Rabbi Zülcelal'imizi anmadan gaye, gerek Allah lafzai celali gerek Tevhid La ilahe illallah Muhammedun Resulullah gerek Elhamdülillah vesaire el kör. Bunun yanında taatlerimiz, orucumuz, haccımız, zekatımız, cihadımız, tebliğimiz, başlanamazımız vesaire nikah akdimiz, ticaretimiz, beşeri münasebetlerimiz, hem evdeki hayatımız, hem komşuluk hayatımız bunun yanında kendi ülkemizde olduğu gibi ülkemizin dışındaki müminlerle de bir ünsiyet, bir dostluk, bir kardeşlik. Hep bunlardan gaye nedir? Kalbin zikredenlerle beraber olması. Bu çok mühim. Bu tabir kifayetidir. Mesela Rabbimizi anarken, namazımızı kılarken namaz ibadetin baş olduğu için bütün taatleri de içerisine alır. Namazda Mevla'yı bulmak. Bunu ne anlayacağız şimdi? Zikrimizin tam olması gerekiyor. Sarılırken vazifelerimize canı gönülden, kalpten bağlanmamız gerekiyor. Öyle dilden değil de kalpten.
Dilimiz ifade ederken gönlümüz iştirak ederse etmiyor diyelim, gayret göstereceğiz. Neden böyle olmuyor diye gayret edeceğiz. Bak bu hastalıkta bütün kardeşlerimize söylendi. Müsaabelerden, üstatlarımızın eserlerinden birer sahip olsun okuyalım düşünerek haklarını eğer kitabınız buna uygunsa çizebiliriz de, kenarına bilmiyorum kitabı kirletmeyelim o kadar, not da alırız, çok güzel esaslar. Mesela şu kelime okuyup geçiyoruz, öyle diyeyim ki. Okuduğumuz bir roman değil, bir zamanın kutbul aktabının ifadeleri var içerisinde ve Allah'ımızdan gelen ilimle ifade ediyor bunu. Ne buyuruyor? Biz hemen okuyup geçiyoruz, öyle olmaz. Üzerinde duracağız. Zikirden gaye, kalbin zikredenlerle beraber olması. Yani zikrimizi yapıyoruz ama Allah'ımız ile buluşmak. Bu gönlün hallerinden, ruhun hallerinden, sırrın hallerinden o zaman doyurulmaz.
Onunla huzur halinde bulunmasıdır Mevla-yı Zülcelal ile huzur halinde bulunmasıdır. Zikir esnasında kalbin hareketi değildir. İmam-ı Rabbani Kudsesir ruh bazı mektuplarında der ki haleti fenada ne bir başka halde şart bu olmayıp devamı istenen şey huzur-u kalbinin ve hak canibine teveccühün devamıdır. Allah'ımıza tamamen yönelmenin devamıdır. Burada perhizlerine dikkat edeceğiz. Çünkü az bir yanlışlık çok büyük yaralar açar. Ona zaten teveccühuna dönüldüğü zaman o kimse yapmaz onu. Kolay kolay yanlış bir harekette bulunmaz. Kalbin Cenabıhakk'a teveccühü ve huzura irmesidir diyor Cenabı Hak'la. Nefise tarih buyurmuş. İmam Şarani Kuddise sirruh, nefaatında der ki sadatı kiram hazaratının talim buyurdukları adabı zikir, müritlerin fütuhatı kalbiyelerine en yakın yoldan vasıl olmaları için riayet etmelerini tavsiye ettikleri şeylerdir diyor.
Bak öyle bir sürü söylüyorlar ki müritlerin fütuhatı kalbiyelerine zaten kapılar hep gönülden açılıyor. Gözün kapısı da gönülden açılıyor, kulağın da gönülden açılıyor, elinde. Mesela gönülde şimdi diyebiliriz belki hatırımıza gelir Elin nasıl Rabbımıza açılması, onda bir fethin zuhuru denirse şimdi kalp sayesinde kalp sayesinde kalpte cömertlik duygusu artık onda hall olunca böyle eliyle verme değil de eliyle verirken gönlünde bir cömertlik var. Bu oldu mu huy olur işte. Ahlakın tarifinde bunu söylemiş malumat sahibi kimselerimiz bu hususta, bunun ehli olan kimseler gönülden diyor, Gönülde yerleşmesi. Mesela tevazu yapacağız. Tevazu ederken içinde pek yok ama dıştan yapıyor. Kardeşine saygısını gösteriyor, hizmetlerinde bulunuyor ama bu gönülde olacak. Gönülde olursa çok rahat yapılır. Şimdi, fütuhat dediği çok önemli çünkü gönülden açılıyor. Mesela ne dedik biz?
Gözün dedik ibretle bakış, gönülden. Gönülün temizliği ile alakalı odur. Mesela hep diyorlar ya esrara erişmek. Zaten bunu ifade ettiği zaman Bayezid-i Bistami'ye dönüyor. O hakikatlerden konuştu da anlaşılmadı mı kendisine göre bir uygulamaya başlıyor. Yorumlara başlıyor. Olur mu bilmem falan bunlar çok yanlış düşüncelerdir. Allah'ımız korusun. Şimdi bu kalpte tühhat zuhur edince, manevi açıklık meydana gelince, gözü de esrarı seyrediyor. Neyi seyrediyor? Mesela yaratılış sırrını görüyor. Daha çok. Mesela dili açıldığı zaman, dilinden hikmetler dökülmeye başlıyor. Hikmet, artık o sırların zuhuru demektir. Büyüklerimiz bir söz söylüyorlar. Her şeyin bir cezası vardır diyorlar. Her şeyin bir cezası var. Ve ukbetul arif, Arifin çektiği en büyük sıkıntı da şu olurmuş Arif, Rabbimizi tanıma yolunda adım atan kimselerdir. İmgatahu anil zikir.
Zikrullah'tan mahrum kalmak onun en büyük cezasıdır. Çünkü artık gıdalanmış ondan gıdalanınca ayrılmaz mümkün değil. Buna biz maddi misaller verirsek o bizim gönlümüzle karıştırır. Çok hoş da değil o misaller. Hani insanın maddi olan bir tutkusu, böyle diyelim. Maddi olan bir tutkusu, böyle diyelim maddi olan bir tutkusu bir türlü onu bıraktırmıyor. Anlatırız çok hususları ama bu dediğim gibi bu meclise de yakışmaz. Üstadımızın huzuruna yakışmaz aslında. Evet, bunlar Rabbimize aşık olduğu için üstadımızda değil, o çok söylediği için. Mesela çok hacca gidenlere bahane buluyorlar. Kendisi buyuruyor ki sen diyor bak tiryakisin, Sığaranın tiryakisisin. Birisini yakıyorsun, hemen ondan sonra ikincisini yakıyorsun. Hiç bırakmıyorsun. Ben diyor Resulullah'ın aşığıyım, onun tiryakisiyim. Cenabı hakk'ın muhabbetinin tiryakisiyim.
İşte onun tiryakisi muhabbetlisi aşığı olunca her şeyin bir ukubet, bir cezası, bir sıkıntısı, bir cezası, cefası vardır ve ukubetü'l arif arifin en büyük derdi nedir? Zikir. Zikirden mahrum kalmak. Eyyub aleyhisselam anlatılır ya çok derdi bela her tarafında meydana geldi. O anda Cenabıhakk'a bir yalvarış şekli var. Diyor ki ya Rabbi, Ya Rabbi dilimle, dilimle kalbimi muhafaza et. Kalbimi muhafaza etki senin esrarını, artık nimetlerini, senin muhabbetini, onu taşıyayım, ondan mahrum olmayayım. Dilime de bir rahatsızlık verme ki seni anayım. Bu Cenabı Hak'tan kesilmekten çekinmelerindeki sebep nedir? Çekiniyor mesela bir an Allah'tan gafil olmak istemiyor. Celle Celalühü. Onlardaki bu hal Efendimizin şu Hadis-i Şerifince zuhur ediyor. Kişinin hal ve tabiatına göre, yaratılışına göre, yaratılışına göre ona ibadet ve taat kolaylaşıyor. Hep böyle Rabbimizi almayı istiyor.
Geçen birisi diyordu hep Yasin-i Şerif okumak canım istiyor diyordu. Bunun gibi işte. Ondan sonra ne diyelim, bana diyor bir huy oldu, ben fakir ve yoksuna ikram etmeyi çok istiyorum diyor. Onları düşünüyorum, onlara yardım için koşuyorum vesaire. Mesela gece ibadete ve taate bunun gibi cennet ehli olan insanlara ibadet ve taat kolaylaştırılıyor. Kökçe soruluyor, onun üzerinde durmayalım. Böyle işte kader benim takdirimde kaderde şaki ise cehennemlik ise o gerçekleşecek, sayse o. Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'a da sorulduğunda salih amele devam edin buyuruyor. Salih amele devam edin diye buyuruyorlar ve cennete ehli insanlara ibadet ve taat ne oluyor kolaylaştırılıyor. Şimdi ibadetler bir vakte bağlı. Mesela yatsı namazını hemen akşamdan sonra kılamayız. Onun içeriği ölçüleri var. Buna göre vakti geldiğinde kılarız sabah namazını öne. Mesela oruç tutacaksak belli bir vakti var onun.
Ramazan-ı Şerif'te ay görüldüğü zaman başlanıyor, görüldüğü zaman iftar ediliyor. Mesela zekatın bile, haccın bile Zilhicce ayında bunun gibi ibadet ve taatlerin nesi vardır? Bir vakti vardır. Ille zikir. Burayı ayrı mütalaa edelim. Her bir taat için vakit vardır ama zikrullah için böyle değil. Mesela aleyhissalatu vesselam Efendimiz bir deveye biniyor hemen dualar ediyorlar. Bir inişe doğru geçiyorlar o andaki bir duası var. Yataklarına giriyorlar, yatağa girerken bir duası var. Kalktıklarında bunları biz kitap yeni dünya promosyon olarak verdi. Mecmuul adap diye verdi. Buralarda görebiliriz ve diğer eserlerde de rast geliriz. Aleyhissalatü Vesselam Efendimizin adeti seniyyeleri var orada. Buna dikkat ederiz. Allah'ımızı diyor çokça anmak kalpte. Mesela dilimiz dursa bile kalp o hale gelmişse zikir içerisindedir. Şunu ben büyüklerimizden duyardım.
Nasıl olduğunu bilmiyorum, bir ziraatçı bunu çok iyi bilir. Bir etin, ekin Başak meydana geliyor. Eğer bakımı olmazsa mesela ilaçlaması vesaire ona ait neyse yapılmazsa kınacık diye duyardım. Yani o kelle diyoruz biz, o hastalanır, ondan bir fayda hasıl olmaz. Biz diyelim kalp zikrini gerçekleştirmişiz. Ruh zikirde ondan sonra yıllar geçmiş. Düşünelim artık. O zikir kaldırma bizi. Evet dilimiz sükut etse dahi kalp yattığında da zikirdedir. Mükafatını bizzat Rabbimiz veriyor Nerede? Müşahede halim, gönülde hiçbir perde kalmıyor, Allah'ımız ile mülaki o. Olanlar müstesna. Allah onların şefaatlerine mazhar kılsın. Hayatta bulunanların himmetleri üzerimizden eksik olmasın. Onlara taklit eden kimselerden de etmesin. Ve La yauful anil huduri bir halin. Hiçbir zaman o huzur hali ondan geçmiyor. Hani zikran kesira çok zikir dendiği zaman her an uyanık. Yattığında da uyanık.
Gözleri kapalı oluyor ama ruhu gündüz ne halde isek ruhu da ulvi alemlerde bulunmuş oluyor. Tekrar bunu izah etmişler. Bu Ayet celle Ali İman suresinin son sahifelerinde geçer. Es-sahible. Ayaktayken Allah'ı zikrederler denmesi diyorum. Ayakta iken zikre olan mesela biz Eles Bezminde Rabbimize söz verdik. Onun da, onun Rabbimiz olduğunu ve hiçbir zaman unutmamamız gerektiğini bu ahdin. Bunu her zaman muhafaza edeceğiz. Çünkü biz söz verdik zikir, öyle bir kelime ki Kuran-ı Kerim'e de zikir denir. Kuran-ı Kerim'e zikir denir. Ona sadakatimizi ifade etmek demektir. Ayakta zikir budur diyor bu mübarek zat. Zikre karşı vefalı olmak yani ayakta iken de hem dilimizin zikretmesi hem de bedenimizin onun emretmiş olduğu taatlerde devamlı olmaktır. Evet, oturarak zikretmekte, bir gurudiyim anil muhalefet. Allah'ımızın emrine had'le karşı çıkmamak ne emrettiyse onu baş tacı kılmaktır.
Ve ala cunubihim yanımız yataktayken de yerdeyken de diyelim alakulli cihetin her anda Rabbimizin zikriyle meşgul olmaktır. Böyle güzel bir izah getirmişler. Buna Esad Erbili Hazretlerinin izahı da şu ayaktayken, otururken, yalnız yataktayken Allah'ı zikrediniz, Allah'ı zikrediniz demeye şu izahı getirmiştir. Kıyamet hayatta da letaifleri zikirde, huden otururken de yatakta da Allah'ımızı zikirde. Hasbinallah ve ni'mel vekil. La havle vela kuvvete illa billah. Essadi Erbili Hazretleri bu izah yapmış. Kale Cafer Rahimehullahü Teala Bu konuşulanlar çok önemli bir hususlardır. Çok önemli dikkat kesilmemiz gerekiyor. Onun Rab oluşunu müşahededir. İnşallah Cenabı hak gönüllerimize bildirsin. Oturarak dini vazifelerimizi İslami emirleri yerine getirmek. Allah'ımıza olan yakınlıktır. Tekrar izah edilmiş. Bunu izah buyururken, onlar Allahü Zülcelal'i zikrederler. Hayattayken ve otururken.
Esarne. Bu Ayet-i celile ile izah ediyorlar. Her nefsin, her nefsin hayır şer, herkesin bütün kazandıkları ve davranışları üzerinde gözetici olana Allah'a baş kaldırılır mı? Bu müşriklere nasıl buyruluyor Allah'a ortak koşuyorsunuz, her nefsin hayır şer, herkesin bütün kazandıkları ve davranışları üzerinde gazeteci olan Mevla'ya karşı her halinizi gören bilen duyan sizinle beraber size şahit nazır olan Mevla'ya karşı nasıl başkaldırıyor da gaflete düşüyorsunuz buyuruyor. Hem taatleri terk etmekte hem de taat yaparken ondan gafil olma hususunda. Ve bu o den oturarak bunu izah ederken bir mücelese. Rabbimiz Celle Celalü Celle Celalü Ben beni zikredenle beraberim. İşte bir tanesi dağda kalırmış da dağda kalırmış. Demişler yalnız nasıl burada kalıyorsun? Hayır demiş ben yalnız değilim. Ben beni zikredenle beraberim buyuruyor Cenabı Hak. Evet, Eshabü.
Bu hayattayken otururken yanımızda yerdeyken Allah'ı zikretme hususunda Celle Celalühü bu ayeti celleyi, Celle'yi Nasrabadi Rahmetullah Ali Hazretleri bu ayetle izah buyuruyor ki sonra hiç kimse Allah'a itaat hususunda gerekeni yapmadığım için yazıklar olsun bana, ben gerçekten de İslam ile alay edenler arasında yer almıştım diyerek kendi kendini kınamasın. Burada dinmek istenen şu, dünyada fırsat elde iken Allah'a yönelip Celle Celalühü ona teslim olmaları ve onun en güzel hükümlerine uymaları gerektiği halde bu fırsatı kaçıranların Allah'ın varlığını Celle Celalühü birliğini ve hükümlerini tanımayan, İslam'a ilgi duyup yönelmeyen veya ona karşı düşmanlık tavırları sergileyerek ömürlerini küfür ve günahlar içinde tüketenlerin ahiretteki derin pişmanlıkları, itirafları, yakınmaları ve karşılıksız kalacak temennileri etkileyici ifadelerle yansıtılmaktadır. Tekrar izah buyuruyor.
Ruhların gıdasıdır. Nasıl ki yediğimiz yemekten içtiğimiz sular bizim bedenimize sıhhat, afiyet gıda ise ruhumuzun gıdası da Zikrullah'tır. Burada Zikrullah'ın edebine geçmeye çalışırız, vakit bulursak. Zikir Allah'a vusul ulaşma sebeplerindense de rabıtasız ve şeyhte fani olmaksızın kamil bir mürşidte yapılan zikir ulaştırıcı olmaz Hace Muhammed Hazretleri buyurmuştur. Allahu alem sadece bu şekilde geçmiş. Hace Muhammed Baki Hazretleri de olabilir, hata olmasın. Her vakit Allah'ı zikretmek lazımdır. Kalpte başka hiçbir şeye yer vermemelidir. Bunun için işte çalışmamız gerekiyor. Zikrimizi daha bir gönülden yapmak yerken, içerken, uyurken, gelirken giderken hep zikir yapmalıdır. Bunu İmam-ı Rabbani KaddeSalallahu Sırra Hazretleri buyuruyor. Bakın burada dikkat çekti bize. Her halinize demek istiyor yerken içerken uyurken gelirken, giderken.
İşimiz gücümüz onu da helal yoldan temin etme hususu ile zikri daim de olursunuz buyuruyor. Her nefis dünyadan susuz olarak gidecektir. Ancak Allahü Teala hazretlerini zikreden kullar bundan yani susuz gitmekten müstesnadır. Yani o andaki susuzluk devyaları aksa doymayacak şekilde Allah'ımız korusun, Davud-u Tai, KaddeSallallahu Sırrı buyuruyor. İmamı Gazali Rahmetullah Ali Hazretleri de ölüm anında insanda şu üç sıfattan başka hiçbir şey kalmaz. Kalbin dünya kirinden temizlenmesi, iki, kalbin Allah'ın zikriyle yakınlık kurması, üç, kalbin Rabbimizin sevgisiyle neşeye garp olması diye ifade etmiştir. Zikir Allah Resulü'nün sallallahu teala aleyhi ve sellem Hazreti Ebubekir radıyallahu anh ile hicretlerinde Sevr mağarasında Ebu Bekir-i Sıddık'a tavsiye ettiği şekilde yapılmalı. Ya Rababekir dilini üst damağına yapıştır ve Allah Allah diye buyurmuştur.
Hasan-ı Basri KuddiSalallahu Sırra Hazretleri buyuruyor. Kalbin temizlenmesi ancak dünya şehvetlerinden kaçınmakla mümkün olur. Zikre yakın olmak ise ancak çok zikir yapmakla mümkün olur. Allah sevgisi ise Celle Celalühü ancak marifetle elde edilir. Allah'ın marifeti ise daima zikir yapılmadıkça bilinemez. İmamı Gazali Rahmetullahi El-Bari Hazretleri buyuruyor. Abdülkadir Geylani efendimiz, Allah-u Teala hazretlerini zikretmek ise batıni saf, temiz kılar, insanın iç alemini nurlandırır, kötülük ve münkerlerden men eder. Yani hakkın nazargahı olan batını, yani kalbini demek istiyor, Batını kötülüklerden ve münkerlerden men eder, temizle. Bizim de maksudumuz da zaten gönül aynasını temizlemek değil midir? İki cihanın hakikatleri oradan görünsün. İşte bunun için zikir namazdan eftaldir buyurmuştur. Yoksa namaz üstün bir taattir. Namazdaki huzuru yakalayabilmek için zikir yapıyoruz.
Kalbin arınması hususunda dedi zaten. Allah'ı zikretmek hiç şüphesiz en büyük ibadettir. Burada İbni Abbas radiyallahu anhımı Hazretleri fil izah yapmış. Allah'ın sizi anması sizin konu anmanızdan daha önemlidir diye izah yapıyor. Ayet cellesinin izahında. Allah Celle Celalühu anmak geride kalan her türlü ibadetten üstündür demişlerdir. Zikrullah'ta birinci olarak riayet edeceğimiz edepler anlatılırken tövbedir. Tevbenin hakikati müridin bir kulu müridin bir kulu alakadar etmediği halde meşgul olduğu lüzumsuz işlerden, lüzumsuz sözlerden tövbe etmesidir. Bu tevbeyi layıkıyla yapmayan yine bildiği gibi aldırmadan gidenin zikrinden bir şey hasıl olmaz. Zünnun-u Mısri Rahmetullahi aleyh. Dünyayı sevdiği halde zikrin tadını aldığını iddia eden kimsenin sözüne inanmayınız buyurur. İkincisi zikir için gus etmek yahut abdest almaktır.
Bayezid-i Bistami Kudsse sirruh ne zaman zikre oturacak olsa abdest alır ve ağzını gül suyu ile yıkardı. Üçüncü olarak sükunet ve sükuttur. Bununla sıdkali tahakkuk eder. Kalp Allah Allah demekle meşgul olur. Telaffuzsuz olarak tefekkür eden. Havatır defedilir kalbe gelen yersiz duygular sonra kalbin la ilahe illallah demesine lisan da iştirak eder. Dördüncü olarak zikre başlarken şeyhinin himmet kalbiyle istimdat eder, yardımını bekler biiznillahi teala. Beşincisi bu istidadını hakikatte Nebi sallallahu aleyhi ve sellemden bilmesi icab eder. Bu hususta birkaç hadis-i şerefli tamamlayalım. Zikri murakabeyi kalbiniz için adet ittihaz ediniz. Öyle olsun ki murakabe sebebiyle tabii itikat semayı yok bilip kalbini arş-ı Azam açmış. Bu sebeple belleri bükülenler hatta büyüklerimizin su, domuz kısmında boyun kısmında kemiği diyor dışarıya çıkmış kimseler vardı. Tabii Rabbımızda olmaktadırlar.
İkinci olarak Cenabı hakk'ın niami celilesini ve ahval I ahireti tefekkür gibi bir ibadet olamaz. Allah'ımızın nimetini vermiş olduğu aza vesair alıp verdiğimiz nefes bunun gibi. Cenabı Allah buyurulmuştur ki bir kul benim zikrimle iştigal eylemesinden, benim zikrimle meşgul olmasından dolayı kendi ihtiyacının talebini unutursa ben o kuluma kendisi istemezden evvel dinham ve ihsan ederim. Elhamdülillahi rabbil alemin el Fatiha.