Merhabalar sevgili dostlarımız. İhsan Mektebi programlısın yeni bir bölümünde sizlerle birlikteyiz tekrar. Bu bölümde sizlere bu sahabe serimizin üçüncü cildinde yer alan zekat konulu sohbeti aktarmaya çalışacağım. Zekat, lügatta nema ve ziyade manasınadır. Mali olan bu ibadete zekat denilmesi zekatı veren kimsenin malının çoğalmasından ve ahirette ecir ve sevaba vesile olmasından dolayıdır. Hakikaten malının zekatını veren fukaraya muavenet ve yardımdan geri durmayan ihsan ve hayır ehlinin malının arttığı herkesçe müsellem açık bir hakikattir. Bir fakirin gönlü hoşnut edilerek yapılacak hayrın muhakkaktır ki Cenabı Hak azze ve celle mükafatını, ivazını verir. Nitekim, Rızkınızdan sizin infak ettiğiniz şeyin bedelini Allahutaala hem dünyada hem de ahirette yaratır. İnfak olunan şeyin halefini yerine koyar, halefsiz bırakmaz, buyrulmuştur.
Fukara hakkını esirgeyip vermeyen cimri kimselerin malı, umulmadık afet ve zararlara düçar olduğu ve bazen de tamamen mahvolduğu görülmektedir. Zekatta bir temizlik vardır. Bir servetin içinde fukara hakkı bulunursa bu hak o mal için adeta manevi bir lekedir. Habibim servet sahiplerinin mallarından zekat al. Zekat onların mallarını temizler, vicdanlarını arıtır, buyrulmuştur. Örfi şer'i de havlini tamamlayan yani üzerinden bir sene geçen nisaba baliğ mala malik olan kimsenin malından kırkta birini fukaraya zekat olarak vermesi üzerine farzdır. Zenginlerin mallarında fukaranın hakkı vardır. İsteyen gerek saili nakil olsun, gerekse iffetinden dolayı istemeyen fakir olsun hakları vardır. Onların mallarında isteyenin ve kemali iffetinden dolayı dilencilik etmeyen yoksulunda bir hakkı vardır, Ayet-i Celilesi sarihtir.
Bütün dinlerde ebna'yı cinsine karşı yardım ve teavün emri olduğu gibi bizim ali olan dinimiz dini Mübin-i İslam'da bu teavün ve bu vecibeye pek yüksek ve müstesna bir mevki bahşederek zekatı farz kılmıştır ki hiçbir dinde bu husustaki ulviyet ve fazilet bu derecede tezahür etmemiştir. Kuran-ı Kerim'in müteaddit yerlerinde namaza mukarin olarak zikredilmiştir. Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, buyrulmuştur. Bu zekat Vecibe-i Emri Celil'i Sadri İslam'dan bu ana kadar ümmeti Muhammed'in temiz vicdanında yaşayan bir emri dinidir. Binayı İslam'ın beş şartından üçüncü rüknüdür. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem İslam'ın beş şartını açıklarken şöyle buyurmuştur. Ve i'tauz zeka ve'l-haccu ve savmu Ramazan. Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın Resulü olduğuna şehadet etmek. Namaz kılmak, zekat vermek, hacca gitmek, Ramazan orucu tutmak.
ZEKATIN FARZIYETİNDEKİ HİKMET Zekat sosyal bir yardımdır. Gerek bu cemiyet içindeki muhtaç fakir olan fertlere ve gerekse dinin ve vatanın müdafaa ve muhafazası için İslam askerlerine yardım etmek de dini bir vecibedir. Zekat emrinin ahlak üzerinde de güzel bir tesiri vardır. Cimri ve tutucu olan kimselere mecburi bir emir olmayıp da ihtiyari olsaydı seçme hakkı verilseydi verdiği ve içtimai yardım ve ihsan hususunda pek ağır davranarak belki de nasihatlere ve teşvikatı lazımede bulunulsa da o kadar tesiri haiz olmazdı. Fakat zekatın cebri emri ilahi ile fariza kılınması cimriyi de ifa-ı vazifeye davetle yardım ve ihsana alıştırmaya bir vesile de teşkil etmektedir. Keza zekatın bir özelliği de servet sahiplerinin nail nimeti ilahiyeye karşı edayi şükür ve Muhammedetine de bir vesiledir ve hamdedilmesine de bir vesiledir. Gerek zekat ve gerekse sadakanın pek çok fazileti vardır.