Yaşın Manevi Değeri ve İbadet Hazzı kaydında Erkek çocukları da on iki yaşında baliğ ve baliğa oluyor. Yani artık evlenme çağı gibi oluyor. Bu bir latife gibi oldu ama latifenin hak olması lazım. Altmışından sonra hatta kırk buyuruyor. Kırkta buyuruyor altmış tabii. Altmış geçiyor daha ziyade. Ondan sonra özür kabul olmaz diye geçiyor. Şimdi bu ne demek? Özür kabul olmaz derken hala…
Erkek çocukları da on iki yaşında baliğ ve baliğa oluyor. Yani artık evlenme çağı gibi oluyor. Bu bir latife gibi oldu ama latifenin hak olması lazım. Altmışından sonra hatta kırk buyuruyor. Kırkta buyuruyor altmış tabii. Altmış geçiyor daha ziyade. Ondan sonra özür kabul olmaz diye geçiyor. Şimdi bu ne demek? Özür kabul olmaz derken hala kara kara artık son nefesine gelmiş. O zamana kadar da olsa telibe kabul. Yalnız, bu zamana kadar niye kafayı toplayamadınız? Buyur. Niye? Kırk bir sınır donu geçtiniz. Altmış bir sınır geçtiniz. Allah'ım, rahmetleri eylesin. Şeker çok değişik bir hastalık. Tabi bunların çeşitleri de var. Gerçekten kiminin yerleri kiminin kulları. Ölüm bir nimettir. Hele mümin için yok. Mümin buyuruyor. Mümin için bir sevinç, bir neşe, bir kurtuluş. Yani bu kelimenin anlamı çok geniş olduğunu söyleyemiyorum. Mümin için bir müjde yani. Nasıl söyleyelim? Müjde gibi.
Çünkü onlar için müjde var, buyruluyor ya. Bunları hayatlarındayken de alıyorlar bu müjdeyi. Daha hayattayken alıyorlar. Kimileri, vefatına yakın aldılar. Öyle müjdelerdi. Ondan sonra, yoksa seksen yaşında bir indim mi? Bir Hadis-i Şerif falan kayıt ettim ama uzak bulamamış gibi. Elliden itibaren başlıyor. Elliden itibaren eğer ibadetli olursa, taahhütli olursa mükafatlar var. Yani dinimiz çok ait. Ağır. Mesela, ah gençliğin diyor. Ah gençlik! Yaşlılığın da kendine göre bir hazzı, bir lezzeti, bir huzuru, onun da bir tadı var. Şimdi yaşlılar görüldü. Çok tatlı yaşlılar var. Böyle bir tebessüm ettiği zaman, bir tat geliyor, bir huzur geliyor. Şöyle bakışlarında masum bir bakış. Bir kadın vardı. Bunu unutmam. Şimdi Beşiktaş'ta Yahya efendimizi giderken, o kapının ağzında beklerdi. Küçüku da vardı. Yaşlı. Fakat bu bir kadındı. Çok yaşlı yok. Çoluk orada mı yangın mı çıkmış, ne yapmış.
Ne kardeşim? Bir şeyi gördüm. Bu Yutzatlı Ahmet Efendi diye mübarek bir zat olduğunda şüphe yok. Bu, müminlere eğitmenmiş yerde, öğretmenmiş. O zaman eğitmen. İlkokullarından de böyle bir fakültede bitirerek gelmiyor. Biraz talim vermiş ama güzel öğretiyorlar. Oradan gelme. Bu yedi, sekiz sene belki daha fazla yataklık aldı. Kaldı bir tebessümü vardı böyle. Bir de şeyi gördüm, Mahmut Efendi Hazretleri'nde Medine'de gördüm. Bambaşka bir tebessüm oluyor. Yani yaşlı olunca, kırışıklarının her bir noktasında nur da fışkırıyor. Ama bazen sinir de hali oluyor. Bazen değişik hali oluyor. Tehlike. Yine Medine'de vardır. Allah Allah. Dinledi. Samimlerim onu çıkardılar mı? Yaptılar orada. Bir yaşlı daha vardı. Ashab-ı Suffe'de boğmadığı kimse yok. Bilmiyorum, belki suretlerimizi gördü de boğuluyordu bir şey demeyin. Safta duruyorduk, boğazına sarıp. Allah'a şükür hiçbir tesiri olmadı. Yaşlı zaten.
Yaşın Manevi Değeri ve İbadet Hazzı kaydında Erkek çocukları da on iki yaşında baliğ ve baliğa oluyor. Yani artık evlenme çağı gibi oluyor. Bu bir latife gibi oldu ama latifenin hak olması lazım. Altmışından sonra hatta kırk buyuruyor. Kırkta buyuruyor altmış tabii. Altmış geçiyor daha ziyade. Ondan sonra özür kabul olmaz diye geçiyor. Şimdi bu ne demek? Özür kabul olmaz derken hala…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 9 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Yanında şey yapmıyor, tekstil edilmiyor. Biraz da uzun odunlar efendim. Teşişbun gibi duruyorum, şükür resim geliyor. Ama bayağı sarırdı. Yani bir şey yapamaz zaten. Öyle yapsam giderdi. Hatta orada sen Sude çıkarsın. Neyse, velhasıl yaşlanınca ahlak da güzelleşir. Ahlakımız da güzelleşecek. Şimdi, meyvenin tadı ne zaman zahir oluyor? Geliştirdikçe, büyüdükçe tadından geliyor. Zaten dalından, o olgunluğun sebebiyle pat yere düşüyor. Oluyor artık. Kemal bulmuş. Dünyayla pek işe kalmamış. Hep meblağ ile. Böyle olduğu zaman çok kusur veriyor sana. Hep böyle elinde tesbihi, dilinde meblağı zikri o kusur veriyor sana. Doyamazsın. Bir de şunu söylerler, aslında doğru durumu, Yaşlıların yüzüne şeytan kül atarmış böyle. O bilgiyi görmesinler de hürmet edip affolunmasınlar diye. Şeytan istemezmiş. Yani yaşlıya bir saygıyı, bir sevgiyi istemezmiş.
Çünkü hürmet ettiğin zaman Allah'ın kulu mağfireti oluyor. Çünkü çocuk hükmünde o artık. Çünkü, Rabbimiz diyor ya siz nasıl çocukken onlar büyütmüşlerse siz de onlara şefkat ve merhamet gösterin buyuruyor. Burada Rabbi Zülcelal anamız bize artık onu Biz ömür verdik buyuruyor. Ondan sonra da ne yapıyor? Veli bükülmeye başlıyor. Her şey bıkıntısı. Bıkılır. Bir rivayete göre de kabre indirildiği de naklediliyor. Hayat bu. Allah'ım her şeyi anlatıyor. Gençliğini anlatıyor, yaşlılığı anlatıyor. Kuran-ı Kerim'de anlatıyor. Her şeyden bahis kuruyor. Allah'ın müjdelin. Şimdi, Allah'ımız kendisini vasıfla başlar zaten. Böyle denildiği zaman, bunun sonu gelmez. O öyle Allah giderken, Rabbi züldül abimiz, kudretimi düşünün. Azamet-i ilahiye mi düşünün? Burada tek tek mi anlatacak? Yok. Onun zımmında, şunun delil anlamlar çıktı. Mesela Yasin-i Şerif'te okurken, o da öyle.
Allah'ım bize yeşil ağaçlardan bu kibritlere yemsel veriliyor. Çok uzun anlamlar. Yani şimdi bir edepsiz çıkıyor ve ne böyle bir şey? İnternette gördüm. Gördüm. Bilimsel olarak diyor, bilimsel olarak Kuran'daki hakikatlerin geçersizliği diyor. Tabii kendine göre delil getiriyor. Ondan, bu Fatih arkadaşlarımıza söyleyin, üç kişi de olsa yeter bize. Mesela bir tanesi Allah'ımızın yüce kudretine delil ayetler. Doktor zahit Naik, Zakir Naik var. Deyi geldiniz mi? Duydunuz. Şimdi, bunu gayret ettiğimde de gaybolmuş. O Allah'ımızın yüce kudretini ayetlerini, böyle bilgi ayırıyorum. Mesela, İlmiye'den diğer bir yere geçiyorum de, göstereyim yani, hayran kalmamak mümkün değil. Diyorlar ki, İlmen şimdi yeryüzü, dünya genişliyor, diyor. Yeryüzü demiş, dünya genişliyor diyorlar. Bunu ilmen buldular zaten. Dünyanın genişlemesi, başlangıcının bulduğunu ifade ediyor. Bir balon, yiyin.
Bakın birbirine yapıyor, deri yanına şişiyor. O zaman bunun başı vardır, ilmi söylüyorlar. O kalbinizin denen bela, bunlar ne diyorlar? Diyorum ki oluşum. Gaz sıkıştı patladı başını söylememeye çalışıyorlar. Onun için, bizim hocalarımızın eski mübarek kimseler vahim başlangıçlarında var mı? Bizi yoktan aileden diye başladılar. Bu çok mühim bir tabirdir. Bizi yoktan aileden, Varlığından haberdar Tabi şimdi bunlar, bunu kabul etmezler. Fakat Cenab-ı Hak kendini ispat ediyor. Bunlar, hacziyetin hepsi bizde. Şu an yanlış. Halbuki ilimlerin cümlesi, Rabbimizin kudretine Hepsi. Kuran-ı Kerim'in mesela matematiksel olarak bir çalışmasını yapmıştır. Bir sureydi. Eshabü'l-i İLEŞEMÜR PURVİAD suresi. Daha da var, hayran almamak mümkün değil. Mesela Nisa suresinde bir kadının oluşumu artık onun geni midir nedir, hücrelerini mi neyse artık on sekiz, on sekiz kelimesine mukabil oluyor.
Onların kırmızı, onları, neyse. Şimdi Nisa suresinde de on sekiz tane Nisa kelimesi geçiyor. Mesela, Yevun, bin üç yüz altmış defa geçiyor Kuran-ı Kerim'de. Ay, otuz defa geçiyor. Hafta, yedi defa. Yani Rab bir ülkeyle adam, terliyor mu? Şimdi, cihat bu işte. Gündemden söyledim. Boynumuzu büküp dileyen günde böyle güzel yapalım. Keşke yapsak onu. Belki bunun kalbine indirileceğim ama bir de böyle beynimize de indirilsin. Kalbe indiriliyorum. Galiba inen feyiz, eğer beyne inmiyor da bizi ferasetle kılmıyorsa o zaman bu zikir eksik olur. Yani zikrediyoruz, yani bunun aklı yetmez demeyecekler. Çok akıllı diyecekler. Çünkü zikir, bizim Allah dediğimizde, gönlümüze bir huzur geliyorsa beynimize de bir huzur gelecek. Gözümüze de bir huzur gelecek. Tefekkürlü olacak kişi. Çok mühim. Her şeyi yarım yarım anlatmışız biz. Ucundan, bugünden, ben öyle değil.
Allah'ım, mesela şöyle ya, şimdi ağacın en son noktasına kadar su geliyor. Yok, bize bir yapıya. Ağaç tabanından su alıyor. Ondan sonra en uçta yaprak. Yaprağın en ucunda su var. Kalbimize gelen, kalp köküne gelen fünunuzat-ı ilahiye, bizim beyin damarlarımıza gelecek beyin çalışacak! Taa tırnaklarımıza kadar gelecek. Tırnaklarımız Allah yolunda hizmet Çıkışı çok çıkış. Allah'ımız, Kainat ettiğini düşünüyor. Onlar bunu bulanalar canı çıkıyor. Bildiğiniz şey, hemen internetten bulursunuz. Şimdi, Gayri müslimlerden birisi ilmi araştırma yapıyor. İlmi araştırma yaparken, ilmi araştırmasınlar, Demirin hususunda, onu biliyorsanız giyin, değil mi? Geminin yeryüzünde olmadığını, yani hayali yapılışını, yapılışını yeryüzünde olmadığını. Onun, semadan indiğini, semadan indiğini söyleyince, bu artık ilim ilim olarak yani bilgisel olarak ifade eden kimse.
Böyle konuşurken, derhal, derhal Kuran-ı Kerim'i almış almış ve diye geçecek, bulamadım. Hocam, bulamadım. Biz Evet. Bulamıyoruz. Evet. Hocam şimdi burada biz buyuruluyor ya biz demiri indirdik. Onu görünce adam çarpılmış gibi olmuş. Demiş ki bunu nerede yazıyor bunu? Titiyor bir adam. Bu nerede yazıyor, nerede yazıyor demiş. İlmen demiş bunun yeri dolmadığı ifade ediliyor. Kuran-ı Kerim demiş. Allah'ım azametini nasıl gösteririz şimdi? Bak, onun gözünün dikkatini görmüyorsun. Şimdi binaya vuracağı, neyle vuracağı? Demir olmazsa hiçbir şey yapamazsınız. Çok kuvvetli, otuz adet ayakta. Bunu, insanın vücudundaki iskelete misal veriyor. Kemikleri tutar, insanı et tutmaz. Bunu alırsınız siz, kürsiyi tutan meleklere kadar gidersiniz. Allahu alem bu. Bakmayın soy zalim. Şimdi, bunları böyle yaparken, biz de ne yapacağız? Allah'ımızın varlığı güzel güzel izah ederse, cihad etmiş oluruz.
Ve Rabbımız da razı olur. Hocanın birisi Biz o hayatta olamayız da Hocanın birisi. Böyle vaaz ediyormuş, vaaz ediyormuş. E tabi veliye hiç gizli bir şey kalmaz. Onun kalbini, gözünün önüne gelmiş zaten. Hayatı da gözünün önünde. Bakmış, iblis bir adam geliyor. Hoca konuşuyoruz, bir şu mu? Kesinlikle. Yanlışta tavırları varmış, yaşantısı, konuşulmuş da yaşamazmış. İçinden bir yalvarmış. Allah'ım! Bu dürüst bir adam. Ne olur? Bunu mağfiret. O 0 öldükten sonra bunu bilenlerden birisi rüyada görmüş. Bakmış cennetlerde dolaşıyor. Hoca ben seni tanıyorum. Güzel konuşurdun ama. Yine indin mi? Yapma dedi. Hallede ne oldu? Demiş. Gerçekten öyle demiş. Ama direğin arkasında bir yevliya varmış. O demiş ki Ya Rabbi, bu hoca senden bahsediyor. Senin zatının sıfatlarını anlatıyor. Yüce kudretinle konuşuyor. Ne olur, onu bağış Bir yerden denk getirmiş ya! Aslında Allah'ımız bir yerden denk getiriyor.
Sizi güçsüz bir şekilde yaratıyor. O zayıflıktan sonra kuvvete. Bir güç veriyor. Hiçbir şey yapacağım, çünkü niye geçiyor? Üç kuvvet oluyor. Hani çocukluğumuzu düşünün, o da artık çocuk gibi oluyor. Gerçi böyle. Şöyle bir şefkatsiz bir hal olsa, mesela, analar babalar çocuklarının yanında çok zaman duramıyorlar. Evim diyorlar. Evim bilmezsen öyle. Oraya evi gibi olmuyor. Çünkü, az bir gelin bir acayip dursa, oğlan bir şeyle o gitiyorlardı. Bir tanesini hatırlıyorum. Demiş ki vefat edip gitmedi de, böyle çok hastaydı. Çok hasta duydum, anlattılar. Demiş ki ne olur demiş. Ben de bu yerden çıkarım. Mesela, Ayağımı keser mi? Yaparız, elle bir şey Zaten Elifli Amir'e de geliyor ki Mutlak bilen ve kadir mürid kendimizi tavaf edemiyoruz kendimizi. Bunun Bayezid bistamin hazretleri, yanlış yorumlamamaları gerekir. Birisi gidiyor bir şehir, Hacca Verilmiş, o hac paranlıyor. Girmiş.
Elimi tavaf ettirmiş. Yirmi defa dönmüş, git hayır demiş. Burada onu demek istemiyor. Bay Ermenistan'ı ben Sen bir kere yolunuz Emre'nin dediği gibi, Gönüllüler tavaf et diyor. Akil gör, yoksul gör. Ondan sonra, gönlümü her şey ile, gönlümü köseyle, gönlünü aş pulla, aşik pulla, bunları söylüyorum. Çok da tavaf edeceğimiz yerler, nefsimizin mertebeleri vesaire. Allah'ımız bizi bağlayabilirsiniz. Şimdi iki tane melek, bir tanesi yatıyor. Yatarken uyku arası duymuş. Melekler birbirleriyle konuşuyorlar. Demişler ki bu sene ne kadar hacı var? Yetmiş bin. Yüz bin iki. Kaçı kabul oldu? Hiçbiri kabul olmaz demiş. Kabul olmalı ama demiş bir tanesi, buraya gelmeyen Şam ı Şerif'te Ali bin Muvafık isminde birisi var. Eskici. Onun gülmetine kabul ol demiş. Adresini almış, gitmiş, varmış. Acaba ne büyük bir zat diye. Hiçbir şey yok. Yatsıyı beraber gömmüşler. Adam yatmış.
Araştır da ürün, öyle pek bir şey yok. Parfüm şeyler bekliyor. Yok. Sabah kahvaltısını vermiş. Araştır da ürün tabii. Konuşmuşlar, gitmişler. Demiş ki hacca da gitti, dedim mi? Yaranın demiş, kabuğunu kaldırdım. Demiş ağlamış. Hayırdır, neden? Ben demiş tam hacca hazırlanmıştım, yola çıkacaktım. Benim komşum kapıyı çaldı. Dedi ki çocuklar köpük bulsun. Hadi, öyle bir içerim yandı. Öyle bir döndüm yandı. Ne kadar paralar gitti. Orkunca, korkun. Yüz binlerce hacinin, hadi senin hürmetinin kiri izale ettiği gibi günahlarınızda yok eder. Bu nasıl bir dönem? İyi de bir hoca ama niye bir de su bilmiyorum. Gidip bu nasıl bu gece az ya? Bir şey bu vermesin. Bu, Kuran-ı Azimüşşan'ın tefsirinde fesahat var, belagat var. Beyanlar, bedi var. Usulü ilim bunlar. Bu medrese hocalarında da bir maya, bir mal. Bir kitap bitiriyorlar. Çok derin ilimleri oluyor. MaşaAllah