Haydi dediğimiz başka, Mevla'mızın razı olmayacağı sözlerle meşgul olsa ne olacak? Bir yalandı, bir iftiraydı, bir kovuculuktu vesaire kötü sözler, Allah'ımız muhafaza buyursun zikretmek büyük bir nimettir. Rabbimizin onu dilimize ihsan buyurması. Geçmişte liderlerden birisi ama zalim. Şimdi neden kaybettiği araştırılıyor? Bir tanesi diyor ki, siz hiç ağzınıza Allah kelamı almıyorsunuz, diyor. O da nasıl bir sinirlenmişse Allah diyor belanı versin. İşte diyor, zikrettim ya diyor, Allah'ı andım ya diyor. İşte, anlayışlar o. Münafıklar anlatılırken ashable, Onlar Allah'ı çok az zikrederler buyuruyor. Hatırına gelirse, yoksa onunla hemhal olmuş kimse değillerdir. Olsa unutamaz zaten, duramazdı. İşte bir kervan anlatılır. Yolda giderken bir yerde konaklamışlar. Kervanın içerisinden bir tanesi devamlı Hu diyor. Kervancıbaşı demiş ki, herkes istirahat ediyor. Sen niye böyle Hu hu diyorsun?
Demiş ki, havada kuşlar, dağda giyikler, suda emekler, balıklar, Allah'a zikretçisin bütün eşya da ben durup dinleneyim, bu insanlığın şanına yaklaşmış. Şükür, bu münevver yolda bir haldir. Aynı zamanda bir de makamdır. Hal şu, hali soruyorlar. Buyuruyor ki büyüklerimizden birisi şimdi buradaydı gitti diyor O tiz değişir Bir an bakarsın uçacak gibi olur yanar yakılır taşar, dökülür. Bir de bakan tam tersi olur. Hani yanıyordun, dönüyordun. Çok güzel duygular vardı içinde. Niye böyle ters bir hale düştün? Hal bulduğu için. Yani devamlı değil. Makam ise devamlı olur. Onda hiç bozulmaz. Mesela huzurlu kimselerin yanında bulunsa da, o büyük bir neşenin içerisindedir. Diyelim halkın içerisine karıştı, yine bozulmaz Makam olmuş artık bunda. Bu makam en ziyade peygamberlerde tecelli etmiştir.
Mesela peygamberler anlatılırken şükreden bir kuldu, buyruluyor ya, Onlar her an hamd ve şükür içerisinde yaşamışlardır. Şükür ile hamd arasında ince çizgiye girmek istemiyoruz ama hamd ile şükür arasında çok büyük bir yakınlık vardır. Şükür kavramını etimolojisinden hareketle açıklamak gerekir. Zira kelimenin yapısı Arapların kullanım biçimi kavramsal anlamak şık tutmaktadır. Araplar kelimeyi hayvanın yediği yemlerin tersinin üzerinde gözükmesinden türetmişlerdir. Bundan istihare olarak Allah'ın verdiği nimetlerin kulunun dilinde övgü ve itiraf, kalbinde şehadet ve muhabbet, uzuvlarında da emirlerine itaat ve inkıyad uymak demek, olarak gözükmesi hayatına yansımasıdır. Ne güzel ifade etti bak. Tekrar layık isterseniz. Şükrü öyle bir tarif gitti ki, Allah'ın verdiği nimetlerin, mesela nedir? Sıhhat vermiş, afiyet vermiş, çoluk, çocuk, evimiz, başımız, arabamız.
Şimdi telefonlar arabadan da pahalı olacak neredeyse. Eskilere baktığımız zaman bakıyorsun yani bir işimiz dahi en güzelini saklıyor. Evimiz, barkımız olarak yediğimiz, içtiğimiz, tarife sığmaz. Allah'ımızın verdiği nimetleri sayamayız. Bu nimetlerin kulunun dilinde rövgü ve litirab Elhamdülillah diyor. Kalbinde şehadet ve muhabbet. Bak demin okuduk geçti. Ne kadar önemliymiş. Şükür kalbinde neymiş şehadet ve muhabbet. Allah'ımıza bir muhabbet hasılü. Şehadet nedir? O nimetin verilişini artık idrak ediyor. Uzuvlarında da emirlerine itaat budur. Hayatına da yansımasıdır. Şükrün beş esası vardır. Bunlar, şükredenin nimetleri verene, şükür ifadesi olarak boyun eğmesi. Çok önemli bir tarif ama. Şükredeninin nimetleri verene, kimdir nimetleri veren? Allah Celle Celalühü.