Vera ve Takva: Ruhani Güçlenme ve Allah… | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
Vera ve Takva: Ruhani Güçlenme ve Allah Korkusu
Vera ve Takva: Ruhani Güçlenme ve Allah Korkusu kaydında Bu vera konusunu Rabbimizin izniyle işlemeye çalışıyorduk. Yalnız bu vera Allah korkusu demek celle celalühü bizim gideceğimiz kısaca. Yalnız bu muhakkak için buyruluyor. Kamil insanların yüksek sınıfta ruhani yönden çok güçlenen kimselerin halidir bu. Olsun biz bunlara imreneceğiz, onlar gibi yapmaya gayret edeceğiz. Takliden de olsa…
Bu vera konusunu Rabbimizin izniyle işlemeye çalışıyorduk. Yalnız bu vera Allah korkusu demek celle celalühü bizim gideceğimiz kısaca. Yalnız bu muhakkak için buyruluyor. Kamil insanların yüksek sınıfta ruhani yönden çok güçlenen kimselerin halidir bu. Olsun biz bunlara imreneceğiz, onlar gibi yapmaya gayret edeceğiz. Takliden de olsa Cenab-ı Hak tahkike ulaştırsın. Şunu söyleyeyim ekseriyetle Abdülkadir Geylani efendimiz dendiği zaman çok güzel, tabi kerametleri var, menkıbeleri çok güzel. Bir ciheti ile tanımlanmış büyüklerimiz, gördüğüm bu. Mesela Muhammed Bahaüddin hazretleri deniyor, bir cihetten bakılıyor. Mesela onun kerametlerinden güzel. Keramet onlardan seller gibi bakar. Ama bunun yanında ilmi noktada da çok üstünde. Bulundukları çevre itibariyle zaten medreseler var, orada talim görmüşler.
Şimdi eski kimselerden, büyüklerimizden eğer haberdar olmuşsak, onlarla bulunmuşsak, onlar hep severlerdi. Böyle kıymetli hocalarımızın yanında oturup kalktıklarını, onlardan nakiller yaparlar, onlar zaten medreselerde yetişmiş, böyle kimseler. Verağı anlatıyor ama çok müstesna bir şekilde anlatıyor, ayeti cellelerle veriyor. La yetimmül vera vera diyor, şu on şey gerçekleşmedikçe olmaz. Veraı tanıdım, Allah'ımızın korkusu, bura söylesin artık biz konuşup durmayalım. Evnahe birinci olarak, hıfzu'l lisen anil-i gıybeti de kavli teala. Şimdi evvela birincisi neymiş, hıfzul lise, dili muhafaza etmek, anil gıyibe. Gıybet diyor ama bunun yanında tabii dedikodusu olur, iftirası olur, yalanı olur, daha başka neler neler Allah'ımız muhafaza buyursun.
Şimdi Abdülkadir Geylani efendimiz bunu ele alınca irfan ehli, biz tarif edemeyiz, marifet ehli Allah'ın büyük bir dostu, hem insanlara hem de cinlere gönderilmiş vavsüs sakalı esanı, melayyau teb, bağdukun bağdav. Bir kısmınız diğer bir kısmınızı gıybet etmesin. Yani hoşuna gitmeyeceği bir sözü duyduğu zaman söylemesidir. Veszene el içtinebu anissufriyye, bigavli teala. Bu sukriyye ifadesi alaya alıyor, böyle basit görünüyor. Ne bileyim eğleniyor böyle, bu şekil. Esselami la yeskar kavmun min gavmun. Assa en yekunu hayran min gavmun. Bir kavim diğer bir kavmi alaya almasın. Umulur ki o alaya almış olduğu kimse hayırlı kişiler olabilir. Şöyle de bunu düşünebiliriz, yalnız burada üçüncü kısmını aslında diyor bulamadık diye müellif hazretleri ifade etmiş, sonra dörtten başlıyor. Mesela böyle alaya alındı.
Ağaya alınan kimse öyle oldu ki bir saniye sonra da öyle bir tevbe eder, öyle bir Cenabıhakk'a yönelir ki o kötü sıfat onda kalmaz. O zaman biz çok büyük bir mesuliyetin altına gireriz. Şimdi söz söylüyoruz, onu duyduğu zaman o hoşuna gitmiyor, alaya alınıyor. Fakat o alaya alınan kimsenin öyle bir anı olur ki, o anından o yapmış olduğu amelden taatten Cenabı Hak razı olur. O zaman biz ne yapacağız? Bizim yaptığımız nerede kalacak? Adamın gıybetini ödüyoruz şimdi. Adama alaya da alıyoruz, o da tövbe etmiş Cenabıhakk'a tam yönelmiş, Nasıl bunun hesabını vereceğiz? Zor tabi. Vel Rabia, vattü'l basar anilme halim nigallihi teala. Gerçekten Abdülkadir Geylani Efendimiz, Gaddi sallallahü ve sellem, gerçekten. Esamen, Onlara söyle gözlerini haramdan sakınsınlar. Bilmiyorum bunu ancak Abdülkadir Geylani Gaddesallahu Sırrı Hazretleri söyler diyor. Ne güzel meyem buyurmuş.
Vera ve Takva: Ruhani Güçlenme ve Allah Korkusu ne anlatıyor?
Vera ve Takva: Ruhani Güçlenme ve Allah Korkusu kaydında Bu vera konusunu Rabbimizin izniyle işlemeye çalışıyorduk. Yalnız bu vera Allah korkusu demek celle celalühü bizim gideceğimiz kısaca. Yalnız bu muhakkak için buyruluyor. Kamil insanların yüksek sınıfta ruhani yönden çok güçlenen kimselerin halidir bu. Olsun biz bunlara imreneceğiz, onlar gibi yapmaya gayret edeceğiz. Takliden de olsa…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 11 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Cenabı Hak şefaatlerine mazhar etsin. Velkam ise, beşinci olarak sıdkul lise likgaulihi ta'ala. Verağı tanımlamak, hayranlığımı ifade ediyorum, hayran kaldım bunun için. Diyoruz ki bak üstadlarımızı iyi öğrenelim. Ondan sizden önce görüşüyorduk biz sadat-ı kiram efendilerimizin eserlerini nasıl çıkarttırırız diye. Şimdi biz diyoruz ki işte Cüneydi Bağdadi vesaire, Ebul Hasan ı Harakani, Bayezidi Bistami vesaire. Mürşidlerimizin eseri. Biz daha üstadımızın eserini okumadık ki kalkıp da onları okuyacağız. Şuna benzer bizim yaptığımız iş, çok güzel alışveriş merkezleri olur. Her türlü malı bulundurulur. Böyle engin mallar da olur, yüksek fiyatta mallar da olur. Belki gönül alemi çok zengin, ruhen Mevla-yı Zülcelal'i bulan kimseler olur, onlara da lazım olur o. Bizim böyle kaldığımıza bakma bunu mürşilik kamilimiz ne güzeldirdi. Eli ve oğlu çalışmış, bak neler kazanmış diye.
Gelin hep bunlarla sizi, keşke bunlar da yorumsak da anlaşılması babında, Hiç unutmam bunu bir izni Teala okuldan mı geldin, başka bir yerden mi geldim, bu yolun salikleri üstadımızın hizmetinde bulunurlardı. Evin hizmetinde işte siz bu mahalle göre düşünün yapılacak işleri. Kıymetli bir müdelris olan hocamız dedi ki şey kamillerden bir tanesi dedi, ev yıktırır, ev yaptırırmış. O da evlatlarını seyri süluke eriştirirmiş. Şimdi bununla başlasak bitmez. Şimdi evde çalışıyor, diğer kimselerde gördüğüm için adam çok acayip. Hiç öyle üstadımızın hanesine girdirilecek bir kimse değil. Diyorum Ya Rabbi bu kim, nasıl bir kimse girmiş, çalışıyorum ben. Öyle bir çalıştı ki evradını almış, aşağı elini ermiş, dermiş ki efendimden haber verin, o nasıl üstadımızı diyor. Geri yandı bana hiç mühim değildirmiş. Üstadım nasıl demesi diğerlerine saygı duymanın ne olduğunu öğretir ona.
İtibar etmiyor manasına değildir. Üniversitesi yok, doktorası yok, yüksek lisansı yok, doçentliği yok, profluğu yok. Amma profların proofu var. Öyle bir dikkat etti, öyle bir adım attı ki biiznillahi teala bağlandı bendim, gidemem vailyadır ya, öyle bir bağlandı, tutamam. Tuttu üstadımız da methetti onu. İrtihalini anlatamam çünkü her beyin alamaz onu. Yalnız şöyle bir giriş yapabilirim, hani irtihalinde canlıydı demek istiyorum. Bunu artık iradi ve tabi ölümle siz eserlerden görürsünüz, o kısmına dalmıyorum. Evet efendim, demek ki gayret gösterince, çalışınca Allah'ımız lütfediyor, ihsan ediyor. Necm suresinde geçer ya, ashabıne. Bu konuşacaklarımızı veradidik, takva diyoruz. Allah'ımızın kendisine yaklaştırdığı kullar bu ayet kendilerinin içerisinde işte. Necm suresinde ikinci sahifenin alt kısmı, bu konuşup duruyoruz biz. Ve enne ila rabbikel minteha.
Bunu biz diğer surelerde de görürüz. Mesela mesela mesela Vası ilallah olmanın, kavuşmanın işareti. İşareti değil sarahatı, apaçık delili. Efendim, konuşacaksak, konuşacaksa bu hususlarda yoğunlaşacağız. Bakın Abdül Kadir Geylani efendimiz. Hadis-i Allah'u sırrı. Ve enne ila rabbikar vucca Rabbimize öyle kendisini vermiş ki artık beşeriyet diye hiçbir şey kalmamış. Hep ruhaniyete dönmüş. İşte oğlum ne olacak, çocuk ne olacak, geçimimiz nasıl olur bunları düşüne düşüne, bunlara İmamı Rabbani hazretlerinin mübarek gözüyle bakmadığımız için bizim gibi kaldık. Oğlu, çocuğu, işi gücü İmam-ı Rabbani Hazretleri, kalpte Sallallahu Sırra beyan buyururken onları İslam'ın edebi, şer'i ölçüler dahilinde verebilmek, çalışa çalışa canı çıkıyor sanki tarlasında, bağında, işinde gücünde ama devamlı terakki ile. Çünkü helal, rızık, talebi içerisinde bu zikri dahildir, devamlı zikir halidir.
Demek ki biz çok şeyi yanlış anlamışız. Bir kimseyi ziyaret ettim, hastaydı. Burada bir Hasan Hocamızdan bir şey söylemek istiyorum. Böyle konuşurduk, burada kürsümüz vardı. Bir gün dedi ki, efendim dedi, özel konuşuyorsun. Ayetler, hadisler diziyorsun. Yalnız dedi, biz menkıbelere alışkınız dedi. Güzel güzel Hacı Hasan Efendimizin dilinden dinlerdik dedi, biraz işin salatası olsun, böyle hep bize et yemekleri bilmem filan da bu ağır geliyor, diyor. Hazmetmemiz lazım. Olur hocam, bunlar yerine göre gerekiyor, icap ediyor demeyelim diyoruz ama onlar bize mesela bir yaşındaki çocuğa, şimdi mevsim zaten et yemekleri bilmem filan, yediremezsiniz. Midesi almaz o. 0 da, mümkün değil midesini almaz o. Sulandırırız, o yiyeceği sulandırırız, yiyecek hale getiririz. Bize onlar Allah'ımızın ayati ilahiyyesi ve ahaddis-i Muhammediyyesini, vermiş olduğu misallerle, nelerle ne yapıyor?
Hazmedeceğimiz, şu beynimizin hazmedeceği, gönlümüzün hazmedeceği bir hale getiriyor. En azından çözüm gerekir bir hususta. Çözüm olarak mürşid-i kamilimizin sohbetlerini dinleyelim, çok faydalanırız. O sohbetler kitabı bile çok güzel ama böyle üstünkörü geçirirse olmuyor. Derin derin düşünmek. Emin olun birkaç sözünü söylese, min ledünna ilma ifadesinden başka bir şey değil söylediği söz. Söyledikleri o söz, Allah tarafından bir ilim. Oradan gelir söz bizdedir, arada tercümandır bu. Ne demek istiyor? Allah'ımızın ilim deryasına hem de zatından öyle bir ilim deryasına dalmış ki bitmesi mümkün değil, onu söylüyor. Böyle bir askerlik dönemi geçirdik, kısa geçti, uzundu da kısa oldu. Böyle insan sevdiğini unutamıyor. Sami Bendi Hazretlerini çok hatırlıyorum, askerde Rab Rab yürüyorduk, yani orada kim tanır kim eder, Rabbimize hamd sadedinde söylüyorum, içine girdi sanki.
Ya onu anlatmasam duramayacağım, nasıl diyeyim ya. İstanbul'dan bir askerdi, ismini de hatırlıyorum, dersen iyi olur belki. Bülent dedim bizim bir Mürşid-i Kamilimiz var dedi. Anlatmaya başladım askerde alamıyor, bitsin yani. Senin Mürşid-i Kamil'in ile bitsin, Gavsile azamın hepsini, bık bucağı annemiz. Demesin mi? Biz dedi Uludağ'da kampa çıkmıştık, Sami Efendi Hazretleri orada bize sohbet etti. Elhamdülillah yanlış kapı çalmamışız, diğerini söyleyebilirim de ah şu gönlümüz ve kalbimiz. Onlara tam rab da olsa Allah'ımızı ihsan eder bir meleklikle lütfeder olur. Anlatacağım şu orada bir ayet celli okumuşlar esamı, ya yetüven nefsul mutmainne ey huzura eren nefisti. İlk anda anlamışlar. Ey huzura eren nefis anlaşılmış, ikinci bir mana vermiş ama ancak vermiş ama ancak onu ilim sahipleri anlayabilir. Ancak onu ilim sahipleri anlayabilir.
Üçüncü manada gözler fırlar gibi olmuş hiç anlayamıyorlar. Çünkü yedi batın, yetmiş batın, yetmiş bin batın manası var onun, bitmez tükenmez o. Demek öyle bir irfana Allah'ımıza dedik ya, zatı sıfatlarından öyle istifade gitmiş ki onun tarifi mümkün olmaz. La yuhissabun zati. Sonu yok. Mevlana Halid Efendimiz için öyle kullanmışlar tabiri, İnşallah burayı sıralayabilseydim. Mevlana Halid efendimiz, bak büyük bir alim, diyorlar öyle bir ilmi var ki huşu kapan nehir demişler, ilmine hayran kalmış. Sonra çok süratle yağan bir yağmur demişler, ilmi hakkında. Sonra sahili bulunmayan bir okyanus demişler. Bu sahili bulunmayan okyanus Mevlana Halid Hazretleri Abdullahi Dehlevi hazretlerinin huzuruna niçin geliyor? O kadar ilim sahibi, her yönde gelişmiş, ilmin bütün dallarında ama Abdullahi Dehlevi hazretlerinin huzurunda mutfağa su taşıyor, def-i hacetin işlerini görüyor. Neden bunu yapıyor?
Hiç bunu düşündük mü? Neden bunlar böyle teslim oldu? Cami gönülden de mesela ilim ehli kimselerden gelirlerdi, üstadımızın huzuruna, biz de güzelmiş ilimmemizi de ne öğrendiysek onu bırakıp geliyoruz huzuruna diye. Bunlar ne alıyor burada? Sadece beynin dolması değil, gönlünü dolduruyordu, kalbini dolduruyordu. Ruhunun açlığını bildiği için ruhuna ilimden depoluyordu, hikmet depoluyordu. Öyle depoluyordu ki marifetullah depoluyor, basiretten depoluyor. Yoksa nereden alacak onu? Bizim işte şöyle böyle zamanı, ikindi biraz geçecek olsa acıktık diyoruz. Şimdi ortalık sıcak, bundan dolayı hemen susadık diyoruz. Neden? Midemiz bunu hissediyor ama kalbimizin, ruhumuzun hissiyatını, istediklerini düşünebiliyor muyuz? O kalp, öyle günde üç yiyen pek olmaz. İki yemekle, üç yemekle doyan bir ruh değildir o.
0 öyle bir ruh ki esanı ve nefaktu fihimir ruhhi Cenabı Hak ben ruhundan ruh yükledim diye buyuruyor. Yirmi dakika dinen rabıtayı beş dakika yapmayla olmaz o. 0 en az on beş dakika dinen murakabeyle olmaz. Bizim mürşid-i kamillerimizin şu boyun kemikleri murakabe yapa yapa çıkacak hale gelmiş. Niye öyle duruyordu, zorla mı gözünü yumup da böyle zorla gözünü yumup on beş dakika deyip duruyor. Hayır, o öyle bir nimete mazhar oluyor ki. Veysel Karani hazretlerinin dediği gibi buyurmuş ki bir defasında Allah'ım bana kıyamete kadar ömür verse şu başımı secdeden yine kaldırmam diyor. Neden bunu söylüyor? Ruhunun istifadesini bildiği için, ruhi kemalattan dolayı, onların ürüne bizim gibi nerede eğleneceğiz, nerede yiyeceğiz, nerede oturacağız, kalkacağız değil mi? Onlar Rabbimizin yüce kudreti ve o yüce makamda huzur içerisindedir. Niçin o?
0 öyle bir pazar ki Yunus Emre'nin dediği gibi diyor ya dükkanım yağma olsun. Onlar dünya dükkanlarını öyle yağma yıkma değil gönülden dünyanın bütün arzularını çıkartmışlar. Ballar balını buldum, kovanın yağma olsun, bu. Hacı Hasan efendi buydu işte. Sami efendi hazretleri buydu. Hutbuazam olan Esad-ı Erbili Hazretleri buydu. Artık gönülmememizi buralara çevirelim de şu geçmiş ömrümüzde kalan vaktimizi olsun boşa geçirmeyelim, mahrum gitmeyelim. Hiç mi duymadık Efendimiz hazretleri aştım pazarımı alan alsın diye. Kapandı mı o pazar? Vallahi ve billahi kapanmaz o pazar. Çünkü irtihallerinde kınından sıyrılan kılıç gibi. Biz burada Abdülkadir Geylani efendimizin beşinci olarak sıdkul lise herhalde esanı ve ive gültun fadilu. Konuştuğunuz zaman böyle ölçülü bir şekilde konuşun. Bu iydilu derken bu adalet kelimesi çok önemli. Bakışta çok önemli. Yani doğru bakıp hakka bakacağız.
Mevlana'mızın dediği gibi şaşı bakmamak, bunun yanında insanlarla konuşurken birini mahrum edip diğerini mesrur etme şekline girmeden ölçülü bir şekilde sözümüzde. Mesela söz israfı yapmamak, kelamda israf yapmamak. Burada vera konusunu işlerken velilerden bir tanesi bir şeyi diyor sormak için bir sene bekledim diyor. Bak bu bize şimdi çok ağır gelir. Ya bu nedir, bir sene bekleyecekler. Evet şimdi öyle deriz ama bu efsafta olunca deriz ki ne kadar doğruymuş ama bunu toprağın altına koymayalım diyoruz. Daha toprağın üç gündeyken yapalım inşallah. Dua buyuründe mahrum kalmayalım. Ve sadisetu en yarife minnetullahi teala aleyhin. Bir kere kendi üzerindeki Allah'ın nimetini düşünecek. Bak o nimetlerin büyüklerinden birisi, en büyüğü, Allahu Teala size lütufta bulunmuş, imanın zerresini bir öğrenebilsek ve imanı öğrenmeyecek ne var?
Evet şimdi bize böyle ama o imandaki hakikatin zerresi yaşayan kimseler için malumdur. Mübarek olsun onlara bize de dua buyursunlar. Ve sebia yedincisi .Malını böyle ölçülü bir şekilde batıla harcamadan hak yolda harcetmek. Buna şu misali veriyor, biz çok böyle bakıyoruz diğer manalara da ehlullahın verdiği mana hiç buna benzemiyor. Esselamü ve lezine ize enfaku lem musrifu ve Onlar infak ettikleri zaman ne saçıp savuruyorlar, ne de sıkıp suyunu çıkarıyorlar. Ey, lenf min fibu fil masiye, bakın verdiği manaya, mallarını masiyette günahta harcamıyorlar. Her bir lokmasında titriyor. Dedik ya Sami bende hazretleri, bak bu zor gelecek olsun. Ne gelirse gelsin her bir lokmada en az yedi lafza-i celal okuyarak ağzına un okumayalım. Ya Rabbi bizi uyandır, uyandır bizi Ya Rabbi. Böyle tarikat-ı aliyede olup da gaflete düşürme bizi Ya Rabbi. Bizim mesuliyetimiz daha ağır.
Çünkü bu nimet kimin eline geçer ve sonra teslim olduğumuz mürşidi kamilimiz kim bilir? Ve ledine iile enfaku ile müsrifu ve lem mekuru. Eyle min fibu fil masiye masiyette harcamazlar vela yemnaru minettaa. Biz sucuklu böyle sıkıp suyunu çıkarmak dedik ya burada esana, ve lem yemnav minetta, taatten de men etmezler. Mesela Mevla yolunda hep ölçüler içerisinde. Zaten bu ölçü verilmiş oluyor. O bahtiyardır, biz kendimize bakalım. Onlar bulacağı yeri de bulmuş. Bakın bir şeyi sadece söyleyeyim, onlara en az yedi kutbu cihan yardımcıdır. Yani öyle yetiştiriliyor ki, en az yedi kutbu cihanın gözetimi altında devam ediyor. Biz kendimize bakalım. Biz ıslah olmaya, irşad olmaya, dinimizin emirlerini yerine getirmeye gayret etmişler inşallah.
Mes'amine enla yatlu belni nefsihi Kendi nefsi için böyle bir ben saygınlığım olsun, beni sevsinler, beni ne bileyim iyi tanısınlar, bana bir makam benim için bir üstünlük bürsünler, halinden vazgeçmektir, vera buyuruyor teshamne. Baki olan Allah'ımızın ahiretteki lütfedeceği nimet yurdu, yeryüzünde böbürlenen yani kibirlenen ve bozgunluğu istemeyen kimselere Rabbimiz veriyor. O ahiretteki nimetini, ikramını, ihsanını öyle denir. İhsanını yeryüzünde kendisi kibre dalmayan yani benlik içerisinde olmayan kimselere veririz. Ve te'siah, dokuzuncu olarak yazı bu şekilde ama bir hata olmasın bildiğimiz hüdd eseme. Özel mi İbrahim tekrar bir salat kelimesi konmuş. Evet, gönülden, gönülden boyun eğerek salat-ı usta orta namazlıyor, onu muhafaza edenler. Bunu ayrı izah ederler. İşte öğle ile sabah ile öğle dediğimizde ikindi oluyor. Öğle ile ikindi dediğimizde akşam oluyor.
İkindi ile akşam dediğimizde yatsı oluyor. Yatsı ile sabah dediğimizde öyle oluyor ki hepsine dikkat edeceğiz, hepsine riayet edeceğiz. Böyle güzel izah etmişler. Vela aşirah, el istikameti alessünne vel cema likaulli teala, ne kadar güzel. Bu vera halinin, Cenabı Hak'tan korkmanın onuncu maddesi istikamet üzere olmak, sünnet-i seniyyeye riayet etmek, peygamberimizin sallallahu aleyhi ve sellem ve asabi güzinin gerçek alimlerin yolunda bulunmaktır, esamu. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz bir ayet-i celileleri de var Sure-i Yusuf'ta. O soru sahifede çok okuduğumuz okuduğumuz ayet-i celileydi o. Benim yolum budur, buyuruyor. Efendimiz aleyhissalatu vesselam ben basiretle insanları bu yola davet ediyorum. Ben ve bana tabi olanlar bendendir. Allah'ımızın şanı ne yücedir. Onu bütün noksan suallardan tenzih ederiz, ben müşriklerden değilim buyuruyor.
Benim yolum Allah'ımızın açtığı bir yol buyuruyor. Bu yola uyalım, dikkat edelim şeklinde. Zaten fark burada. Şimdi yaptık oldu değil de mesela zaman yetişmiyor. Buyuruyor ki Ashab-ı Güzin efendilerimiz biz harama düşeriz korkusuyla yetmiş helal kapısını kapattıktı burada, yetmiş oda. Bu nasıl oldu azami dikkatli. Efendim biz de dikkat ediyoruz. Yok bu kendimizi aldatmadan başka hiçbir şey değil. Ediyoruz canım, elimizden geldiği kadar yapıyoruz. Yok bu aldatıyoruz kendimizi, dikkat yok öyle. Halbuki azalarımızı muhafaza edeceğiz, taharetimiz düzgün olacak, kimin huzurunda olduğumuzu bileceğiz. Biliyoruz işte Rabbimizin huzuruna yok efendim. Tam manasıyla yok. Esad ey birliği hazretlerinin buyurduğu gibi, Şam'ı seher ağlar isen, sular gibi çağlar isen, tez bulunur umman sana.
Yani bizim gözümüzden akan yaş, şu yüzümüzü yakarak böyle fısır fısır kalktı mı bizim yüzümüz, onlar böyle buldular. Öyle ağladı ki, öyle cenab-ı Hakk'a döndü ki o gözyaşları onların Hazreti Ömer'de olduğu gibi radıyallahu anh, iki tane siyah çizgi diyor yüzünde belliydi, o var mı, o oluyor mu bizde? O zaman zuhur eder işte. Her şeyden böyle haz alalımla olmuyor mu? Nefsimizin hazzını bırakmadıkça mümkün değil mi? Cenabı hak ne güzel beyan buydu. Sonra ariften şurayı diyeceğim bitecek. Aleyküm bil Vera, kim söylüyor? Caferi sa'd'ı. Abdestallahu sıra bizim sultanımız bu. Aleyküm bil Vera, size vera lazım, vera Allah korkusudur celle celaluhu. Allah'a ancak bu şekilde erişebilirsiniz. Helelde bile dikkatli olursanız öyle şüpheli iş bilmem filan haram ne yok. Şimdi haram yok, şüpheli olan da yok.
Bunun yanında bunun yanında daha başka ne yok masiva, Allah'tan gayrı düşünce de yok ama tam söyleyemedik biz. Haram yok, şüpheli olan yok, bunun yanında, bunun yanında masiva yok, bir daha olacak. Helalde de son derece dikkatli, misal ver diyeceksiniz ancak şeyler verin, Risaleyi kuşeyi verin. Bir annemizin yaşantısı, böyle ip eyyü, böyle devlet adamlarından gidenler oluyor ışıklarla. Onların ışığının altında ipini eğirken şüphe ediyor. Ama annemiz öyle bir anne ki müstesna bir anne bu. Cüneydi Bağdadilerin üstadım dediği anıların. Böyle hal ehli makam sahibi kimseye diyor ki, o devlet adamları geçiyor ellerinde de kandiller ipe eğiliyorum bunda bir sıkıntı var mı? Bir başkası için, bir başkası için önemi yok ama, bir başkası için önemi yok ama ana senin dikkatli olman lazım diyor. İşte vera bu, el Fatiha.