Yunus Emre'nin Tarikatı ve maneviyat yolunda Hakikat, Marifet ve Basiret
Yunus Emre'nin Tarikatı ve maneviyat yolunda Hakikat, Marifet ve Basiret kaydında Bütün mümin ve müminatın dağlar başında kalan halk ile ihsan olan bir Fatiha'ya muhtaç olan din kardeşlerimizin ruhlarına, bir Fatiha, üç İhlas-ı Şerif. Yunus Emre, hafta sorması münasebetiyle bu yıldır bile ayarlanır. Ondan bir geçiş yapmak istiyorum. O da Yunus Emre'nin tarikatını araştırıyorlar. Acaba Mevlevi midir? Kalbeti midir?…
Yunus Emre'nin Tarikatı ve maneviyat yolunda Hakikat, Marifet ve Basiret ne anlatıyor?
Yunus Emre'nin Tarikatı ve maneviyat yolunda Hakikat, Marifet ve Basiret kaydında Bütün mümin ve müminatın dağlar başında kalan halk ile ihsan olan bir Fatiha'ya muhtaç olan din kardeşlerimizin ruhlarına, bir Fatiha, üç İhlas-ı Şerif. Yunus Emre, hafta sorması münasebetiyle bu yıldır bile ayarlanır. Ondan bir geçiş yapmak istiyorum. O da Yunus Emre'nin tarikatını araştırıyorlar. Acaba Mevlevi midir? Kalbeti midir?…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 14 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Manevi liderler ve dergahlar hakkında konuşuluyor.
Bütün mümin ve müminatın dağlar başında kalan halk ile ihsan olan bir Fatiha'ya muhtaç olan din kardeşlerimizin ruhlarına, bir Fatiha, üç İhlas-ı Şerif. Yunus Emre, hafta sorması münasebetiyle bu yıldır bile ayarlanır. Ondan bir geçiş yapmak istiyorum. O da Yunus Emre'nin tarikatını araştırıyorlar. Acaba Mevlevi midir? Kalbeti midir? Nakşi midir? Kadiri midir? Kadiri midir? Yunus Emre şu tarikatta şeriat, tarikat yoldur var ana. Hakikat, marifet andan içer o. Daha ne düşünüyorsun? Hem de zirvesine ulaşmış. Şeriat dinimizin emirlerini bedenim yapmamız. Tarikat gönül olarak yapmamız. Zaten bütün ibadetlerde var ya bir zahir, bir de batıl günü var. Mesela burada görüşüyoruz de, onun bir batıl günü, bir batıl günü var eserinde. İyi mi? Niçin yapmadıklarınızı söylüyorsunuz? Marifet yok, hakikatli. Hakikat, Cenabı hakk'ın dışında bütün düşünceleri atmış. Marifetse tamamen ona yönelmiş.
Bu tamamen yönel işte sadece ayet numarası vereceğim. Bakara iki yüz seksen beş, Al-i İman yirmi sekiz, Maide on sekiz, Hac kırk sekiz, Nur kırk iki, Lokman ondur, Fatır on sekiz, Gafil üç, Şura on beş, Gaff kırk üç, Tehafil üç. Daha böyle. Sırf Cenabı Hakk'a dönüş hususunda. O ile ilgili olacağı o, biz ona döneceğiz. Mesela, bizi Cenabı Hakk nasıl istiyor? Gönderdiği gibi istiyor. İnsan her şeyiyle mükemmel bir varlık olarak gönderilmiştir, bunu istiyor. Yunus Emre bu. Mevlana'mızı çokça ziyaret ediyor. Tabii ki kendi nispetinde zaten şimdi mikserde. Mevlana'mız, tabii çok meşhur malum. Herkes ona kıyamda hürmet, lisan, şükran, lütf olsun. Fakat kalkıyor, Mevlana'mız, ta şehrin gidiş yerine kadar, bitimi diyelim gidişimi, oraya kadar kılavuz Yanındakiler duyulmuyor ki Efendim, niye bu kadar bu Türkmen kocasına ilgi duyuyorsunuz?
Ben, Allah'ın konaklarından Hangisine ulaşmak istesem, hangi dereceye hal olarak da gezsem, makam olarak da gezsem, bu Türkmen kocasının izlerini hep ileride böldüm, diyor. Kendisi tabii cezbol olan bir kimse, intikam bulunmuş, kendisi ictiha olan bir kimse. Şimdi, öğretmenler olur. Bizim de kısa bir devre orada bu vazifemiz. Fakat sınıf dolu üç kişi dikkatimi çekiyor. Zaten mevcut şartlar bunu uygun görmedi bizim vazife yapmamızı değil. Ben hissettim ama bir izn-i hatayı hissettim. Yalnız, burada bir iz bırakmamız lazım. Öyle geniş güzel okutmak değil. Üç kişiye işaret ettim. Bizden sonra gelen de çok kıymetli bir kardeşimiz. Ona dedim ki aman Mehmet Efendi şu üç kişiye sahip ol. Bunlarda Allah'ın izniyle bir gelişim var, bir istidat var, bir gafil var. Gerçekten bunlar müstesna vurdu. Şimdi biz bir beşer olarak başka çalışmaları söylemeyelim, beşer olarak.
Kabiliyetli olanı biraz anlayabiliyorsun. Bu Cenabı Hak artık Celle Celalühü. O kulunun nasıl amel edeceğini, ne hale geleceğini Amin ya Rabbi. Biz hiç kimmiş, seçilmiş. Seçilmiş kimselerden, uzun sözler. Uzun söyleyecek, birkaç uzun söyleyin. Biliyorsunuz, bir kıtlık dönemi yaşıyorlar. Artık dönemin, beylikler dönemi. Böyle bir kıtlıkta, o günlerde de böyle itibar gören bir kimseymiş. Demişler ki, bir tatlı Emre'nin kapısına. Yok. Tek kimin kapısına evlenirsin. Yok, yok bak. Niye bilemedin? İlk Hacı Bektaş-ı Veli'ye vuruyor. Git, diyorlar Hacı Bektaş-ı Veli'ye, onlar biraz buradan iste. Var diyor, ama Hacı Bektaş-ı Veli Hazretleri onun kemale geleceğini bakınca biliyor bir izni-i Teala. Allah'ın emri feraset verilmiş. Biliyorum. İşte, sultanım, halkımız çok fakir yiyecek, şey hep de bulamıyor. Sizin sirolardan artık öyle diyelim, buğday talebi için geldim.
Onun bu üstünlüğünü anlayan Hacı Bektaş Şivevi'yi, Abdest Allah'a sonra buğday mı? Himmet mi? Buğday mı? Himmet mi? Mi? Sultanım, ben himmeti ne yapacağım? Himmet, karın doyurur mu diyor? Yanındakiler hep kafasını sallıyorlar vay bilemez diye. Ayrılıyor, Hazreti Bektaş şimdi b. Gaddise Sallallahu Aleyhi ve Sellem buyuruyor ki dönecek. Dönecek. Dönecek. Dönecek. Şimdi ayrılıyor Yunus Emre Rahmetullahi, böyle bir yatıyor. Kafasını o söz öyle bir meşgul etmiş, evliya öyle bir söz söylüyor mu? Onun artık ne diyeyim? Gönlünü atmış onu. Gönlünü altmış, onunla diyor ki ben himmet isteseydim buğdaya da erişirdim diyor. Geliyor artık. Demek ki İlmi Ezeli'de herkesin yeri Taksim buyuruluyor. Senin artık gönlün kilidi tatlı bir emrededir diyor. Ankara'dan Allah'ım. Tabii onlar haberliği. Öyle maddi değil manevi bir haber var burada manen. İş haberi olduğu için biliyorlar.
Bizim burada Yahya Fenli Hazretleri, Kuttü Süvari Hazretlerine gidecek olan bir kimseye iki tane seccade hazırlıyor. Bir de vardığında selam söylersin, bu hediyemizi de sunarsın ona. Yani bu kasaba çok önemli. Buradan ta bora kadar belki daha ileri dağların üzerinde dergahlar. Belki dergah dinleyelim de aşk, ekmek insanları doyuran merkezleri varmış. Çok etkilenmiş bu. Efendi Hazretleri, tabii biliyor insanı. Giderken Kuddus veli hazretlerine kimse iki halı diyor ki nereden haberdar olacak? Birisini kendisine ayırıyor. Var dedim selamını söylüyor, hediye veririz. Var dedim selam söylüyor. Efendim bize de bu hediyeyi takvim buldular. Eski evler de vardır, oturdukları minderin arkasında bir takı deriz biz, bir dolap olur. O dolaba yöneliyoruz sanki, elinde telefon varmış gibi veya efendim gönderdiğin halı, bilmeyeli kimliyiz diye soruyor.
İş ortaya çıkıyor, ki ben önce, Efendim diyor, bu kadar birbirinize yakınsınız, beni niye hasta ettiniz diyor. Derinlik, gözlüğe iz de olmaz. Şahsım olarak deyin, Estağfurullah, yalnız. Üstadımızın huzurunda bunlara çok şahit olun, çok. Bu gibi niyette gelenlere ideal etti ama mümkündü onlara. Dedem böyleymiş Rahmetullah Aleyh. Mesela, gelirler iyi niyetli olmayanlar için şunu demiş. Şov yüzleri dost, özveri düşmandan usandım. Mesela, Efendimiz böyle çok hürmeti diyor, saygı gösteriyor. Ayrıldıktan sonra da onların nasıl bir kimse olduğunu ifade buyurunca Ayşe Şeyh Sıddıyka Valide'nin, Radiyallahu Anh'a, Ya Resulullah çok iltifat etti mi? Onun zararını engellemek için daha da bir helak edecek. Onun için Meşşa-ı Kiram'daki yetiştirme usulü üç şekilde olur. Birincisi, yetiştirme usulünde kahrolup gitmesin diye ilgilenerek bahtı ki daha bir helak edecek. Yani bunun zararı dokunmasın diye.
Burada dedem Rahmetullahi çok sıkı zamanda bulunmuşlar, çok sıkı o İntilaf devirlerinden bilen bir anda çünkü her şeyi şikayet ediyorlar. Hep onların sırtlarını böyle sılamazlarmış. Yolumuza bir sigorta gelmesin. Ta, buradan inmiş dere güven orada kalmış. O zaman telefon yok, telgraf fakir vardı, telefon yok. Şimdi atılan haber ulaştırılıyor. Uzak olun, ona göre bilmem alırız diye. Böyle çok sıkıntılara çekmişler. Müşitimiz, nelerimiz. Biz çok aşağı in mi bu? Altmış İhtilalinin Çömeyi biliriz, çocuğum ama biliyorum. Böyle gazeteler ne gelirdim, ondan sonra dinlenenler radyoyu. Böyle acayip zamanlar geçti. Tabii şimdi bilmiyorum ben. İkinci olarak belki sırayı şaşabiliriz. Birincisi helak olmasın diye, ikincisi ne bileyim birinci veya ikinci zararlı dokunmasın, ancak bir üçüncüsü yetiştirilebilenler. Bunları hissediyorlar.
İbnina'yı hala Alpleri çünkü bu göz bu alemin görür ama Alp gözü bölünmeyen alemleri görür. Çok uzay bir yer bu. Neyse, Efendi Hazretleri Tatduk Emre Rahmetullahi yetiştirmeye çok gayret ediyorlar. Bunu herkes için yapmazlar. Mesela odun taşıya taşıya kırk yedi yıl yara olmaya başlamış sırtı. Ondan dolayı odununu biraz sert indirmiş yara olduğu için. Bir de sen hizmete katlanmadın demiş. Halbuki böyle hiçbir şey yok. Bir şey yok. Daha da bir olgunlaştıracaklar. Kapıya tabii kafasını bırakmış, çıkmak istemiyor. İyi bakın, iyi başını diyor, taşraya yollanmadın, demiş. Sonra anamız çok müstesna, çok müstesna. Demek ki Kemal'de bir annemizmiş. Yapmış olduğu hata yok. Hata matah yok. Çok mahzun, üzülüyor, anamıza geliyor, diyor ki Efendi Hazretlerinin gözleri görmüyor, ben onu gidip dışarı çıkarıyorum. Çıkarken sen az yukarı yatarsın, tabii ki ayağına dokunacak.
O da diyecek hatun bu kimdir diye diyecek. Çıkarken ayağı dokunmuş tabii, Hathoruğu. Bu kim, diyor. Bu esnada zaten Yunus Emre'nin gözleri böyle duruyor. Şimdi, bizim yolunuz değilse kurtulacak. O anda tabii epey bir sıkıntı. Acaba bizim diyecek mi, dinleyecek mi? Sonra bizim deyince eline yapışıyor. Bunu herkese yapmazlar. Bunu Sami Bendi Hazretleri bile buyurmuş aman herkes için uygun aman. Bak bir kardeşimiz var sağ olsun var olsun sabah görüştük ondan beri muzdarıyor. Efendim, ders görüşeceğiz diyorlar. Çok güzel başımızın tacı. Yalnız ne diyeyim kitaplar var burada selametle böyle saygıyla yad ediyorum. Bölüşürken Mehmet Sürmedi hocamız buradaydı. Kimsiniz? Oturuyoruz. Birisi geldi sorular soruyor. Efendim, neyi oluyor onu? Niye dedim? İyi, durmayın. Dedi ki kitap listesi ver, kitap listesi ver, dedi. Ben de vereyim o kadarını. Bu okusun onları, bundan sonra gelsin soru sorsun dedi.
Biraz da tecelli değil. Şimdi, Efendimizin sohbetleri var, bantları var, bir santim ileri gidemedim. Kardeşim, bunu her zaman soruyoruz olsun, var olsun. Laik olmayarak anlatıyoruz. O bizden çok üstün olduğuna da inanıyorum. Çok anlattım. Dedem rahmetli Vali buyurmuş ki bir yerden bir yere geçirmüyor, o çok zaten dedirtmez onu. Şimdi dedem buyurmuş ki eğer bu hususta başarılı insanız korkmayın birisi, Allah korkusu çoğalmışsa bundan büyük bir kemal olmaz mı? Geçen okudum İtika hakkında, Allah korkusu hakkında bunu müfessirine nizam efendilerimiz öyle bir ele almış, ben hayran kaldım zaten. Cenabı Hakk'tan korkmayı biz gelişigüzel anlamışız. Onlar yakin ile anlatıyorlar. Yakın kesin inançtır. Ondan sonra Cenabı Hakk'a vuslatla anlatıyorlar. Ne kadar güzel. Yani bir takva kelimesinin yalnız İrşadü'l Müsterşidin diye bir eser var. İrşadü'l Müsterşidin diye. Bunun tercümesini de yaptılar.
Orada yirmi dokuz gününe takvanın özellikleri anlatır. Dedem öyle buyurdu. Dedem, ilim ehli bir kimse. Meceselerde yetişiyor. Gerçekten alim. Ya çünkü devrinde konuştuğu kimseler Hacı Zühtü Efendi gibi hadiste muhaddis deniyor. Artık onun bir şeyi var daha bir ölçüsü var. Sonra o günün diyanet reislere kendisinden soru soruyorlar. Öyle bir alim takayı sermen dedeme geliyor. Rahmetullahi konuşup ölüsüüyorlar. Bir, Allah korkusu çoğalırsa ikincisi ibadet ve taat kendisine zor gelmezse. Söyler Efendimizin kitapları var. Ben, bunlar sorulmaz bunlar. Gayret gösteririz. Mesela, dersimi çekemiyorum. Bu sorulmaz. Zaten biliyorum. Ben diyor, vardiyalı çalışıyorum diyor, güzel. Bunu bin kere anlattım, belki duymamıştır. Yine gusül bizde. Ben gusül aldım zaten üstüme. Tamam mı? Diyoruz ki bak bu büyük şehirlerde de fırsat bulamıyorlar. İşinin gücüne giriyorlar.
Şimdi diyorum bin defa Allah diyorsa depaptarım on dakikada Allah Allah deyin. Zaten servislerine gidin. Çok anlattık. Rahip olmayarak çok söyledim. Dedim ki bak, istiğfarimiz okuruz, tevhidimiz okuruz, selam söyle. Diğerini yapamadığınızda ondan sonra bir vakitte yaparız. Yani dikkate midir? Bunu Yunus Emre'ye Rahmetullahi uygulanan darbe ve imtihan kimseye yapılması diyor. Sezgin insanlara yapar diyor. O yetişecek kimselere yapar diyor. Onu da okunlaştıracak çünkü. Sen bül ezilmesin, incinir diye dokunmasak, o bül tesanısı nereden olacak? Aman da bağdaki üzümler bunları incitmeyelim. Pekmez nasıl olacak? Onu dalından koparacağız. Kendi iradesinin Cenabı Hakk'ın teslim edecek. Tekneler de çiğnenecek. Neyse, ondan sonra birçok işlemlerden geçtikten sonra pekmez olacak. İbadet yok, ta yok, zorluk yok, üşüttüm. Nasıl olacak böyle? Sonra biz buraya rahat etmek için de gelmedik.
Vahdet ve ta'l isim olacak. Layık olmayalım diyorum ben, üç çektim. O dönüşü şeye çekebilirsiniz, telefonumuzun arkasında var. Biraz yazın size uyarıyı unutmayın. Şimdi ibadetin bir bedenini şekli var, bedenen yapıyoruz. Zaten kıldık. Ondan sonra bir de kalbi yönü var. Bu da aynen yediğimiz taamın veya meyvenin tadını almak gibi. Kalbimiz o taatin tat ve lezzetinin Bir üçüncüsü de muhabbetle yapılacak. Bunun için bir sınır yoktur diye ifade etmişler. Sabah biz burada bir konuyu görüştük. O tabi yarım kaldı, bir sözün ilerleyemedik. Mümkün olmaz, Özet diyebilirim, özet halinde. Özeti de şu. Burada Evliyaullah'ın, Ulema-i Kiram'ın, Meşşai Uzamın hep ifadeleri var. İfadelerken bir tanesi büyüklerimizden buyuruyor ki masivallah, Allah'tan gayrı bütün duygu ve düşünceleri nihayete ermezdir diyor, tevbeyi anlatırken. Rabiaullah Levye annemizden bir söz alınmış.
Bir başka sultanımız da bunu öyle ifade ediyor. O da şu, tövbemiz diyor, bizim tövbemiz bir başka tövbeye muhtaçtır. Çünkü hakikaten yapamıyoruz diyor. Bakın imanda da böyle. İmanda da gerçekten iman edin buyuruyor. Hz. Sure, Musa ayette. Gerçekten iman edin. Yine başka surede geçen kısa ben. Belli iman edenler hakikaten iman edin. Gerçekten iman edin. Yani imanın tadını ve lezzetini duyururuz. Gerçekten iman. Gerçekten iman, kalben tasdiktir o. Gaye bu zaten. Tevbeemizde de öyle gerçekten tövbe edebilmek. Bunu Ali Kerime Velhamdülillah ve celle Efendimiz ifade buyurur. Ali Efendimiz buyuruyor ki Gerçekten ilmin kapısı bu, bu demiş. Ali Kerremullah ve celle Efendimiz. İlmin kafası diyor. Ben şehliyim buyuruyor. Ali de kafasıdır buyuruyor. Böyle istiğfar okurlarınmış da bilmiyorum ki yalan söylemiyorum.
O da demiş ki ya Aylin ne yalan okuyorum, okuyorsun güzel ama tövbe tarif edilirken neden diye tarif edilir, Bir pişmanlıktır. Dinn okuyor ama kalbinde yok, birine devam et yok. Bir pişmanlık yok. Candan istiyorum. Bunu Esadi Elbili Hazretleri'nin şeye bakarsak Divan'ı çok güzel Esadi Elbili Hazretleri. Candan talep kıl yarinedir. Anarım ama çok şey kaybederim böyle şimdi. Candan talep kıl yarinedir. Şam-ı Seher ağlarsa tez bulunur umman sana buyur. Şam'ı Seher gece gündüz demek ister. Sabah akşam da bu gece gündüz demek. Yani, yalvar mı diyor, iyi bir tut. İşte sabah bayağı bir daha italya görüşüldü, bir taşa gömülen Medine'deki kadından bahsedildi. Öyle bir tevbe etmiş ki Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz eğer Medine'ye dağılılsa yeterdi diyor. Ama canlandı. Yoksa dürüm Esad El-Mülkci hazretlerinin de mukaddes Allahü Teala şeyi var, yirmi beşinci mektup onunla alakalı.
Bir de yüz otuz veya otuz altı veya yüz otuz yedinci o mektupta hatta ona icazet şeklinde bir mektup deniyordu ona. Orada buyuruyor ki Sami Efendi'nin şevk ve şataratını gördüm. Sami Erbili Hazretleri buyuruyor, çok şekli böldüm diyor. Çok aşkla böldüm diyor. İyi tutmuş ama. Tutunca da Cenabı hak her şeyi bir bedel karşılığı lütfediyor, izah ediyor. Çalışmamıza bağlı. Öyle ki bu genel bak. Şimdi bir en iyisi limüsem inklemessa açsa da budur. Bu genel, herkese. Kafir çalışsam o da belli ama mümin çalıştığı zaman Allah'ımızın ona bir yardımı var. Çünkü Muhammed suresinde bu en son Saim'in altında iyidir. La namlu elrahuman onların böyle bir destekçisi yok, yardımcısı yok bugündür. Ama müminler için Eshabü'l-temsullaha yansurdu. Ve bir sebbi't-tahtama kon. Onlara bir müsrem var, yardım var. Allah'ımızın putullah, ihsanı var. Onlara iyi yapışacağız. Bak şimdi derslerimizi okuyoruz ya biz.
Rabbimiz Celle Celalühü Ondan sonra Habibi Kebir Ya bütün peygamberler ümmet olmaya hasret duydu. Bak, bizim Peygamberimiz, ondan sonra Sıddîk-ı Azam'dan bu zamana kadar gelen Meşaya-yı Kiram, bunların himmetleriyle, teveccühleriyle yine sarısak gelir. Ama tutuşumuzdan oluyor. İyi tutarsak olur Allah'ın izniyle. Onları da tam istiyor. Çünkü Aleyhisselatu Vesselam benden işini düzgün ve sağlam yapanı Allah sever bunu beni. İşini düzgün ve sağlam her işi. Bunda bir yer açıldı mı? Bir bakayım. Yalnız bunu sıralayın, dört husus ver. Bir, istikamet. İki, basiret. Üç. Çünkü, Mesafe ve Hatırdeyken istikamet, Basiret, Ondan sonra, En sonu Vuslat. Onlardan birisi basiret. Burada bir bakalım ne buyurmuş. El idrak kuvvet, ben ne bakayım ne edeyim? İle kafa ya, bu hangi eşyaya bakarsak baksın, onda derin bir bakış ve bir dram, ablayı iştir diyor. Yavaş şuna bakıyorsun, zehne.
Muhyiddin Arabi Hazretleri buyuruyor ki, siz böyle bir hale geleceksiniz ki, size nebatat konuşacak, bitkiler konuşacak Ama orada sofra kurmayın, geçin. Hayvan yerine göre dile gelecek konuşacaksınız. Böyle cemaada cansız varlıkların zikimi vereceksiniz. Geçin. Bunlarla oyalanmayın. Rabbımızı olun diye ifade ediyor. Dedi. Zaten ruhun gözüdür. O basiret ruhun gözüdür. Bunu siz gidip de hocalardan ya da kitaplarda talim ediliyor, elde edemezsiniz. Bu, velilerin gönüllerine açılan bir penceredir Cenabı hak'ın kendi tarafından idim lütfetmiş olduğu kimselerdir. Nuru aynil kalp demişler. Bir manaya göre de nuru aynı kalp kalp gözlerinin nuru ışığıdır. Yeğen nazarun müveyliit, Allah'ın nuruyla desteklenmiş. Onu açılmaz mı, ölmez mi? Allah'ın nurunda Celle Celalühu'nun lütuf buyurmuş. Onunla diyor nübüvvet nuru, risalet nuru görülür. Değil mi? Atıl ve basiretin nurunun müşahedesidir diyor.
Ye, tünem verul akıl bin nuri hak. Hakkın nuru ile akıl nurlanır. Hatta yeşede cemian eşyanın. Bütün eşyanın Cenabı Hak'dan olduğunu artık meydana gelir. Burada da ve ve müşirab'ın gazten parlayan bir nurdur Ama bu etmenin. Ama çok derin manasına gelir. Çok derin veren üstün olandır. Bir tane buyurmuşlar. Yine El Basila. Şimdi bu Kuran-ı Kerim'de var mı? Var. Esselam'da? Ben buyuruyor Aleyhissalatu Vesselam beni Asiletle davet ediyor. Yine var mı? Bu En'am suresinde Tam kesin bir inanç. Yıkan, ona erişmek için semavat ve arzın Cenabı Hak esrarını gösteriyor. Maci Ta'lifin. Hakkın nuriyle akıl aydınlanır. Bütün eşyayı ondan görür. Tekrar vaat ettim, geçmişten. Ve ve Ayetuha nedir bu basiretten gaye? Şimdi, halk deyince yaratılan su aleme bakınca bu alemden Cenabı Hakk'ı görür. Buyurur. Bu da şöyle de bir mana verirler. Eserden müessire geçiyor. Yani, gördüklerinde takılıp kalmıyor.
Yaratan Allah'tır. Bunu Zeliha Vadidemize Yusuf Aleyhisselam da söylemiştir. İşte ne güzel bir üzerin, bu düğün akacak. Ne güzel üzerin, soracak. Ne güzel saçların, o bir gün benden kopacak. Ne diyor? Dünya ve onun içindekiler bitiş etti demiş. Sadece Cenabı Hakk'ın zatı kalacak. Sizin yanınızda olanlar biter Allah'ım. Ve'l-babiyatü's-salihat olan salih ameller Rabbımızın değer verdiği kıymetler müstesna. Bir temyidi şeria, sadece kitaplarda bahset olmak. İkincisi, Enfes hedefi hidayetil hak. Allah'ımızın hidayetiyle gerçeği bulmak. Üçüncüsü ne? Basiretun tefcurul marifet. Basiret öyle bir hal ki iç gönül aleminin açılması. Marifetin pınarları oradan fışkırmaya başlar ve tüm bütün ferase feraset de oradan zuhur eder anlayış, kabiliyet. El Basiran basiret nedir? Keşfolunması ilahi sırları ve sekine tü mesturatün. Sekine de huzur manasında ama burada gizlenmiş diyor. Huzur konu.
Cenabı Hak kaçmayı nasip etsin. Biz isyandan kaçmayınca olmaz evvela temizlik istiyor. Ondan sonra, Ondan sonra soru oluyor. Bizim sabah ilk bölüştüğümüzde, nereye kadar gelmişiz ona bakıyorum. Şöyle bir izah var burada. Tevbe ve inabe kendi üzerinde Allah'ımızın kudretini görerek ondan korkup isyana gitmemektir, buyurmuş. Var. Bir inabe var. İnabeyi kendi üzerinde Cenabı hakk'ın kudretini görerek ondan korku hataya düşmemek diye tarif etti. İsticabe ise Cenabı hakk'ın kendisine yakınlığını hissederek buyuruyor ya.
Kaynak: Genel
Yunus Emre'nin Tarikatı ve maneviyat yolunda… | Mihmandar