Zikir ve İlahi Muhabbetin Manevi Gücü kaydında Ruhuna hem salavat, okuyana şefaat, kim giderse icabet ümmetimdir Muhammed. Aline ashabına rahmet eyle ya Mevla, bizi de kabul eyle mahşerda sen Muhammed. İki yüz on bir ismin Nuriye Hak'tandır aslsın, Halil İbrahim neslin, Celdini ala Muhammed. Sallallahu Teala aleyhi ve sellem Efendimiz'e, Fadime Muhammed, sen vazı nasihati mümin…
Ruhuna hem salavat, okuyana şefaat, kim giderse icabet ümmetimdir Muhammed. Aline ashabına rahmet eyle ya Mevla, bizi de kabul eyle mahşerda sen Muhammed. İki yüz on bir ismin Nuriye Hak'tandır aslsın, Halil İbrahim neslin, Celdini ala Muhammed. Sallallahu Teala aleyhi ve sellem Efendimiz'e, Fadime Muhammed, sen vazı nasihati mümin olanlara menfaat verir, Mümin olanlara menfaat olup bazı hadisımız kesin olarak müminlere menfaat için bazı emir buyurdular. Hakk'a mümin olanların terazisi da bu ayet-i celîde, İlah-ı ilahiye nihayetine kadar. Müminlerin, mümini kamillerin, Hakk'a mümin olanların yanında Allah, Allah, Allah zikrin dirildiği zaman Half-i İlahiyeden Haşyapullah'tan kalbi titreyen Azamet-i İlahiyeden Halfinden Allah'ın kalbi ürperir titremeye başlar. Müminin ayarı bundan belli olur zikredildiği zaman kalbi itiraz etmeye başlar.
Tüyleri baskın sebebi ürperir, çapakla dersine o organı başka alem olur. O her insanın şahsında bir başkanı olduğu gibi, insanın içinde, kalbinde de birbirine bir türlü Rabbimiz techezgi buyurur, hadbi sil başkalaşır, hadbi cilalandırır, hadbi feyizle kavuşturur. Nietzsche Hadis-i Şerif'den, Nietzsche Ayet-i kerimeler var. Bilirsiniz Mutlak muhakkak salat fafşiyetten, münkeretten Allah kullarını Namaz'da kurtarır yani namaz kılan bir kimse de fuhşiyyet ve Münkerat olmaz lakin Allah'ın üstüne gidiyor yine Bu hususta zikir daha büyük buyuruyor Allah. Yani kalbi temizlemenin için zikir daha ekberdir. Hadis-i Şerif'le tefsir veren ayeti Nasıl şifası? Hırsı, tamağı, fukulü, adavası, keni, buğzu, riyayı, sümha'yı, hıkı içerde çıkarır Rabbim. Zikrederkene giderken hak zikri aldı mı başlar. Yani buraya dönüyorum şimdi Birçok kardeşlerimiz, Rabbimizi zikrediyor ve zikrediyoruz, Elhamdülillah.
Zikreden zümreye Rabbim bizi ilhehak buyuruyor. Bu nimete şükredin inşallah mükafatlanırız. Yani, Konya vakfı şöyle ok büyüvedim herhalde, o elli kaç bin bine kadar nüfusun içerisinden Halid-i Zülcelal bu kullarını seçerek, takdir ederek filan velinin evladı oldu demiş bize. Yani bu nimete hiç şükredilmez mi? Birçoğu zenginler var zenginlerde fakirlere dinler biz zenginliğimize şükredelim ya sizde, salaklığa şükredelim Allah fakirlere de salak lütfetmiş derler ya bize Halık-ı Zülcelal'in hem zenginlik bulut vermiş, hem sıhhatlık vermiş. Haciye sağlayan biri Kuddise sirraul Hacı Efendimize Behice Hanım annemizin bir sözü var: Ya, ya, ya, ya, ya, ya, ya, ya, ya, ya, ya, ya, ya, ya, İsa, Hazreti, Hazreti, Hazreti, Hazreti, Hazreti, Allah sizi mi pek seviyor bizi mi pek seviyor diyor.
Şahanimiz çıkıpta çıkıp ediyorlar mecburi, beni Allah çok seviyor dese benlik oluyor, Sizi çok seviyor dese yalan oluyor. Yani, kendi ol, bunuaktan çok seviyor Allah. E o zaman bir yer tercih ediyor. İyice, şu anınızın cevabını diyor, siz verin. Behice Hanım da hulahadan en büyük madde bir hanım. Pelerin fiyatları bile vardı. Onun için Hayvunnisa Hatice, Tefi olsun beyince, Makam olsun yüce, gideriz elhamdülillah diye, kaderin avukatlarda vardı. İstanbul'da Kelam-ı Telgahında zikirler yapılıyor, lağızlar veriliyor, lazım biri çıktırıyor, lağız veriyor. Vaaz verirken birisi vardı kulağına söyledi vaaz'ı. Pelere iki halife tayin edilmiş. O halifeler pelere söylüyor. O hocaya ne diyor biliyor musun? O söyleyen adam, bilmiyorum. Hocaya diyor ki ibareye iyi dikkat et. Behice Hanım burada, yani Behice Hanım'dan ibareye iyi dikkat et, diyor.
Zikir ve İlahi Muhabbetin Manevi Gücü ne anlatıyor?
Zikir ve İlahi Muhabbetin Manevi Gücü kaydında Ruhuna hem salavat, okuyana şefaat, kim giderse icabet ümmetimdir Muhammed. Aline ashabına rahmet eyle ya Mevla, bizi de kabul eyle mahşerda sen Muhammed. İki yüz on bir ismin Nuriye Hak'tandır aslsın, Halil İbrahim neslin, Celdini ala Muhammed. Sallallahu Teala aleyhi ve sellem Efendimiz'e, Fadime Muhammed, sen vazı nasihati mümin…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 16 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Kader buradan mektup şekilde yettiğinden cübde ile sallanıyor. Üstazı Hasan, Hacıs Hadi Erbili, Dudise sirruhü'l aziz onun cezvesini fiına erişmişler, bir sükunet hali gelmiş. Hiç zikrederken özünü yumaması daima üstadın haline bakarlarmış. Bir gün, aynı yerde zikredilirken daha sükunet buldu zannedilmiş. Kader böyle zikre başlayınca, Kelam-ı dergahında o Harakayı zikirle yine denize düşmüş gibi diyor, beni bir kayık üzerinden dardağık gidiyor gibi hal oldu. Beni orda bulmuşlar mest halinde. Üstat'a varmışlar efendim, Usta Efendi'nin cezvesi yenilendi, filiz hali geçti, cezbe geldi. Hayır, hayır. Üstünde bir hiçe hanım var da, Usta Efendi'ye çok taasşubu vardı o çeki giydiriyor, diyor. Bu anne diyor ki Allah'ım seni mi çok sever, bizi mi ben sever? Siz bilirsiniz, diyor. Bütün ihvanı Allah daha çok sever, diyor. Neden biliyorsunuz? Senin gibi bir babaya evlat olduğumuzu biliyor musun?
Yani senin gibi bir babaya evlat olanı Allah seviyor ki evlat etmiş diyor. Buradan bir latife olsun, gönüllerimiz açılır. Hazreti Ali radiyallahu anh efendimiz, Allah şefaatinin aynısı, Ya Ali'yi, Muhammed'i sever misin? Severim Ya Rasulallah, canım, fedakar evdi ve ümmi, bir derstir. Ya Rasulallah, annem babam tatlı canım kurban olsun sana, sevinme mi sen? Ya Ali'yi, Ya Ali'yi, buyurun. Fatıma Tazı Zöhra'yla sever misin? Ya Resulallah, Fatıma Tazı Zöhra'yla severim yalan söyleyemem, onu da severim. Ya Ali, Hasan, Hüseyin'i de sever misin? Hasan, Hüseyin'i de severim Ya Rasulallah. Yalan söyleyeyim onları da söyle, severim. Bu dört tane sevgi bir kalbin içinde nasıl başınsın yani? Sükut etmişler, kalmışlar. Sonra da cevap veremiyorlar. Ha, güzel vaazın birinde Allah'ın inayetiyle diyor, ne sorarsanız soru cevap vereceğim Allah'ın inayetiyle. Neye güveniyorsun ya Ali, derler?
Doğduğun zaman annemin bilmesini tutmadan Muhammed aleyhisselam ağzına çıktığını vermiş diyor yani, onu yenmişim, hıp dağıma kadar ben ilim bulayım diyor. Ilmin Medine'si benim diyor, Peygamberimiz şehri Ali kapısından gelen oradan yerdir. Sadakat kapısından gelen, sıddıklıyım, doğruluğun şehri benim, kapısı sıddıkyı da hazam, oradan gelsinler. Adaletin senedesi benim, kapısı olmanın fare oradan gelsinler, hayanın şehri benim, kapısı Osman-ı Zinnureyn hayadan gelen oradan gelsin buyuruyor. Allah şefaatine nail etsin ona. Bu da tam hakim olan Aliyy cevap veremeyince mahzun şekilde batmakta Zuhruf'un yanına varmışlar. Belli, üs düşüp, yani gözleri püselmiş ağlayacak gibi yedi defa etrafını kıvranırmış tavaf edermiş. Fatma'da Zübra vademisin gördün mü Azra Ali'yi? Bunun virgınlığını düzelteyim diye yedi defa etrafını tavanı, boğazına sarılıyor.
Kurban oluyor ya Ali, niye oldun da böyle sen diyor, mahkum duruyorum, yıkıldım be onu babana. Sultan-ı Enbiya Suhan sordu, şaşkına dinlerdi beni. Ne diyor dedi. Ne diyor, ne söylüyor? Allah'ı sever misin, Muhammed'i sever misin, Fatıma'da Zülfü'yı sever misin, Hasan Hüseyin'i sever misin? Hepsini de severim Ya Rasulallah dedim. Her birisini ilk önce nasıl sığdırıyorsun, o biri gelse, o biri girer dedi, bilemedim geldim. Vay Ali desendi Allah'ı sevmek aklımdandır, Muhammed'i sevmek imanımdandır. Fatımaha, Zühra'yı sevmek şehvetimdendir. Hasan, Hüseyin'i sevmek kabiliyetimdendir. Onlar severdi, senin ehli, dedi. Abıştılar hemen, aldılar. Sonra cevap vereceğim, Ya Muhammed, buyurun dedim. Allah'ı sevmek aklından, Muhammed'i sevmek dinindendir, Fatıma ta Zöhra'yı sevmek şehvetimdendir, Hasan şeyini sevmek tabiatındandım, Hazret-ı Muhammed Aleyhisselam.
Hay ya hay hay, Hüsve alının altından sen batacak gibi değildi. O nübüvvet ağacının meyvesi olan Fatıma geldi. Devamını verdi. Ancak o nübüvvet meyvesi bu surala cevap verdi. Bir günün birinde yine, günün birinde güne, ya Ali sende öyle bir fazilet var, ne var? Benden artık dört tane tanıyorum, yok üç tane. Birisi, senin kayın baban iki cihan güneşi, benim kayın babam iki cihan güneşi değil. Hem sen Fatıma ve Zehra gibi bir sultanın kocatısın. Ya Ali, senin nikahın semalarda kıyıldı. Yani Fatıma ta, Zuhrufmize küfür gönderecek, esaret inemedi, sıktı ile ağızdan göndersem oğluna ister, ama ruh farika göndersem oğluna ister. Birisine söylemedi, bizzat geldiler varmış der. Dinde utanmak olmaz, ben varıyım. Bizim Fatma'dan zührahayım, bana ver ya, aşıalar mıyım? Huzuruna vardı, yüz kırk kırmızı geçmiş böyle. Hayatından konuşmaya gibiler yok.
Benim de cesaretım vardı, konuşurum zannediyor, imkanı bulamadı. Yani içinde bir hal var, seni utandır diyor, niye konuşmuyorsun? Haya ediyorum Ya Rasulallah. Dinde bir mahsuru yoksa haya etme. Allah aşkına diyor, dinimizde İslam cininde bir mahsuru yoksa haya etmediğinde kullanılmaz. Ya Resulullah, utanırat söylüyorum Fatıma'da. Zurayı bana Allah'ın ehlini bilir misin? Allah Allah, bugün gibi şöyle Fatıma'da sokağının boyu koşup üzmek bölündü de Halil Yır Murtaza gelsen de Fatıma'yı versem diye hatırımdan geç Kızıl Fatma buraya gelmiş, homojen oğlu Halil yazmış taza gelmiş, Seni nikahla Allah'ın emri üzere alman istiyor alır mısın? Allah Allah bugün sabahla hem babam beni bir hocaya verirse Aliye Murtaza'ya verirse, yenilemedi. Yani böyle biri mi dedi? Dedi demek böyle mi gelmiş, buyurunla. Kibrili Emin derhal nazlı okunan, Allah'ın selamı var ya Muhammed.
Semada bu olan merasın yeryüzüne sirayet etmiş, sizin kalbinize ilham suratınıza gelen semada, Haliyal Murtaza'yla Bartmata Zehra'nın nikah merasımı bitti. Bitti yerde yapın, yalnız Halid Zül Celal soruyor, nikahına neyi uyanın? Muhammed kızının nikahı ne kadar ister? Yani ne isterse batma istesin, biz onu koyacağız nikahına, diyor. Suali diyorlar, diyorlar. Muhammediye Şerhi İsmail-i Hafsa Hazretleri'nin kitabında manzur-u fakirane olmuştu, elbette size görmüşüm, okumuşüm. Der ki, ben vamp, dedi. Kibiyle Emily. Geztiler ve geri geldiler. Allah'ın selamı var, Allah'ın selamı var. Cennetini, bir tane addıysak, hayır mı farzına? Soruyorlar. Gayır mısın? Hayır, bu ama hayır değilim. Ben cenneti istemiyorum. Ne istiyorsunuz?
Babam, yani ümmetinin derdine düşüp de şefaat ettiği zaman cehenneme artık olarak gidenler olursa o eteklere giderken ben de kadınlara şefaat etme cezlümiyetini erkek veya kadın şefaat hakkı eylesin Allah da hitafa boz kıysın. Gibiyle emin geliyor ve geriye lazım oluyor. Allah'ın selamı var, keskin olarak Allah seni şefaate mezun etti. Hazreti Ali'yi armuyacak. Allah şefaatinin aynısın yani biz Behice Hanım'dan bir misal olarak yani hepsi Peygamberimizin fazileti Fatıma tez, zuhura gibi bir hıza müteahınız değildi, diyor. Sadece Peygamberimizin kızı, iki cihan güneşi gibi bir Muhammed'in damasısın, diyor yine fazilet ediyor diye anlarsınız. Behice Hanım'da diyor ki, üstat Allah sizi mi çok sever, bizim mi? Sen bilirsin diyor, bizi çok severmiş kimsenin gibi bir fırtulu ahpala bizi evlat edin, helal edin diyor.
Oynayanlar, Veysel elinden, dört köşe yedi çıktığından olan din arkadaşlarımız, Harikız Zülcelal bizi çok severmiş de, Hadis-i Sami Seyyi, Hud bir sultanı biz evlat etmiş, e tam dedik. Allah hikmetinden, teveccüh huyundan ayırmasın yüce Allah'ı. Mevzuumuzu şöyle alıyoruz, harika Zülcelalımız, Harika Zülcelal zikredildi mi? Allah, Allah, Allah, anladın mı? Müminik kamillerin kalbi haşyapullah'tan, Hıffi ilahiden titremeye başlar.
Böyle anılınca kalbi titremeyen, kalbe hırs gelmeyen, seherle boynunu yutup de gözünden yaş gütmeyen, Allah'a, Allah'a ihtiyacını bilmeyen, başka birisi haphishaneden bir zahmetten, bir borçtan kurtulup, kurtulunca teşekkür ederim, teşekkür ederim deyip de Allah kendini, kendini efendim anne ile baba arasından olan bir damla çıkınca bütün vücudu yıkamayınca temiz olmayan bir sudan halk etmekle ana rahminden kurtarıp, dışarıya çıkarıp, anne değil, daima üç gün üst üste süt yesem, bir dalga süt gelmez, memesine. Yavru yok çünkü. Yavrula geldiği zaman yani o yedili süt et olur diye incelen de bakın. Doktorlar İmamı arsalar, sizin içinde et yok ama yedin ve didalara ete tahrir eder, süt. Çocuk da zirveye geldiği gün üç gün üst üste et gelirsen annesine, makinelere vur istersen etin içinde bir damla süt yok.
Annesinin memeleri, memeleri sütle dola, Allah'ın kudret musluğundan gıyrunun altına geri ana kana sütle doyurur. Bizi süt devrinden de geçiren, ananın elinde mahkum, beşinde içinde kalmış ve böyle asıl vermiş, fikir vermiş, iman vermiş, insan vermiş, imtihan vermiş. Bunlara birçok şut isterken, şudunu bilemeyip de bu şükrü takdir etmeyip de Allah'ın zikretmeyen insanlar, ne kadar gafil insanlar, Allah cümlemizi gafletten vursa korkarsan, onun için zikredildiği zaman haşyetullah'tan kalbi titreyenler, hatta mümin olanlar bunlar mevzu duyusu verirseniz iyi olur. Hafız-ı Zülcelal'nın ayeti celilesi okundu mu, terstir olundu mu, iman ziya derleşir. Efendim, iman ziya derliği kabul eder mi? Kabul eder. Haştane olmayı kabul eder. Bir iki olsun, iman tek olur. İmanın kuvveti, imanın ziyası, imanın üzerindeki olan yakin kuvvetleşir. Daha anlamaya çalışacağız. Allah'ın Resulü.
Kuran-ı Kerim okunuldu ve o da tefsir edildi mi iman riyazalaşır, onun ziya'sı kuvvetleşir. Birkaç müsaade ister birini vereyim. Sıddık'ı Azam imanıyla diyor Peygamberimiz şimdiki bulunan zamanında ya Kıyamet sokana kadar ne kadar ehli imam gelecekse onun imanıyla Sıddık'ydı Azam'ın imanı terazının iki gözüne korursa elbette Sıddık'nın imanı daha ağır gelir, böyle rüyadanaşır. İstanbul'da Eren köyünde razı vererek geçen hatırdası için konuşturuyorlardı, imanın ziyadalığından bir misal daha hatırıma geldi. Orada konuşmuştum, burada da konuşayım. Biz eskiden biz yokuş yakardık, elektriklerimiz yoktu. Oraya biraz isporta dökeriz, bir de kibrit çalan, oradaki bor iyice ısındı mı? Isındıktan sonra puntasına basmaya başlarız innesini kontrol eder. Basar tene, basar tene, basar tene, suya ufak ufak tel tene pencerelerden dışarıya başlayacak kadar ziyası kuvvetleşiyor.
Yani müminin imanı da zikrederkene ayetler okunurken de ziya dalaşa, ziya dalaşa taşıyor, pencerelerden dışarıya çıkıyor. Bizim imanımız da pencerelerden dışarıya çıkıyor mı acaba? Peki kontrol edelim, çıkmış mı? Yani hepimizin eline terazi vereyim, kendimizi dağıttın. İmanımız, imanımız kudretli mi geliyor, sahih mi geliyor? İman, içeride estağfirullah eden terakki ve sadaka Allah'ım azim. İman kalpte kökünü attı da, kökü keman tuttu mu dalları semaya doğru yani gözlere doğru, kulaklara doğru, ağızlara doğru, ellere doğru böyle yükselmeye başlar, fış katına. İmanın ziyası da bu nispetler. Bakma, löküs yapıyorduk, löküs yaptık mı pencerelerden dışarıya vuruyordu. İman kalpten sıkıştırmeye başladı da gözüne geldiyse gözün semaya baktığı mum gibi ağlar. Ne alayıyor? Dileksiz durulan Allah'ım diye ibret gelmiş göze.
İbret gelmeyen gözün sahibi içeride iman zayıf, nefis kök sardı da dışarıya vurdu mu oranın Reis-i Cumhur'u, efendim huzurdan haşa imansız olduğu zaman kalpte oturan gözün gelin sırtına namusuna düşen, yani buraya iman daha yetişememiş, filizini oraya atamamış, ziyası dışarıya çıkmamış, anlıyorum şimdi. Demek kulağımıza doğru geldi mi, kula geldi mi iman dışarıya fışkırdın mı, kula ve dinlediğin bütün mevcudat Allah'ın zikrettiğini bilir. Tire varır dinle, tren baştan, fettah, fettah der. Ondan sonra yolu açılır, hatta ismi de zaten yolunu aç, yolunu aç diyor tren. Ondan sonra yola devam ettim ve Allah Allah Allah Allah Allah demeye başlıyor. Şuraya vuruyorsun, Hakk hak diyor, altındaysa imanı buraya gelen adama Hakk, Hakk, dedi. Yani Hakk, Hakk diyor. Virüsamızla, Niğde oturuyor, Delod an bir sevdalanmış, aşık olduğuna türkü söylüyor.
Al elmanın eşini, yitirdin ben eşimi, yalnız yapamadım, gönder gelimi diyor. Zaten bırröm durumdalar. Ne anlıyorsun kuzum diyor, üstadım diyor, türkü çağırıyor, Ne türkü çağırıyor, bir de oğlum diyor. İman kulağı dolmuştur, yani endişel yapıştırmış. Al elmanın beşini diyor, beş vakit namazı al kabul et. Tevhidi erkanıyla, farzıyla, vadibiler, sünnetiyle, kıl kabul et diyor, görmüyor musun adam diyor. Bitirdim ben eşimi diyor, rızamı bitirdim Ya Rabbi, hangi amelin içinde kuduracaksın diyor. Arayıyor, görmüyor musun adam diyor. Yalnız yapamadım, kabirde yalnız nasıl yapıyor? Ailemi, evimi, barmı, her şeyi mi bıraktın yok mu, yarabbim sokuyorsun oraya, nasıl yapıyor? Gönder gelsin eşimi, iman yeşimiş gönder diyor, görmüyor mu diyor. Hazreti ulemalarından vakfın tevhidi gibi olan Hazreti Suf Efendi Hazretleri, El-Kaudî nur olsun pederimin yanına gelmişti.
Bugün değirmende yattım, Şahfendi Bibi, yalnız tahammül edemedim ve uyuyamadım, suyu dinledim diyor, değirmene dökülen su. Hu, hu, sabahlara kadar hu çekiyor, biraz dedim bazı yandı ölüyordum diyor. Çünkü, Talakabl'da hadis olarak geçirmiş, Hasbin Hadis-i Elfer demiş. Böyle her tarafı ulema hadisatını Allah şefaatine nail etsin. Onunla yapamadım, gönderdim, taşa diyor. Daşa baktım ki diyor, ah bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak bak ilimi yetiştiremedim kalbimi uydurdum oraya diyor.
Kalbim tahammülsuz oldu çatlayacağını diyor. Onu da bırakayım bağının başkasına bakayım. Oraya gene döken diyor bir alet var. Hem O diyor tapçuk ediyor, gene dökülüyor. Baktım onu i̇kimiz derdimi diziyor. İmanın kulağına gelmiş çünkü Bunu dinledim diyor, bununla sabah oldu diyor. Bak kulağına iman gelenler böyle oluyor. Bizim kulağımızda evlerimizdeki rabriyeyi dinlemekle, dıştaki kavkunbet dinlemekle, madeyanı dinlemekle geçiyorsa, iman kusura bakmak, lahana kadar gelmemiş. Orada iman, hakır, kilim, sadr, kanaat, tevekkül, tevasul, erkanı devleti İslam'dan kurulduysa her şubeye emir, öz vilayetine, ev vilayetine hayat kendini bilirsin. Yerin haram tutuyor, sanatında hile yapıyorsa içerideki beis-i cumhur şeytan oluyor o zaman. Yerin hile yapamıyor da Allah'tan korkuyor, titremeye başlanıyorsa korkma içerinde Mehman-i Kamil oturuyor Elhamdülillah ve kendini kendin gireceksin.
Gözün gelin zırhından namusuna doğru akıyorsa, içinde kusura bakma başvekili nefs-i emmare, deyis-i cumhur-u şeytan oturuyor. Yok, gözüm bakınca onu muhafaza ile bakıyor, o namusu muhafaza ile bakıyor da acıyor Allah. Komünistler elinde boyun eğ Rabbi, şu namussuzluk çınlatma diye gözüne ağıt geliyor da böyle oluyorsa, içerine iman girmiş, iman yerleşmiş, hırs almış, iman oturuyor, baş vekili olan akılda yanına almış, orada ilim, sabır, kanaat, tevekkül, tevazu ve bakanlar olarak oturmuşlar, idare ediyorlar vücudu ama biz iki Hocam yarı yarıya benzemiyor. Bazı geceleyin gibi oluyor, bazı da böyle oluyor. Bazı harama bakıyor, bazı Allah'ın kudretine bakıyor. Öyleyse Kıbrıs'a benziyor, makalyas oturuyor bir tarafında, bir tarafında da bilmem ne gibi ise bunun ismini attığında değil, bir tarafta İslam oturuyor her hafta. Yani huylaşamamışlar, kendine geçmemiş daha buranın salahı geldi.
Hak-ı zatı için zaten büyük iştahsı Hadi Es'ad-i Erbili Hazretleri tarikata ihtiyat esrarı günler Bismillah ayeti kerimesi ile evvela şeriat sanıyan tarikat Allah'ın kullarına kullarıma vacip oldu. Dün hac mürevvere bir yol demek. Tefsiri-i Kerim'den anlaşıldığına göre Ayet-i Celilenin manasını kutlu cihanımız babamın ticaret namazı da bu Ayet-i Celile yazmış. Oradan görmüştüm, Mansuru fakirhanem olmuştu. Yani evvela şeriat, saniyen, tarikat. İman bir çek, iman bir. Şeytan var düşmanı, nefis var düşmanı. İki kessek bir taşa bela olduğundan, Ramıtaya devam etsinler bir Evliyaullah'a her vezsinler de, yetiş ya hiç tas deyince yetişecek bir kul ve cana ihsan etsinler de iki taş iki kessek bir taşa bela olmasın şeytanın karşısına kulpu cihan dikesin daima tarikat böyle vacip oldu. Allah kim ve Uluhaniyelerinden bizleri ayırma Ya Rabbi. Çok muhterem kardeşim.
Her insan bir veliye tabi olmayı arzu eder ve arzu edip tabi olan kimseleri zannediyorum etrafımızı. Bu mecliste söz söylemeyi haya ederim ama böyle mecliste bir daha elime geçmez ki konuşabileceğim. Hep istidatlı insanlar gelmiş, Bizim mağaza çoktan beri paslanmış, efendim yoksullar tutmuş örümcekler ölmüştü. Müşteriler ne oldu şimdi? Her biri bir şey istiyor kimisi gazete Elbette dil durmadan konuşmayı arzu eder burada. Her an Allah'ın hazinesi olur, kendi lütfeder o halde. Kendinden bildiği zaman derhal durur o halde. Onun için bugün, Hristiyanlar çok, hak-ı zat için lazım gelen şeyleri konuşmaya gayret edelim. Allah'ımız muvaffak bil-haydisin inşallah. İnsaf arzu ediyor. Üstad buna diyor ki sen beş vakit namazlı kaza et, üve istiğfar oku. İstiğfar oku, orucun kazası varsa yap, o gıybet varsa halalar, kendine bir muhatteme ders olarak kabul et bunu.
Bu ders değil, dersi alman için çalış. Bu saatte çalışın. Çalışıyor, çalışıyor, çalışıyor, çalışıyor, varıyor. Diyor ki şimdi diyor bir istihare hakkın var, yedi gün yatman lazım akşam yatsıdan sonra gusül versin gusül abdestiyle iki rekat hak kızart için namaz lazım. Namazdan sonra başın gün batıya, ayağın gün doğuya kabirde yatmış gibi sağ tarafına, kıbleye karşı her su, hususat için istihara sünnettir bunu yaparsın. Yedi gün onu yapan ve numara atarsın birinci rüyam, ikinci rüyam, üçüncü iletirsin huzura, yahut o huzura iletmezsen onun şubeleri olan ilk efendiye iletirsin. O da aynı dersi verir, Allah aynı reçeteyi verir. Dört köşe, yedi yıkımdan ne kadar elektrik varsa fabrika şimdi, Konya'da ne kadar elektrik yanıyorsa onun, onun fabrikası tektir. Belki kendi içinden daha güzel yalanlar var.
Yani kendi içindeki yanamdan daha teşkilatlı, avazelerine de koymuş, özel, özel yalanlar var. Üstad-ı Allah'ın kalbinin çarkının dönmesiyle her memlekete bir dilek dikmiş, o dilekten çeki verdin de evine taktın mı gülmesini düzelttığın zaman sırbadan yanar. O direğe sarılıp buradan olayım sana diyemeyeceğim. Onun fabrikası var, fabrikaya Muhammed'in talip. Fabrika, devasa buradan olayım cereyana sen yeme. O cereyanı halk eden Halık'ı celana yalvar. Yani onu halk eden, o aleti, o fikri yok canım herif afaza çıkarıyor, arşı ağzıma çıkarmak isteniyor. Alem diliyle yapan diyor, hiç diyor cehennemde yanar mı? Nasıl yanmaz iman etmeyen kafirin? Hepsi yanar cehennemde. Ancak iman şartındandır onun. İman şartındandır. Onun aklına küçücük bir hikmet veriverseydi zekası küçücük bozulsaydı, görünmeden başka bir şeye yaramaz insan. Yemin kudret Allah'ındır. Hemenler vefat etme.
Eğer hiç kimse şurda kibir edemez. Yani ben hafızım diyen, Amr yapamaz. Bir felç veriyorlar, biri başlar tribün selfie gibi gelmeye. Hiç konuştuğu duyulmaz. Halid'e Zülcelal o kullesi kulleniyor yani. Şurada efendim, külli eynebbiyeler daha keyifler koymuşlar, fırıl fırıl dönüp sözü alıyor. Hepimiz yani taaccübını, hiç taaccübüme gitmiyor. Dini taaccübuna gitmiyor. Onu hamd eden, Hafız-ı Zülcelal var o bunu hamd eden. Ne taaccübüme gitsin? Hem bir hafızı koy bakalım. Hafızın kalbi satıp karnı alıp vermeyle memur bir şeyi var burada, bir kalbi var. Onun üstünde küçücük bir Süheyl dahi bir yavru var. Gözün bebesi, bebeğe zarar kara, bunun üzerine şerit gibi altı bin altı yüz altmış altı ayeti, hıfz ya da mı hafız mı daha kıymetliyım, senin keyfi mi daha kıymetli?
Elbette o havuzun kalbinin hangi şeridinde kıldan ince olan bir şerri de Kuran'ı sarmışsın, o da hafız Taha edersen derhal okur, sürahiüs'le de oku dersen o olur. Şerrin de hazır, senin gibi fırfır fırfır gönderirim de başını ayağımla getirmez. Hepsinin başı, hepsinin başı Allah'ın kudretindendir. Bunu evvelden de mi koy, ya bunu konuşturanlar hep sisliğimiz bizle hiç alaka yok. Habibaten evvelden bellemiş, okumuş ve bunu söyleyin diye hazırlanmış iş değil bu. Aklımızın lütfunu o sizden başka yer yine size gidiyor. Açıldığın günü aşkına eşhedü. Kelimesiyle cümlemize husma akmeler tevf-i Geylani. Kardeşlarımızdan arzilen var da biz buraya zorla sokulmak istiyor, bizi çekiyorum başka tarafı konuşturuyorum. Bırak bizi biraz kendimize, biz arzu eden insanların derslerinden konuşalım. Teyfe de anlıyor, dinlediği zaman dersindeki müşkilatı bilsin.
Ama istidatlı, kabiliyetli insanlar gelmiş, şuradan da konuşsak, buradan da kalbimizi o yönde çekiyor, bu yönde çekiyor, konuşamıyoruz. Bizi bırakın biraz, kendisiyimize, bir izle, ordan konuşalım. Dersini, istiharaları tamam çıktı da, birisine düzgün o halife mi, ders değiştiren insan mı? Hiç kimse halife olarak kendine süs veremez. Çünkü halife demek, halife demek Hadi Sami Efendi Hazretleri temsil etmek. Ona benzeyen bir insan görebiliyor musun da halife olsun? Ancak ders değiştirebiliyorum böyle başka bir şey yapamıyoruz. Hiç kimseye irşada imkanımız olmuyor. Ancak o gece birisinin rüyasına giriyor, bize gönderiyor diyor ki Efendi bir onu tembih etti dersinizi veriyor. Yapan da o bir izle. O mu yapıyor? Allah'ın kudretini yapıyor. Allah'ın kudretini yapıyor.
Yani birisi ma'rif'te bilim yaşlınsa kendisi ortada ikisi de kırk kırk can verirkene can verirkene ikisinin sekeratına da yetişemeyen Mürşid-i Kamil olamaz, diyor. Mutlaka yetişecek. Mutlaka yetişecek. Kabirde su ağına yetişemezse Mürşid-i Kamil olamaz. Kabir de mutlaka su ağırlıkta yetişecek. Nasıl yetişecek efendim? Burda ortada geldi, ma'rif de, meşrık da, ikisiyle de alakalı bizim kazık köyünden Ramazan amca vefat ediyor geçen başında birçok arkadaşlar var can kuluma yaklaşmış lan böyle toplanıyor. Çekilin, çekilin efendi yastıkları geliyor, çekilin diyor. Çekindiler diyor. Diyorum efendim, Bunu ben böyle olarak kabul ederim, recrime uyarım. Yani sizin aklınıza sığınmanın için başka dairdeler söyleyen kitap onu söyleyeyim. Harika Zülcelal hukuk bu cihanı sevdiği için onun suratında iki melaike emrediyor.
Aynı surlarda diyorum, gidin efendinin evlatları ölüyor şeytana şeytan musallat olmasın meleklere vazife giriyor Allah onun namına melekler varıyor geçiyor şeytana yanılmaya şehadet oku diyor başlıyor şehadet Ondan sonra kalbine giriyor kabirde mülke Nekil melekleri geldiği zaman Rabbüke'nin teberredi'yi de Rabbüke'yi de Rabbüke'yi de Rabbüke'yi de Rabbüke'yi de Rabb'ı de Rabb'ı de Rabb'ı de Rabb'ı de Rabb'ı de Rabb'ı de Rabb'ı de Rabb'ı de Rabb'ı de Rabb'ı de Rabb'ı de Rabb'ı de Rabb'ı de Rabb'ı de Rabb'ı de Rabb'ı de Rabb'ı de Rabb'ı de benim deyip öyle parmağı ile kendini gösteriyor. O zaman Rabbimiz o kutlu cihanı yetiştilerek yahut onun namına bir melaikeyi göndererek Rabbim Allah, lebin lehamme, Rıdvan Beytullah diye haber veriyor, haber veriyor, vurduruyor. Bunu üstadım ağzından dinlememize kulağıma yemin ederim o zaman.
Yani dedik ki bir gün yakışık tarifındaki hastanın biri de kabre girdikten sonra orada vuku bulan müşidin alakası. Onu tekmil-i süluk edip evliyayı dene kadar çalışacak ve evliya edecek. Nakşibendi Hazretleri Muhammed ibn Muhammed Bahaiddiniz Nakşibendi iveysi iveysi ibubarikutse Sirebu'l-Aziz Hazretleri üç şey istedi Allah'tan. Üçünde kabul etti Hedef Risalesinde neler var ya, birisi de buydu onun. Yani ahirete irtihal eden evlatlarım kamil olmadan ödüyorlar. Haberlerinde onları veli olarak yetiştireyim Ya Rabbi. Halligatım kıyamete kadar baki olsun Ya Rabbi. Ben vefat ettiğim zaman, harfien vefat ettiği zaman, etrafındaki şu kadar değil ile şefaatları dokunsun Ya Rabbi. Üçünüze kabul ettim, diyor. Efendim, Irras Şeria Hacı Şaban Efendi'nin evinde olduğunu zannediyorum. Şah Efendimiz'i hastaladılar dedi.
Hacı Esved Efendimiz dedi, dayısının da bize gitti, yanındaydım biraz daha yükler vardı. Dışarıda olduğu halde kabile murakaba ile dayısının ve taiflerde değiştirerek Burakaba'ya, ondan sonra veli mertebesine çıkardı. Ben şairliyim dediler. Cesetteki olan bir müşir ruhu böyle inşa ederse ruh ruhu nasıl irşad etmez? Buyurunlar yani ruh ruhu nasıl irşad etmez? Allah şefaatlerini nail et Yarabbim.