Velilerin Sırrı ve İlahi Tecelli kaydında Zerre güneşten ne anlatabilir? Bir damla deryadan ne bahsedebilir? Ebu Zerririn lhıfarih radiyallahu anh hazretlerinin hayatının anlatıldığı Ashabı Hüzün kitabında Sami Efendi Hazretleri kalpte buyururlar ki Hadis-i kudside Velilerim beşeriyet çadırı altındadır, onları benden başkası tanıyamaz. Eğer gözlerinde ilahi sürme varsa,…
Zerre güneşten ne anlatabilir? Bir damla deryadan ne bahsedebilir? Ebu Zerririn lhıfarih radiyallahu anh hazretlerinin hayatının anlatıldığı Ashabı Hüzün kitabında Sami Efendi Hazretleri kalpte buyururlar ki Hadis-i kudside Velilerim beşeriyet çadırı altındadır, onları benden başkası tanıyamaz. Eğer gözlerinde ilahi sürme varsa, gönüllerinde nişkatı nübüvvetten bir nur peydah olmuşsa ancak onlar tanıyabilir. Üzerimizde yaşadığımız, onun hakkında bazı hususlar var. Sami Efendi Hazretlerinin kalpte Sallallahu sırra damadı der ki Hasan Efendi sizi evlatlarınız tanır mı? Ömer benim evlatlarım aynı zamanda ihvanımdır. Biz onun aciz bir evladı olarak şunu görüyordum. Hiçbir şeyi ifade etmeye gerek yok. Aleyhissalatü Vesselam efendimize Allah'ın velileri nasıldır dediklerinde buyururlar ki Görüldükleri zaman Allah hatıra gelir Celle Celalühü. İşte bak burada resimlerini gördük. Bu bir resimdir.
Bu resimlerinde bile onun müstesna olduğu elbette müşahedeyi geliyor. Mübarek huzurunda bulunanlar şunu derlerdi. Hada veli derlerdi. Hiçbir izaha gerek yok. Onun için üstadımız hazretlerinin ve emsalinin bir hakka dönüp dönüp yönleri var, bir de halka dönüp yönleri var. Biz Mevla'ya dönüp taraflarını anlatmamız mümkün değil. Sebebi ise cezbetüm min cezebatir rahman tuvazi yamelasakalin. Cezbe tarifi gönlün Mevla'ya çekilmesi demektir. Cezbe demek, cezbe demek, esalle, beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim. Hakkın dostlarından, hakkın dostlarından bir tanesi seccadesi üzerinde kendinden geçer. Sebebini sorduklarında nasıl kendimden geçmeyeyim? Ben Allah dedikçe Mevlana'mızın buyurduğu gibi Kaddes Allahü sırra kul bir defa yara diyecek olursa cani bir haktan altmış kere lebbeyik buyur kulum, buyur kulum, sadası gelmesin. Cezbe öyle basit bir şekilde ifade edilemez.
Bazı coşkunluk halleri kişinin kendinden geçmesi buna vecik ve teveccüh derler. Burada bizim takınacağımız tavır ne olmalı? Diyelim çok güzel rüyalar görülüyor, kendimizden geçiyoruz, acayip, haller zuhur ediyor. Burada en mühim husus şu. Çünkü Sami Efendi Hazretleri, Haddesallahu sırra buyuruyorlar ki bir insana bütün keramat verilse, her şey ona ihsan edilse ama hali şer'i şerife uygun değilse bu haraplıktır diyor. Ama böyle hiçbir şey yok. Ama hali Allah'ımızın kitabına Celle Celalü Resulünün Sallallahu Aleyhi ve Sellem sünnetine Evliyaullah'ın izine muvafıksa bundan havf ve keder de etmemeli. Çünkü biz Rabbimize taat yapmaktayız. Mevla-yı Zülcelal'e kalbi çekilmiş ve Rabbimiz tarafından seçilmiş. Böyle bir kimselerin halkla dönüp dönüp taraflarını anlatmak kadar zor bir şey yoktur. Burada biz ne yapacağız? Onun anlatılmasını mı yoksa anlaşılmasını mı?
Velilerin Sırrı ve İlahi Tecelli kaydında Zerre güneşten ne anlatabilir? Bir damla deryadan ne bahsedebilir? Ebu Zerririn lhıfarih radiyallahu anh hazretlerinin hayatının anlatıldığı Ashabı Hüzün kitabında Sami Efendi Hazretleri kalpte buyururlar ki Hadis-i kudside Velilerim beşeriyet çadırı altındadır, onları benden başkası tanıyamaz. Eğer gözlerinde ilahi sürme varsa,…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 17 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Onun hayatının hayatımıza geçmesi mi? En önemli olan bu. Bak aile içerisindeyiz. Yirmi dört saatine şahitiz. Gecesine gündüzüne rahatsızlıklarına vesair yemelerine içmelerine, insanlar ile münasebetlerine hep gördüğüm şu olurdu. Bakın şurada su içerken dahi bizim kıymetli hocamız İpek hocamız diye maruf, öğrencilerimi de görünce çok sevindim tabii. Huzurlarına gelirken der ki, Efendi hazretlerine bir su içi şeklini tarif etsem işte bismillah denecek. Kişinin anasını emer gibi suyu hafif hafif içmesi gerektiğini elhamdülillah diyecek, işte üç yudumda içecek, oturarak içecek. Bunları söyleyeyim diye gelir. Bu esnada geldiğinde Üstadımız Hazretleri buyururlar ki bize bir su verin. Hasan Hoca su şu şekilde içilir, buyurur. Bunu anlatmakla bitiremeyiz. Üstadımızda kerama seller gibi akar.
Bakın Metin Balkanlı hoca hoca çok sevdiğimiz, gerçekten gönlü ve dili birbirine muvafık müstesna bir kimseydi. Tandınız Cenabı hak rahmet eylesin. Metin Balkanlığı bulacaksınız. Bu öğrenciyken geldi. Böyle yanında da tıp fakültesinden öğrenciler var. Yemek yeniyor. Yerken de Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam'ın sünnetlerinden de bahsediyor. Daha sonra Üstad-ı Ali'mizin karşısına geldi. Efendimiz Hazretleri kerametten anlattı. İşte bir veli için şart olmadığını, yani bir veliden keramet zuhur etmez mi? Eder. Ama veliyi kerametle de tanıyamayız. İşte ifade edildi, istikamet üzere görülmesi ve bunu da çok beyan ediyorlardı. Aynen tren yolu gibi. Rahim birisi Kuran Azimüşşan, biri de sünneti seni ye diyen. Burada iki konuyu ele almıştım. Hepsinden vazgeçiyorum. Birisi takva, diğeri de edep. Çünkü vakti de fazla almak istemiyorum. Çünkü çok güzel konuşuldu. Çok güzel anlatıldı.
Şimdi hocamıza şöyle bahis buyurdular. Zaten onun gönlünde de keramet konusu varmış, anlattılar. Ben hicabilerim yani üstadımızın orada ifade ettiği bazı kelimeler var. Bunu nasıl söyleyeceğiz? Düşünüyorum şimdi. Velinin keramete önem veremeyişini bir misalle anlattılar ama diyemem. Değerinin olmadığını, yoksa bizim itikat kitaplarımızda enbiya için mucize, veliler için de keramet haktır ama orada hocamızı anlatırken evladım buyurdu. Kerametin isharı vaciptir şeyin, mucizenin isharı ama kerametin kepmin, gizlenmesi vaciptir diye. Sonra bir Kuran-ı Kerim oku dediler. Buna çok önem verirlerdi. Kuran-ı Azimüşşan'ı sohbetlerinin yerine göre bazen başında, bazen de sonunda mutlaka bu bazen kesiliyor gibi okuyorum. Başında, bazen da sonunda Kuran-ı Azimüşşan okunurdu. Kuran-ı Azimüşşan okunurken vücudu alilerinin sağa ve sola meyil ettiğini görürdük.
Ali efendimize soruluyor radıyallahu anh, ya Ali neden mahzunsun? Dostlarımı göremiyorum. Nasıldı senin dostların? Vücutları zayıftır. Renkleri atmış bir vaziyette idi. Rüzgarlı bir havada ağacın sağa ve sola meylettiği gibi vücutları da meylederdi. Kuran-ı Azimüşşan okunurken bunu görürdük ve kelamına kurban olduğum diye ifade eder. Namazda da bu hal mevcuttur. Böyle itiraz şeklinde değil. Çünkü itiraz edici kimse değil ki. Son derece riayet eden bir kimse malum el halalü beyyünü vel haramu beyyimüm. Haram belli, helal belli ama ikisi arasındaki hususta şüpheli olanlar da gayet dikkatli olanlar. Mesela haramdan kaçınıyorlar, şüpheli olandan kaçınıyorlar, helalde bile dikkatli oluyorlar. Bunun yanında masiva Allah'tan gayrı düşünceleri de atıyorlar. Böyle bir kimse böyle gönlüme geldi itiraz şeklinde değil de neden namazda bu kadar sağa sola meyil diye gönlüme geldi.
Bu sanayi camiinde cuma namazını kılıyorlardı ve imamların da sakallı olmasını istiyordu. Yani sakallı olan sünnet-i seniyyeye riayet eden kimselerin takip edilmesini istiyordu. Çünkü önemlidir. Salih bir kimsenin arkasında kılmak da gerekir. Şimdi böyle gönlüme geldi. Hanii saadetlerinde buyurdular ki kişi Cenabı Hak'ta görüyor gibi ibadet edince, Allah'ı görür gibi ibadet edince vücudu elinden çıkıyor buyurdular. Yani o hareket gayri ihtiyari. Şimdi o alana giremeyiz dediğimiz her an terakkide, Esat-i Elbili Hazretleri'ne soruluyor, Kaktüs Allah'ın efendim hiç tecelliye mazhar oldunuz mu? Üç defa değil. Birincisi mecazi bir aşk yaşamışlar. Aşkı mecazi cisri hakiki. Anda çok durmak yok salihanedirler. Hele bu aşkı kirletmeden iltihal edecek olursa şehadeti bile ifade edilir ama kirletmeden. Es'adi El-Dili Hazretleri böyle bir mecazi aşk yaşar.
Sonra, sonra belli bir yere gelince Cenabı hak tarafından hitaba mazhar olur. Es'ad. Bize dönme zamanı gelmedi mi? O zaman süngarı ilahiye ile deniyor, gönlünden tamamen o sevgiler siliniyor. Biliyorsunuz, Zeliha'nın Yusuf Aleyhisselam'a aşkında ya Yusuf ne kadar güzel gözlerin var, öldüğüm zaman o yüzlerime akacak. Ne güzel yüzlerin var, o da kuruyacak. Ne güzel saçların var, o da bir gün vücudundan ayrılacak. Yani eserden müessire geçmişlerdir. Kainata baktıkları zaman kainatta Rabbimizin nurlarını seyretmişlerdir. Bunlar hep ayrı bir konu. İkinci olarak kendileri o zaman vapurla giriliyormuş. Yani bir nüfus cüzdanıyla hacca girilebiliyor. Artık nasıl zuhur ediyor bilmiyoruz. O günkü şartlar içerisinde evlatlarını böyle vapura binmişler kılavuzluyor. Ayrıldıktan sonra tam vapurun ağzında bir sail, efendi Allah için bir şey ver diyor.
Demek ki Abdülmecid devri ki cebinde bir Mecidiye var. Onu ona veriyor, başka bir şeyi yok. Zaten diyor ya, ne darım var beni mes'ar, ne de meyli diyarım var. Cemal-i yar'den başka diğer bir intirarım yok. Bu Sami Bendi hazretlerinin huzurunda okununca evladım buyuruyor, evladım demez. Yani on beş yaşındaki çocuğa dahi isminin sonuna efendi buyururlar ki cemal-i yar deme cemal-i bariden başka, şu edebe bakın, şu ahlaka, şu güzelliğe. Her şeyini feda etmiş. Sami Efendi Hazretleri, haddesallahu Sırra, Ramazan oğullarından Adana'nın toprağı belli. Taşı atsanız sanki yeşerecek gibi. O kadar güzel, münbit toprağı var. Şüpheden kaçınıyorlar ya, kaçınıyorlar ya, şimdi Adana'nın çok münbit arazisi, arazisi bir türlü mirasta imzayı koymuyor. O imza atmayınca da o arsalar, o araziler alınamıyor. Kardeşi Ferit Bey, silahı hazırlıyor.
Sami'nin diyor, Hades Allah resulü cismini ortadan kaldırmadıkça biz bu arazileri elde edemeyiz. Tam hazırlamış. Bir ses duyuyor, bir gürültü. Nasıl olduysa Ferit beyin, Ferit beyin dizine o tabanca nasıl oluyorsa boşanıveriyor. Tabii kardeşidir. Sami Efendi Hazretleri geliyor. Kardeşim, bu tabancayı bizim için hazırlamıştın değil mi diyor. Şüphede vaki olan haramda vaki olur denir. Şüphe vardır diye almıyor. Kendisine düşen arazileri de olduğu gibi satıp ne yapıyor? Esad-i Elbili Hazretleri'nin dergahına getiriyor. Karaman'da, Karaman'da ismini Mustafa diye hatırlıyorum ama soy ismini hatırlarsam söyleyeyim. Sami Bendi Hazretleri'nin bir evladı var. Bu bütün dünya varlığını satmış bir kesenin içine koymuş. Huzuruna da gelmiş. Efendim dünya varlığım şudur. Kendisi ayaklarına kapanmış, canım da sizin ayaklarınızın altında deyince bakın ifadeye buyuruyor ki Mustafa o keseyi tutuyor.
Bununla Allah yolunda infak edersiniz. Kendisinin zerre kadar bir meyli yok. Adana'da büyük fabrika sahipleri Sami Efendi hazretlerine bir zarf içerisinde bir hediyede bulunmak istiyorlar. Zarfın içini de açmıyor. Dışına yazıyor teşekkür ederim, ihtiyacımız yok. İçini açıp bakmıyor. Diyor ki bir türlü biz kendisine yardımda bulunamıyoruz, damadı mühendistir, işte büyük bir inşaatımız var, onun planını çizdirelim, bu vesileyle bir yardımda bulunalım. Bunu duyan Sami Bendi hazretleri Ömer o müessesenin planını çizme. Çünkü sonunda bir tarafını faiz yuvası olarak kullanacaklar. Sana Cenabı Hak camilerin, mescitlerin, hayırlı yerlerin planını nasip etsin buyuruyor. Bizi onlara bağlayan budur. Şahit olduğumuz bitmez ve tükenmez hadiseler var üstadımız için. Bu tıp fakültesinden öğrenciler geliyor. Üstadımız buyuruyor ki o şeyi anlatacağım inşallah Es'adi Elbili Hazretleri'ni. Bunlar kaldı.
Ayetler, hadisler zaten çok güzel görüşüldü. Şimdi buyuruyor ki biz haram lokma yemedik evladım. Birisinin gönlünden geçiyor. Haram yemedin ama o kadar hediyeler geliyor haydu onun içerisinde varsa. Buyuruyor ki bize bir Konya'dan koç geldi. Onu kapalı bir alan vardı, telle örülmüş vaziyette. Nasıl olduysa boynuzlu bir hayvan, koç. Boynuzuyla o tir olan ördüğü nasıl oluyorsa yırtıyor böyle ve kaçıp gidiyor. Kestikleri zaman da evladım buyuruyor çok kötü bir koku geldi. İşte kardeşimiz bilirler. Sanayi camiinde faiz verilmesi için işte o gün de biraz ileride görünen kimseler geliyor. Efendim Ramazan-ı Şerif'te bize bir vaaz nasihatte bulunsanız üç tane şart koşuyor. Birisi bana yardım etmezseniz biliyorum o yardımları nereye verdiğini biiznillahi teala biliyorum. Bizim arkamıza hususi kimseler ayarlamış.
Acaba birilerinden böyle bir talepte bulunuyor mu veya bana bir yemek ısmarlar mısınız gibi bir sözler söylüyor mu diye ve bize tavsiyesi böyle arkadaşlarınla oturduğu zaman hiç kimseye kese açtırmayacaksın, kendin vereceksin diye. Biz Es'adi El birliği Hazretleri'nden söyleyelim. Şimdi zaten kelime-i muhteremelerini evlendirirken buyuruyor ki şu hüzümden başka dünya varlığı olarak hiçbir şeyim yok. Kendileri Adana'dan İstanbul'a hicret ettiklerinde laleli, oradan bir ev alınıyor. Bakın şu riayete, helalde bile dikkate. Ev alınmış, pazarlık yapılmış. Sonra adam demiş ki işte kırk diyelim, Ben demiş elliye vereceğim. Beni ikna etmişler. Demişler ki bak kırk dedin sen bu nasıl elliye diyorsun? Tekrar kırka indirmişler. Efendimiz Hazretleri bunu duyunca bakın ne diyor? O evde ben oturamam. O evde ihvanıma sohbet de eylemem. İhvanımın dersini de görüşemem. Çünkü o ev hakkımda yalan söylendi.
Budur. Seksen yaşının mütecaviz olmasına rağmen defter tutuyor. Bunu niçin tutuyor? Sonra hanelerine defteri getiriyorlardı. Bizim üstadımız Hazretleri şu dişlerim döküldü buyurdu levha yaza yaza. İşte ifade ettiler merkebe binerek o kelimeyi kullanmazdı. Diğer hususlarda da öyle. İnsanlar hakkında da öyle. Mesela deli doktor derlerdi, deli ifadesini kullanmazdı. Kafasından rahatsız derdi. Oduncu dedikleri bir kimse vardı postanede çalışan, ağaççı dedi belki rencide olur diye. Yani mahallelerinde ıslık çalarak alaya aldıkları kimseye diyor ki o kimse, siz bana bu hakareti yapıyorsunuz ama kötü bir kelime kullanıyorlar ismi hususunda. Bana diyor Hasan Efendi bile Ahmet Amca diyor gelin yapmayın. Bir değer veriyordu. Şurada mevzunun temelini Allah'a tazim ve mahlukata şefkat diye alayım dedim. Şurada. Şimdi bıraktım. Bu çok uzun konular bitmez tükenmez bunlar.
Üçüncü olarak Esad El Bida Hazretleri buyuruyor ki işte şuranın tecelliyata mazhar, o bakımdan onların huzuruna girişte çok dikkatli olunur. İladahaltum alel kirami bir tahfif Aleyhisselam ve taklid-il kelam ve tacidul kıyamdirler. Hani onların huzuruna girildiği zaman kalpleri bambaşka bir huzurun içerisinde o Fecir suresindeki son üç ayettir. Eshabü lillah. Ya eyyetühennefsül mutmainle. Cenabı hak o gönle öyle bir nur vermiş ki kalplerine nur girdiği zaman dünya onların gözlerinde hiç mesabesinde ve kalpleriyle Cenabı Hak'a yönelmişlerdir. Uhrevi amel, Hadis-i Elmalimdir. Uhrevi amellere yönelmişlerdir. Mevla-yı Zülcelal ile olmuşlardır. Cenabı hak bağışlasın eğer hatamız olmuşsa. Zaten bütün hatanın içerisindeyiz. Koskocaman sıddık ve anh mifle ramlin la yuhay. Hatalarım kumlar gibidir bitmez dedikten sonra biz ne diyebiliriz?
Bak velilerdeki mühim özelliklerinden birisi Es'adi Erbili Hazretleri, Kaddesallahu Sırra zerre bile olmayan esarp diyor. Sami Bendi Hazretlerine kubbiyete haber verildiği zaman benim ismim Sami ama başka Sami olabilir diyor. Bak şahit olanı var mı bilmiyorum. Anlatsınlar Üstadımız hazretleri biz hicabiler, onu o halini anlatırken geriden baktım yeşil türbe, içine girdim, estağfurullah. Kendilerine bu icazeti taam diye bir ifade kullanıldı, güzel. Çünkü icazetlerde bir vekalet var, bir de asalet var. Üstadımız Hazretleri'nin Samedendi Hazretleri'nin makamını ihrazı asalet cihetiyledir. Bu İskenderun'un dört yolu. Orada Arnavut Mehmed Efendi Hazretleri Hızır Aleyhisselam'la sıkı sıkıya irtibatları var. Bunu üstadımız bize mükerrelen anlattı. Hızır Aleyhisselam'a soruyor. Sami Efendi'nin halifeleri kim? Bir Yahyalı Hasan Efendi, bir de Alanalı Hasan Efendi. Başka yok mu? Elbette var.
Dinimize hizmet edenleri baş tacı kabul ederiz ama bunların icradeti bizzat Aleyhissalatü Vesselamı bendimizden. Adanalı Hasan Efendi'yi anlatayım size. Bu Erdemli'de Erdemli'de Ahmet Şahin diye. Ruhu şad olsun, o anlattı. Ben dedi icazetnameyi götürdüm. Bir elektrik direğinin dibinde kendisine sununca boğazıma sarıldı, öyle bir ağladı ki diyor, Ahmet ben buna layık mıyım diye. Üstadımız Hazretlerine görev verilirken, görev verilirken Hasan Efendi kendini nasıl hissediyorsun diyor. Efendim işte arkada Ebu Bekirler, Ömer, Osman, Ali, Ashabı Müziği'nin büyükleri Radıyallahu Anhüm ve Necmi bir yere geliyorlar. Karşılarda da bir çocuk çıkıyor. Pek de tanıyamıyorlar o mahallini. Bir kimsenin hanesini soruyorlar. O da haneyi bildiği için çok da korkuyor acaba adresi gösterebilir miyim diye. Diye. Efendim ben kendimi böyle görüyorum, yokluğun içerisinde.
Aleyhisselatu Vesselam Efendimizin Sıddıkı Azam'ın Sıddıkı Azam'ın hilafete gelişine baktığımız zaman diyor ki işte ensardan şu kimse olsun, muhacirinden şu kimse olsun, sen kendini niye koymuyorsun? Ben layık değilim dediğinde Hazreti Ömer Radıyallahu Anh, Resulullah'ın sözü tecelli ediyor Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Zaten görev ben layık değilim diyeni diyor ve bey'at ediyorlar. İnanın bitiremem. Ben Üstadımız Hazretleri'nin öğüne halleri, hani iç halini bilemeyiz, dıştan gördüğümüze bile tahammül edemiyoruz. Bir gün eve geldim. Yalnız bu askeriyede hakimlerden birisiydi. İsmini veririm. Soy ismini vermeyeyim, Mahmut Celaleddin. Çok acele olarak geldi akşam. Çok heyecanlı ama. Üstadımızda görüşte ayrıldı. Seneli şu, böyle büyük bir nur müşahede eder, büyük bir nur. Karşısında da bir nur var. Bu iki nur bir araya gelir.
Nedir diye sual ettiğinde Aleyhisselatu Vesselam Efendimizin nuruyla Hasan Efendi'nin nuru birbirine kavuştu der. Bugünlerdi. Evin şeklinin değiştiğini gördüm. İçeri girdim. Bir başkalık var. Dediler ki, Hacı Baba'nın geleni duydun mu? Sıddık Azam buyuruyor ya yakinim artmaz. İnanmışım çünkü. Zerre kadar bir tereddüdüm yok. Çünkü bizim kalbimize sanki öyle yüksek bir sesle bağırılır gibi zamanın kutbu diye. Bunun şahitleri pek çok Sami Efendimiz Hazretleri'nden sonra ani ifade etti demezdi kolay kolay. Cennetül Müşahede'de toplantı oldu. Görevi bize iade buyurdular diye. O günlerdi. Sami Efendimiz Hazretleri'nin kabrini görüyorum. Kabri ruh. İçinden çıktılar, buyurdu ki Hasan Efendi'yi tanıyamadılar. Ben onu tayin buyurdum diye Resulü Ekrem Efendimizden geliyor. Şimdi Kemal edip Kurtçuoğlu'nun Sami Efendimiz Hazretleri ile bir araya geldiğinde söylediği bir söz var.
Böyle bir er, böyle bir halife bırakır. Düşünüyorum da böyle bir Sami Efendi Hasan Efendimiz gibi bir er bıraktı Elhamdülillah. Kardeşimiz ifade buyurdu dememe hiç gerek yok. En çok üzerinde durduğu itikadi konular ne güzel ifade ettiler. Sedeftaryibu ümmetî salesen ve sebune firka kullum minnargille vahide. Maena aleyh ve asabi, nasıl anlatıyordu? O Şia'nın bütün kollarını bakın Vehhabilik diye bir zümre biliyorsunuz. Bundan sonra hemen Selefilik, bundan sonra hemen Şia, çok güzel ifade edildi o Haruriler vesairiler, ondan sonra şimdiki mealciler, o zaman onların karşısında Ashabı Gücün gibi bir güç var. Bizim bizim en çok üzerinde duracağımız husus da bu. Yavrularımızın itikadi yönünden bozulmaması, hem biz hem yavrularımız, ibadet ve taatte her şey belirlenmiş, bitmiştir. Yani bunları safsata, hiçbir manası yok. Hiçbir değeri yok. İlmi bir değeri yok.
Şimdi usuller hakkında bile konuşmak ne demek? Bir Ebu Hüreyre Hazretleri hakkında söz söylemek ne demek? Esat elbili Hazretleri deyince burada bir noktaya temas etmek istiyorum. Bu Kayseri ulemasından kara müftü diye malum kara müftü. Bu nasıl olduysa Numan Efendi ismi der ki Esadi Elbili Hazretleri'ne efendim Muaviye'ye de ne diyelim. Esadi Elbili Hazretleri Resulullah'ın sallallahu teala gülüne dokundun ey normal efendileri, Resulullah'ın gülüne dokundun, onu hadi kıl, mehdi kıl diye buyurdu. Ve kabrine gelip Bir ifadesi var. Koca Muaviye, beni bağışla koca Muaviye diye dizliye diz yağla bir ilim ehli mübarek bir insan. Ashab-ı kennucum febili him yuhte deyü mikte deyüüm. Ashabım yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız hidayete erersiniz. Bu konularda durur Üstadımız Hazretleri. Anlatırlardı. Bir günü hatırlarım. Kerametinden de anlatmayınca duramayacağım. Bir kimse geldi.
O dedi ki ben askerdim dedi. Askerimdi. Şeyde askerlik yapıyor Hatay'da. Efendimiz hazretleri onu ziyaret etmiş. Nasılsın İbrahim demiş. Efendim iyiyim ama vatan işte memleket hasreti sana bir izin kağıdı yazayım buyurmuş. La ilahe illallah muhammedür resulullah izin kağıdı bu, ne kadar güzel. Tevhidi la ilahe illallah bölümünü üstadımıza atmış. Muhammedurresu ona vermiş. Hadi İbrahim git. Nasıl olduysa komutanı denk gelmiş. İbrahim gözüme bir acayip görünüyorsun demiş. Sana bir izin kağıdı yazayım memlekete git on gün demiş. Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz gönlünüzü rahatlatın diye buyuruyor. Bu da bir rahatlık olsun. Bu geldi. Geldiğinde bize bütün o hırkaları buldurdu. Yani mürciedir, müşebbiheedir, Mutezile'dir, onlar kaç bölüme ayrılıyor. Tek tek tek tek izah etti. Efendim haneye geldim, böyle bir başkalık görünüyor evde. Kendileri istirahat odalarında biz Hicaz Maşlah'ı deriz.
Onu giymiş, o kendisine bahşolunan bir hediye de var. Böyle sağa sola meyil ediyor böyle vücudu halleri. Salona geldiler. Bize dediler ki Resul-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselam Efendimizden konuşulduğu zaman halim değişiyor buyurdu. Ona ait oğlum bir kitap getir dedi. İşte o zaman hemen alelacele Hayrettin Karaman hocamızın, Resulullah'ın örnek ahlakı diye Sallallahu Aleyhi ve Sellem bir kitap. Ondan okudum. Söyleyemem. İfade ettiği kelimeleri haya ederim. Efendim o damgalı gümüş. Onun hakkında şöyle böyle demeye gerek yok. Bu İstanbul'daki Elif efendi dergahındaki Muhammed abinin dediğini diyecek. Bize dedi ki o vazifesini yaptı. Bak ondan anlatınca kendinizden geçiyorsunuz. Siz şu anda vazifenize bakın. Ondan sonra bir çivi çapabildin mi, dedi. Ondan sonra bu hizmeti ileri ileriye götürebildiniz mi? Mühim olan bu.
Allah demenin yasak olduğu zamanda Celle Celalü, Allah Lafzai celalini yazarak levhalar satıyor. Bilmiyorum onun aşkını, muhabbetini anlatamam ki. İhvanıma sohbet ederken canımı al diyor. Efendimiz Hazretleri öyle şu kadar evrad, ezkar okuyorum, bunu isterlerdi tabi. Virdi olmayanın virudu olmaz buyurulur. Elbette olacak ama en çok sevindiği dinimize olan hizmetlerdir. Onları çok severdi. Bakın o günlerde mitingler oldu. Efendimiz en baştaydı bir Kudüs mitinginden eder. Aynı zamanda bir cihat geriydi. Hiç sevmezdi. Böyle bak çok güzel okudular. O Tevbe suresinde Kuran-ı Kerim olmaz değil mi? Otuz altıncı ayet-i celine maalen azim. Yerinize dünya muhabbetiyle çakılıp kaldınız diye buyruluyor. Eravitun filhayatit dünya diye ilk bölümünü ancak söyleyebiliyorum. En çok buna üzülürdü. Dinimiz için gayret göstermemeye çok üzülürdü.
Bak üstadımız hazretleri cami yaptırmak isteyen kimseye altını mutlaka Kuran kursu bir hizmet yeri olmadan razı olmam diyordu. Bak velileri tarif ederdi. Bizim mürşidimiz, Efendimiz hazretleri, velileri cami köşesinde aramayın, belki şahitsiniz, yaşlılara sizi emeklettim derdi. Ben gençleri istiyorum, onları yetiştireceğim diye. Nasıl yetiştiriyordu? Mehmet Tevfik diye Kayseri'de bir zat var. Bu bir yere durur, çocukların gözlerine bakarmış. Ne yapıyorsun dediklerinde aşı yapıyorum. İleride meyvesini verir diye bir evliyaullahın nazarına mazhar olmak ne demek? Onu yapıyordu. Bizim otuz sekiz seneyi geçiyor. Mevzu olduğumuz arkadaşlar da bir araya geldi. Hepsine saygımız olmakla birlikte inanın üstadımız Hazretleri ile münasebeti bulunanların hizmeti bambaşka. Halleri de başka, hizmetleri de başka. O onlara bunları mı anlattı?
Evet, bunları anlatmakla birlikte onu gördükleri zaman, işte buyuruluyor ya, izaru zü pirallah, görüldükleri zaman Allah hatıra gelir. Ne demek o? Uhrevi amellere meyilli Allah'ımızın dinini hakim kılmak için bir çaba ve bir gayret uyanır. Hiç sevmezdi efendimiz hazretleri öyle pısırılık insanları nelerdir? Onun dervişi murabıttır. Edep hususunda Allahu Teala'ya karşı edeb celle celalühü. Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimize karşı edep, Kitabullaha karşı edep, şer-i Şerife karşı edep, Ümmet-i Muhammed Sallallahu Aleyhi ve sellem ona karşı edep, insanlığa karşı edep. Hazreti Ömer radıyallahu anh edep ilimden önce gelir. Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzurunda sesini kısar, dizüstü otururdu. Ebu Said inil Hudri radıyallahu anh, Resulullah'ın hayası, bakire İslam kızlarının hayasından çoktur. İbni Mübarek Hazretleri bütün ilimlere sahip ama edebi yoksa onunla görüşmem.
Bunu kayıp sayarım. Edebi ile edepli olan ile görüşmezsem buna üzülürüm. İmam Maverdi, haya imanın nizamıdır. Bir şeyin nizamı bozulunca parçaları da bozulur. Lokman Aleyhisselam'a sordular, Edep, asalet, mal ve ilimden hangisi üstündür? Edep asaletten, ilim maldan hayırlıdır. Edep sözcüğü incelik, kibarlık ve terbiyeli olmaktır. Tahanevinin beğendiği bu tabir kişiyi küçük düşürücü durumdan koruyan melekedir. Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ahlakı Aişe-i Sıddık'a validemize sorulunca, çünkü edep kelimesi Kuran-ı Kerim'de geçmez, yalnız hadisi şeriflerden mehdebe diye geçer. Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ahlakı üzerinde soruldu. Dedi ki siz Kuran okumuyor musunuz? Resulullah'ın ahlakı Kuran'dı. Efendimizin örnek davranışına, edebine sünneti seniyye diyoruz. Toplumu ayakta tutan değerler edep, haya ve iffettir. Gerigahlarda had yazılarıyla levha olmuştur. Edeb yahu.
Abdullah bin Mübarek, bizler daha çok ilimden ziyade edebe muhtacız. Edeb kalpte, dilde ve fiilde olur. Sırrı sakati kalptesallahu sırra edep aklın tercümanıdır. Mevlana güzellik, Mevla'nın lütfudur. Nurun yansımasıdır. Edeb ise kişinin gönül aynasıdır. Hazreti Ali Radıyallahu Anh hiçbir süs edep kadar güzel değildir. Edebin önemini bilseydiniz rızık yerine edep isterdiniz Cenabı Hak'tan. Edep insan hayatında varoluş sebebidir. Varlıktan varoluşa yansıyan bir değerdir. Edep kişinin batın ahlakıdır. Kalp manevi donanımdır. İman gönülde Allahu Teala'nın yaptığı keral nurdur. İman kalbin fiilidir. Edep de kalbin ahlakıdır. Edep ruhun sıfatıdır. Ahlak nefsin ruha tabi kılınmasıdır. Ahlak ruhun fıtratıdır. Bir hoca ile görüşmüştük. Böyle bir toplantı halindeydi. Ben dedi görüşmem çok uzun olur. Siz dedi elinizi kaldırın, ben keseyim dedi. Şurayı okuyayım müsaadenizle. İslam edepten ibarettir.
İbni Abbas Radıyallahu Anhuma bütün edeplerin başı rahatlık ve darlıkta Allah Teala'nın emirlerine riayet etmek ve yasaklarından kaçınmaktır. Edep kamil imanın aynasıdır. Şimdi burada üstadlarımızdan vereceğimiz misaller var bunu anlatmıyorum artık. Sufyan-ı Sevri, Kaddesallahu Sırra güzel edep Allah Teala'nın gazabını söndürür. Kelime olarak edep dinin ve aklın güzel görüp tavsiye ettiği bütün söz ve davranışları ifade eder. Mevlana Celaleddin Rumi, Kaddafi Allah resulullah iman nedir diye akıldan sordum. Akıl kalbimin kulağına dedi ki iman edeptir. Ayet cilveler var. Abdullah bin Mübarek edebi hafife alan sünnetten mahrum olur. Sünnette tembellik eden farzdan mahrum olur. Farzları terk eden marifetten mahrum olur. Enes Bin Malik Radıyallahu Anh amelde edep kabul olmanın alametidir. Şununla son vereyim. Ebu Ali Ettekkaf Hazretlerinin çok güzel bir sözü var. Çok güzel bir sözü.
El abdu yasilu bittatillah ilelcenne ve yasilu bir edebihi fi taatihi ilallah cenle celaluhu. Kişi ibadet ve taatiyle cennete nail olur. İbadette edebi ile de cemali ilahiye mazhar olur. Burada Allah'ımız için cemali hususunda bir yer tahsisi olmaz. Cennetten cemali denir. Yani müşahede cennetinde Rabbimiz değildir. Takva hususu tabii uzundur. Efendimizin sallallahu aleyhi ve sellem, Cenabı hak'ı en çok tanıyanınız benim, ondan da en çok korkanınız benim diye buyuruyor. Efendimizin Sallallahu Aleyhi ve Sellem bütün konuşmalarında Nebi-i Ekrem Efendi Hazretleri sen ittekilla ifadesi hem başında geçer hem de sonunda geçer. Medduaları vardır Efendimizin ve hadis-i şeriflerinde it tagillah hayt u makunde.
Nerede olursan ol Allah'tan kork, kork ve bir günah işlediğin zaman da hemen bir hasenede bulun ki onu yok etsin ve Halıkun nasi bikulikin hasenin, insanlara karşı da çok güzel muamelede bulunun. Dua-i Nebevilerinde Sallallahü Aleyhi ve Sellem Efendimiz, zerresi olsa yeter. Allah'ım bana haşetten öyle bir nasip der ki Allah'ımızın azametine karşı duyulan saygıdır. Beni günahlardan uzaklaştırsın diye. İnşallah yaptığımız evrad ve ezkar bunları temin etmeli. Neyi temin etmeli? İslam'ın zaferini temin etmeli. Elhamdülillahi rabbil alemin. El Fatiha.