Sultanü'l arif'in Merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu KaddeSaluhu Sırrahü'l Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Aladdin Biçici. Değerli dinleyicilerimiz İhsan Mektebi programımızın yeni bir bölümünde sizlerle birlikteyiz. Bugün inşallah zikrin Lüzubu konulu bir sohbeti Mahmud Sami Ramazanoğlu Gadde Sallallahü Siraü'l-Aziz'in Musahabe isimli eserinin altıncı cildinden sizlerle paylaşmaya çalışacağım. Zikir manevi gıda olup yemek yemek gibidir. Bir salik zarfının vüs'ati nispetinde zikretmelidir. Fazla zikreder, kalbinde fazla ateş olursa mahzurdan salim olamaz. Her ne kadar çok lezzetini duyar ve birtakım zuhuratı da olur ise bunlara iltifat etmemelidir.
Füyuzatın mihengi yalnız şeriattır. Şeriatı sevenler ve icra edenler tarikattan feyz almış demektir. Değilse hayır. Hazreti Allah muinimiz olsun. Amin. HAKTİA'LA HAZERTİNİ AMA! Kim benim zikrimden yüz çevirirse onun hakkında dar bir geçimdir ve biz onu kıyamet gününde kör olarak haşrederiz. Artık o zaman o Rabbim beni niçin kör haşrettin? Halbuki ben hakikaten görüyordum diyecektir. Allah da şöyle buyuracak, öyle. Sana ayetlerimiz geldi desen onları unuttun. İşte bugün de öylece unutuyorsun buyurmaktadır. Ayet-i kerimeyi biraz daha açıklamak icap ederse, bir kimse benim zikrimden itiraz ederse, yüz çevirirse onun için iki türlü ceza vardır. Birisi dünyevidir ki hiç rahat yüzü görmez. Daima kasavetli olup gözü hiç doymaz. İnsanların en fakiri gibi kendini ihtiyaç içinde görür çünkü haristir. Diğeri de onun ahirette kör olarak haşredilmesidir.
O vakit der ki Ya Rabbi, burada benim için kör haşrettin? Ben dünyada kör değildim. Allahu Teala Hazretleri Ben sana Kuran'da emirlerimi bildirmiştim. İki şey emretmiştim. Biri şeriat, diğeri tarikat. Sen bunları yapmadın, dinlemedin. Benim emirlerimi görmedin. Binaenaleyh görür gözlerini kör hükmünde eyledin. Ben de seni bugünkü günde böyle yaparım. İnayetimden mahrum eder, kör olarak haşrederim. Ben size aza ve organlar veriyorum. Unutmuyorum. Siz beni niçin unuttunuz? Ben ise size her daim veli-i nimetlik ediyordum da beni niçin unutuyordunuz? Buyurur. Bütün mahlukat ve mevcudattan ala olan Rabbin Teala o zattır ki yüce mahlukatı yarattı ve azalarını müsavi kıldı. O rabbin teala yarattığı mahlukatın cümlesinin cinsi ve nevini ve efradını muayyen bir miktar üzerine tayin etti. Kendilerine layık olacak effale tevcih etti ve onlara maksatlarına ulaştıracak yolları gösterdi.
O Rabbin teala taze otları toprağın altından yeryüzüne çıkardı buyuruyor. Hak Teala Hazretleri yine esnailü billah, hiçbir şey hariç değil, hepsi onu hamdıyla tesbih eder. Fakat siz onların tesbihini anlamazsınız buyuruyor. Muhyiddin Arabi Hazretleri mevcudatı hakkı tesbih cihetinden dört kısma ayırmıştır. Cemadat, nebatat, hayvanat ve insanlar. Bu dört kısım içinde en ziyade cemadat hakkı zikrediyor. Yani hareketsiz, donuk cansız varlıklar. Zira hiçbir şeye ihtiyaç ve arzuları yoktur. Nebatat ise neşv-ü nemaya, anasırı erbaaya, dört unsura ihtiyacı olduğundan cemadata nispetle daha az zikir ve tesbih ediyorlar. Hayvanatın ise yemek, içmek vesair ihtiyacata arzuları olduğundan nebatata nispetle daha az Cenabı Hakk'ı zikrederler.