İhsan Mektebi programımızla bugün de sizlerle birlikteyiz. Dinleyiciler. Hazreti Halid Bin Velid isimli eserle devam ediyoruz programımıza. Bundan önceki bölümümüzde Yermuk Harbi ile kalmıştık. Yermuk Harbi'nin ilk günü şiddetli karşılaşmayla sona ermişti Ve akşam vakti. Yermuk Harbi'nin ilk günü öyle geçmişti. O gece mahan kumandanlarını toplayarak bir meclis akdetmiş, ehl-i İslam'ı para ile itma ederek Suriye'yi terke davet etmeyi teklif etmiş ve bu teklif umumiyetle kabul edilmişti. Satvet-i İslamiyeyi tefekkür ediniz ki, ilk günü bir hücumda din arslanlarının yıldırım gibi süratle saldırmalarını gören düşman kuvvetleri beş misli kadar faik oldukları halde gözleri yılmış ve korkmuş, dünya ve altınperest olduklarından para vermek suretiyle sulh talebinde bulunuyorlardı ki bu da dini mübini Muhammedi'nin asarı mucizei bahiresindendir.
Nice az topluluk vardır ki sayıca çok topluluklara Allah'ın izniyle galip gelmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir. Hristiyanlar Rum generallerinden meşhur George, yani Yorgi'yi murahhas olarak İslam karargahına gönderdiler. Yorgi, İslam karargahına akşamüstü geldiği zaman Müslümanların mahviyet, sükun, huzur ve bekar, zevk ve şevk ile akşam namazına hazırlandıklarını görmüş ve bu manzaradan çok müteessir ve mütehassis olmuştu. Namaz bittikten sonra Mesih hakkında Müslümanların fikirlerini sormuş, Hazreti Ebu Ubeyde radiyallahu anh şu ayeti okumuştu. Ey ehli kitap, dininizde ifrata saparak Allah'a karşı haksız bühtanlarda bulunmayınız. Mesih bin Meryem ancak Allah'ın peygamberidir ve Meryem'e ilka ettiği kelimesidir. Artık Allah'a ve peygamberine iman edin de Allah üçtür demeyin. Bundan vazgeçin. Hakkınıza hayırlı olur. Allah yalnız bir tek ilahtır. Çocuğu olmaktan münezzehtir.
Göklerde ve yerde ne varsa hep onundur. Vekil olarak Allah kafidir. Mesih hiçbir vakit Allah'ın kulu olmaktan istinkaf etmeyeceği gibi, mukarrep ferişteheler de bu kulluktan istinkaf etmezler. Murahhas Yorgi bu ayeti kerimenin tercümesini dinleyince filhakika Mesihin evsafı bunlardır. Peygamberimiz hak peygambermiş cevabını vererek Müslüman olmaya kalbi meyletmiştir. Hazreti Ebu Ubeyde tarafından da Müslümanların murahası olarak Hazreti Halid bin Velid tayin edilmişti. Yorgi Hazreti Halid'e sordu, ya Halid doğru söyle, yalan söyleme, Zira hür adam yalan söylemez. Beni aldatma. Kerim olan adam huda eylemez. Sizin peygamberinize gökten bir kılıç indi de onu da sana mı verdi ki onu hangi kavim üzerine sıyırırsan o kavmi bozuyorsun dedik de.
Hazreti Halid, hayır demekle, ya sen niçin Seyfullah tesmiye olundun, Seyfullah diye adlandırıldın demesi üzerine Hazreti Halid, Allahü Teala Hazretleri bizlere peygamber gönderdi. Ben onu tekzip ve onunla cenk edenler içinde bulundum. Sonra bana hidayet-i ilahiye erişmekle, ona mutabaat eylediğimde bana, sen Allah'ın müşrikler üzerine sıyırdığı kılıçsın buyurdu ve nusretle dua etti. Yorgi, bana haber ver, neye davet ediyorsunuz? Hazreti Halit, ya İslam, ya cizye, ya muharebe. Peki sizin davetinize icabetle içinize girenlerin rütbesi nedir? Hazreti Halid, onun rütbesiyle bizim rütbemiz birdir. Elçi, onun içinde sizin gibi ecir ve mükafat var mıdır? Hazreti Halid, evet belki o bizden efdaldir. Zira biz peygamberimiz sağken ittiba ettik de bize gaipten haber verdi. Ondan acayip mucizat görürdük. Gördüğümüzü gören ve işittiğimizi işiten kimsenin Müslüman olması lazım gelir.
Halbuki siz ise bizim gibi görmediniz, bizim gibi işitmediniz. Sizden hulus ile İslam dinine dahil olan bizden efdal olur. Yorgi hemen kalkanını tersine çevirmiş ve Hazreti Seyfullah'ın telkini ile kelimei şehadeti getirmiş, şerefi İslam ile müşerref olmuş ve gusletmiş ve geri dönmek istememişti. Fakat Ebu Ubeyde Müslümanların sui niyetle itham olunmalarını arzu etmeyerek, kendisinin avdet ederek Hazreti Halid'in düşman karargahına gittikten sonra avdetinde beraber gelmesini tavsiye eylemişti. Hazreti Halid düşman karargahına gittiği zaman yolda tepeden tırnağa kadar demirden zırh içinde atlarına binen atlılara rast geldi. Fakat Hazreti Halid, öküz sürüsü içinden geçen bir arslan gibi bütün menazırı istihkar ederek başkumandan Mahanın çadırına vardı. Mahan Hazreti Halid'i hürmetle istikbal ile yanına oturttu ve taaccüble ben seni üstü başı sırmalara gark olmuş bir zat zannederdim.
Hazreti Halid hiç kemalatın alameti mahsusası olur mu? İşte siz de bunun için aldanıyorsunuz ya dedi. Mahan, bizim imparatorumuz yeryüzünde hükümdarların hükümdarıdır. Hazreti Halid, sizin hükümdarınız dediğiniz gibi olabilir fakat bizim reis intihab ettiğimiz zat bir lahza için aklından bize tasallut etmeyi geçirse onu derhal makamından hallederiz. Mahan, siz dünyanın fakir ve cahil bir milleti olduğunuz halde bize karşı gelmek cüretkarlığını gösteriyorsunuz. Halbuki biz size hüsni mukabelede bulunuyoruz. Şu şartla çekilip idiniz ki kumandanınıza on bin altın ve zabitlerinize biner altın vermeye amadeyiz. Hazreti Halid Radıyallahu Anh, Cenabıhakk'a hamdü sena ve Resul-i Ekrem Efendimize de salatü selam getirdikten sonra, Sizin zengin ve satvetli bir devlet sahibi olduğunuz doğrudur. Bizim de fakir ve bedevi olduğumuz doğrudur.
Filvaki vaktiyle cehalet ve itisafkarlığımız yüzünden kavilerimiz zayıflarımızı eziyordu ve elimizle yonttuğumuz putlara tapıyorduk. Fakat Cenab-ı Hak bize acıdı, hidayetini ihsan buyurdu. İçimizden bir hak peygamber gönderdi. Bize Allah'ın birliğini öğretti, şeriki ve oğlu olmadığını tebliğ etti. Bizlere de bu akaidi bütün dünyaya tanıtmayı tavsiye etti. İşte bu akideyi kabul edenler Müslüman olurlar ve bizden kardeş muamelesi görürler. Reddedenlerin cizyesini kabul ile kendilerini himaye eyleriz. Bu iki şartı kabul etmeyenlerle aramızda hakem kılıçtır. Mahan cizye sözünü duyunca derin bir nefes aldı. Ordusuna işaret ederek bunlar öldükten sonra bile cizye vermeyi kabul etmezler dedi. Müzakere böylece bir netice vermediğinden Hazreti Halid, karargahara avdetle istihzarata başlamıştı. Bu muharebe Bizans İmparatorluğu'nun mukaddimei inkırağısı idi.
Mahan adamlarını toplayarak Arapların sözlerini kulaklarınızla işittiniz. Arap hakimiyetini kabul ediyor musunuz? Bütün zabitler ölmeyi tercih ederiz dediler, harbe hazırlandılar. Hazreti Seyfullah'ta Amr bin As ile Şurahbili ve sol cenaha, Zeyd bin Ebi Süfyan ile kahkahayı ve Kubas bin Eşyemi talialar üzerine memur etti. Abdullah bin Mesud da ihtiyatta idi. Ve her hattın kumandanlığına cesaret ve ikdamıyla ve mahareti sevkul ceyşiyle tanınmış zevatı tayin etti. Hatipler, şairler ve umara-i askeriye çok müheyyiç nutuklar söyleyerek askerleri galeyana getirmişlerdi. Ebu Süfyan siz Arapların züptesi Müslümanlığın temelisiniz. Düşmanlarınız Rumluğun tortusu, putperestliğin hamileridir. Ya rabbi bugün ne büyük gündür Nusretini kullarına nasip et.
Amr ibnül As, ey nas gözlerinizi kapayarak mızraklarınızı çekiniz, mevkilerinizde sebat ediniz, Düşman mızraklarınızın ucuna temas edinceye kadar ilerlesin. O zaman siz de arslan gibi atılınız. Hafızlar da çok sevimli muhrik sadalarıyla, surei enfali tilavetle müminleri cihada teşvik ediyorlardı. Bu muharebenin, bu Yermük Muharebesi'nin en mühim hususiyetlerinden biri de kahraman kadınların da bu marekeye iştirak ile merdane harp etmeleridir. Muaviye'nin validesi Hint bir taarruza rehberlik etmiş ve Muaviye'nin hemşiresi Cüveyriye pek cesurane dövüşmüştü. Esma binti Yezid bin Esseken el-Ensariye'de Yermük Vakası'nda çadır dileği ile Rumlardan dokuz düşman katletmiştir. Muaz bin Cebel'in halazadesi ve ismi azam hadisinin raviyesidir, o radiyallahu anha. Bizanslılar otuz bin askerin ricat ve firar ihtimallerini bertaraf için ayaklarına zincir bağlamışlardı.
İki yüz kırk bin kişilik bir kuvvetle canlı duvar gibi ilerleyerek taarruzat başlamışlardı. Önlerinde papazlar, patrikler ellerinde haç olduğu halde yürüyerek İsa'yı takdis ediyorlardı. Bizanslıların çokluğunu gören bir Müslüman, ya Rabbi bu ne büyük ordu, demiş, fakat Hazreti Halid tarafından teskin edilmişti. Hristiyanlar Müslümanlara şiddetle yüklenerek üzerlerine ok yağdırdılarsa da Müslümanlar sebat ettiler, fakat taarruzun şiddeti Müslümanların sağ cenahını merkezden ayırmış ve bozgunluğa düçar ederek püskürtmüştü. Müslüman askerleri kadınların çadırlarına kadar gerilemiş, kadınlar kocalarının ricat ettiklerini görünce çadırlarının sırıklarını sökerek onları tehdit etmişler, siz bugün din yolunda ölmekten çekindiğinizde firar mı ediyorsunuz, bizi ve ırzımızı düşmanlara mı terk edeceksiniz gibi müessed sözlerle geri çevirmek istemişlerdi.
Muaz bin Cebel savcenahın bu vaziyetini görünce atından inerek şu sözleri söyledi. Ben yaya harp edeceğim. Bu ata binip harp etmek isteyen varsın gelsin. Muaz'ın oğlu ilerleyerek bu şerefe layık olduğunu göstermek istemiş ve babasının atına binmişti. Muaz'la oğlu öyle şiddetle hücum ettiler ki ricat eden askerler kendilerini topladılar. Zübey kabilesinin reisi Haccac beş yüz askerle Bizanslılara hamle ederek ilerlemelerine mani oldu. Sağ cenahtaki ezd kabilesi bu taarruz esnasında mevkilerinde sebat ile bütün taarruzun sikleti üzerlerine yüklenmiş olduğu halde bu mücahitler sarsılmamışlardı. Harp o kadar şiddetli devam ediyordu ki her tarafta eller, ayaklar, kelleler uçuyor, buna rağmen Est kabilesi sebat ediyordu. Est kabilesi reisi Amr bin Tufeyl kılıncıyla düşmanları biçip ilerlerken, arkadaşlar, sakın hattı harekatınız Müslümanların namusunu lekelemesin diyordu.
Nice kahramanlar şehit düşmüştü. Bizzat Amr bin Tüfeyl dahi cami şehadeti nuş etmişti. Hazreti Halid bin Velid münasip dakikayı beklemekteyken fırsat bularak düşman üzerine öyle bir hamlede bulunmuştu ki adeta düşmanların hatları erimişti. Ebu Cehil'in oğlu İkrime atını ileri sürerek şu sözler söylemişti. Peygamberle harbeden ben size karşı nasıl geride kalırım? Benimle ölüm üzerine ahd ü misak eden var mı diye nida eyledik de amcası Hişam ve Dırar bin Ezber dört yüz fedai mücahit ölüm eri olup hepsinden ölünceye kadar harbetmek üzere söz aldı ve cümlesi merdane cenk ile şehit oluncaya kadar düşmanla dövüştüler. Kısmı azamı rütbe-i şehadete nail oldular. Pek az miktarı mecruh olduklarından bilahare İfakat bulmuşlardır.
Şüheda meyanında İkrime ve oğlu Amr, Dırar bin Ezber, Hişam ibnü'l As ve Said'in oğulları Amr ve Eban ve Said bin Haris es-Sehmi ve Nusayr bin el-Haris gibi meşahir ve kudema-i Muhacirinden nice zevat-ı kiram vardı ve Ebu Süfyan'ın dahi bir gözü ok isabet etmekle ama oldu. General Yorgi de Müslüman olarak o gün harbe girişti. O günün son deminde pek fedakarane harb ile şehit oldu. Bir gün içinde en büyük dereceye nail oldu, Rahmetullahi aleyhi Rahmeten vasia. İkrime radiyallahu anh da küme küme cenazeler altında kalmış fakat henüz berhayat olduğu anlaşıldığından bizzat Hazreti Halid radiyallahu anh, İkrime'nin başını dizine koyarak ona bir yudum su vermişti. İkrime'yle arkadaşları sahneyi harpte şehit düşmekle beraber binlerce Bizanslıyı silip süpürmüşlerdi. Değerli dinleyiciler, İhsan Mektebi programımızın bir bölümünün daha sonuna gelmiş olduk.
Yermuk Harbi'ne kaldığımız yerden devam edeceğiz inşallah. Tekrar görüşünceye dek Allah'a emanet olunuz.