Öyle bir tespit var ki, diyorum ki velinin halini akıl yenmez. Kalkıp da şu küçük beynimizle onları ölçemeyiz biz. Bundan sıkı diye düşürür işte. Şimdi efendim, Kucaklıyorlar. Bu alim zata geliyor. Tabii bu da kucaklama istiyor. O zaman Nebi-i Ekrem aleyhissalatü vesselam efendimiz, mübarek vech-i saadetini başka tarafa çevirir. Ağzınız fena kokuyor. Meleklerin azı dişlerinin üzerinde durduğu, üzerinde durduğu, Kuran'ın yolu olan, zikrin yolu olan ağzınızdan böyle bir koku geliyor der, bak, dili meyil olduğu için bari gelir uzatır. Tam o esnada Mevla anamız içeri giren, bakın hiç sorgu sual bilmem falan niye haram dedin bilmem falan yok. Hoca efendi ayaklarına öyle bir kapanır ki hata ettik ya Mevlana, bakışla demeye başladı. Efendim, Üstadımız İstanbul'a giderler, İstanbul'a giderler. Giderken hep Esadi El birliği Hazretleri görünür. Hep Esadi El birliği Hazretleri görünür.
Diler ki zamanımızın futbol aktarı ihsanı bende Hazretleri, acaba neden görünüyor? Esadiye, ehli Hazretleri, gönlünde canlanıyor, der. Varırlar. O, hoca Mustafa Paşa var. Orada bir evladın dibinde otururlar. Etraftan da gelmişler, Esa diye veli hazretlerini anlatır. Anlatır, anlatır, anlatır, anlatır bir yere gelirler. Esad el birliği Hazretleri'nin salbi yani asılması kendi isteğidir. Beni asılma demiştir. Hayır, kendisine çokça gelmişler. Paşalardan da gelmişler. Demişler efendim, ifadeyi işini bilirsin. Bir sıkıntı yok. Zaten yaşınızdan dolayı da sizi asamayacaklar ama kurtulursunuz. Bu kurulan kompllardan kurtulursunuz tuzaktan. O Paşa'ya söylediği söz şu, çekil Paşa. Allah ile kendi aranda bir akdin vardı. Allah ile kendi aranda bir ahdin vardı. Ben şehadet istiyorum. Ben şehit olacağım, diyor. O anda torunum Mesut Bey, derhal mübarek eline kapanır.
Efendim, kırk yıldır benim beynim zehirlendi. Kırk yıldır benim kafamı zehirlediler. Dediler ki eğer büyük bir insan olsaydı bu sıkıntıyı görmezdi. Yirmi yedi halifesine asık, kendisi de iki defa zehir verilmek suretiyle bu ezayı ve bu cezayı görmezdi dinçten büyük olsaydı diye. Üstadımız da, o şehadeti istedidir demez, iş hallolmuş. Ondan sonra Sami Efendimiz Hazretlerini ziyarete varmış der. Bakın, iş nasıl ayarlanmış? Mevlana anamızın ayarladığı gibi Hasan Efendi, Mesut Bey'i ikna ettiniz, nasıl ayarlıyorsunuz? Siz buraya nasıl geldiğinizi, nasıl geldiğimizi biliyor muydunuz? Ehnince malumdur. Kendimi demiyorum. Mürşidimizi kastediyorum. Biz bir şey değiliz zaten. Mürşidimize gelenler ya ya Hızır aleyhisselam ya İlyas aleyhisselam ya yüce aleyhisselam böyle Hakk'ın dostlarının delaletiyle gelir onun için üzülme.
Senin buradan ayağımızı Cenabı hakk'tan kesmediğine sevinelim, boşuna değildir. Bu bir lütuftur. Bu bir ihsandır. Bizim her köyde üstadımızın bir evladı var. Aslında tersine de almamış. Bu ithal etmiş. Çok şey İmam Gazali Rahmetullahi ya, Rahmetullahi İlberry. Rüyaları da anlatır çünkü hak olan rüyalar var, yirmi beş liradan. Bunu rüyada görmüşler. Demişler ki, vefat ettin, ne oldu? Şunu bunu bilmem ama, demiş. Benim altı ayım beni kurtaran demiş altı ay. Allah. Hacı Hasan efendimizi burada vaaz etti. Dinledi onu. Sonra da içime bir muhabbet düştü. Amca anlatıyor. İçime muhabbet düştü. Ben de onun sohbetlerine gittim, geldim. Kurtuluşum budur, diyor. İmam-ı Azam rahmetullahi aleyh Hazretleri, büyük imam.