Sultanü'l-Arif'in Merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu KaddeSaluhu Sırrahü'l-Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Seslendiren Aladdin Biçici. İhsan Mektebi programımızın yeni bir bölümünde sizlerle birlikteyiz hazretine içerim. Mahmut Sami Ramazanoğlu Gaddisallahu Sirahü'l azizin Hz. Yusuf Aleyhisselam isimli eseriyle Yusuf Suresi tefsiriyle inşallah bu bölümümüze devam ediyoruz. Yine sizlere bazı ayet-i kerimelerin tefsirini aktarmaya çalışıyorum. Beş. Ayet-i kerimede kalmıştık. Babası Yakup Aleyhisselam dedi ki Oğulcuğum rüyanı biraderlerine anlatma, sonra sana bir tuzak kurarlar. Çünkü şeytan insanın apaçık bir düşmanıdır.
Evet Yusuf Aleyhisselam babasına gördüğü bir rüyayı anlatmıştı. Bundan önceki bölümümüzde zikretmiştim ayet-i kerimeler ışığında ve babası Yakup Aleyhisselam böyle cevap vermişti oğluna. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuşlardır. Altı zümre vardır ki bunlar hesaba çekilmeden ateşe girerler. Onlar kimlerdir Ya Resulallah diye sual edildiğinde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem birincisi benden sonra gelip de zulmeden idareciler, ikincisi kavmiyet davasında bulunan Araplar, üçüncüsü Mütekebbir, dehkanlar yani ateşperestlerin köylerinin reisleri, dördüncüsü hıyanet eden ticaret erbabı, beşincisi cehalette inat eden köylüler ve altıncısı haset eden alimler. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz şöyle buyurmuştur üç şey vardır ki bütün günahların kaynağıdırlar. Bunlardan muhakkak sakınınız. Birincisi kibirdir.
İblis'i Adem'e secde etmemeye sevk eden şey kibirdir. İkincisi hırstır. Adem'i yasak ağaçtan yemeye sevk eden hırstır. Üçüncüsü hasettir. Adem'in iki oğlunun birbiriyle kıtal edip dövüşüp kardeşini öldürmesine sebep hasettir. Asmayı anlatıyor Yüz yirmi yaşa ulaşmış bir arabiyi gördüm. Ömrünün bu kadar uzun olmasının hikmeti nedir dedim. Elhamdülillah hasedi terk ettim dedi. Bazı asarda varit olmuştur ki bazı eserlerde zikredilmiştir ki bir kulun ameli beşinci kat semaya kadar yükselir güneş gibi parlar. Haset meleği der ki ben haset meleğim, Bu ameli götürüp sahibinin yüzüne çarpınız. Çünkü o hasetçidir, ameli buradan öteye gidemez. Şunlar hasetçinin alametlerindendir. Haset ettiği kimseyle karşı karşıya geldiği vakit ona yaltaklanır. Ondan ayrılınca gıybetini yapar. Başına bir musibet geldiği vakit etrafını rahatsız eder, şamata eder, herkese ilan eder.
Haset nefsin mezmum, yerilmiş ahlakındandır. Tevhid ve ezkara çok devam etmek suretiyle bunların izalesine çalışmak lazımdır. Allah'ın asarına ve işaretlerine ve ihtarlarına dikkat edip uyanmak ve bu illetten kurtulmaya çalışmak bir vecibedir. Şunu bilmelidir ki ilimde ve ahlakta vesair fazilet sıfatlarında insanların makam ve mertebelerinin farklı olması onlar için bir rahmettir. İnsanların makam ve mertebelerinin farklı farklı olması ise aziz ve alim olan Allah'ın ezelde takdiri ile olmuştur. Hased eden kimse lisan-ı haliyle Allah şu nimeti buna layık olmayan şu kimseye verdi demek suretiyle Allah'ı itham etmek gürümlü işler. Allah zalimlerin iftiralarından beridir. Allahü Teala Nisa Suresi elli dört. Ayeti kerimede Allah'ın insanlara fazlından verdiklerine mi haset ediyorlar hitabıyla haset edenleri kitabında zemmetmiştir. Fakat gıpta öğülmüştür Sevgili Nevicer.
Kalpten haset illetini söküp atmak ubudiyetin hakikatlerindendir. Bazı hukema demişlerdir ki hikmet ehli haset eden kimse beş vecihten yani beş yönden Rabbine itiraz etmiş olur. Birincisi Cenabı Hakk'ın kendi nimetini bir başkasında izhar eylemesine buğz etmiş olur. İkincisi Rab Teala'nın taksimine rıza göstermeyip taksimini böyle değil de şöyle yapsaydı diye itiraz etmiş olur. Üçüncüsü Allah fazlını dilediğine verir. O kimse ise Allah'ın fazlına buhul yani cimrilik izhar eylemiş olur. Dördüncüsü Allah'ın bir veli kuluna ihsan ettiği nimetin ondan zail olmasını istemek suretiyle onun perişan olmasını istemiş olur. Beşincisi düşmanı olan iblise yardım etmiş olur. Bilesin ki haset edersen hasedin düşmanına değil kendine geçer. Bu halindeyken kendi halinin hakikatine bir vakıf olsan kendini başkasını taşlayan fakat attığı taş dönüp kendi gözünü kör eden bir kimse sıfatında görürsün.
Hem de evvela sağ gözünü çıkarır. Bu ise kendi gazabını yani öfkeni artırmaktan başka bir şeye yaramaz bir şeye yaramaz. Eğer bu huyunda devam edersen kuvvetlenir. O kuvvetiyle taşı daha fazla kuvvetle atar. Bu defa sol gözünü de çıkarır. Bu daha fazla öfkeni artırır. Sonra dönüp tekrar bir taş daha atar, bu taşta da başını yararsın. Haset ettiğin kimse ise bütün bu tehlikelerden masumdur, korunmuştur. Eğer o haset etmiyorsa. Haset eden kimsenin bu halini gören düşmanları ona güler. Haset eden kimsenin hali budur. Bu, şeytanın insanı maskara etmesinin açık bir misal Bütün bunlardan dolayı Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Sakın haset etmeyiniz. Çünkü haset ateşin odunu yiyip bitirdiği gibi hasenatı iyilikleri yer bitirir buyurmuşlardır. Sana rüya tabirine ait ilim verecek.
Sana da Yakup hanedanına da nimetlerini daha evvelden atalarını İbrahim ve İshak'a tamamladığı gibi tamamlayacaktır. Şüphesiz ki Rabbin her şeyi bilendir, tam bir hüküm ve hikmet sahibidir. .And olsun ki Yusuf'un ve biraderlerinin haberlerinde soranlar için nice ibretler vardır. Evet Yusuf kıssasında Allah'ın azamet-i şanına ve kudreti kahiresine ve hikmeti bahiresine onların kıssasını soranlardan her bir kimse için birçok ayetler ibretler vardır. Yani apaçık hikmetine ve kahredici her şeye hakim olan kudretine ve yüce şanına bu surede ibretler ve işaretler var. Yakup'un büyük oğulları küçük kardeşleri Yusuf'a hep beraber tuzak kurup yapacaklarını yaptılar. Gayeleri Yusuf'u zelil etmekti. Allah ise Yusuf'u seçti. Ona nübüvvet ve saltanat verdi, kardeşlerini de ona boyun eğdirdi, hükmü altına soktu. Yusuf'a haset etmelerinde hileleri kendi başlarına geçti.
Bu ise Allah'ın hikmeti bahiresi ve kudreti kahiresine apaçık bir delildir. Yahuda Robbil ve Şemun kardeşlerinin hatta babasının ve anasının Yusuf'a secde-i ihtiram saygı secdesi etmelerini çekemeyip Cenabı hakk'ın kısa ettiği vechile anlattığı üzere Hani o kardeşleri şöyle demişlerdi Yusuf'la biraderi babasının yanında mutlaka bizden daha sevgilidir. Halbuki biz birbirimizi destekleyen kuvvetli bir cemaatiz. Babamız herhalde açık bir yanlışlık içindedir. Arifler demişlerdir ki Yakup, Yusuf'un rüyasından sonra onun külli bir istidada sahip olduğunu görünce onun babasına ve dedesine varis olacağını anladı ve onu daha fazla sevmeye başladı. Yakup onu her saat bağrına basıp severdi, kendini alamazdı. Bu durum kardeşlerinin hasetlerini artırdı, onları bir tuzak kurmaya sevk etti.
Yakub'un Yusuf'u sevmekle ileri gitmesi üzerinde denilmiştir ki kalbinde onu daha fazla sevdiği için Cenabı Hak müptela kılmak murat etmiştir ki bela ağır basıp da o muhabbetin yerini muhabbet-i ilahiye alsın. Çünkü bu durum muhabbet-i ilahiyenin gayretine dokunmuştu. Muhakkak ki sultanı muhabbet memleketinde şerik kabul etmez. Cemal ve kemal hakikatte Allah'a mahsustur. Hiçbir kimsenin onu masiva ile perdelemeye hakkı yoktur. Peder için evlat sevgisinden büyük fitne ve tuzak olmaz. Görmez misin ki Nuh Aleyhisselam kafirlere Rabbim yeryüzünde yurt tutacak kafirleri bırakma. Eğer onları bırakırsan kullarını saptırırlar ve kafirden başka bir şey doğurmazlar diye beddua etmiş. Allah cümle kafirleri tufanda boğarak helak etmiş. Bu Nuh'un kalbinde hiçbir üzüntü meydana getirmemiş.
Oğlu da gark olunca boğulunca sabredemeyip sayha ederek yani feryat ederek Rabbim oğlum benim ehlimdendir demişti. Evet kardeşleri böyle bir düşünce içerisine giriyorlar ve şöyle bir plan yapıyorlar: Yusuf'u öldürün yahut onu bir yere atın ki babanızın teveccühü yalnız size münhasır olsun ve ondan sonra Salih bir zümre olasınız. İçlerinden bir söz sahibi Yusuf'u öldürmeyin, bir kuyunun dibine bırakın da bir yolcu kafilesi onu alsın, eğer mutlaka yapacaksanız bari böyle yapın dedi. Şu kardeşlerin haline bakınız ki en merhametli olanı öldürülmesini değil kuyunun dibine atılmasını tavsiye etti. İşte zamane çocukları dilleriyle nice kötü işleri çevirirler de bir hayırlı işe vesile olmayı akletmezler. Dost libasına bürünmüş nice düşmanlar vardır ki onlardan elinden geldiği kadar sakınmak lazımdır. Onlar insan şeklindeki canavarlardır.
İşte sevgili dinleyicilerim bir önceki bölümümüzde zikretmiş olduğum Havass-ı Hamse-i Zahire yani Beş dış duyu ve Kuvay-ı Sitte-i Batine, altı iç meleke Allah'ın emriyle Hakk'a sevk edilemezse bunlar kalbi öldürürler. Kalp ölünce heva ve heves insanı perişan eder. Bu kuvvetler gizli bir sıyanet-i ilahiye karşısında Yusuf'u öldürmeye muvaffak olamazlarsa bile onu insanlardan ve insanlıktan uzak yerlere atarlar. Kalbi öldürmeye yahut işe yaramaz hale getirmeye muvaffak olurlarsa bütün duygularıyla şehvetlerini ve behini arzularını tatmin etmeye koyulurlar. Artık bunlar hayvani ve nefsani arzularını yerine getirmek için biçilmiş kaftan mesabesinde kimselerdir. Hakiki hayat sahibi kimse ancak kalbi diri olan kimsedir. Çünkü kalp Beytullah'tır. Orada Allah muhabbeti ve zikri yoksa o kalp ölüdür.
Allah'ın beytine ve enbiyasının eserlerine ulaşabilmek için nice vadileri, çölleri aşıp da Allah'a vusul yolu olan kalbine vasıl olmak için nefsini ve hevasını aşamayanın haline taacçup olunur ki kalbinde bizzat Mevla'sının eserleri vardır. Orası Zikrullah mahallidir ve vuslat yoludur. Hakem-i Tirmizi Rahmetullahi aleyh der ki Zikrullah kalbi diri tutar ve yumuşatır. Kalp zikirden hali kalınca nefsin harareti altında kalır. Şehvet ateşleriyle korur katılaşır, azayı ibadet edemez hale getirir, kaskatı yapılır. Eğer bu halinde devam ederse kuru bir ağaç gibi taş gibi kesilip ateşte yanmaktan başka bir işe yaramaz. Bu duruma düşmekten Allah'a sığınırız. Sevgili ne diyeceğim? Bu şekilde kardeşleri tuzak kurdular, plan yaptılar ve babalarına gittiler. Galeu dediler ki Ey babamız sen bize Yusuf'u niye inanmıyorsun? Halbuki biz onun elbette hayırahlarıyız, onun iyiliğini isteyenleriz.
Yarın onu bizimle kıra gönder de bol bol yesin oynasın. Şüphesiz ki biz onun koruyucularıyız. Bakalım babası Yakup oğullarına nasıl bir cevap verecek ve verdiği bu cevaptan ne gibi dersler çıkarmamız gerekiyor. İnşallah Bunu da bir sonraki bölümümüzde İhsan Mektebi programımızın yeni bir bölümünde Mahmud Sami Ramazanoğlu Gadde Sallallahü Sirrabü'l-Aziz'in yorumuyla inşallah sizlere aktarmaya devam edeceğim. Sultanü'l arif'in Merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu Kadı Sallallahü's-Sirrahü'l-Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Aladdin Biçici.