Velilerin Manevi Yönü ve Allah'ın Veli Kulları | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
Velilerin Manevi Yönü ve Allah'ın Veli Kulları
Velilerin Manevi Yönü ve Allah'ın Veli Kulları kaydında Değerli dinleyicilerimiz, Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin Mahmut Sami Ramazanoğlu Hazretlerinin vefat yıldönümü münasebetiyle yapmış olduğu sohbeti istifadelerinize sunuyoruz. Başta Allah'ın veli kullarından hem de aktabiyet sırrına mazhar. Sami Ramazanu Mukaddesallahu sırrı hazretleri için, öyle bir kuraldan düzenlemenizden dolayı…
Değerli dinleyicilerimiz, Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin Mahmut Sami Ramazanoğlu Hazretlerinin vefat yıldönümü münasebetiyle yapmış olduğu sohbeti istifadelerinize sunuyoruz. Başta Allah'ın veli kullarından hem de aktabiyet sırrına mazhar. Sami Ramazanu Mukaddesallahu sırrı hazretleri için, öyle bir kuraldan düzenlemenizden dolayı teşekkür ederim. Sihir efenim devamına, muvaffakiyetine vesile olacağına inanıyorum. Hiç pes. Bu vesileyle hizmette bulunan kardeşlerimi de cami gönülden tebrik ediyorum. Bir gencin yetişmesi için en önemli faktör, çağında bulunan velilerle münasebet kurmaktır. Bu sebeple hacatem efendimiz Katesallahu Sırr-ı hazretleri, ilmini Salih Ramazanoğlu Katesallahu Sırr-ı Hazretlerini muhabbetiyle neş'elendiriyor, onunla sisliyorduk. Ona yabancı değildik. Beşiğimiz bile onun muhabbetiyle sallanıyorduk. Onun muhabbetiyle büyüyorduk.
Öyle uyuyordu ki daha zemmediğimiz halde rüyalarımıza hiçlik doyuruyordu. Daha çok küçüktüm. Evimizin önünden akan bir su vardı. Oraya gelmişler. Uzanmış bir vaziyette kendilerini gördüm. Ayaklarını korumuş oldukları bir taşa hazırlık, geberlerken öptüm. Bunu gelen Üstadımız mübarek ayaklarını ağzıma doğru bulacaktılar. Bu kadar yakındı. Müstahatı abimiz Acaretin Efendi evlatlarına, evrak ve ezkar tarif buyururlardı. O tariflerini öğreniyor, onu tatbike çalışıyordu. Beğeninin Tonbach köyünden Hacı Mehmet Efendi diye kıymetli bir zat, Sami Ramazanoğlu hazretlerinden geldi. Dinler ki, daha üzüldüm. Sami Efendi'nin Bayram Ali'ye selamı var. Üstadımız dedi ki, bu Bayram Ali demez. O, Ali diye hitap eder. Evet efendim diyor, benim için gözlerinden öpün, ona selam söyleyin. O tarihlerde rabıtayı yarım saate yakın yapıyor Yani bilmiyor, yarı bilmiyor ama ona sevdamıydık.
Daha sonra dokuz yüz altmış bu yıllarda Yeşilhisar içmecesine teşvik bulundular. Görüşmemeli oradan Adana'ya geçecekler. Dediler ki Hasan Efendi, ben bu üzeri geçerken, severeklerinizi selamlar. O da buyururlar ki efendim, sizin mübarek oğlunuzu sevenleriniz görmek ister. Üstat abiimiz, Üstat abiimiz deyince, hidayete getirdiniz. Ceyhunlallahü, cemaati üçe ayırdı. Her birinin başına bir hoca koydu. Daha çocuktum. Şimdiki taraftan da bir vasıta gelmiyordu. Zannediyordun ki o melektir diyorlar, havadan bir kuş şeklinde, beyaz bir kuş şeklinde gelecek. Nihayet bir dilek taksi onunla geldiler. Bizim mahallemizde bulunan, fırtolaçı Mehmet Efendi Allah diye bağırır. Döndüler. Onlar ayağa kalkmak istiyordu. Gözlerin yenilenir. Adeta ora bir tur dağına dönüştü. Kadınları çok uzak bir yere bıraktılar. Mübarek eline yıkıldı. Niğde'ye doğru giderken ayrıldıklarında, trafik kontrol eder.
Üstadımızın, Sami efendimizin arabası geçtikten sonra arkadaki arabayı dördünün pratik memuru der ki Allah'ınızı severseniz söyle. Öndeki uzak peygamber miydi Mehmet miydi? Bu kadar kendisinden geçer adeta çarpınız. Peygamber ki hayır, Adanalı Samet ehlidi. İlk görüşüm böyle oldu. İkinci defa dokuz yüz altmış beşte yine aynı mekana geldiler. Yeşilhisar'da şifalı suların bulunduğu mevkiye. Üstadımız, Sami Velimizden anlatmaya başladılar. Bir tülük düşünün. İçerisinde bal olan bir topluluk. Anlaşılıyor ne bileyim? Tulum büyük bir kat, su kabı da olur. Bu sair maddelerin içerisine yerleştirildiği kat dolabilir. Onun içerisini bal olarak olmuş bilin. İşte da bazı suda uydular aksetmiş. Biz Sami Tevhidi Hazretlerinin iç alemini değil, dışına sızan o akıntıları ancak görüyoruz.
Velilerin Manevi Yönü ve Allah'ın Veli Kulları ne anlatıyor?
Velilerin Manevi Yönü ve Allah'ın Veli Kulları kaydında Değerli dinleyicilerimiz, Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin Mahmut Sami Ramazanoğlu Hazretlerinin vefat yıldönümü münasebetiyle yapmış olduğu sohbeti istifadelerinize sunuyoruz. Başta Allah'ın veli kullarından hem de aktabiyet sırrına mazhar. Sami Ramazanu Mukaddesallahu sırrı hazretleri için, öyle bir kuraldan düzenlemenizden dolayı…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 12 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
İçindeki hakikat, marifet, şeriat, tarikat eğer sıralamamız gerekirse şeriat, tarikat, marifet ve hakikat nurunu göremiyoruz. Anca onun sığıntılarını görüyoruz dedi. Bu esnada Samiend hazretleri, geldiler. Derhal oğluna girdi. Öyle bir muhabbetle tutuyordu ki, böyle bir tutuş görülmüş şehit, böyle bir sevgi, böyle bir muhabbet tarih. Dediler. Dediler. Bir çadır tutulmuştu. Enki Hacı Hatun Efendi Hazretlerinin şeyi işi olmuştu. İstanbul'dan diyorlar ki Hasan Efendi'ye diyelim, bir çadır uçuyoruz tarzımız için, bir de yanındaki bulunan kimselere, bir de ihtiyaç ve fihaket içindir çadır. Sami Efendimiz hazretleri diyor. Bu neyi gösteriyor bize? Fasovuk'ta ibare ibaret diye bir söz ver. İbaret okumak demektir. Bir de işaret vardır. İşlere hiç haber vermeden gönlüne doğması demektir. Bir de rumuz vardır. Cassi-i Celilimiz hazretleri ile alakası rumuzludur bunları.
Bu elli cemal ilmi azim olan bir tariftir. Kuran'ı anlamlarına döndüğümüz zaman esaret, elit, lam, mim dendiğinde bütün tefsirlerde Allahü alamübi murat. Bundaki maksadı en iyi bilen Rabbimizdir diye. Hadibi ile zatı Kibriya arasında bir anlaşmadır, şifredir. Elliyaullah'a da Cenab-ı Hak velayet sırrı içerine bunu vermiştir. Buyurdular ki haset öndersizliği ürün kati buna çok memnun oldular. Her şey hazırlandı. Bir çocuktur elimizden tutup gezdiriyordu. Dedi Han diye bir zat, Yeşimusay'da mühim bir aile. Onlar da bulunuyorlardı. Bir yer seçtiler. Çadırlar kuruldu. Her şey hazırlandı. Sami Efendimiz hazretleri geldiler. Oturdular. Oradaki bulutları bir rivayette sordular. Dediler, ne kadar su içebilirim? Efendim, yirmi üç bardak kafir dediler. O suda aslında gizlice dışarı çıkartıyordu. Orada ipliklerini taşıma nimetini Cenabı hak bize lütfetti.
Eğer garip gelmezse sizlere bizim için bu bir şereftir. Mübarek ayaklarının altından topraktan alıyor. Evet. Bir büyüğün nasıl büyük olduğunu Allah'ın izniyle idrak ediyor. Yeter ki ona sahabe deme. Yeter ki ona peygamber deme. O ülküler içerisinde ne kadar sövebilirsen söyle. Nihayet orada gönlünde bir ateşti. Duramıyorum. Mübarek ayakkabılarını eğer bağrına basarsan o zaman bu yangın söner güldüm. Ayakkabılarını, narin-i şeriflerini takip ettim. Kimsenin görmediği bir yerde narinlerini bağrına basınca rahat verirdim. Orada önemli olan, Sami-u Teala hazretleri kutsalılan sırlar sıkça dışarı çıkmalarına rağmen her defasında taharet için taze taze yıkanmış bezler kullanıyorlardı. Ve her defasında da abdest alıyorlardı. Oturuyorlar tekrar. Hilli büyük bir kemale her defasında abdest alıyor, oturuyor ve gelenlerine konuşuyor. Akşamlara kadar devam etti.
Yine biz orada kalmış oldukları evvel üstadımız buyurdular ki tepeden tırnağa kadar geç temizlenecek. Bugün bir yatak örtüleri neleri, o günde bu imkanlar kısıldı. Bütün yatak ve yorgunlar sökülecek, yıkanacak yaz günüydü zaten, gün Mübarek hanelerinin evimde umumluyum dedim. Hatanın, eline oturur beklerim diyor. Kendilerini karşılamak için gittiğimde geldiklerini gördüm. Çantasını bize verdiler. O çantayı bile taşıyan gördüm o günde. Ama içinde bir ateş vardı. İstirahat kırıldıkları arıda yanında bulunanlardan bir tanesidir. Dedi ki, efendimi bir gör. Baktım öğleden sonra sünneti semiyyeye muvafık bir yaşantı, istirahat duyururlar. Kendilerini uyandırmak için bir ezan okundu. Ezan okundu ve uyandılar. Böylece devam etti konuşmalarımız, görüşmelerimiz. Daha sonra tahrip edemem. Tarif edemem. Her defasında her defasında görüşümüz farklı oluyor.
Öyle bir hal ki onun bir kere doğumu müstesna idi doğduklarında daha doğmadan önce dokuz yüz elli beşte anlatılan bir hatırayı sizinle paylaşıyorum şu anda. Dokuz yıl elli beşte, Hacat-ı Medanımız kadısallahu sırra Adana'nın tepede bağda, şehit oğlu Kamil'de lazim asihatel başlarlar. Kardeşleri, Saadet efendimizin Ferit Bey karşılarında oturur. Onu görünce kendilerinden geçerler. Çünkü üstadını hatırlarlar. Onun sorar, kardeşiniz hakkında, Samet en de hakkında bize bilgi verebilir misiniz diye? Orada şunu anlatır. Daha ağabeyim, Samet efendi, anasının karnındayken kapıya bir fakir gelir. Evden bu fakirdir diye ona ikramda bulunmak isterler. O da der ki ben toplayan kimselerden değilim. Yalnız anne karnınızdaki çocuk zamanın kutbun ashabı olacak. Onu, ona riayet edin. Aman ha sakının haram bir lokma midenize girmesindir.
Zaten şüpheli bir taam girdiği zaman anneniz mutlaka Abdurrahman onu dışarı çıkarmak mecburiyetinde kalırlar. İkinci bir gelişimde de o yavru zuhur etti, adını Mahmut Sami koyundur ve şunu anlatır. Babaları Müşteba Efendi Sami Fen Hazretlerinin, haddi sallallahu aleyhi ve sırra bir bayram günü hemen hemen bütün bayramlarda kurban bayramında her bir evladı için bir hayvan alır. Kurbalık hayvan alır. Kur alırlar. Sünneti şeniyyeye muvafık uygun ölçülerde bir hayvan, kurbanlık hayvan alırlar. Herkes de kurbanını kessin derler. Sonra ben de hazretlerinin kurbanının kesilme sırası geldiğinde hayvanın böyle boğazındaki dipten tutmaya, onu tutup götürmeyen hiçbir hacet kalmadan hayvan kendi kendine yürür kesileceği çukura ayaklarını uzatır yere yeter, ayaklarını toplar bir vaziyette başını o çukura getirir.
Bunu gören babası etrafındakilere der ki, müsteba efendim, sakın ha oğlumun bu halini bir başkasına anlatmayın, o zamanın kutbun aksadı olacaktır. Doğumu bu. Kendisi kendileri mübarek Üstadımız İstanbul'da, Kuğu Fakültesinde okurlar. Damatlarının anlattığına göre Ömer Kirajoğlu'nun Evvelköy'de hane-i saadetlerinin önünde artık nasıl tarif edebiliriz? Bir üzüm askısının asmasının altında şunu anlattı bize. Okul döneminde hiçbir zaman on hiçbir zaman on üzerinden dokuz almamış. Bütün benim yüksek Kuran almış. Ziya Hoca, bu büyüklük ismiyle matematik. Ondan dokuz alırlar. Kocesine itiraz eder. Hocam, benim hakkım oldu deyince, hanımefendi evet, doğru söylüyorsunuz ama ben bir milyon aşağı veririm. Hakkınız yoksa oldu dedi. Böyle müstesna. Zaten okul döneminde bile arkadaşları kendisine imtisal etmiş, unutamıyorlar. Onun büyüklüğünü o anlarda müşahede etmişler. Hukuk fakültesini bitirirler.
Kendileri Adana'ya dönecek. Tam Adana'ya döneceği zaman bu esnada da Gümüşhaneli dergahında, Türkçesinde manevi bir eğitime girer. Kırk gün, günde yirmi bir üzüm tanesiyle kırk günü tamamlar. Çilesini, çilesini yaptıktan sonra çıkarlar. Yalnız başlarında bir hukuk, cihan bulunmadığı için sadece o anlarda letaifleri kalp, ruh, sır, hafi, akva, sabırlarındaki bu letaifler hareket eder, çıkınca bu hal kaybolur ama ona öyle bir ev sahip olur ki birkaç rivayet var. Birisi Kalaka Kıblüsünden geçerken Es'ad-ı Erbili Hazretleri, kendisi daha Sami Efendi Hazretleri, yedek subay. O zaman ihtiyaç subayı deniyor. Yedek subay. Bu yedek subaylığında bile yatarken mübarek ayaklarını topluyor. Arkadaşları diyorlar ki sana utandım uzanın, biraz istirahat edin. Diyor, ben böyle rahat ediyorum. Onun rahatı daha yatağa girmeden, uykuya geçmeden beş bin Lafza-i Celal'i okumadan rahatlıyor.
Böyle bir iş lazım. Şimdi bir bu subaylık döneminde Es'ad-i Eddie hazretlerine karşı gelir. Esselamu aleyküm evladım Sami'dir Es'ad-i Elbil'ine Hazretleri. Daha iyi kaçırabilirler. Geçtikten sonra o Sami Efendi evladı geliyor mu deyince, evet efendim geliyor. Zaten selam verdiğinde, tepesinden tırnağa kadar Sami Efendi Hazretlerinin, Hadis Sallallahü's-Sirra, sıcak bir su dökülmüş gibi olur. İkinci bir rivayet şu. Bu da şunu etmiştir. Bu hemen anlatacağım husus da meydana gelmiştir. Hayıklı bunlar. Haydar Paşa istasyonunda babasına telgraf çeker Sami ben de hazretleri. Üç defa efendim diye. Vallahi ben Adana'ya varacağım. Manevi babası da ona yedilerden alev edeyle bir telgraf çeker. Der ki Ali dede, Haydar Paşa istasyonunda Sami Ramazanoğlu adında şu eşkal herifin içinde boyları, şekilleri, şemaili çok zayıf yün gibi bizzat onu dergahımıza getir gider. Hiç aramaya, sormaya gerek yok.
Çokça insanların bulunduğu yer olmasına rağmen, gel aleyhissesalavat seni bir yere götürsem razı olur musun? Evet. Amcacığım beraber gider var. O güdülerden al efendi. Sami ben de seni çok sevdim. Sana bir tavsiyede bulunmak istiyorum. Çihan bağında ey makbul ve ülsicinsin, sen bir kimseler incin deyin ve birgaha varırlar. Dergaha vardıklarında Esad Ergüdü Hazretleri kendilerine ilmi sınıfına ait bir elbise hazırlarlar. Artık o andaki hali ehli cemalinde olan bir durumdur. Nefiyekkem Aleyhissalatü Vesselam ve niyazin, Yemi sadrında ne varsa onu Sıddiki Azam'ın sadrına verdim diye buyulan, tevekkül hali zuhur eden iki sene de alamadığını o iki dakikada aldım der, Sami Efendi Hazretleri. Buyuruyor ki sana şu anda üç hizmet gerekiyor. Birisi, bu dergahın temiz denemesi sana ait. İkincisi, yataklarını sen kaldıracaksın. Üçüncüsü, hastalara sen bakacaksın. Bu üç hikmeti de üstlenir.
Bir rivayette Bediüzzaman Hazretleri hastaları ziyaret için geldiğinde ne haldesiniz deyince evladımız Sani Efendi'den razı mısınız, mendebur. Evet efendim, ne biz hastalıktan kurtulmak istiyoruz ne de o hizmetten ayrılmak istiyor. Öyle bir hal ki kendisinde kerametler zuhur eder, hiç kardeşiz. Buna değer vermeyen Sami Efendi Hazretlerinden, sırlar gibi keramet eder, hastaların İbni dirili teala döneminden ne geçiyorsa, salatalık mı geçti onu, ebna mı geçti onu, portakal mı geçti onu, niye geçmişse onu ikram edecekse güzel bir hallerin içerisinde. Şimdi bir hatıra ay nakli derler. Dergahı temizler. Bir tanesi dergahta bulunanlardan bir tanesi, en evvel kalkıp temizleyeyim, dinletme rağmen yetişmesi mümkün değil. Önden evvel kalkıp temiz diyor. Bu ilacı da beni dedi.
Bir gün bu uzak artık Saadet Efendi Hazretleri, dergahı temizlemiş, süprüntüleri bir teneke veyahut bir kaba bırak kaba bırakmış. Onu atmak isteği de ben atacağım der, bir isteyin de ben atacağımdır, diğer bir zat. Hayır, bu yazıyı da bana verirdi, ben atacağım. Bu hale şahit olan fesad-ı Kerim'di Hazretleri aşağıya doğru dinler. Gelin üçümüz beraber atalım, buyurun Ne demek üstadımız? Onun o büyüklük halleri tarif edilmez, hukuk fakültesini bitirmiş ama Es'ad-ı Rebide Hazretleri'nden de çok kısa bir zamanda, icadesini de almıştır. Bilim icazetini almıştır. Manevi icazetnamesi, dengahta bulunan, Çide, Mürküsü Hüseyin Efendi Hazretleri var. Çok kıymetli bir zat. Kendisi Valsil'azam. Etraftan gelen mektupların Sami dendi Hazretleri okur. Bir gün, eline almış oldukları mektubu okurken, okurken bir yere gelir ağlama başlar. Bulururlar ki Essadi Erbili Hazretleri okuyun Saadeten, devam edin.
O halde ben de şahidim, okuyun bulurlar. Mektupsu. Şide Mültsu Hüseyin Efendi der ki, efendim, büyük bir toplantıydı. Der ki: müşahede derdi. Orada Resul-i Ekrem'in huzuruna getirildi Sami Efendi. Buyurdular ki ben bunu vekil olarak tayin ediyorum. Şahit misiniz deyince, ben dedim ki, gündemi başarayım ya Resulallah, Onun, onun zamanın, tıbbın aptal bulacağının, gündemi basarım. Ben de şahidim, şeyin efendi. Buna ben de şahidim derler. Gelişin müstesna, gidişi müstesna gibisinden de söylerim, isterseniz hemen Kerim'in Medine'yi Münevvere'ye hicret buyurdular. Daha altmış sene önce en sıklarından bir yer alalım dediklerinde herkesin döndüğünü su gelirse ben Medine'yi Cennet'in Baki isterim buyurdular hakikaten o sevdiklerinin bağrına da kondular Rabbimizin bütün ve keremiyle. O anda doğuda bulunuyordum, doğuda bulunuyordum. Avni birden geldim, Yahya diye geldim.
Gece yatıyorum, dört kutup sularında kalbimde bir ateş taşları yanılır. Elimle de kalbimi tütüyorum ama böyle bir yorgun var içinde. Bitmeyen bir ateş var. Beni böyle tutarken meğer bu saatte Sami Efendimiz hazretleri ahirete iftihar buyurmuşlar. Kendileri ayakları toplu bir vaziyette iken Oğuzi Pati Veliyy'ye geldiğinde sallallar'dan kendiliğinden kuşatılıyor. Efendim, onun büyüklüğünü anlatmakla bitirmemiz mümkün değil mi? Allah'ımız ona en büyük nimetleri ihsan bulurmuş. Şimdi, Sami dendi hazretleri, katre sallallahuü sırıra ilim icatetini de alırlar. Adana'ya geldiklerinde düğün müsait değil. Kendileri hizmet etmek istiyorlar ama bu mümkün olmaz o düğün şartları içerisinde onun bu sıkıntılı anını bilen ev halkı ve damatları bilen Kirazoğlu der ki, Üstadım size bir Diyanet beysinden, maizlik için mücadele alalım, bir üslup alalım, müsaade alalım.
Ben dua itmeyi bilmem, sohbet veririm ama deyince efendim başında bir hamdele çalıyorlar. Sonunda da bir Fatiha çekersiniz. Sohbetleri biraz genişlettiğiniz zaman o yıl bir vaiz. Her halkı da dediler ki, Vaizat Sultan da Rabia'nın rahmetullahi aleyha, Ömer diyor söylüyor. Beyhan, o zamanın Diyanet Beyisi Rikast Perecçi'ye Ankara'ya gelirler. Anlatıldığı zaman peki ona icazet verilmez ki biz, keçi ölen biriyle beraber bulunduk. Derhal, laiklik vesikası hazırlanır. O da bir kalp yaptı mı? Bu yeten burada. Küçük bir cami verilir Adana'da, cami almaz. Kendi dedelerinin yaptığının sorduğu Ulucami de vaaz-ı nasihate başlar ama cemaati alması mümkün değil oralar. Bazıları dedikodular zuhur eder, dedikodular zuhur eder. Kendisinin aleyhinde olanlara işte tayinlerini çıkarma gibi bir durum olunca katiyendir. Ben birgaha giderken yedilerden adet bir nasihat duydum.
Senden hiçbir kimse incinmesin diye. Benden demek ki incinecek insanlar derhal ben Dıgil yerine Adana'da aslında Van'ın Geraş'tan olan Hasan Efendi'yi metin bırakıyorum. Ben de Ankara'ya, yarın da İstanbul'a derhal hareket vereceğimdir. Şu anlayışa bakın, şu insanlara vermiş olduğu değere bakın. Allah için sevgi, Allah için muhabbet ve Allah için bu iki kanadıyla o ar semasında arşi üzerinde hiç uçmaz mı, sevgili kardeşlerim? Cenab-ı Hak bizleri şefaatlerinden ayırmasın asıl İstanbul'a hicreti böyle olmuştur. Bakın hak ve hukuka riayetine orada bir ev ayarlanır. Evin, evin alımı için işte derler ki şu fiyata, bu fiyata adam diyor ki gel diye ben burayı veriyorum. Ha bunu dedikten sonra hayır dersen, ben de demedim, daha fazla dedim. Hiç bunu ikna ederler, demez mi? Bak, gel, gel, gel böyle yapma. Samid en hazretleri bunu duyar duymaz der ki ben öyle evde oturamam.
Efendim ikna ettik elli demişti. Sonra elli beş dedi, altmış dedi. Biz ilk, devleti kağıda aldık deyince hayırdır. O ev hakkında yalan söz söylendi. Ben tabilerimle orada görüşemem, haz ve huzur meydana gelmezdir. İşte bu bizim üstadımız ve herkese mal olmuş Allah'ın sevgili kolundaki güzelliğe bakın. Kendisi hem ifsad yönünden hem de ilmi yönünden icazet almış, biraz önce söylediğim sözde de anlaşılacağı üzere işar ibare ne demektir? İbare okunluk demektir. Adlı eserde hikem-i atayiye denir. Ürdün kaderiyle idari birinden okumak demektir. İşaret, kalbe inen nurdur. Ruhuz nedir? O artık nivna ile olmak demektir. Mevla ile Büyüklerin har ilmine de giremeyiz. Bizim gibi insanlar ondan nasıl anlatabilirim, nasıl söz edebilir ki? Kişi ancak kabiliyetine göre konuşabilir. Şimdi, onların internete bakıyoruz, bazı sahifelere girilmek isteniyor. Şifresini bileceğiz ki o sahifeye girebilelim.
Velilerin velayet şifresini bilmezsek nasıl bileceğiz bunu? Nedir bu şifre? Bu şifre takvadır. Nefredip, Hakk'a yönelmek demektir. Bu şifre mukarrebun Allah'ımızın kendisine yaklaştırdığı kul olmak demektir. Yani bu şifrelere haiz olmadan nasıl bulunduk? Sadece duyduklarımızı nakilden ibarettir bu. Allah'ımız onları Ahzab suresinde otuz beşinci ayet-i celîleye bakın göreceksiniz.
Mü'l-Hun'l-Hun'l-Hun'l-Hun'l-Hun'l-Hun'l-Hun'l-Hun'l-Hun'l-Hun'l-Hun'l-Hun'l-Hun'l-Hun'l-Hun'l-Hun'l-Hun'l-Hun' son üç ayet-i celîle, Mevluk Suresi'nde altmış iki ila altmış ikinci ayet-i celîle, Secde Suresi'nde on altı ila on ikinci ayet-i celîle, Furkan Suresi'nde altmış üç ila altmış dört, Kamer Suresi'nde, Kamer Suresi'nde aşağıya doğru ikinci sahibine indiğiniz zaman insanlar, sahibinin sonuna kadar indiğinizde, haşret sahibi, pakra sahibi, bütün takva hukuka riayet eden Allah'ın emirlerini gözeten ve iman eden Allah'ın veli kulları olduğu haber verilir. Bunun dışında diyor, Beyhine suresini arz etmişsam son ayetlerde, Furkan Suresinde de bu sahih geçmektedir, büyüklükleri. Bunlar kıymetli bir hocamıza, hangi boyda hocamıza derler ki, ne olur, oradan bize bir anlat, Kuran-ı Kerim'i verin der. Benim anlatacak bir halim yok.
Kuran onları anlatıyor, e Hadis-i Muhammediye onları anlatıyor, efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, göründükleri zaman Allah hatıra gelir. Bizim gibi insanlara anlatmak ne olur bilmem, Cenabı Hak bizi bağışlasın, hata etsin diyorum şu anda. Çünkü onlar her nefes terakki eden ibaret insanlardır. O gönlü Cenab-ı Hak'ta çekilmiş, fena ve beka sahibi, fena demek, Allah'ımız kimsedir. Onun için beyanda elbette zorlanırır. Biz onun kendi kitabından, Ashab-ı Kiram kitabından Ebu Zerrimin-i Fahri radıyallahu anh hazretlerinin hayatını anlatırken son bölümünde buyuruyor ki onları Allah'ın, Allah'ımız Celle Celalü hadisi kudsidet evliyyei tahtabubadi la yarif umrair, velilerin beşeriyet çadırı içerisindedir. Sizin gibi yer, içer, konuşur, görüşür, onun da bir hayatı vardır, aile hayatı, insanlarla münasebeti vardır. Bunu hiç zorlamaz. Zaten hakiki bir mürşidin tarifi de budur.
Fıtratı zorlamayan kimsedir. Fakat bununla birlikte onu ancak tanıyan Cenabı haktır. Eğer Allah'ımız onun gözüne Muhammedi sürme sürmüş ise kalbinde ilahi bir nur var ise onlar tanıyabilirler. Aksi halde bizim tanimamız elbette ki iki güç olacaktır. Cenabı hak şefaatlerine mazhar kılsın. Tavsiyelerini yirmi beş kitabın, yirmi beş adetten daha fazla olan kitaplarında ölürsünüz. Cenab-ı Hak cümlemizi yolunda dahil ve kailmeyiniz. Değerli dinleyicilerimiz, Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin Mahmut Sami Ramazanoğlu Hazretlerinin vefat yıldönümü münasebetiyle yapmış olduğu sohbeti dinlediniz.