İhsan Mektebi programımızda tekrar birlikteyiz. Azizini işlerimizin. Mahmut Sami Ramazanoğlu Hz. Ömerul Faruk isimli eseriyle inşallah birlikteliğimiz devam edecek. Bundan önceki bölümümüzde Yarmuk Harbi'nde kalmıştık. Yarmuk Harbi'nin en şiddetli anında idik. Harp esnasında idik ve kaldığımız yerden devam ediyoruz inşallah. Bütün Müslümanlar Allahu ekber sayalarıyla taarruza geçmişlerdi. Her tarafta düşmanı zedelemişlerdi. Yermuk Harbi'nin ilk günü böyle geçti. Hristiyanların başkomutanı Baha Han geceleyin kumandanlarını toplayarak Araplara para vermek suretiyle Suriye'yi terke davet etmek teklifi kabul edilmiş ve ertesi günü Hazreti Ubeyde'ye bir murahhas gönderilmişti. Murahhas olan George İslam karargahına vardığı zaman Müslümanların mahviyet, sükun ve şevk ile namaza hazırlandıklarını görmüş, bu manzaradan çok müteessir olmuştu.
Namaz bittikten sonra murahhas Hazreti Ebu Ubeyde'den Müslümanların Mesih hakkındaki fikirlerini sormuş, Hazreti Ebu Ubeyde de şu ayet I kerimeyi okumuştu. Ey ehli kitap dininizde hududu geçip taşkınlık etmeyin. İsa Allah'ın oğludur gibi sözler söylemeyin. Allah'a karşı ancak hak olanı söyleyin. Mesih İbn-i Meryem ancak Allah'ın Peygamberi Meryem'e ilka ettiği kelimesi ve ondan bir ruhtur. Artık Allah'a ve peygamberine iman edin de Allah üçtür demeyin. Bundan vazgeçin. Hakkınızda hayırlı olur. Allah yalnız bir tek ilahtır. Çocuğu olmaktan münezzehtir. Göklerde ve yerde ne varsa hep O'nundur. Vekil olarak Allah kafidir. Mesih hiçbir zaman Allah'ın kulu olmaktan istinkaf etmeyeceği gibi kaçınmayacağı gibi mukarreb melekler de bu kulluktan istinkaf etmezler. Murahhas Müslüman olmayı arzu ederek geri dönmek istememişti.
Fakat Ebu Ubeyde muvafık görmeyerek Hazreti Halid'le beraber gidip tekrar dönmesini tavsiye etti. Hazreti Halid Başkumandan Baha Han ile görüştü. Baha Han bizim imparatorumuz yeryüzündeki bütün hükümdarların hükümdarıdır, dedi. Hazreti Halid de sizin hükümdarınız dediğiniz gibi olabilir, fakat bizim reis intihab ettiğimiz zat bir lahza için bize tasallut etmeyi aklından geçirirse onu derhal makam-ı riyasetten hallederiz. Yani bizim başkan olarak seçtiğimiz kişi bir an bile bize hakim olmaya, bizim üzerimize üstünlük taslamayı aklından geçirirse onu derhal başkanlık makamından alırız dedi. Bahan, kumandanınıza on bin altın ve zabitlerinize biner altın verelim, çekilip gidiniz dedi. Hazreti Halid de Müslümanlığı kabul ettiğiniz takdirde kardeş muamelesi görürsünüz veya Cizeyi kabul ederseniz himaye edilirsiniz. Yoksa Hakem kılıçtır dedi.
Bu muharebe Bizans İmparatorluğu'nun Mukaddime-i İnkırasıdır, çöküşünün başlangıcıdır. Baha'ın bütün sabitlerini toplayarak Arap hakimiyetini kabul ediyor musunuz dedi. Bütün sabitlerde ölmeyi tercih ederiz dediler. Müslümanlar otuz otuz beş bin kadardı. Bizanslılar ise iki yüz bin kadardı. Kumandan ve hatipler asakir İslam'ı tehyic ile galeyana getirdi. Harp başladı. Bütün şiddetiyle devam ediyor, eller, ayaklar, kelleler uçuyordu. Bütün hücum Ezd kabilesi tarafından olmuştu. Ezdin reisi Amr bin Tufeyl kılıcıyla düşmanlarını biçerek ilerlerken arkadaşlar sakın hattu hareketiniz Müslümanların namusunu lekelemesin buyurdu. Nice kahramanlar şehit düşmüştü. Amr bin Tufeyl de şehit oldu. Ebu Cehil'in oğlu İkrime atını ileri sürerek şöyle demişti: Peygamberle harp eden ben size karşı nasıl geride kalırım?
İkrime radıyallahu anh arkadaşlarına bakarak hepsinden ölüme kadar harp etmek için söz almıştı. Böylece dört yüz mücahit şehit oluncaya kadar düşmanla dövüştüler. Bunlar için de Dırar bin Ezber de bulunuyordu. İkrime küme küme cenaze altında kalmış Hazreti Halid İkrime'nin başını dizine koyarak ona bir yudum su vermişti. Hazreti İkrime ve arkadaşları şehit düşmekle beraber binlerce Bizanslıyı silip süpürmüştü. Hazreti Halid'in hamlesi Bizanslıların mukavemetini kırmış ve Ric'at'e geri kaçmaya başlamışlardı. Hazreti Halid düşmanı takip ile Bizans kumandanı Dürneccar'ın mevkiine kadar ilerlemiştir. Dürneccar ile zabitleri mendilleriyle yüzlerini örtmüşler, zaferimizi görmeyecek olduktan sonra bari gözlerimiz hezimetimizi görmesin demişlerdi. Kubas bin Üçem, Said bin Zeyd, Yezid bin Ebi Süfyan, Amr bin As, Şurahbil bin Hazene gibi kumandanlar mevkilerinde sebat etmişlerdi.
Kubas'ın elinde birçok kılıç mızrak kırılmış fakat kendisi katiyen yese duçar olmamıştı. Hazreti Kubas sahneyi harpten çekilmektense ölmeyi tercih eden bir adama kılıcını emanet olarak verecek bir kimse var mı der, her taraftan kendisine kılıçlar uzatılırdı. Ebu'l-Aver atından sıçrayarak askerlerine dünyada insana şeref ahirette rahmet bahşeder, ikisini de kazanmaya çalışalım demişti. Said bin Zeyd bitap kaldığı zaman diz çökerek harbe devam etmişti. Bizanslıların taarruzunu Said o kadar def etmişti ki düşman kumandanını öldürmeye muvaffak olmuştu. Çok merdane harp eden Yezid'in yanında babası Ebu Süfyan geçmiş şöyle demişti: Oğlum her asker bütün kudretiyle harp ediyor. Seneki kumandansın, hiçbir askerin sana tefavuk etmemesine dikkat etmelisin yoksa mahcup olursun. Şurahbil düşman tarafından ihata olunduğu, çevrildiği halde bir dağ gibi sebat etmiş ve şu ayeti kerimeyi okumuştu.
Cenabı Hak cennet mukabilinde müminlerden canlarını mallarını satın almıştır. Bunlar Allah yolunda dövüşürler, öldürürler ve ölürler. Onlara vaad olunan cennet haktır ki Tevrat'ta, İncil'de ve Kuran'da sabittir. Allah'tan ziyade ahdine vefa eden kimdir? O halde yaptığınız bu hayırlı alışverişten dolayı sevinin. İşte bu çok büyük saadettir. Bir netice harp eden Müslümanlar sebat ederek düşmanlarına taarruza geçmişlerdi. Evvelce tali harp Bizanslıların lehindeydi. Fakat Kays bin Ubeyrenin şiddetli bir taarrusu Bizanslıları sarsarak gerilemeye mecbur etmiş, Said Bin Zeyd de fırsattan istifade ederek merkezden taarruz etmiş, Bizanslıları arkalarından akan çaya kadar sürmüştü. Kısa bir zamanda bu çay Bizanslıların cesetleriyle doldu. Meydanı harpte Bizanslılardan eser görülmemeye başladı. Harbin şiddetli zamanında Habbaş bin Kays ayağını zayi ettiği halde birahere ayağını aramaya başlamıştı.
Bizanslıların zayiatı yüz bin kadar tahmin edilmektedir. Müslümanlar üç bin şehit vermişlerdi. Bunlar arasında Dırar Bin Ezver, Hişam Bin As, Said bin Haris gibi zevat da vardı. İmparator bu sırada Antakya'da bulunuyordu. Ezimet üzerine İstanbul'a doğru ric'at emrini vermiş ve Suriye'ye bakarak Kemaliye'sle elveda Suriye demişti. Hazreti Ömer harbin başladığı günden beri bir dakika uyumayarak haber bekliyordu. Zafer haberini Huzeyfe bin Yemani götürdü. Hazreti Ömer muzafferiyet haberini alınca Cenabıhakk'a arz-ı şükran için secdeye kapanmıştı. Büyük İslam şairi Mehmet Akif Beyefendi İslam tarihinin mühim vakayından biri olan Yermuk Harbi'nin hazin fakat ulvi ve müheyiç bu vakasından heyecan verici bu olayından şu yüksek manzumeyi iddia etmiştir. Huzeyfetü'l Adevî der ki, Harb-ü Yermuk'un, Yaman kızıştığı bir gündü pek sıcak bir gün.
İkindi üstü biraz gevşeyince sanki kıtal, silahımı attım elimden su yüklenip derhal. Mücahidin arasından açıldı imdada, ağır yarayla uzaklarda kalmış efraada. Ne mağrekeydi ki çepçevre göğsü kandı yerin, Hudaya kalbini açmış yatan bu gövdelerin şehidi. Çoksa da gazisi hiç mi yok derken derin bir inleme duydum fakat bu ses nereden? Sırayla okşadığım sineler bütün bir ruh, meğerse amcamın oğluymuş inleyen mecruh. Biraz su getirdim içer misin versem? Gözüyle ver demek isterken arkadan bir elem. Eniğine başladı, baktım nigahı merhameti. Götür deyip bana imada ses gelen ciheti. Ne yapsam içmeyecek boştu anladım İbrahim. O yükselen sese koştum ki Asın oğlu Hişam. Görünce gölgemi birden kesildi nevaları. Su istiyorduk garibin dönüp duran nazarı. İçirmek üzere eğildim üçüncü bir kısa ah. Irıltılarla boşanmaz mı karşıdan nağga? Hişamı gör ki o halinde kaşlarıyla bana.
Ben istemem hadi git ver diyordu haykırana. Epey zaman aradım ah eden o muhtazarı. Yetiştim ah kavuşmuştu Hakk'a son nazarı. İşamı bari bulaydım dedim hemen döndüm. Meğer çıkarına benden çabuk yetişmiş ölüm. Demek bir amcamın oğlunda vardı. Koşup hizasına geldim, o kahraman da şehit. Şarkkın ki bir mefahir dolu mazi kemali. Ya Rab ne onulmaz yaradır şimdiki hali. Şirazesi kopmuş gibi manzume-i iman. Yaprakları yırtık sürünür yerde perişan. Vahdet mi? Şiarıydı görün şimdi gelin de her parçası bir melabe eyyamın elinde. Tarihine mevudu ezerken ebediyet. Ey tefrika zehriyle şaşırmış giden ümmet. Nisana çıkan yolda mı kaldık gümra? La havle vela kuvvete illa billah. Hazreti Ebu Ubeyde Humus'a hareket ederek Hazreti Halid'in kanserine gönderdi. Cüz'i mukavemetten sonra cizeyi kabul ettiler. Kansirinin fethini müteakip Hazreti Ebu Ubeyde Halep'e gitti.
İslam ordusunun mukaddimesine kumandanlık eden İyaz bin Ganem Halep'i muhasara etti. Nihayet teslim oldular. Sonra Ebu Ubeyde Antakya'ya hareketle muhasara edildi. Kısa bir zamanda teslim olmuştu. Bu arada birçok mevkiler kan dökülmeksizin zapt olunmuştu. Hazreti Halid, Maraş'a ilerleyerek Hristiyanların İç Anadolu'ya hicret etmeleri şartıyla sul akdedildi. Kıymetli dinleyicilerimiz inşallah. Bundan sonraki bölümümüzde sizlere Mahmut Sami Ramazanoğlu Hazreti Ömerü'l Faruk isimli eserinden Kudüs'ün fethini aktarmak istiyorum. İnşallah buluşmak ümit ve arzusuyla.