Merhabalar sevgili dostlarımız. İhsan Mektebi programımızın yeni bir bölümünde sizlerle birlikteyiz tekrar. Bu bölümde sizlere musahabe serimizin üçüncü cildinde zekat konulu sohbetle inşallah birlikte olacağız. Zekat Arapçada malın artıp çoğalması manasınadır. Çünkü maldan zekatı çıkarıp vermek malda bereket celbine, nefsin cömertlik faziletiyle donanmasına sebep olur. Zekatın bir manası da taharettir. Zira zekat malı habasetten, nefsi de pintilikten temizler. Zekatta tezkiye, tezkiyede de nema ve artma manası vardır. Zira zekat malın dünyada halef, ukbada sevap cihetinden artmasına sebep olur. Nitekim Allahü Teala Her neyi hayra harcarsanız Allah onun arkasından karşılığını verir buyuruyor. Zekatın taharet manasıyla ilgili olarak Allahü Teala Hem de tarafımızdan bir merhamet ve günahlardan temizlik verdik, buyurmaktadır.
Tathir manasıyla ilgili olarak da Onların mallarından bir zekat al ki onunla kendilerini temize çıkarmış, mallarına bereket vermiş olasın, buyrulmuştur. Zekata kulun ubudiyette sadakatini göstermesi bakımından sadaka da denilmiştir. Nitekim denilmiştir ki kim zekatı vermezse Allah onu hıfzı maldan mahrum eder. Kim sadaka vermezse Allah onu afiyetten mahrum bırakır. Kim de öşrü vermezse Allah onu toprağın bereketinden uzaklaştırır. Kim duayı bırakırsa Allah da ona icabeti bırakır. Kim namazda tembellik gösterirse Allah da ona ölüm anında La ilahe illallah Muhammedun Resulullah kelime-i tevhidini söyleme kolaylığı göstermez. Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem Zekatını vermeyen hiçbir kavim yoktur ki Allah Teala yağmuru ondan men etmiş olmasın. Yani zekatını vermeyen bir topluma Allah yağmur vermez, diyor. Zekat ve Sosyal Adalet.
O kimseler ki onlar altınla gümüşü cem ederler de biriktirirler de o biriktirdikleri altın ve gümüşü Allahutaala yoluna sarf etmezler. Onlar için acıtıcı azabı onlara müjdele. O günde ki cimrilerin biriktirip sakladıkları altın ve gümüş cehennem ateşinde kızdırılıp alınları, yanları ve arkaları onunla dağlanacağını hatırlasınlar Ve onlar hakkında denilir ki şu sizin nefsiniz için cem ettiğiniz malınızın azabıdır. İşte şu malın gıdasını tadınız. Düstur icapınca herkes ameline göre ceza alır. Zekatını vermeyen kimseler isteyen birisi geldiğinde evvela yüzünü çevirir. İsteyen kişi ısrar ederse yanına döner. Daha ısrar ederse arkasını döner. İşte zekat vermekten yüz çeviren kimsenin bu yüz çevirme durumuna göre yüzlerini, yanlarını ve arkalarını döndürüp de zekatını vermedikleri o paraları cehennem ateşinde kızartılır, vücutları dağlanarak ashap edilir.
Karun muhakkak Musa Aleyhisselam kavminden olduğu halde onlar üzerine isyanla tekebbür etti. Biz Karun'a hazinelerden o kadar çok mal verdik ki o hazinelerin anahtarlarını kuvvet sahibi olan bir cemaatin götürmesi ağır geliyordu. Rivayete göre kırk katır yükü anahtarı vardı. İşte o zaman da Karun'un kavmi Karun'a ey Karun malına mağrur olup ferahlanma. Zira Allahutaala ferahlananları, şımaranları sevmez. Ey Karun, Allah'ın sana verdiği nimetle sen ahiret evini talep et. Emelini büsbütün dünyaya hasretme. Belki dünya nimetini ahiret nimetine sebep kıl ve Allah'ın verdiği nimeti rızasının hilafına sarf ile nefsini melaeye koyma, tehlikeye atma ve dünyadan son nasibin olan kefeni unutma ve Allah'ın sana ihsan ettiği gibi sen de kullarına ihsan et. Malına mağrur olup yeryüzünde fesat arama. Zira Allahutaala fesatçıları sevmez diye birçok müessir nasihatte bulundular.
Karun, Musa Aleyhisselam'ın amcazadesiydi ve Tevrat'ı çok okurdu. İnsanlar arasında alim Fazıl olduğu halde Musa Aleyhisselam'a münafıklık ederdi. Fakat sonra nifakını gizlemedi, akıbet ısrar etti. Allahutaala Hazretleri firavunu suya garga edip de Beni İsrail onun şerrinden selamete çıkınca Harun Aleyhisselam Beni İsrail'in kurbanlarına nazır tayin oldu. Kurban etmek isteyen kimseler kurbanlarını getirir, Harun aleyhisselam da kurbanı muayyen olan mahalle kor, semadan bir ateşin nazil olup o kurbanı yakması o kurbanın kabulüne delil olurdu. Karun buna haset etti. Musa aleyhisselama dedi ki, sende bir risalet var. Biraderinde kurban riyaseti var. Bende bir şey yok. Ben bunu çekemem. Bana da bir riyaset verilmedi demekle hasedini ortaya koydu. Onun kibri, gururu, azamet ve hasedi Cenabı hakk'ın kendine bahşettiği servetine bina indi.
Hazreti Musa Aleyhisselam da biraderime riyaseti ben vermedim, Allahutaala verdi deyince Karun Allahutaala'nın verdiğine bir alamet göster dedi. Onun üzerine vahyi ilahi geldi. Musa Aleyhisselam eşraftan kırk kişinin asalarıyla birlikte ibadet ettikleri kaya altına gelmelerini emretti. Karun ve Harun aleyhisselam asalarıyla geldiler. Sabaha kadar kaya altında beklediler. Sabah olunca Harun Aleyhisselam'ın badem ağacından asası yeşil yaprak vermiş olduğu halde görüldü. Musa Aleyhisselam da Karun'a işte alamet buna ne dersin dediğinde Karun bu senin sihrindir diyerek nifakını ortaya koydu. Kendisine tabi olanlarla birlikte Musa Aleyhisselam'dan ayrıldı. Açıktan azgınlığa başladı. Fukarayı istihfafa ve zulmetmeye başladı. Musa Aleyhisselam nasihat ettiyse de kibri gururu her tarafını kapladığından nasihatlere asla kulak asmadı. Akıbet, gururu helakine sebep oldu.
Karun'a insaf gelmeyince biz Karun'u ve hanesini beraber yere batırdık. Karun'u biz yere batırınca Cenabı Allah'ın gayrı Karun'a yardım eden bir cemaat bulunmadı. Bir aneli Karun yardım görenlerden olmadı. Değerli dinleyicilerimiz, İhsan Mektebi programımızın bugünkü bölümünde Musahabe serimizin üçüncü cildinde yer alan zekat bahsinden bir bölümü sizlerle paylaşmaya çalıştım. Bir sonraki programımızda Karun'la ilgili bu ayeti kerimenin tefsirine dair sohbetle inşallah tekrar birlikte olacağız.