Zikir ve İbadet Yoluyla Rızaya Ulaşmak kaydında Cenab-ı Hakk'a vasıl kılan dört tane esas var. Birisi sohbet, ikincisi zikir, üçüncüsü murakabe, dördüncüsü müşahede. Zikir üzerinde duruyoruz. Zikir, Sihir bin Abdullah ed-Düseri Hazretleri, Rahmetullah Ali, Sühile şeyh, Melik, Bu zata soruldu. Efendim zikir nedir? Zikir ettaa, taattir, ibadettir. Çünkü zikrin anlamı çok geniş. Zikir,…
Cenab-ı Hakk'a vasıl kılan dört tane esas var. Birisi sohbet, ikincisi zikir, üçüncüsü murakabe, dördüncüsü müşahede. Zikir üzerinde duruyoruz. Zikir, Sihir bin Abdullah ed-Düseri Hazretleri, Rahmetullah Ali, Sühile şeyh, Melik, Bu zata soruldu. Efendim zikir nedir? Zikir ettaa, taattir, ibadettir. Çünkü zikrin anlamı çok geniş. Zikir, Cenab-ı Hakk'ı hatırlatan her şey zikirdir. İmam-ı Rabbani Hazretleri, kalpte sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor zikri daim devamlı zikir hususunda zikri daim dendiği zaman insan hiç dışarı çıkmayacak. Evinde olsun, mescitte olsun, hangiahta olsun, dergahta olsun, diyelim dağın başında böyle daracık bir mekan olsun, ne olursa olsun. Bu değil, diyor. İnsanın dünyevi işlerini, geçimini, rızkını helal yoldan temin etmesi zikirdir, diyor. Çalışıyor, gayret gösteriyor. Hiçbir anı boş değil. Bir defasında Beytullah'ı taar gidiyorlar.
Birisi bir kimseye şahit oluyor. Beytullah'ın tokalarından tutmuş. O tokalar, o örtüyü böyle muhafaza eden onu bağlıyorlar, örtüyü oraya bağlıyorlar. Onlara yapışmış şakır şakır ağlıyor. Şöyle diyor ki Allah'ım, bu ne aşık bir insanmış. Nasıl da gözyaşı döküyor. Şöyle gönül alemine nazar edince dünyalık için ağladığına şahit oluyor. Sonra Mina'ya geliyor. Eskiden Mina çok kalabalık olurdu. Birçok izdihamlar, ölenler, kalanlar orada pek çoktu. Sonra elhamdülillah yollarını ayırdılar, çok güzel tespit ettiler. Şimdi rahat. Biiznillahi teala. Orada bir kimse alışveriş yapıyor ama şöyle sağından soluna, solundan sağına dönecek vah diyor. Alıyor, veriyor, alıyor, veriyor, kendi kendine diyor ki bu dünyaya ne kadar düşkün bir insan. Öyle der demez, o kimse bunu söyleyene dönüyor. Diyor ki beni Beytullah'ın halkalarına yapışıp da dünyalık için hüngür hüngür ağlayana benzetme.
Bizim zahirimiz insanlarla, batınımız Allah ile. Letaiflerde bize Evrad-ı Ezkar veriliyor. Dıştan şu kadar okuyacaksın, içten şu kadar okuyacaksın. Artık bunu okuyanın haline göre değişiyor ve bunu ehli olan soruyor. Diyor ki açıktan dediğinde mi haz, lezzet alıyorsun içten dediğinde mi? Eğer derse ki dıştan dediğim daha huzurlu oluyor, ona artık onun ilahi bakışlarına göre ilahi ferasetine göre değişiyor. Beş yüz artıralım, diyor. Yok eğer içtenirse o içten okuma da kalp Allah diyecek de kul hakkı duyacak, o şekilde değil. O kalbin böyle insan koştuğu zaman veya heyecanlandığında öyle bir vuruyor ki küt böyle yanındaki sanki işitecek gibi süratle vuruyor. Bu vuruşudur işte. Bundan dolayı işte kalbimde çok büyük bıçak saplanır gibi oldu, iğneyle ne bileyim delinir gibi oldu. Çok büyük bir sıkıntım var. İşte bunda sıkıntı olmaz. Bu bıçak gibi saplanmadan neden?
Huzur gelir, gözüne yaş gelir. Şimdi bunu bilmeyince doktora müracaat edilir, değil. Bu bir huzur verir. Zamiend Hazretleri'ne sorulunca buyuruyor ki kötü ahlak kesiliyor. O yandığında, battığında bıçak saplanır gibi olduğunda eğer zahiri bir hastalık olsa üstünden tır geçmiş gibi olur. Öyle bir ecel teri döker ki ecel teri döker, bambaşka bir sıkıntıya gelir. Bunda yok. Bunda kalbine füyuzat-ı ilahiye iner dert, aşk, muhabbet meydana gelir. İlahi dert meydana gelir. Buyuruluyor ki kötü ahlak kesiliyor. Bunu artık tarif eder. Kalben durduğunda Cenab-ı Hakk'ın yüce kudretini tefekkür eder. Artık bu, o kimsenin haline göre değişir. Yani birinin hali bir diğerine benzemez. Çünkü Cenab-ı Hakk'ın tecellisi, ta Adem aleyhisselam'dan bu zamana kadar ayrıdır. Herkese tecelli farklıdır. Buyuruluyor, Cenab-ı Hak bütün aleme tecellide bulunur ama sıddık-ı azama hususi tecellide bulunur, buyuruyor.
Zikir ve İbadet Yoluyla Rızaya Ulaşmak ne anlatıyor?
Zikir ve İbadet Yoluyla Rızaya Ulaşmak kaydında Cenab-ı Hakk'a vasıl kılan dört tane esas var. Birisi sohbet, ikincisi zikir, üçüncüsü murakabe, dördüncüsü müşahede. Zikir üzerinde duruyoruz. Zikir, Sihir bin Abdullah ed-Düseri Hazretleri, Rahmetullah Ali, Sühile şeyh, Melik, Bu zata soruldu. Efendim zikir nedir? Zikir ettaa, taattir, ibadettir. Çünkü zikrin anlamı çok geniş. Zikir,…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 11 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Ne kadar hamdetse gaz, Halık-ı arz u semaya eyleriz hamdu sena, Ahmed-i Muhtar-ı kıldığı aleme nuri Huda, Halık-ı kevn ü mekanın insü can peygamberi Ahmed-ü Muhammed cümle piran, nakşide sıddıy-ı ekber, hace gane pişuva. Bir salikin gönlüne inen füyuzat-ı ilahiye sıddık-ı azam gibi Kuran-ı Kerim'de ikinin ikincisi es-A'rafle seniyyesin neyni izvhu mafil var, ila ahir la es-Sraballahülazim buyurulan sıddık-ı azam bu çeşmenin başı. Oradan geliyor. Aslında rabıta söz buraya gelmişken murakıb etmek. Şöyle düşünelim, biz işte evimizde çeşmelerdir, nedir? Oradan su alıyoruz. O aldığımız su depodaki sudur. Depodaki su kaynaktan gelen sudur. Yani bizim bu çeşmeden doldurduğumuz o musluktan su, kaynaktan farklı değil ama biz kaynağa ulaşamadığımız için bu vasıtayla es-Saidübille vebetavu ileyhilüvesile, Ayet-i celleler üzerinde çok derin düşünelim. Nüzul sebeplerini bilelim.
Kuran'ı kelimelerin anlamlarını bilelim. Fesahat ve belaatı bilelim. Beyan ve bedieyi bilelim. Kastedilen manayı Kuran-ı Azimüşşan'da o ayet-i celilenin, sahife içerisindeki bütünlüğü, cüz içerisinde bütünlüğü, Kuran-ı Azimüşşan içerisindeki bütünlüğünü tefekkür ederek düşünecek olursak, Cenab-ı Hak, ey iman edenler bak ilk gireceğimiz kapı nedir? İman. Kelime-i tevhid. Onunla giriyoruz, iteguullah, Cenab-ı Hak'tan hakkıyla korkun diye buyuruyor. Daha vesileye gelmiyoruz. Vebetevvu arayınız. Elvesilete. Cenabı Hakk'a kavuşmak için vesile arayın. İşte Zikrullah diyoruz. Cenabı Hakk'a kavuşmak için en büyük vesile bu. Herhalde biz İstanbul'a yaya gidecek değiliz. Atla merkeple de gidecek değiliz. Sonra motorlu taşıtlar vasıtalarla yerine göre hava yoluyla gireceğiz. Biz yolda yaya kalmamalıyız.
Allah'ımıza vuslatta kavuşmakta öyle bir yol izletiyorlar ki bize, o mukaddime dersi aldığımız sanki, bir şöyle diyelim, normal vasıtalarla gidiş gibi, normal vasıtalar. İstiharemiz güzel çıkarsa biri bir diğerinden daha güzel bir şekilde, kabulümüz için çünkü sünnettir, ölüm tefekkürü ve rabıta. Ne yapıyor ölüm tefekkürü? Kalbimize hazır bir hale getiriyor rabıta için. Çünkü rabıta da füyuzat-ı ilahiye inecek. Şimdi biraz yağmur yağar gibi oldu. İnşallah devamını Cenab-ı Hak salihler hürmetine lütfetsin. Bakıyorsunuz pek tesir etmiyor. Ama bahçe işlenmiş ise onun derinliklerine kadar yağmur işliyor. Eğer gönlümüz ölüm tefekkürüyle halledilecek olursa füyuzat-ı ilahiye rabıta sayesinde biiznillahi teala kalbin derinliklerine iniyor. O zaman yanıyor, o zaman batıyor. Bu sebeple buyruluyor ki aman ha, rabıtayı daha çok ihtiyar edin, seçin. Çünkü asıl gelişme ona bağlı.
Biz meyvelerin gübresini veriyoruz. Ondan sonra belki ilaçlamazsın. Toprağı vesaire, toprağı dinlendirmemiz de var, havalandıracağız o toprağı. Neyse bu ziraatçıların bileceği iş. Bunları yapacağız ama güneş en önemlidir. O meyvenin yetişmesi için en önemli olan nedir? Güneştir. Aynen rabıta gönlümüzün Cenabı hakk'ın muhabbetine, habibinin sevgisine ve mukarrebun olmamıza, Rabbımızla ünsiyete, dostluğa, münip, tamamen Rabbimize dönüşünü sağlayacak olan rabıtay-ı şerife'dir. Bunun kolay şekli var mı? Her zaman dediğim bir daha söylesem ne olur? Güzel olan her zaman güzeldir. Bir de insan gençken almış olduğu bilgi, mermerek yazılan yazı gibi buyuruyor. Allah'ımıza hamd olsun, şükrediyorum, mürşid-i kamilimizin huzurunda bulundum. Esirgemediler. O bizim bir mahallemiz var. Oradan ismini söyleyebilirim, kimse de tanıyamaz. İsmail Efendi diye çünkü altmış seneyi belki geçti.
Bir ders tarif etti. Esad erbili Hazretleri'nin Mektubat'ta bir ders tarifi var, orayı okuyalım. Orada bunu şifahen haber verdiğim gibi buyuruyor. Kalemle de anlatıyorum diye orada bir ölüm tefekküruru, rabıtanın anlatılış şekli var. Burayı okuyalım. Bunlar bize çok faydalı. Üstadımız diyor ya ölüm fikrinden yorulma, diyor. İnan gönülle huzur verir. Hazreti Osman radıyallahu anh Efendimiz dünya endişesi kalbe karanlık, böyle bir sıkıntı verir. Ahiret düşüncesi huzur verir, buyuruyor. Bizim gideceğimiz yer. Bizim daimi kalacağımız bir yer. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem cennetlere böyle müşahede edip cennetleri görünce ayrılmak istemedi. Dediler ya Resulallah, müddetiniz var. O dünyada da cennetteydi, o ayrı. O bize yol gösteriyor. Yoksa Allah'ın dostları için şu dünyada o ilahi cenneti yaşamayacak olsa durmazlar. Allah'ımız onlara müşahedeleri gösteriyor, cennetü'l müşahedeleri.
Onun için o çıkmak istemez. Bulunduğu mekanda cenneti yaşıyor. Biz mevzuyu dağıtmadan, o kimseye öyle bir ders tarif etti. Artık o kaza namazını tarif etti. Sonra nafile namazların kılınacağı vakti anlattı. Zaten bu ilmihal kitaplarında var. Bilhassa Ömer Nasuhi Bilmen Hocamızın ilmihal kitabını diyanetin de öyle. Çok güzel çıktığını duyuyorum. Biz çünkü daha başka eserler okuduğumuzda onlara pek eğilemiyoruz. Okul dönemimizde olabilir. Çok güzel anlatır yani bileceğiz mutlaka. Dini meseleleri bilmemiz lazım. Bunları öğretti. Ölüm tefekkürünü rabıtayı anlatırken buyurdu ki yirmi dakikadan aşağı yapmayın. Şimdi bunun kalbi tahammül edebilir mi? Çünkü bunun hiç kötü alışkanlığı yoktu zaten. Sonra kafasında dünyevi meşgaleler de yok. Tek düşüncesi Mevla. Büyüklerimiz anlatılırken endişeleri Mevla'dır. Hem mühu lillahi teala. Çalışmaları da Mevla, her şeyleri Mevla.
İşte bunu diyoruz ya gizli bir mekanda oturup kalacak değil İmam-ı Rabbani Hazretleri dünyevi işlerinizle helal kazancı niyetiyle çalışırsanız zikrullah diye buyuruyor. İşte bu yönünü çok iyi takip etmemiz lazım. Böyle insan tek hırka, tek lokma derler ya o değil. Bizim dinimiz ruhbanlık dini değildir, cihat dinidir. Çok yanlış değerlendiririz. Eğer bir devlet reisi adaletle hükmederse dervişliğin en yüksek zirvesindedir o. Eğer bir aile reisi ailesini, çoluğunu, çocuğunu İslami edeple yetiştirecek olursa dervişliğin en üst tabakasındadır. Mesair hususlarda. İşte artık biz böyle bir yolu seçtik, salihandan olduk deyip de her şeyi terk etmek değil. Hacasın Efendi, kalpte Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri, kendisini her zaman hatırlatıyor hayırlı hallerde. İşte büyük insan olunca öyle oluyor. Böyle yaşını başını kalmış bir tabisine diyor ki dünya işleriyle meşgul ol.
Dükkanında çalıştırıyor, ev de rahat ediyor. Artık anlayın nasıl rahat ettiği ve çalışıyor. Çünkü öyle bir İslam'ın esaslarını biliyor ki, Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz kişinin öyle günahları olur. Ne hac ile ne umre ile ne gaza ile laf olunmaz. Ama rızkım helal olsun diye çalışır, çabalar, yorulur, tellerin içine gömülür, Allah'ımız bağışlar. Biiznillahi teala. Küçük günahları affolun. Bizim ipek hocamız Rahmetullahi aleyh şunu anlattı. Ben dedi kürsüye çıksam kırk beş dakikayı çok kolay doldurur. Başlarım esteaizübillah, bismillahirrahmanirrahim. Bütün cümle olarak diyeyim, oradaki kelime de diyeyim. Bağ harfinin üzerinde dursam bizim dedelerimizde olduğu gibi üç sene mana veriyor o bayiye, bayi ilsak ol. Bu lasaka, fiilinden lasaka yapışma manasına. Bir müridin de anlamı zanktır. Arası bozulan insanların arasını düzelten ilahi bir zanktır.
İnsanlar arası sevgiyi ve muhabbeti temin eden bir zamptır. Ailesiyle, akrabasıyla bağı koparan değil o bağı kuran ilahi bir zamptır. Gönlünü Cenab-ı Hakk'a bağlamak suretiyle ilahi bir zamktır. Rabbimizle kul arasındaki alakadır. Fakat çoluğum çocuğum helal lokma yesin. Çünkü evladın bozulmasının sebebi haram lokmadır. Diyor İmam-ı Azam için annesi eğer diyor Numan, Rahmetullahi aleyh, o derenin getirmiş olduğu elmadan şöyle bir dişini geçirip de onun suyu dişinin dibine o etlere isabet etmeseydi bir gün de hafız olurdu diyor. Nereden nereye geliyoruz? Dediler. Bunu kıyas edelim günümüze. Neden böyle oluyor? Biz neden düzelemiyoruz? Neden sözlerimiz tesir etmiyor? Biz neden böyle olduk? Sebepler hep ortada. Demek ki aldığımız evrak ve ezkarda, dıştan okuduğumuz, eğer haz duyuyorsa onu çoğaltıyoruz. Yoksa yine hazzımız, lezzetimiz içten demektense onu çoğaltıyoruz.
Yüce kudreti tefekkür ediyoruz. İnsanın haline göre de değişiyor. Bu anda kalbin üç hali oluyor. Yanıyor, batıyor, vuruyor. Sonra da sükun halini alıyor. Bunu bir yaşasak deriz ki biz dünyada yaşamamışız. Dünyayı şunu diyeceğim ama bu bile manalı. Nasihat Hocamızın haydan gelir boğuya gider dediği bu. Demek. Allah'tan geldik, Allah'a gideceğiz demek. Hayat veren Cenab-ı Hak'tan her şeyin zikrinin yapıldığı hu ismi celaline kavuşacağız demek hu. Bu galet şekli. İnsanlarımızın böyle avam tiplerin anladığı tarz. Hayat böyle getiriyor. Şimdi eski köye yeni adet getirmeyin. Demek ki mi? Bizim eski köyün de yeni köyün de adeti Rabbimizin Kuran'ıdır, Resulü'nün sünnetidir. Evliyaullah'ın atmış olduğu adımlar onu takiptir. Mehmed Akif ne kadar güzel söyler yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol mu, diyor. Allah'ın Kitab'ıdır bizim yolumuz, diyor. Resulü'nün sünnetidir.
Ben başka bilmiyorum, diyor. Başka da olmaz zaten. Yetmiş iki yıl o batıl yolları takip edenlerin biliyorsunuz sonları ne hale geldi. Bunu anlatmakla bitiremeyiz. Mahroldu, mahvoldu, yok oldular. Halkına zulümden, gözyaşından, kandan başka bir şey getirmediler. Ama Rabbimizin emrine uyanların hayatı, asr-ı saadet hayatı oldu. Onlar kendi menfaatlerini hiç düşünmeden isar, başkasını başkasını kendilerine tercih etmek suretiyle Ashab-ı Güzi'nin hayatını yaşadılar. Zikrullah dendiği zaman artık kalbin ihyası, bütün vücudun küfürden, şirkten, nifaktan, büyük günahtan, küçük günahtan, masivadan kurtulması demektir. Veladette doğum hadisesinde iki husus anlatılır. Birisi insanın normal anne ve babadan dünyaya gelmesi. İkinci bir doğuş var ki kendinden çıkmasıdır. Ne demek bu? Zahirden batına solumgah çıkıyor.
Sonra fidan diyorlar, alıyorlar pazarlardan işte elma fidanı alıyorlar, armut fidanı alıyorlar, şeftali alıyorlar. Ben mesai ceviz fidanları. O fidandan bir gaye var, bir maksat var. Ceviz fidanı ise ondan çeyiz. Çünkü tam mevsimi şimdi, cevizler indiriliyor. O da meyvesidir. Hani burada taat dindiği zaman ibadet dindiği zaman gaye ondaki ihlası çıkarabilmektir. Ondaki Rabbimizi görür gibi taat ihsanı eldeebilmektir. Daha çok gönlümüzün huzura erdiği itminan halidir, itminan okuduğumuz zaman görürüz, huzur halidir. Efendim taatten maksat ihlastır. Sırf Allah için yapmak. Çünkü Cenab-ı Hakk'ın kabul ettiği taat, ihlasla yapılan taattir. Buna çok güzel misal vermiş. Ali Haydar Efendi, Rahmetullah Ali, ziyaretine üstadımız etrafı ile vardığından Sami Efendi Hazretleri göndermişler. Buyurmuş ki sizin taatiniz kabul oldu ziyaretiniz, demiş.
Sebebi de ben size öyle bir ücret veremem, bir maddi yardımda bulunamam ve rütbe de takamam. Ve İhlas hususunda bir Ayet celle okuyor, Esselamü'l-Um ve iflasa bir mana veriyor. Hiç unutamayız, vermiş olduğu bu misal. Buyuruyor ki bir koyundur, daha çok koyun. Ondan süt sağıyoruz. Böyle bayağı da o bakraçtır, neyse. O kabı doldurma noktasına geliyor. Ondan sonra bir damla o koyunun memesinden kan o kaba düşüyor. Olduğu gibi berbatiler buyuruyor. Yaptığımız ibadet ve taate şeytanın riya kanı, gösteriş kanı, kendini beğenme ucub kanı, yaptığı taati başkasına duyurmaktan haz duyma süma kanı. Eğer ulaşacak olursa kabul olmaz, diyor. En önemli olan bu. İşte o aldığımız dersteki kalbin yanması, batması, vurması hep bu ihlası temindir. Öyle olduğu zaman ihlaslı olur zaten ve biz bu anda bazı gözümüze acayip haller de görünüyor. Kendimizi sanki melekut aleminde gibi görüyoruz.
Daha başka alemlerde, gözlerimize nurlar görünüyor. Sağdan, soldan, önden, arkadan sesler duyuyoruz. Bunda ne yapacağız? Bunda iki tane ölçümüz var. Birisi Hasbunallahu ve ni'mel vekil, la havle vela kuvvete illa billah dediğimize simsiyah kesiliyorsa bu Rahmani değildir. Yok eğer nur gibi alıyorsa yapacağımız nedir? İşte ben kimsenin erişemeyeceği makama irdim demeyeceğiz. Acaba bununla ben buna kapılıp da ilahi rızadan mahrum mu olacağım diye gözyaşını sular gibi çağlatmamız gerekir. Ve bu esnada bu gibi hallerde yapacağımız dinimizin emirlerinde zerre kadar taviz vermeyeceğiz, dikkat edeceğiz. Bunu Sami Efendi Hazretleri musabeleri de çok güzel işlemiş. Şöyle buyuruyor, su üstünde yürüme ve havada uçma gibi denir. Eğer diyor bunlar verilir de şer'i şerife dinimizin emirlerine uyulmazsa bu diyor haraplıktır. Yok hiçbir böyle haller yaşamıyor kişi ama dinimizin emrine uyuyor.
Bundan havb ve keder de etmeyiz. O çizgi de Rabbamızın rızası olacak. Dinimizin emirlerine riayet olacak. O emirlerde de ihlas, onu buyurdu zaten. İhlas nedir deyince müşahede buyruluyor. Müşahedeyi ancak şu şekilde ifade edebiliyoruz, gördüğümüz kadarıyla biiznillahi teala, nuru da gönül gözleriyle görmektir. Ama ne güzel olur o zaman imanı kuvvetleşir. Öyle bir var mı? Gece sağa üçten sonra kılınan namaz değil yatsıdan sonra kılınan namaz. Teheccüd maması gecenin üçte ikisi geçtikten sonra. Yapıyorum bunları. Zekat, hem veriyorum hem de bol bol sadakalar. Haccın, netin fiyatı buyuruyor. Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz semenü'l-cenne la ilahe ırak ve ruzamız sensin ya Rabbi, hükmü de Sana veririz. Diyelim kırk senelik bir salik. Evladının da evladının olmasa bile torunun düğününü yaparken ne mevlit var ne Kuran-ı Kerim var ne ilahi gönle aşk veren ilahiler var, İsyan. Ne oldu şimdi?
Ne oldu? Ne olacak? Allah korusun olur. Bundan dolayı cennete giriş ibadet ve taatteki rıza iledir. İşte ehlullah'ın yanıp yakıldığı budur. Zikrullahı yapmasının asıl sebebi de budur. Velhamdülillahi rabbil alemin el-Fatiha.
Kaynak: Genel
Zikir ve İbadet Yoluyla Rızaya Ulaşmak | Mihmandar