Yusuf Peygamber ve Manevi Saltanatın Sırları | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
Yusuf Peygamber ve Manevi Saltanatın Sırları
Yusuf Peygamber ve Manevi Saltanatın Sırları kaydında Yusuf Peygamberimiz Rabbi ey Rab'am bizi envai nimetlerle dizeyen sonsuz ikramını, lütfunu yapan Halık'lem yeter. Sen bana verdin. Zahibi olarak bana bir mülk verdin. Beni hazinelerin başına getirdin. Bugünkü ifade ile maliye Nazırı, biz ancak öyle diyebiliriz. Maliye nazırı kıldın, sonra melik kıldın, ilim ve irfanide de büyük devlet…
Yusuf Peygamberimiz Rabbi ey Rab'am bizi envai nimetlerle dizeyen sonsuz ikramını, lütfunu yapan Halık'lem yeter. Sen bana verdin. Zahibi olarak bana bir mülk verdin. Beni hazinelerin başına getirdin. Bugünkü ifade ile maliye Nazırı, biz ancak öyle diyebiliriz. Maliye nazırı kıldın, sonra melik kıldın, ilim ve irfanide de büyük devlet ihsan buyurdu. Sen ey Halip Ellem Yezel, bana hadiselerin yorumunu da öğrettin. Yalnız bu yorumu dindiği zaman bu alem ve Rahip alemin teki sırları gösterdin demektir. Allah'ımız Celle Celalühü Yusuf Aleyhisselam'a mülk veriyor. Bu mülk dediğimizde sadece onun işte bir devlet reisi, bir melik olması değil sadece. Bunun yanında manevi de saltanat tut etmiş, peygamberlik vermiştir. Yusuf Aleyhisselam hem melik devlet reisi hem de bir peygamberdir.
Hem bu alemin hem de rayip alemi, gaybalem bizim göremediğimiz, işte öldükten sonra kabirdir, defterlerimizdir, mizan, sırat, mahşer ve o alemdeki Esrarı ilahi. Yani bu dünyada da zahiren gördüğümüz eşyanın sırlarını üretiyor Allah'ımız ona. Fatır-ı Samavati Vel'l-Art öyle bir Rabbi Zülcelal'imiz ki gökleri ve yerleri yaratan Halid-i Lemyezel ona mülkten nasip ediyor, zahiri ve batıl ve hadiselerin yorumunu öğretiyor. Sonra diyor ki, Sen benim öyle bir dostumsun ki diyor. Çok büyük hikmetlerle dolu ayet-i celiyle. Dünya ve ahirette sen benim dostumsun. Sen bana nasıl tarif edeyim? Bu dost kelimesini nasıl ifade edeceksiniz? Mesela sizin bir sıkıntınız var, bir haliniz var. Çok güzel bir sıkıntı değil mi? Çok güzel bir eriştiğiniz nimetler var. Bu nimetler de şimdi sayamıyoruz. Diyelim ki siz zamanın kutbu ile ruhen bir iletişim bulmuşsunuz. Zahiren değil, atmen kurmuşsunuz.
O size esraren döküyor. Geçmiş, ahirete göçen bu cihanlar da döküyor, peygamberlerle. Allah'ımız bu esrarı vermiş olur. Böyle bir dost. Siz sırrınızı kime verirsiniz? Dostunuza verirsiniz. Allah'ımız da sırlarını dostlarına verir. Onlar da ancak bunu hamil olabilecek, taşıyabilecek kimselere. Çünkü zahiren hep inkar ediliyor onlar. Zaten bizim başımızın belası bu olur. Bizim başımıza gelen bela bunla geldi. Mürşid-i kamilimizden sonra herkesin gözleri de ayrıldı. Niye? Üstad Hazretleri böyle değildi. Bin yedi de okumuştuk. Sahip atar mıydı? Ondan sonra Perkevliyaullah var nehiylerle güzel Şeyh Ata Hazretleri. Bunun aleyhinde buluşurlar mı işte evlatları çok üzülürmüş. Demiş ki oğlum onlar bizim sabunumuzdur, günahlarımız böyle giyiyor. Sevmezler, bu hareketleri hiç sevmezler. İşte şu cephe almış şuna şöyle duralım. Bu cephe almış ya bırakın bunu ya. Memleket acayip.
Bu ve ayet-i celileleri almamın sebebi de bu. Okuyacağım size göstereceğim. Dünyadaki hadiselerin ne durumda olduğunu da eğer vakit bulabilirsem anlatacağım. Kuran'da yazıyor, bizzat yazıyor. Neyi yazıyor? Kuran'da suriye de yazıyor, Gazze'yi de yazıyor, memleketimiz de yazıyor. Hepsini yazıyor. Hani biz bulamıyoruz. Sana Küfdiye değil mi yazın? Sana Suriye değil mi yazayım? Okuyacağım. Biraz, siz daha iyi bilirsiniz, kafaları çalıştırmakla alakalı. Aslında Rabbimiz bize çok nimetler lüttçe değil de biz kendimizi oralarda yormamışız. Bütün kardeşlerimizde bir cevher var. Ne o cevher derseniz o cevher şu. Burada anlattığımız işte Yusuf Peygamberimize Cenabı Hak hadiselerin, hadiselerin hikmetlerini, sırlarını öğretiyor. Ona mülk veriyor. Aslında o verilen mülk hepimizde velayet ölçüsü içerisinde var ama nasıl olmuş? Gözlerimizi başka yerlere dayamışız, buralara yoğunlaşmamışız.
Yusuf Peygamber ve Manevi Saltanatın Sırları ne anlatıyor?
Yusuf Peygamber ve Manevi Saltanatın Sırları kaydında Yusuf Peygamberimiz Rabbi ey Rab'am bizi envai nimetlerle dizeyen sonsuz ikramını, lütfunu yapan Halık'lem yeter. Sen bana verdin. Zahibi olarak bana bir mülk verdin. Beni hazinelerin başına getirdin. Bugünkü ifade ile maliye Nazırı, biz ancak öyle diyebiliriz. Maliye nazırı kıldın, sonra melik kıldın, ilim ve irfanide de büyük devlet…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 11 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Demişiz ki işte bunu birileri tamamlıyor gibi ve o kendinden mesul hepimizin yapacağı vazifelerdir bunlar. Dünyada ve ahirette diyor benim dostum Allah'tır. Yani ruhumu al demek. Müslüman. Öyle bir ifade de bulunuyor ki müellif Hazretleri bu Abdulkadir Geylani Efendimizin tefsiri. Abdulkadir Geylani Gaddesallahu Sırra Hazretleri'nin Tefsiri'l-Ceylani diye bunu çıkarttılar. Cildimi hatırlayamıyorum, bu ikinci cildi. Sen nerelerim altı yedi cilt. Daha çok güzeldir. İnşallah Türkçesini de çağırdılar. Bütün işlerini Allah'a ısmarlayan görülüyor. Müslümanı böyle tarif ediyor ki, beni Müslüman olarak öldürdü derken müsellimen, mü fevvvevan, cemiahu nuri ile bütün işlerini Allah'a ısmarlayan. Bu da işte şundan bir şey geldi, bundan bir sıkıntı geldi, böyle demiyor. Şu bana şöyle geldi, bu bana ver, bu ay.
Allah'ımız buyuruyor ki Celle Celalühü ben sizi meleklerime şikayet ediyor muyum da siz kalkıp şu şu, bu böyle deyip ona buna dil döküyoruz Çok güzel şifa ettin ya. Öyle ki diyor dünyada ve ahirette nefislerinin mertebelerini geçerek tevz-ü felaha ulaşmış. Bunu da Mevlamız Fecir Suresi'ndeki son ayette bildiriyor. İşte ey huzura eren nefis buyuruyor ya, ona atıf yaptı zaten burada. Allah Allah bu nimete girenler içerisine beni kat Ya Rabbi diyor. Esselam ve zaten ayetlerde birbirini tefsir eder, güler ve Şimdi Allah'ımızın Habibullah'a vahiy buyurduğu Yusuf Aleyhisselam'ın kardeşleri ile olan durumu. Zaten son kısım nedir? Şimdi Yakup Peygamberimiz Yusuf Aleyhisselam'ı çok kucaklıyordu. Neden? Onda bir koku hissediyordu. Onda bir nübüvvet kokusu hissediyordu.
Bir peygamberin adaletsiz hareket etmesi düşün demez, o peygamberlik çağına yakışmaz ama gayri ihtiyari Yakup Aleyhisselam'ın Yusuf Peygamberimize diğer kardeşlerinden ayrı bir sevgisi vardı. O sevgisi de görünmeye başladı. Şimdi biz o tarafa dönersek, hiçbir şey anlatamayız. Çok önemli, son kısmını haklı zaten Sure-i Yusuf'un. Dediler ki bu Yusuf olduğu müddetçe babamızın bize dönmesi mümkün değil. Bizim hiçbirimize dönmez, cidimize sevgi duymaz. Bunu dediler, kaybedelim. Evit Rauk, Evit Tulu diye geçer zaten. Ya bunu atalım, olsun gitsin ya da öldürelim babamızın sevgisi bize düşsün dediler. Gelecek, ileride gelecek, ileride şimdi geliyor zaten. Biz sana o Aziz'in karısı var ya Zeliha annemiz, o onunla geçen bir vakıa. Yusuf Peygamberimizi görünce aşık olduğunu biliyorsunuz. Ondan murad almak için bütün hileleri uyguluyor. Burada Sure-i Yusuf'un esrarı üzerinde durulur.
İşte ve ve legati lebrra kapıları tamamen kilitliyor ya örtüyor. Haydi gel diyor. Buyuruluyor ki aman ha kadınla hallet olmayın, baş başa kalmayın. Eğer baş başa kalırsanız, şeytan size kötü düşünceyi mutlaka hakkınızı getirir. Şimdi Yusuf Peygamberimizle şiddet olduğu için, kısmet sıfatı var ya Peygamberlerin, namusunu koruyor. Onu anlatmak istiyorum. Evinde bulunduğu kadın onun nefsinden murad istedi Yusuf Peygamberimizin. Ve ve lülegatil levvab kapıları da iyice kapattı. Zaten saraydır. Sarayın kapılarını tamamen kapattı. Fegalet, heytelek, haydi gel dedi. Şimdi düşünün. Yusuf Peygamberimiz bir genç ve dünya güzeli. Zeliha Valide'mizle zaten kocası ona yaklaşamıyordu. Kocası yaklaşacak bir durumda değildi. O da çok güzeldi. Zeliha Valide'mizde çok güzeldi. Böyle olduğu halde kale maazallah, Demiştir ki, böyle bir iş yapmaktan ben Allah'a sığınırım.
Zira kocanız benim efendimdir, Bana güzel davrandı, durum şu ki zalimler felah olmaz dedi. Şimdi buradan dersler çıkaracak olursak Allah'ımız bir kere bize sonsuz nimetler ihsan buyurmuştur, vücut olarak da, zahiri olarak, yiyecek içecek, çoluk çocuk altın gümüş hayvana vesaire altımızdaki bu hastalar sonsuz ikramda bulunmuştur Mevlamız. İşte arzın bitirdiği yiyecekler içecekler, semadan ay güneş yıldızlar vesair. Dağı, ormanın, suyu bitmez. Böyle bir ikramda bulunan Cenab-ı Hakk'a, Kafi Ebune linu'l-Hucuzillah, onlar Allah'ın koyduğu sınırı aşmazlar. Emri ilahiye riayet ederler. Rivayetsizlik ne olur? Allah'ın huzuruna bu kadar nimet veren Cenab-ı Hakk'a karşı büyük bir saygısızlık olur. Burada Yusuf Peygamberimiz diyor ki ey kadın diyor, sen bak bana yakınlık murat edip nefsini arz etmek istiyorsun. Böyle bir fikir, böyle bir düşüncesin ama efendim beni korudu, muhafaza etti.
Bu bir şahıstır. Mevla yüz Celal'i düşünecek olursak o şahsın Yusuf Peygamberimize Hazin ikramı nereden gelir? Rabbımızdan gelir. Rabbimiz ona ikram duygusunu, şefkat, merhamet duygusunu vermese nerede yapacak? Tabii bihaber büyük bir yanlışlık yapmış oluyoruz. Bu vaka anlatılıyor. Ve ma kunte ledeyhim. Sen onların yanında değildin habibim ama biz sana bildirdik bunu. Sen Yusuf Peygamber'in Yakup Aleyhisselam'ın zamanında değildin. Onlar öyle oldu ki bir araya geldiler ne istediler, ne yapmak istediler başta illa ki gürsün. Yusuf Aleyhisselam'ın vücudunu ortadan kaldıralım. Haset-i Mün'im-i Kültisbat'ın biliyorsunuz Habil ile Kabil hadisesinin Habil ile Kabil hadisesinin işte Habil'in zekatının kabul olması, Kabil'in kabul edilmemesi ne yaptı? Hasetliğe doğruydu. Kabil Habil'i öldürdü. Ve İbadihi minayndebi, bunu dediler babasından uzaklaştıralım. Bunları düşünüyorlar.
Siz Kuran-ı Azimüşşan'da eğer çıkarabilirsem Tevbe Suresi diye hatırlıyorum, Bu Sure-i Celile-i Cemile'de ne yapıyorlar? Kafirler Efendimiz hakkında sallallahu aleyhi ve sellem, onu diyorlar öldürelim, onu memleketinden çıkaralım ve bunun için de Efendimiz'in hane-i saadetinin etrafını olduğu gibi sardılar. Sardılar. Dediler ki bir kimse üzerine vukuatlin cezası yüklenmesin. Hepimiz üzerine bu suç yüklenilmiş olur, bu şekilde vücudunu ortadan kaldıralım, bitirelim. Aynen Yusuf Peygamberimize olduğu gibi Aleyhisselatu Vesselam Efendimize de bunu düşündüler. Geçiyoruz İbrahim Aleyhisselam hakkında, Ev harrigu, onu yakalım diyor, bütün peygamberlerle. Artık bu ortak özellik olmuştur. Öldürelim diyorlar, yakalım diyorlar. Her şeyi düşünüyorlar. Yusuf Peygamberimiz için de böyle bir şeyi de düşündüler.
Efendimiz'de sallallahu teala aleyhi ve sellem büyük bir aşk var, büyük bir muhabbet var müminlere karşı. Onların Müslüman olmasını istiyor. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Müslüman olmasını istiyor. Onun için de Nebiyy-i Ekrem Sallallahu Teala aleyhi ve sellem Efendimiz habibim onlar iman etmiyorlar diye adeta kendine kıyacaksın. Hani böyle yapma bu yükü. Yine baktığımız zaman biz bunu Keyf Suresi'nde de görüyoruz. Nebiyy-i Ekrem Efendimizin büyük bir aşkı, büyük bir muhabbeti, essayim ile. Altıncı Ayet-i Celile. Bu yani Kitaba inanmazlarsa ve bu yüzden helak olurlarsa arkalarından üzüntüyle neredeyse kendisini harap edecek. Yine bakalım Ta Suresi'nde de Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in iki cihan güneşinin müminlere olan düşkünlüğü bunu biz Tevbe Suresi'nde de görürüz.
Allah'ımız Celle Celalü biz Kuran'ı sana güçlük çekesin diye değil ancak Allah'tan korkanlara bir öğüt bulsun diye indirdik. Tevbe Suresi'nde olan da hepimizin malumu Hariyus'un Aliku bil'l-münine Raufu'l-Rahim. Raufu ve Rahim Allah'ımızın isimleridir, Celle Celalü'l-Arabî. Hiçbir peygamberde olmayan güzellik Nebi-i Ekrem Efendimiz'de mevcut Sallallahü'nün. Allah'ımız kendi isimlerini habibi için kullanıyor burada. Rao İbrahim, çok merhametli, çok acı ki, ümmete olan çok büyük bir arzu ve isteği hırs diye geçiyor. O bildiğimiz dünyaya karşı sevgim ve muhabbet şeklindeki hırs değil, onların imanları hususunda. Bunu Halid ellemyezen Raşiye Suresi'nde Habibim sen ancak tebliğcisin. Sen zorlayıcı değilsin ama Efendimiz çok istiyordu, onlar mümin olsun diye çok istiyordu. Düşünüyorum çünkü biliyor, yarın ahiretteki sıkıntılarını biliyor. Efendimiz kabirlerde saygılıca çok gözyaşı döküyor.
Öyle ağlıyor ki o topraklar neler çamur haline geliyor. O kadar ağlıyor. Neden gördüğü için. Ve meektarun nas ve la arasabi müminim, habibim, Muhammedim sallallahu teala aleyhi ve sellem sen iman etmelerine düşkün olsan bile onların çoğu iman edecek değillerdir. Fakat onların çoğu buydu. Hakikaten siz incelersiniz. Peygamberlerimizin hayatına baktığımız zaman, inananlar çok az. Bir Eyyub Aleyhisselam'ın hayatını okuduğunuzda göreceksiniz. İki, üçe çıkma. İman edin. İki kişi veya şu kişi. Ben Nuh Aleyhisselam'ı bilirsiniz. Sen böyle uğraşıyorsun habibim, onların çoğu iman etmezler. Sen bu gayret ve çabandan dolayı da bir ücret de istemiyorsun onlardan. O alemlerin Rabbinden bir öğüttür. Onlara bir nasihattir. Onlar hem kendi içlerinde de enfüs içlerinde afak, kendi dışlarında da Allah'ın çok sırlarını gezip dolaşıyorlar da görmüyorlar. Görüyorlar, bunlar bakıyorlar.
Semaya da bakıyorlar, gene de bakıyorlar. Bakıyorlar ama aynen bir şairin dediği gibi, Seyrani gelmiş de, Testere gözüne bunu şiir halinde de yazmışlar. Demiş bursu size neyi hatırlatıyor? Su akıyor, göz bakıyor demiş. İşte bu su akıyor. Artık bura bir hayli uzun Allah'ımızın semavatta ve arzda olan yüce kudretini bildirilen işaret. UL eraitüm min haspeham ma okum min ve immaim ve Elhamdü lillahi rabbil alemin. Buna okunduğu zaman mutlak bu denir. Namazdan ne edinmez namazda? Ayet-i Cellenin dışına çıkılmaz. Mesela okuduk. Okuyoruz ya Mülk suresini Risale-i Nur. De ki, suyunuz çekilecek olsa söyleyin bakalım size kim bir akarsu getirilir. O nereden aklın değildir? Güldürüyorlar, gidiyorlar semave farz, her gün çiğneyip geçiyorlar yeri. Semaya da bakıyorlar ama diyor Allah'ın hiçbir kudretini göremiyor diyor. Yani uzaktırlar diyor. Uzak, Allah'ın o yüce kudretinden uzak.
Burada ayet kelimesi üzerinde bayağı durulmuş, Allah'ımızın Esrarı İlahisi demektir. İşte delillerini görmüyor, Allah'ımızın kudretini ifade eden semadaki arzdaki delillerini görmüyorlar. İşte bir merasimde Sami Efendi Hazretleri'nin de bulunduğu Hadis-i Zallahu Zerrela, de bulunduğu Kadri Sallallahü'l-Arabî Hazretleri'nin de bulunduğu Kadri Sallallahü'l-Arabî Hazretleri'ni gösteriyor bu hususu. Görenler için övünless. Mesela velilerden devamlı ağlayan kimseler var. Başını kaldırmayan insanlar var. Yalınayak gezen kimseler var. Neden mi? Niye yalınayak geziyor? Ediyor bir insanın yerine girdiğimiz zaman ayakta bir içiriyoruz. Allah'ımızın bir döşemesidir, Mevla döşemiştir. Allah'ımızın döşemesidir. Bunu ifade ederken Nuri ilahi gördüğü için yalınayak geziyor. Allah'ın nurunu görüyor.
Mesela Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, Sa'd İbn-i Muaz'ın cenazesinde parmaklarının ucuna basarak bölünmüş. Neden böyle Ya Resulallah deyince, o kadar melekler indi ki hatta Cebrail Aleyhisselam bile gibi kanatlarına dokunmayayım diye. Sen böyle uğraşıyorsun habibim ve ma yüb minu ekferhum billa illa vehum müşriku. Onlar Allah'a inanıyoruz diyorlar ama ortak kuş. İnanıyoruz diyorlar, değil mi? Dememezlik yapmıyorlar. Lokman Suresi'nde ne de okuduğumuzda görürüz. Kim yarattı işte semavat ve arıza deyince Allah diyorlar celpihi. Ama niye müşrik oluyor bunlar? Bunların müşrik olması önlerine putlarını koymuş, Niye takıyorsunuz? Bizi Allah'a yaklaştırsın diye. İşte İsa Aleyhisselam Allah'ın oğlu diyorlar. Huzeyr Allah'ın oğlu diyorlar. Melekler Allah'ın kızlarıdır diyorlar. Şaşırıp giriyorlar. Allah'ın azabının onları kuşatacağından bunlar yemin midirler?
Haydi diğer peygamberlerin, inkar eden kavimlerin peygamberlerin başına gelen musibet başlarına gelmeyeceğini mi zannediyorlar? Onlar böyle hiç düşünmeden, akillarına bile getirmeden, kıyametin kopacağından, bağteten ansızın emin mi oluyorlar? Efendimizin bu kadar çırpınışları, gayret ve çabaları neticesi bakın bir meydan okuma şeklinde bu ayet-i celîne. Şimdi okuyacağım ayet-i kerime Efendimiz adeta meydan okuyor. Haber veriyor, söylüyor. Benim yolum budur. Nedir? Allah'ımızın gösterdiği yoldur. Edu ilallahi ala basir hakim. Ben bizzat görerek sizi davet ediyorum. Çünkü Peygamber olduğu için Allah'ımız onlara gösteriyor. Nasıl ki İbrahim Aleyhisselam'a Allah'ımız İbrahim Aleyhisselam'a Semavat ve Arz'ın bütün Esrarını gösteriyor. Neden? İnancında çok kavi olması için. Mesela biz gafiri görseydik, Ölüm Tefekkürü yapıyoruz. Kabir hali bize vakıf olsa öyle mi Ölüm Tefekkürü yaparız?
Uyku basıyor şimdi biz. Rabıta diyoruz, uykular basıyor, daralıyor, sıkıntılanıyor, az lezzet alamıyoruz. Görmedin. Görse öyle mi olur? Ben basiretle davet ediyorum bizzat inanarak. Basireti nasıl anlatalım? İnanıyor, görmüş artık görüyor. Her şeyi apaçık görüyor. Hene ve men I tebani ben de bana tabi olanlar da böyledir. Birkaç mana verebiliriz biz buna. Edu ilallah, ey ile tevhid-i kahibat. Bütün Allah'ın kullarına Tevhidi Mevla-yı Zülcelal'in yolunu gösteriyor. Allahu Zülcelal'imizin artık bütün yüce kudretini seyrederek ben ve bana tabi olanlar yani irşada vesile olan kimseler de böyledir bu. Dikkat ederseniz büyüklerimizin konuşmalarının gözyaşı ile geçtiğini müşahede edenler vardır. Yoksa bir mürşid-i kamil neden diyecek, sizin ayaklarınıza duralım diyecek, yalvarırcasına yapmayın diyecek. Bu görmelerinden dolayı gördükleri için çırpınıyor.
Mesela normal iki kişiye konuşurken bin kişiye konuşur gibi feryat-ı filan kopardı. Hiçbirimizin konuşmasına benzemiyor feryat-ı filan, oturuyor. Gördüğü için açın gözlerinizi dürün. Bu göz açılmaz. Asıl açılacak yere açmadığımız için açılmaz. Basit de değil, tamamen kendimizi esint etmedikçe olmaz. Biz burada şöyle bir yanılgının içerisine giriyoruz. Ya biz tamamen kendimizi döneceğiz Mevla'ya ama işimiz ne olacak, gücümüz ne olacak? Dönen insanların işleri güçleri bizden daha fazladır ama onlar imanla buna tasarruf etmişler, her adımlarında mertebe ve makam katar. Yoksa yemeleri de var, içmeleri de var, gezmeleri de var, eğlenmeleri de var. Fıtri olan bütün ihtiyaçlarını şer'i emrin doğrultu içerisinde götürmüşler. Sporları bile vardır. Efendimiz'in sallallahu aleyhi ve sellem Aişe annemize bir koşuya girmesi, mükane ile bir güreş yapması, buna benzer ok atmaları vesaire.
Dinimizde biliyorsunuz atıcılık, binicilik, üzücülük bunlar. Hiç sportif faaliyetlerdir. Bedenimizi çalıştırmamız zaten dinimizin bize bir emridir. Her müminde hayır olmakla birlikte kuvvetli mümin, zayıf müminden üstündür bunun. Ve Sübhanallah, Allahü Zülcelal'i noksan sıfatlardan tenzih ederim. Ve ma'neninel müşfikin. Ben müşriklerden değilim katiyye. Burada müşrik tarif edilirken aslında müşrik inkar etmiyor ama ikiliyor, üçlüyor. Allah'ımızın emrini tutacağı yerde başka işlere dalıyor. Peygamberlerin şehirlerden geldiği, Allah'ımızın vahiy verdiği senden önceki peygamberler de buyuruyor. Şehirlerden çıkmıştır. Onların çoğu inanmıyor. Allah tarafından herkesi kapsayacak bir musibet gelmesinden veya farkında olmadan kıyametin ansızın kopmasından da emin oluyorlar. Allah muhafaza buyursun. Sonra Efendimiz meydan okurcasına benim yolum budur. Ben ve bana tabi olanlar bu yoldayız.
Allah'ı noksan sıfatlardan tenzih ederim, ben müşriklerden değilim. Buyurun. Senden önce de şehirler halkından kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını peygamber göndermedik buyuruyor. Evet, haydi. Allah'tan korkan kimseler için hayırlı olan Ahiret hayatıdir. Akdiller misiniz? Artık kısa geçeceğiz muhakkak. Mesela. Hatta Şimdi peygamberler çalışıyor, gayret gösteriyorlar ama bir türlü inanmıyor. İnanmadıklarına da kalpleri kani oluyor. Diyor ki artık bunlar kabul etmez. Yani bu kanıya bu fikre gelişiyorlar. Tam böyle bir zamanda, kendilerini yalanladıkları bir zamanda, yalanladıkları tamamen gönüllerine girdiği zaman, Mevla-yı Zülcelal'imizin yardımı geliyor ve Mevlamız dilediği kimseleri kurtarıyor. Suçlular topluluğu ise Cenabı Hak muhafaza buyursun, azabımızı asla geri çeviremez buyuruyor Mevla. Bu Yusuf Aleyhisselam'ın kıssası var ya, onda çok büyük Kevser vardır.
Akıl sahipleri için. Bu Kuran-ı Kerim var ya, kendisinden önce geçen Tevrat'tır, Zebur'dur, İncil'dir, onları tasdik eden bir kitaptır. Öyle uydurma bir söz değildir. Ve her şeyi de tamamen beyan ediyor. Mevla'yücel ve rahme, itavmi müminun Mevla'yücel Celalimiz, iman eden kimseler için rahmet ve hidayet kurtuluş reçetesi olduğu buyuruyor. Onların geçmiş peygamberler ve ümmetlerinin kıssalarında akıl sahipleri için pek çok ibretler vardır. Bu Kuran uydurulacak bir söz değildir ancak kendinden öncekilerin hasdiki her şeyin açıklanması iman eden bir toplum için bir rahmet ve bir hidayettir, izahına artık gelemeyiz. Velhamdülillahi Rabbil alemin El-Fatiha.