Veliler Ve Edeb: Ruhaniyet Ve Ahlak Terbiyesi kaydında Rabbi Zülcelal'imize hamdü sena, Habibi-n-e salatü selam kardeşlerimize sıhhat ve afiyetler müminlere salah, kurtuluş dilerim Halıkı Lemyezelden. Şunu kati ve kesin olarak ifade edelim ki Mevla-yı Zülcelal, Evliyya-i Tahtakubabbi la yarifu hugayi velilerim beşeriyet çadırı altındadır, onları benden başkası bilmez buyuruyor. Velileri…
Rabbi Zülcelal'imize hamdü sena, Habibi-n-e salatü selam kardeşlerimize sıhhat ve afiyetler müminlere salah, kurtuluş dilerim Halıkı Lemyezelden. Şunu kati ve kesin olarak ifade edelim ki Mevla-yı Zülcelal, Evliyya-i Tahtakubabbi la yarifu hugayi velilerim beşeriyet çadırı altındadır, onları benden başkası bilmez buyuruyor. Velileri tanıyan ancak Mevla-i nüzul Celaldir. O bakımdan biz ancak kabiliyetimize göre, anlayışımıza göre ifade edebiliriz. Onu herkesin bilmesi de mümkün değildir. Nasıl ki tenzih ediyorum tabi kardeşlerimizi, inkar noktasında söylüyorum, Ebu Cehil'in ve onun arkadaşlarının Efendimize yönettikleri söyledikleri çirkin sözler, Sıddık-ı Azam'ın da onu metheden ifadeleri, her ikisinde de doğrusun demesi. Ben bir boy aynası gibiyim, sizler kendinizi görüyorsunuz.
Şimdi bakış açısına göre değişir, bakışını Kitabı Kerim'e, Sünneti Seniyyeye, ehlullahın sözlerine uygun bir şekilde kılanlar hep güzel göreceklerdir, o açıdan bakacaklardır. Yok eğer gözlük bizim gönlümüzü karıştıran, ahlakımızı bozan, hayatımızı değiştiren, Mevla'nın yolundan saptıran kimselerin gözlüğüyle bakılırsa ters görüşlü görülecektir. Böyle bir bakışın neticesi Nuh Aleyhisselam ters gözlükle bakılınca, inkarcıların gözlüğüyle bakılınca ona en sefihimiz, en enginimiz denilmiş, deli diye bakılmış, haşlanmış, taşlanmış hakaret görmüştür. İbrahim aleyhisselam inkar gözüyle görülünce ateşe atılmıştır. Musa Aleyhisselam memleketinden çıkarılmıştır, bunun gibi. Evliyaullah da hiç şüphesiz öyle ama İslam gözüyle bakanlar onlara canlarını bile feda etmişlerdir. Her şeylerinden onları üstün tutmuşlardır. Velilerden bir tanesi, üstün tutmuşlardır.
Velilerden bir tanesi hakkında şöyle bir söz geçer, derler ki onu herkes seviyor, böyle sevilen bir veli, herkesin ona bir muhabbet duyuyor, ilgi duyuyor, sevgi duyuyor. Hakikat ehillerinden birisi diyor ki o velinin bir hatası var. Nedir deyince muhalifi yok diyor. Her peygamberin yanında bir inkarcısı, bir nifak ehli olan insanlar olduğu gibi Evliyaullahında bulunacaktır. Burada kemmiyete bakmak, çoğa bakmak çok yanlış olur. Niye bakılacak? Keyfiyete bakılacak, kemmiyete Kemmiyete değil. Eğer çoğunluğa bakılacak olursa Nuh a. S.' ın tabileri dokuz yüz elli yıllık ömür içerisinde elliyi zor buluyor. Yeri yandı ne oldu? Çoğunlukta oldu diye onlara mı meyledilir, onlar nihayeti bir batıldır ta Yunus Aleyhisselam Cenabı hakk'ın bir nebisidir, Tabisi iki kişi, geri yanını binlerce insan, binlerce insan çoğunlukta diye o kimseler takip edilmez. Hak olan kabul edilir, Hak olan.
Çünkü efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurmuştur ki benim yolum budur esarne ben ve bana tabi olanlar bendendir. Cenabı Hakk'ın noksan sıfatlardan tenzih ederim ben müşriklerden değilim. O iki cihan güneşi olmasına rağmen bakıyorsunuz inkar tarafı galip geliyor. Müminlerin sayısı üç yüz dokuz, üç yüz on üç, üç yüz on beş kişi. Ebu Cehil'in etrafındakiler dokuz yüz elli bin kişiye baliğ oluyor. Şimdi sayı çoktur diye Ebu Cehil'in tarafında mı olmak gerekir. İkinci cüzde Kuran-ı Kerim'in Bakara suresinde Talutla ve Talutla Calut hadisesi var. Calut malum küfür, Talut hak. Şimdi Talutun askerleri Bedir ashabının sayısı kadar üç yüz on üç, üç yüz on beş kişi diğer taraf galebe çalmaktadır bunları onlar çoktur diye peşinden mi gidilir? Halıku lemyezer kimin peşinden gidilmesi gerektiğini, esamne nice az topluluklar, çok topluluğa galebe çalmıştır, buyruluyor.
Veliler Ve Edeb: Ruhaniyet Ve Ahlak Terbiyesi ne anlatıyor?
Veliler Ve Edeb: Ruhaniyet Ve Ahlak Terbiyesi kaydında Rabbi Zülcelal'imize hamdü sena, Habibi-n-e salatü selam kardeşlerimize sıhhat ve afiyetler müminlere salah, kurtuluş dilerim Halıkı Lemyezelden. Şunu kati ve kesin olarak ifade edelim ki Mevla-yı Zülcelal, Evliyya-i Tahtakubabbi la yarifu hugayi velilerim beşeriyet çadırı altındadır, onları benden başkası bilmez buyuruyor. Velileri…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 10 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Esselamü la hayır rafikefirin çok da hayır yoktur, buyuruyor. Çok ama hak değil. Bir kere Cenabı Hakk'ın emrine saygısızlıkta hak değil. Habibullah'ın sünneti seniyyesine kulak vermekte hak değil. Onun bizzat tayin buyurduğu kimseye, riayetsizlikte hak değil. Demek ki ölçü kemiyette değil keyfiyettedir. Musa aleyhisselam çok az olmasına rağmen firavun sayı olarak çok Musa aleyhisselamın asası, bir tane asası var dört yüz tane sihirbazın ipini sopasını bütün bütün hilelerini, sihirlerini yutmuştur. Burada mühim olan hak olmak lazım. Mürşid-i kamilimiz ve Resulullah'a kadar ulaşan silsiledeki sadat-ı kiram Cüneydi Bağdadi, katdesallahü's-ı Razi Hazretlerinin buyurduğu gibi bir ayağımız Kuran, bir diğer ayağımız sünnet diyen kimseler haktır.
Ulema-i kiramdan bazı insanlar üstazı alimize geliyorlar, onlara vimsal veriyor, bu mübarek yolu bir tren yolu gibi, Esad Erbili Hazretleri yolumuz tren yolu gibi, onu öyle şerh ediyor ki, rayın birisi kitabı Kerim, bir diğeri ise Rasulullah'ın sünnetidir Salgallahu Teala aleyhi ve sellem. Hayran kalıyorlar efendim, bu misali nereden veriyorsunuz diye. Kendileri Cenabı hakk'ın izniyle şuna inanıyorum, Nur Suresi'nde otuz beş. Ayet-i celile Nur Suresi'nde, ve lem yemses hün-are, dokunmasan da yanacaktır diye buyruluyor. Dokunmasan da yanacaktır buyurdu. Biz ayet-i celileyi tek taraflı ele alamayız. Ayet-i celilenin anlamı çok geniş. Onlarda öyle bir güzellik var kiraz bir ışık gösterilecek olsa o nuru tanıyor. Derhal az bir ifade edilecek olsa o az bir ifadeden çok manalar çıkarabiliyor. Öyle ki, dokunmasan da yanacaktı.
Onlar iman noktasında iman, Kelime-i şehadeti okuduğu zaman daha dilleri onu ifade etmeden önce gönlünde imanın nuru yanıyor. Namaza şuru etse, ibadet ve taate başlasa, ibadet ve taatteki hanıkı lemyezenin bizzat istediği, mesela veradır. Hak korkusu gönlünde yanıyor. Bütün saatler de bu şekilde. Kendilerinde dokunmasan da yanacaktı, zekada da yanacaktı, akılda da yanacaktı, idrakte de yanacaktı, yanacaktı ifadesi az bir ifade edilecek olsa şer'i mesele, onu bütün teferruatıyla bile onu bütün teferruatıyla bilecek, Cenab-ı Hak zenginlik ihsan buyurmuş. Duyduğu bir kelimeyi, Sami Efendimiz Hazretlerinin damadı öyle derdi, bir kelimeyi bin ediyor derdi. O neden? Dokunmasan da yanacaktı. Gözünde de öyle. Beytullah'a dokunur dokunmaz, Beytullah'ın rükn-ü Yemani'deki güzelliği görüyor. Neyi görüyor? Rüknü Yemani ile Rüknu Hacer arasında Allah'ımıza vuslatı görüyor Celle Celalühü.
Rüknu Şami'de, Keyif suresinde Musa aleyhisselam ile Hızır aleyhisselam arasında geçen vakayı görüyor, vakayı görüyor, ebdaline kırklara işaret ediyor. Lukn-ü iraki de gözü dokunur dokunmaz neyi görüyor? İlmi görüyor. Bunun gibi. Mesela Kuran-ı Kerim'e gözü dokunur dokunmaz Allah'ımızın, Rabbi Zülcelal'imizin kelam-ı Kadiminden bir ayeti duyacak olsa, onun manası da hikmeti de sırları da her şeyi de ona malum olur. Her halinde öyle. Böyle bir kimseyi anlatmak hakikaten güç. O alanda olabileceğiz ki anlatabilelim. O bezde tarağı olan kimseler ancak ifade edebilirler. Bakıyorsunuz bizzat şahit olduğumuz bir husus, onun sohbet notlarını gördüm artık bozulmaya yüz tutmuş onları naylonların içerisine aldım böyle dosya halinde orada gördüğüm bir Hadis-i şerif var. Dedim ki iki Hadis-i Şerif herhalde Ayet-i Celile'ye iki şahit koymuş. Ondan sonra ulema-i Kiram'ın akvali var, sözleri var.
Bizzat gördüğüm daha, mevzuat başlar başlamaz Fatiha diyor. Ayet okunacak, Hadis-i Şerifler okunacak, bir makalede giriş bölümü olur, gelişme bölümü olur, bir de sonuç bölümü olur. Daha mukaddimesinde bitiyor. Ezandan bir buçuk saat önce kürsüye çıkıyor. Ondan sonra müezzin Allahu ekber, Allahu ekber diyor. Bit, Neden bunların mübarek sözleri bitmiyor? Böyle kuyulara su dolduran kimseler olur. Kuyulara bazı bölgelerde su dolduruyorlar. Doldurmuş oldukları sular ne kadar doldurmuşlarsa o kadar kullanılıyor ve bir müddet sonra bitiyor. Neden? Elle doldurulmuş çünkü. Depoya doldurmuşuz, elimizle doldurmuşuz. Ne kadar doldurduysak o kadar su var, hacmi o. Bir müddet kullanıyoruz, bitiyor. Ama bunlar da bitmiyor. Neden bitmiyor?
Ayeti celilesinin hikmet yönüne baktığımız zaman onlarda ne ilim bitiyor, ne irfan bitiyor, ne hikmet bitiyor, ne tefekkürü bitiyor, ne gönlündeki akan o ilmin pınarları tükeniyor, ne gözündeki ibret bitiyor, ne aklındaki o güç hiçbir şey bitmiyor. Biz bir ara bahçemiz sulanıyor. Sulanırken ağaçların dibine, kova ile su taşınıyor. Su ile alakalı olan bir kimse dedi ki bu evet faydalı olur ama kaynağından su verelim, suyun gözünden akan sudan verelim, o daha faydalı olur, dedi. Şimdi bunlarınki dolma değil, bunlar kaynağından alıyor. Onun için bitmiyor, kaynağından alıyor. Hamburg'ta gördüm denizden, okyanustan bir kanal açmışlar. Gemilerle ihracatlar yapılıyor. Tabii orada büyük bir ticaret merkezi. Görseniz bir Marmara Denizi gibi, o kadar olmaz da, aynen onun gibi. Denizden az bir kanal açmışlar, o açtıkları kanalla öyle bir deniz meydana gelmiş ki ancak deniz diyebiliriz.
Uluslararası gemiler çalışıyor, vapurlar çalışıyor, ticaretler yapılıyor. Bunlar bir kere kaynağını Rabbi zülcelal'imizin muhabbeti olarak bulmuş. Bunlar kaynağını ilahi aşk olarak bulmuş. Bunlar kaynağını Efendimiz a. S m.' ın El-ilmibillah diye buyuruyor. Rabbi zülcelal'imizi tanıma irfandan irfan Rabbi zülcelal'imizi tanıma kaynağından almış. Bunlar Rabbi zülcelal'imizin min ledünne ilma zatından almış. Onun için bitmiyor. Daha bir mevzuyu tamamladıklarını, ellerine almış olduğu notu bitirdiğini bilmiyor vermiş Mevla'yı Zülcelal, konuşmalarında dikkat edilirse kardeşlerim, şu anda öyle sözler geliyor ki gönlüme, şunu da deyin, şunu da deyin, şunu da deyin, hepsi sözlerin geliyor, şunu da söyle, bunu da söyle diye içinden çıkamıyorum diyor. Hatta bir defasında benim gönlüm acaba kimin elindeki söz bitmiyor, artık ne olur beni bıraksın diyor.
Şimdi siz su veriyorsunuz bazı yerlere, eğer suyunu almayan bir yerse susuzluktan dolayı böyle yarık yarık bir hal almışsa, suyu öyle bir soruyor ki insanın böyle susayıp da suyu nasıl iştahla, arzuyla, istekle aldığı gibi onu içtiği gibi toprak adeta onu arzu ve iştiyakla içine çekiyor. Ne kadar versen alıyor. Gönüller iman noktasında zayıflamış durumda. Durumda. Çünkü ibadet ve taat yok. Öyle ki bir selam dahi verilmiyor. Merhaba, merhaba. Halbuki müminin mümin üzerinde altı hakkından birisi nedir? Karşılaştığı zaman selam vermek, selam vermiyor, merhaba. Evet güzel merhaba denir, oturunca selam verilir. Selamdan sonra, selamdan sonra merhaba denir. Selam yok. Şöyle bir yan yana geldiğinde insanlar, konuşurken, birbirleriyle konuşurken, devrimiz artık nano teknolojisidir, internet devridir, çocuklar ne ile meşgul oluyor sizin yavrularınız? Ne ile meşgul oluyor?
Okullara çocuklarımızı veriyoruz. Sadece çocukların bedenleri bizim oluyor. Ama kalpleri, gönülleri, kafaları, ruhları kimle. Bunun bir münakaşası görüşmesi yapılmıyor. Yahu bizim öldükten sonra Ahmet defterimizi kapatmayacak en güzel karlı malımız, yavrumuzdur. Acaba bunların görsel medyada gözlerinin gördükleri kulağı kulaklarının duydukları ile ahlaki yapıları nasıldır, bu hiç bahsedilmiyor. Gazetesinden, radyosundan, dergisinden, billboardlar dahi. Bundan sonra el ilanlarından, duvara yazılan yazılardan, arabalarda şimdi kaldırıyorlardı, yazılardan okuduğu kitaplardan etkilenmek suretiyle bunun ahlaki yapısında nasıl bir tesirler bırakıyor, bunu görüşmüyorlar. Diyoruz ya, çağımız, internet çağı, yavruların, yavruların internetten etkilenmeleri ve ve ahlaki yönleri ne durumda, bundan konuşulmuyor. Birbirlerinin neredeyse cenazesinde de iştirak edilmiyor.
Hasta ise, nasılsın diye hal ve hatırları da sorulmuyor. Böyle bir zaman, böyle bir vakit, sevgili üsttehazımız, mürşid-i kamilimiz, eğer bu dönemde bulunsa idi, şu arz ettiğimiz noktaları ele alırdı. Onun konuştukları, konuştukları, devrinde daha yeni duyulan, mesela balo, bir konuşmasını dinledim balo, ateşin yolu diye şiirlerde ifade ediyor. Burada demek istiyor ki iki hususta eman verirseniz cennete girmenize, kefil olurum tarzında birisi dili, bir diğer de namus. Bunu haber verirken o gün de o gün de yapılan kötü fiillerden birisi olan baloyu anlatıyor. Ne yapsın? Gazetesi yok, radyosu yok, dergisi yok. Yani çağ bugünkü bir çağ değil. Bulunduğu ortamda nasıl hizmet verilecekse, nasıl hizmet verilecekse, hangi alanlarda sunulacaksa o alanda sunuyor. Eğer arz ettiğim gibi bugünkü hayatta olsa teknolojinin eğitim üzerindeki müspet ve menfi yönlerini anlatırdı.
Şimdi insanlarımız teknolojinin etkisi altındadır. Bizim onu etkilememiz gerekirken onlar olarak gelecektir, bunların isteseler de istemeseler de. Cenabıhakk'a kulluğu, insanlarımızın kurtuluşu için, yavrularımızın ıslahı ve irşadığı için ortamı Rabbimizin istediği şekle girdirebilmek için bir çalışma yok. Mürşid-i kamilimizdeki bariz özelliklerden birisi, gününde en önemli konu ne ise ona işaret ediyor. Mesela, o devrede, anlatırdı. Anlatırdı. Kadir Mısıroğlu'nun kitabını okumuş, Şütazalimiz Kadir Mısıroğlu'nun Yunan mezalimini okumuş, ona anlatırdı. Sohbetlerinde bunu verirdi. Nasıl zulmettiklerini, o Bosna'daki hadiseleri, camilerin park haline getirilişini, hatta af buyurun hınzır ahırı haline sokulduğunu, utanıyorum ama olan bir hadise, dansözlerin caminin mikrofonunda yaptıklarını bunları anlatıyordu.
Herhalde bugün de bulunsa Suriye'de bir kısım askerlerin camide namaz taklidi yapıp gülüşmeleri vesaire edepsizliklerini konuşurdu. Şimdi bulunsa idi, insanların birbirlerine şefkatle bakması gerektiğini, kafir de olsa hakkının korunması icap ettiğini, orantısız bir mücadele değil orantılı bir şekilde misli ile mukabele edilmesi gerektiğini, sapan taşları ile kendisini muhafaza edenlere kimyevi silahların atılmasının yanlışlığını ifade verdi. Bunlar bize hepimize bir derstir. Onlar o tarihte en güzel bir şekilde vazifesini yapmaya gayret ettiler. Bizler de bugün de arz ettiğim size biraz önce konuştuğum bilhassa yavrularımız üzerinde konuşuyorum. Onları neler etkiliyor, neler bozuyor diyorum ya, çağımız. Nano teknolojisi neredeyse bu da eskiyecek. Hani bundan beş on sene önce internet ne dinse adamın kafasında şafak atıyordu, Bu unutulup gidiyor.
Diyoruz ki biz derviş çağı yakalayan değil, çağı çok ileri geçen kimsedir. Çünkü, El mümini keyhüsün havırın fatinin, hadisi şerifinde çok ileri görüşlü olduğu ifade edilir. Kardeşlerim, biz evradımızı, ezkarımızı alacağız, ölüm tefekkürünü, rabıtamızı ve zikrimizi yapacağız. Bunu yaparken biraz önce anlattığım selam verme taati artık terk edilir hale gelmiş, merhaba deniyor. Hele bu kadın erkek ilişkileri biz bir başkalarına bakıyoruz yanlışlığını ifade ederken şimdi pek konuşmuyoruz bunu. Çünkü çok mutaassıp dediğimiz ibadet ve taat ehli dediğimiz kimselerde dahi haremlik, selamlık, kadın, erkek birbirlerinden ayrı otururlar, birbirlerine bakmazlar. Dinimizin ölçüleri içerisinde hareket ederler, bu neredeyse bitmek üzere.
Bir Fatıma annemizin radiyallahu anha kızlarımız efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın hastalığında bir ashabı ile gelip üzerini örtecek bir giysinin olmadığı konuşulmuyor. Ne konuşuluyor, bu yılın modası nedir, hangi renk bunu biraz mazur görün de ibadet ve taat ehli dediğimiz ihsan mektebinin müdavimleri diye tanımlanan, belki de bize yol göstermeye çalışan kimseler yapıyor bunu. Hızına, torununa bunu gösteriyor. Bu mevsimde hangi renk modadır? Giyim olarak ne giyilir? Vardığı yerde bize yolun adap ve erkanını öğretecek olan kimse, gelen kimselerin giyslerine bakıyor. Eğer kendi evladının giyim ve kuşamı o kalitede değilse üzülüyor. Bunu nereden aldın? Halbuki kızlarımız bizim Fatımaüzzehra radiyallahu anha annemizi örnek alması gerekirken, çıplak mı olacak? Hayır, örtecek ama lükse gitmeyecek.
Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın kişi elbisesinin ve nalininin yani ayakkabısının güzel olmasını ister ama kibritmemek, bir başkasına karşı üstünlük taslamamak için. Çocuklarımıza bakıyoruz, yavrularımızı alıştırdığımız oyunlara bakıyoruz, eğlenmelere bakıyoruz, hep batılların yaşantısı. Halbuki biz burada Hasan'la Hüseyin efendilerimizi, yavrularımıza örnek olarak, torunlarımıza örnek olarak versek ne diyeceğiz? Onları okuduğumuz zaman diyeceğiz ki Hasan'la Hüseyin efendilerimiz biz Resulullah'ın torunlarıyız, biz riayet etmezse kim riayet eder? Son derece hassas hareket etmişler Rasulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem. Torunu olmanın şerefini, haysiyetini, edebini hep muhafaza etmişler, bunu görürüz ve bunu öğretiriz. Ama o değil. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin bir defasında hane-i saadetlerinin kapı ne yok, bir örtü ama o örtüde şekiller görüyor.
Derhal kaldırılmasını söylüyor. Bunlar puta tapanların adet ve geleneğidir. Bunları kaldırın buyuruyor. Bizim evlerimizdeki çocuklarımızın önüne bırakmış olduğumuz oyuncaklar ne şekilde? Müşriklerin Rabbimize bizi bunlar geliştirecek diye ünlerine koydukları putları andırmıyor mu? Hani Hazreti Hüseyin'e benzemek, hani ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak, yetmiş ikisi dalalette birisi hidayette, o da efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın ve ashabın yolunda olanlar, hani bu Hadis-i Şerif bunu çok okurdu üstazalimiz. Çocuğumuzda ve torunlarımızda bu mu var? Oyunların hiç yok mu bizim şeri görevlerimizi rengi de etmeyecek. İhsan dediğimiz takva ölçüsü içerisindeki oyunlar, ona mugayir olmayan oyunlar hiç yok mu? Hiç oyuncaklar yok mu? Bakıyoruz gençlerimize, gençlerimizin artık tıraşından tutun giyim ve kuşamlarına kadar ne şekle büründüğü hepimizin malumudur.
Halbuki biz onları Ali Kerremallahu veçi Efendimizin edebinde, daha on beş yaşındayken Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, ona kılıç kuşanmasını emir buyuruyor. İlimde, kılıç kuşanmasını emir buyuruyor. İlimde enemedine tül'l-alim ve Ali gün Babuha ilmin şehri benim, kapısı da Ali'dir radiyallahu anh diye buyurduğu, o mübarek kimseyi örnek alacağımız yerde ilimde ve cihadta, neyi neden, kadınla Facebook'larda neden? Kadında kızla nasıl işlet ettikleri, nasıl buluştukları hatta açıktan bu yanlışlıkları yaptıklarını ve bunun önüne nasıl geçip de yavrularımızı yakıtı taş ve insanlar olan ateşten koruyacağız, bunun edebi erkanı yok. Şimdi Hacı Hasan efendimizin menkıbelerini, ağzımızın suyunu akıtır gibi anlatmak çok kolay ama onun edebi nerede, ahlakı nerede o?
Torununu da, yavrusun da, etrafını da muhafaza için şimdiki gibi görsel cihazlar vesaireler yok sayıp durmaya gerek duymuyorum ama bir sinema var, ünal sineması. Oraya bir yakının gittiğini haber alınca onu yolundan çevirmek için gösterdiği çabayı niye göstererek rabıta etmiyoruz. Biz Mürşid-i Kamilimizi anlatmakla bitiremeyiz. Cenabı Hak şefaatlerine mazhar versin.
Kaynak: Genel
Veliler Ve Edeb: Ruhaniyet Ve Ahlak Terbiyesi | Mihmandar