Ahde vefa kulluğun güvencesidir. Sevgilerin en büyüğü bir ömür boyu sürendir. Hadis. Aleyhissalatü Vesselam efendimizin yedi kimse arşı azamın gölgesinde gölgelenecektir. Burada sevginin devamı hususunda ve Allah için birbirlerini sevenler ama ölünceye kadar devam edenler. Arada bir sıkıntı hasıl etmeyenler. Bir muhabbet edip ondan sonra da terk etmek. Bu tarzda değil, sevgisini ölünceye kadar devam ettirmektir. Sevgilerin en büyüğü bir ömür boyu sürendir. Vefasızların en büyüğü sevdiğini terk edendir. Mesela yirmi sene dostluk yapmış, otuz sene dostluk yapmış. Bunun bir bayramı var. Bir şeyranı var. Ne bileyim onun da bir düğünü var, nişanı var, evladının. Buna benzer bu gibi haller vesile edilerek ne yapılır? Konuşulur, görüşülür. Yani bir ipi kopardım deyip de devamlı terk etmek çok yanlıştır. Ne olur? Diyoruz ya işte yılda iki bayram var. Kurban Bayramı, Ramazan-ı Şerif Bayramı.
Bu bayramlarda en azından görüşülür, tebrikleşilir, telefonlaşılır, mesajlaşılır, neyse artık. Bir iletişim sağlanır. Tamamen koparmak doğru değildir. Bu vefasız bulur. Köpeği köpeklikten çıkartıp insana dost yapan sadakat ve vefadır. Bunun örnekleri var. Bunun örnekleri var. Çokça anlatılır bu zaten. Hemen hatırladığımız mesela kıtmir, diye o yedi uyurlar diye geçiyor. Biz bu tabiri Kuran-ı Azimüşşan'a göre kullanalım. Ashab-ı Kehf. Keyif mağara demektir. Mağara ashabı onlar öyle bir erler ki Rabbimiz Kuran-ı Azimüşşan'da onları vasıf buyuruyor. Kehf suresinde baştaki Ayet-i Celile'ne Ayet-i Celile'yi Cemilelerde geçer. Bunlardan birisi de malum Hıtmir. Bu Hıtmir bu yedi kişiden ayrılmadığı için Cenabı hak koç simasında cennette onları haşır buyuruyor. Ayeti celile, esalle, Daha başından alırız bunu. Ne yaparız? Mütarra ederiz, okuruz, düşünürüz.
Yani onların o devirdeki Allah'ımıza olan teslimiyetleri, bağlılıkları bunu odun boylu anlatmaya gerek yok. Takyanız malum zalim bir devlet reisi. Tevhid esası üzere olan kimseleri astırıyor kestiriyor. Bunlar ise katiyen Allah'ımızın dininden vazgeçmeyiz diyorlar. Burada bir tefsir var. Tefsirde ayet numarası konmamış. Bu bizi düşündürdü ama. Böyle bir bilen kimse verdi, oturuyordu. Denildi ki ayet numarası konmamış. Eskiler böyle Kuran Azimüşşan'a aşina olan onunla hem dem olanlar ayeti celilelerin numaraları hususunda katiyen bir tereddütler olmazmış. İşte şu ayet, beşinci ayet, onuncu ayet, onlar diyor buna bu kadar aşina olduğu için buna gerek duymazlardı. Şimdi hangi sure nerede, ondan sonra hangisi önce sonra se hangi sure bunu dahi bilemezsek mesuliyetimiz ağırlaşır.
Çünkü ne büyük bir nimet ki Kuran azimüşşan Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'a ümmeti için bahşolunan en büyük nimettir. Yani üzülmez misiniz siz? Şimdi insan üzülmez mi? Şurada bir hatim olacak olsa Kuran cüzleri dağıtılsa, desek ki okuyamıyorum. Ne kadar yanlış olur. O zaman Amerika'ya gitmemiz lazım. Amerika'ya giden bir kardeşimiz edindiği izlenimleri şu şekilde anlatıyor. Diyor ki onlar da diyor inşaatlar vesaire çalışmaları oluyor, iş yerleri fabrikada olsun vesaire yerlerde olsun ara diyor tatilleri oluyor. İşte çay faslı oluyor, yemek faslı oluyor. Hemen diyor o anda o boşlukta İncil'i alıveriyorlar diyor. Ellerini. Yani böyle mi olması lazım? Bize bir Amerika'dan mı misal verilmesi lazım? Bize bir İngiltere'den mi misal verilmesi lazım? Onlar hakkında Cenabı hak, esrarı. Neces ne demek? Bak necis bir ay.
Ona isabet eden kötü şeyle, ben o kelimeyi şu güzel mescitte sultanımızın huzuru olduğu için konuşamıyorum. Başka bir nesneyle kirlenen demek. Necez aynıyla pis? Onlar mı bize örnek olacak? Bizim hiç mi sıddıkı azamdan bu zamana kadar gelen mürşid-i kamillerimiz yok? Onların kulafası, halifeleri yok. Onların yanında bulunan manevi hizmetkarları yok mu? Bilmeyiz ki. Manevi hizmetkar kim? Tabii o alanda yoğunlaşamadığımız için oluyor. Nefsine söylüyorum. O tarafa kendimizi veremiyoruz. Bak bir denize iğne batırıldığı zaman iğnenin aldığı su dünyadır, geriye kalan ahiret. Biz geriye kalan ahiret diye tabir buyurulan deniz kadar geniş olan ebedi olan denizle bir şey değil, alem için mi çalışıyoruz? Yoksa bu dünya için mi? Bu bir tefekkür istiyor. Bu bir düşünce istiyor. Bu bir akıl istiyor. Düşünerek yapmamız gerekiyor. İğnimizde Allah'ımızın vazifelendirdiği hayırlı kullar.
Onlar bize örnek değil mi? Bizim Osmanlı padişahları bile yetmez mi bize örnek olarak? Hepsi Kuran'ın aşığı, Aleyhisselatu Vesselam Efendimizin vurgunu olan kimselerdir onlar. Bir sultan Abdülaziz Medine'den gelen bir mektupta yatakta istirahat ederken hasta halinde, o mektubu yatakta alamam deyip ayağa kalkmış fırlamıştır. Düşünmemiz gerekiyor. Üzülmeleri çok doğru. Burada düşünürdüm. Aleyhisselatu Vesselam efendimizin Kuran-ı Kerim'de habibim biz sana Kuran'ı zahmet çekesin diye indirmedik buyuruyor. Ne kadar üzülüyorsa, ümmetine ne kadar mahzun oluyorsun. Kuran'ı sana zahmet çekesin diye indirmedik. Ya Muhammed buyuruluyor. Bak, Kehf suresinde hiç uzak değil. Zaten biraz önce açmıştık Ashab-ı Kehf hakkında. Bakın Efendimizin çektiği ızdıraba. Bunu Efendimiz çekti zannetmeyelim Sallallahu Aleyhi Teala Aleyhi ve Sellem.
Onun vekili olan ve Rasetul enbiya alimler nebilerin varisleridir müşahayizan. Onlar da bu ızdırabı duyuyor. Buyuruluyor ki Habibim sallallahu teala selam ne kadar ümmet-i Muhammed üzerinde duruyorsa, din için İslam için ne kadar bir gayret içindeyse onlar iman etmedi diye sen hayatından mı olacaksın buyuruyor. Bu kadar. İslam'ın bir duasında geçiyor. Ah ümmetim diye, resulünü ağlatma diye. Sayın Allahu Teala diyor. Nasıl edeceğiz bu ağlatmama hususunu onları üzmeme elimizden geldiği kadar evimiz, çoluğumuz, çocuğumuz, torunumuz, etrafımız senede bir kişiyle uğraşsak yeterdi senede bir kişiyle uğrasa. Bizde ne azim varılmış böyle? Neymişiz? Allah'ın resulünün mübarek ayaklarının kanla dolması. Bu aşağıda bir camide görüşülüyordu. Biz görüşürken içeriye Mürşid-i Kamil'imiz girdi. Adeta camiye bir güneş doğdu. Bunu biz göremeyiz de görenlerle söylüyorum. Adeta bir güneş doğdu.
Fakat o güneşte biz ısınabildik mi? Ondan ne kadar ışık aldık? Bunu bir düşünelim. Şimdi alamaz mıyız? Ruhaniyetleri daha güçlüdür. Neden alınmaz? Efendim rabıtaya oturdum mu hemen iş hatırıma geliyor. İşte bu kadar uzun. Ne kadar değer veriyorsa Cenabı hak yanında da uhrevi işlere ne kadar değer verirsek Allah'ımız yanındaki kader ve kıymetimiz de o kadar olur. Girdiler içeri. O girdiklerini böyle tasavvur bile insanı değiştiriyor. Elhamdülillah hiçbir şey olamasam dahi onları takdir ettim elhamdülillah. Buna nefis de inandı, şeytan da inandı. Ne kadar hiçbir şey olmasam dahi. Dahi. Sultanlarımız hususunda kati oldum elhamdülillah. Ve mübarek dilinden de canından fazla seviyor dedirttirdik elhamdülillah. Hiçbir şey yapamasak dahi. Öyle biz mürşidimiz hakkında konuşulacak da duracağız. Mümkün değil. O ne demek? Sıddıki Azam radiyallahu anh göre Kabe'nin gölgesinde oturur diyor.
Babası bir söz söyledi. Daha o zaman iman etmemiş Tebuk Kuhafe. Ona öyle bir tokat indirdi babasına. Babası böyle bir takla attı. Efendimize duyurunca Sallallahu Aleyhi ve Sellem, ya Resulallah kılıcım yoktu dedi. Şimdi biz kılıç sıyıralım demiyoruz. Kalkalım da bu mücadeleyi de bilemeyiz çünkü dinimizin kuralları içerisinde yapılır bunlar. Kalkalım da yaka paça olalım demiyoruz. En azından İslami usuller içerisinde tebliğimizi en güzel şekilde icra edelim, yerine getirelim. Neyse girdiler içeri. Biz de Taif seferini anlatıyordum. Çok duygulandı ve bunu görüşmenin sonunda da anlattı. Onun himmetiydi o. Böyle bir zahmetlerin içerisinde bak biz rahatlığın içerisinde rahatsız olan bir cemaat olduk. Rahatlığın içerisinde rahatsız. Şimdi sabır anlatılır eserlerine. Sabır iki şekilde birisi memduh olan sabır. Güzel olan sabır. Birisi de mezmum olan çirkin olan bir sabır.
O öğlen sabır ibadet ve saatte açtı var muhabbeti var. Yerine getiriyor. Kötülüklerden kaçıyor. Bela ve musibette de Rabbimdendır diyor. Şikayet etmiyor. Mezmum olanı da böyle maaşı tam olursa. Ondan sonra evinin barkının geçimi rahat. Arabası rahat. Telefonu rahat. Ondan sonra hiçbir sıkıntı yok. Pikniklerde rahat. Hiçbir eksiği yok zaten hazır çantalar neler? Her şey hazırlanmış vaziyette. Bundan dolayı diyor rahatlık hissediyorsa, bu iyi olmayan bir sabırdır. İyi olması ne şekilde olur? Ben burada rahat ediyorum ama ızdırap içerisinde olan kimseler bir düşünür, Onları kendimize tercih edersek esanı inşallah yanlış okumadık. O diğerlerini böyle fakiri yoksunu kendilerine tercih ediyor. Elhamdülillah memleketimizde ne kadar rahatlık olsa bile. Bakın çok anlattığım için ifade etmiyorum. Siz daha iyisini biliyorsunuz tabii. Devam ediyorum. Siz anlıyorsunuz Allah'ın izniyle.
Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem Cenabı hakk'tan ben kıyamet günü üç kısım insanın düşmanıyım buyurduğunu bildirmiş. İlk olarak da Allah adına Celle Celalühü yemin ettikten sonra sözünden cayan kişiyi zikretmiştir. Diğer bir hadisinde verdiği sözden dönen kimsenin bu huyu terk edinceye kadar münafıklıktan bir sıfat taşıdığını bildirmiştir. Aldığımız Evrad ve Ezkar. Efendim buyurun ya, anlayalım. Başka bir Hadis-i Şerifinde de böyle kimselerin kıyamet gününde karşılaşacakları acı manzarayı şöyle tasvip etmiştir. Kıyamet günü ahdine vefa göstermeyen kimselerin arkasında bir bayrak bulunacak ve vefasızlığı ölçüsünde o bayrak yükseltilecektir. Yani ahdine vefasızlık eden kişi o gün mahşer halkı arasında teşkil edilecek ve yaptığı haksızlık insan tarafından görülmesi sağlanacaktır. Bu da onu daha fazla rezil ve rüsva edecektir.
İbni Abbas Radıyallahu Anhma Hazretleri kim ahdini bozarsa Cenabı Hak mutlaka ona bir düşman musallat eder demek suretiyle sözüne sadık olmayanların Allahü Teala ve kulları tarafından sevilmeyeceğini ve musibetlere maruz kalacağını bildirmiştir. Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ebubekir Radıyallahu Anh'a şöyle demiştir. E Ebubekir doğru söylemeye ahde refah göstermeye ve emaneti korumaya devam et. Çünkü bunlar peygamberlerin vasiyetleridir. Vefa göstermeyenler için ahirette başka bir bayrak dikilir. İşte bu ihanet edenlerin halidir diye teşhir edilir. Hazreti Ali Radıyallahu Anh ihanet edenlere vefa göstermek ihanet. Mazereti olanlara vefa göstermekse Cenabı Hak katında vefadır demiştir. Cenabı Hak müminler içinde müminler içinde Allah'a verdikleri sözde sadakat gösteren ince erler vardır Ahzab suresinde. Otuz yirmi üçüncü ayeti celile.
Enes Bin Malik Radıyallahu Anh'den rivayet edildiğine göre Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur. Emaneti güvenilirliği olmayanın imanı, ahdi olmayanın da sözünde durmayanın da dini tam kamil değildir demek istiyordum. Sonunda ifade edildi. Böyle imanı yoktur deyince kamil imanı dememiz icap eder. Bütün kaynaklarıyla Beyhaki Kuran-ı Kerim'de Firdevs cennetine varis olacaklar diye bahsedilen müminlerin özelliklerinin anlatıldığı Müminun suresi. Bu on ayeti özellikle beyan buyururlar Müminun suresinde. Bunların yaşanması gerektiğini, Buraya kadar niye okuduk? Dilimiz Allah'ımızın kelamını söylesin diye. Kulağımız o kelamı ilahiyi dinlesin diye. Onlar emanetlere vermiş oldukları sözlere riayet ederler sözlerinde dururlar buyuruyor. Onlar o müminler ki emanetlerine ve ahitlerine riayet ederler diyerek bir özelliklerinin de sözlerinde durmak olduğu bildirilmiştir.
İbni Ömer Radıyallahu Anh, Resulullah buyurdu ki sallallahu aleyhi ve sellem kıyamet günü Cenabı hak öncekileri ve sonrakileri birleştirip topladığı zaman her vefasız için onu tanıtan bir bayrak dikilir ve bu falan oğlu, falanın vefasızlığıdır denilir. Bu kaynakların demiyoruz. Kaynaklar çok. Ebu Davut, alınan Citler, sahifeler, hadis nuların bütün mevcut. Tirmizi'den siyer bahsinde. Hillede geçer. Buhari'de geçer. Hadis-i Şerif'te. Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem ihtiyar bir kadına ikramda bulundu. Ve de yaşlıca bir kadın gelirdi. Dediler ya Resulallah bu kadına siz iltifatta bulunuyorsunuz. Buyurdu ki Hatice Hatice tel Kübra Radıyallahu Anh annemiz zamanında da gelirdi. İnşallah İslam tarihinde de görürüz. Halime annemize süt valdelerine öyle bir ikramda bulunuyorlar ki benim annemdir diyerek isterseniz şu vakit geldi de hemen kısaca söyleyeyim.
Böyle süt kardeşleri geldiği zaman mübarek cübbeyi saadetlerini böyle bir kenar tarafını hemen yay verirlerdi otursun diye. Bir diğer süt kardeşleri geldiğinde diğer cübbenin bir tarafını. Eğer annemiz gelirse Nurdiatün Nebi Halime validemiz böyle tikbesini tamamen çıkartırdı. Altlarını sever, karşısına geçer. Anne bir emrin var mı deverdi. Vefa bu. Cenabı Hak cümlemizin yolunda daim mekayim eylesin. Velhamdülillahi rabbil alemin El Fatiha.