretiyle onu zikrediyor.
Çok mütevazi bir şekilde zikrediyor. Allah'ımız ikram ile gönlü çok incin, mütevazi, kırık bir gönülle zikrederken El Kürküm, Allahü Zülcelal'imizle o gönle ikramıyla ihsanda bulunarak zikrediyor. O dil ile zikredince Cenabı hak onu artık ruhundaki güzellik ruhuna verdiği ikram ile zikrediyor. Siz kalbinizle beni zikredin. Ben ise sizin arzu ettiğinizi vermek suretiyle buyuruluyor. Çok güzel devam ediyor. Bir tasfiyeti sır. İç aleminizi temizleyerek. Bu o kadar önemli ki şimdi hastalıklarda da öyle değil mi? Bir türlü melhemler neler fayda etmiyor. Neden? Diyorlar ki hastalık içten geliyor. Diyelim midesinden geliyor. Diyelim safradan geliyor. Diyelim ciğerlerinden geliyor. O ciğerlerdeki hastalık tedavi edildiği zaman dışta da sıhhat ve afiyet belirliyor. İşte bunun gibi. Allah'ımız ikram ve ihsan etmek suretiyle gayret gösteriyor ama.
Böyle yaparken zaten aklıyla da zikredince düşünmeye başlıyor. Düşünmeye başlıyor. Zikrediyorum ama mezhguru neden bulamıyorum zikrettiğim? Mevla'yı diyor içimden niye bu duyguları atamadın diye bir tefekküre dalıyor. Allah'ımız ikram ve ihsanle onu anıyor. O huzur içerisinde zikrederken Allah'ımız kıyamet gününde hiçbir pişmanlığın fayda vermediği günde onu kurtarmak suretiyle zikrediyor. Cenabı hakk'ın korkusu içerisinde böyle zikrediyor. Elkurgun birtahki kır rabe, Allah ise ona zatının istediği nimete kavuşturmak suretiyle zikrediyor. Çok güzel izah etmişler. Siz ve teffil işinizi Allah'a ısmarlayarak, ona güvenerek, ona dayanarak beni zikredin. Ben ise size ikramım. Yani bir İsrail ihtiyar deyince Rabbimiz o seçimde o isteklerinde, o arzularında en güzelini ve şey yapıyor Cenabı Hak ona güzel düşünceler lütf ediyor. Güzel haller ihsan ediyor. O hallerini güzelleştirmek suretiyle.
Mesela dünya kimi dünyayı ister. Kimi oku bayi ister. Kimi Mevla'yı. Mevla'yı isteme duygusunu ona ihsan eder. Kim Allah'a tam teslim olur, bağlanırsa, güvenirse, dayanırsa Allah onun her işine yeter. Siz şevk ve muhabbette beni zikredin. Ben ise sizi kendime yaklaştırmak ve vasıl kılmak suretiyle zikredeyim. Yani bana ulaşmak, bana erişmek, benimle olmak, siz Rabbımızı övmekle, onun sıfatlarıyla vasfetmekle zaten kendisini nasıl vasfetmişse öyledir. Ama ya Rahman ya Rahim ya Rabbar ya Settar gibi ondan sonra El Alim her şeyleri bilen Allah'ım bize bizden yakın olan Mevla'm diye zikredin. Allah'ımız da da mükafat vermek suretiyle. Siz tövbe ile zikredin beni, yönelin bana demiş. Ben de sizi bağışlamak suretiyle hatalarınızı, siz dua ile beni zikredin. Ben size ikram ile, biraz uzun sürdüğü için böyle okuyorum. Siz istemek suretiyle zikredin. Benden talepte bulunun.
Hayırlı taleplerde ben de onu vermek suretiyle. Bille-i rabbille siz gaflet etmeksizin zikredin. Ben de sizi sizi bağışlamak, size imkan lütfetmek suretiyle siz ne devametle? Ben ikramla. En çok bu şekilde geçiyor zaten. Niye ikram ediyor Mevlamız? Uzun olarak gitmişti. Tekrar yine aynı manaları ifade eden beyanları görüyoruz. Siz hataları terk etmek suretiyle beni zikredin. Ben size türlü türlü ikramlarda bulunmak suretiyle siz cefayı terk etmekle zikredin. Ben de sizi korumak suretiyle siz Rabbi Zülcelal'imizi tazim ilanınız. Ben de sizi tekrim ikram etmekle. Siz gönlünüz arı ve duru olarak zikredin. El kurkum bilah ben de sizi affetmek suretiyle zikredeyim. Siz sadakatle zikredin. Ben de size rızıkla sizi zikredeyim. Siz iç aleminizin temizliğiyle bir sapayı sır El kürk'ün bir halasil bir dersek bu dünyadaki şerli insanlardan koruyarak da diyebiliriz. Bir dersek iyilik ve ikram.
Bir daha artık dünyada olan uygunsuz hallerde. Değişik bir şekilde göremiyoruz. Cenabı hak şefaatlerine mazhar olsun. Çok güzel beyanlerde bulunmuşlar. Buyuruyor ki bizim yanımızda zikrin yanında dünya dünya anıldığı zaman temmütul ukde yani dünyaya yöneldiği zaman ahireti öldürür. Eğer ukbaya dönerse tam manasıyla demiyorum bunu. Yani bütün işlerini terk ederek ahirete dönerse dünyasını öldürür. Çünkü Hadis-i Şerif var. İnşallah demeye çalışırız. Mevla yanarsa temyütüddünya malukba ta aleyke bir zikrin mevla yuhsilike ilel ula. Yuhsilike ilel ula. Yuhsilike ilel ula. Yuhsilike ilel ula. Yuhsilike ilel ula. Yuhsilike ilel ula. Yuhsilike ilel ula. Yuhsilike ilel ula. Yuhsilike ilel ula. Yuhsilike ilel ula. Yuhsilike ilel ula. Yuhsilike ilel ula. Yuhsilike il dünyasını zarara uğratmış olur. Tamamen dünyaya döner de ahireti terk ederse ahiretini mahveder.
Dünyadaki işlerimizi ilahi emre muvafık bir şekilde götürmektir. Zaten şu hal olunca bu hasıl olur. Rabbimizi andığı zaman dünyada kalmaz, ukba da kalmaz. Size gereken Mevlayı anmaktır. Ta ki daha gösterilen nice nice güzelliklere ileresiniz. Gimanda yakine erersiniz. İbadette ihsana erersiniz. Ahlakta ahlakı Muhammedi bulursunuz demek istiyor. Yani her şeyi, çünkü biz bu dünyanın şartları içerisinde olduğumuz için burayı da hayırla götürebilmektir. Yine büyüklerimiz anlatıyorlar. Bir zikriyle Allah'ın zikri ile. Üns bahçesinde, ünç bahçesinde nimetlerle bahşişlenirsiniz. Bir zikrirler Allah'ın zikriyle. Yalnız zikrederken kimi zikrettiğimizi bilerek ve duygulu, düşünceli hareket ederek üns Allah ile dostluk bahçeleriniz bahçelerinde bulunursunuz demiştir.
Kaynak: Genel
Zikir Ve Tefekkürün Manevi Gücü Ve Ruh… | Mihmandar