Bismillahirrahmanirrahim, vefa, vefa, ihlasun ve bil-cemil, vefa demek samimiyettir. Veya' itirafun diyelim ki bir iyilik gördük, o iyiliği itiraf etmek. Bu Duha Suresi'nde geçer, Es'amne. Ve emme bin ni'meti rabbike fehhaddis. Rabbi Zülcelal'imizin nimeti hususunda Allah'ımıza teşekkürde bulunmak. Buna nimeti tadad derler, o nimeti ifade edebilmek. Bunu biz Acrasen Efendimizde, Hadisallahu sırra gördük, şöyle gördük, ona ilahi bir emanetti. Bu takdim edilince layık değildik ama Cenabı Hak lütfetti dedi. Bak bunu ifade ediyor, layık değildik ama Cenabı Hak lütfetti diyor. Böyle güzel bir şekilde bir çekirdek dahi olsa, bundan dolayı çok memnun oldum, sağ olun, var olun diyebilmek. Çünkü teşekkür verimi artırır. Bu sadakattir ve tarifi olmayan güzelliktir.
Ebu Bekir Şibli Gabbdiseallahu Siret hazretleri Böyle konuşurken yapmacık değil, bazı ifadeler var, bu güzel meclise uygun düşmez, samimi. Teşekkür ederken de böyle yüzünden değil de içten gönülden gelerek yapmak ve istiğragüs serayiri bisdk. O doğruluğunu gönülde öyle yaşıyor ki, o doğrulukta kaybolmuş adeta. Bu şu demek, her şeyiyle doğru. El-Vefa, ve'l riayetu lihuhu Teala. Ödeşebilir miyiz, mümkün mü? Allah'ımızın hakkı hususunda bu hakkı gözetmek ve vefalı olmak. Şöyle hesap edelim, adamın boğazına şaşırtse, adam ölecek. Nedir? Hani olur beni bırak da bir nefes için ne kadar varlığın varsa vereyim diyecek hale gelir. Bir nefes şu alıp vermiş olduğumuz nefes, bazı hastalar oluyor, böyle oksijene niye bağlanıyorlar. Tabii bu bir tüpün içerisinde belli bir zaman, belli bir vakte kadar ve ücretli de bunlar.
Fakat Allah'ımız bize öyle bir oksijen, öyle bir hava lütfediyor ki, işte ben bu kadar ikramda bulunuyorum, bunun ücretini ver demiyor Rabbimiz. Hem de bunun yanında ikramda bulunuyor kulluk vazifesiyle. Bu çok büyük bir ikram, bilen kimseler için, bilenlerimiz için. Allah'ımızın hak ve hukuku dindiği zaman bunu ölçüp biçemeyiz. Şöyle düşünelim, Esad El-Bibi Hazretleri, Hadisallahu Sırra eserinde şunu zikrediyor, buyuruyor ki üç yüz sene ibadet eden bir kimse, hiçbir fütur yok, arada engel yok. Halık'ımız buyuruyor, rahmetimle mi, ibadetinle mi? Şöyle bir düşünüyor, ibadet etmiş, diyor ibadetimle. O zaman Cenabı Hak melaike-i kirama şöyle dünyaya bir defa bakışını terazinin bir kefesine, üç yüz senelik tatilinde bir tarafa koyun, dünyaya bir defa bakışı ondan ağır geliyor. Allah'ın hukuku dendiği zaman bu anlatılmakla bitmez.
Kişinin yavrusunu alıp da bir bağrına basması bu büyük bir hak değil mi? Kırk yaşına yaklaşmış, kırk yaşına yaklaşmış, babasını kaybetmiş. O babasının olmayışının hala ızdırabını çekiyor. Bir tanesi üstadımızın kapısına geldi, bir kimselerle arada sıkıntı meydana gelmiş. O kimse dedi ki babam olsa da bir tokat atsaydı dedi. Babam dedi olsaydı da bir tokat atsaydı dedi. Da. Bak bir babanın bulunması ne büyük bir hak, evladın bulunması hak. Bir torununu insanın sevmesi bir hak değil midir? Dediler ya, evlat bal ise torun oğul balı, öyle midir denir? Baba, evlat, kar, torun, sermaye. Bu da diğer bir ifade evlat, bal ise torun, oğul balı derler. Allah'ımızın arpa hukuku bir kimse anlattı, bir sıkıntı çekilmişti. Dedi ki ben şunu çok dedi arzuladı. İnsanlar arasında dolaşırken şöyle omuzumun bir diğer insanı dokunarak geçmesini.
Bu da dedi ne büyük bir hakmış, Allah'ımızın ne büyük bir ikramıymış. Vel'l-muhafadatu ala hududilillah yekavlen ve fialen. Abdülkadir Geylani Hazretleri buyuruyor ki Allah'ımızın koymuş olduğu sınırı ne filil hareket olarak, ne de söz olarak çiğnememek, muhafaza etmek. Söz olarak hak da söylemek, fiil olarak da yaşantımızın güzelleşmesi demektir. Ve müsarapi ile merudatihi bilkulliyetis sırran ve cehran. Hem dış yaşantımızda hem de gönül olarak Allah'ın rızasına koşmaktır. Diyoruz ya amel defterimize ve teraziye konulacak bir saatimiz olsun. Hangi taat terazimize konur? Yapmış olduğumuz ibadet ve taatte rızayı ilahiye erişmişse o. Zaten Hadis-i Şerifler de var, buyruluyor. Eğer kişi ibadetini bir başkasının görmesini isteyerek yaparsa Allah'ımız Celle Celalühu kim için yapmışsan ondan mükafatını bekle buyuruyor. Bazı ihraç malları olur, ihraç edilecek olan mallarda özellikler isterler.
Dediler ki şu şu şu şartları haiz olursa biz alırız. Diyelim mevsim olarak biraz yaklaşıyor, kiraz mevsimi. Kirazını alırken de onun ölçüleri vardır, ona göre. Diğer meyvelerde de öyle dikkat edilir, riayet edilir ki bu Rabbi Zülcelal'imiz. Allah'ımızın Celle Celalü, ona arz olunan ibadet ve saatte neyi arar Cenabı hak? İhlasımıza bakar. Neye bakar Cenabı Hak? Niyetimize bakar. Allah'ımız bizim niyetimize ve ihlasımıza bakar. Üç tane mürid var. Bunlar memleketlerinden diğer bir memlekete çıkıyorlar, orada da manevi eğitimi yapan, bizim nefsimizin mertebelerini geçmemizin yollarını gösteren, kötü ahlaktan güzel ahlaka gelişmemize yardımcı olan Rabbimizin velilerinden bir zat. O üç kişiden biri der ki ben oraya giderim, alışverişimi yaparım, zaten ticaretim var. Bir de o zatın bulunduğu mekanda yemeklerde de var, yatmadan da ücret almıyorlar, yatar kalkarım, yer içerim.
Bir ikincisi, bir ikincisi, der ki onun sohbetleriyle de istifade ederim, istikamet bulurum. Çünkü konuştuğu zaman dilden değil, dilden çıkan kulağa bile girmez. Gönülden konuşmuş oldukları o sözleri kalbime depolarım adeta. Bir üçüncüsü, ben o zatın huzuruna varacak bir halde değilim. Ben hanesini göreyim yeter. Bunu söyleyen kim? Bunu söyleyen Adana'nın, Ozan'da Muhammed Abdullah Tatlı diye mübarek bir zat. Bu anlatıyor. Üçünü de davet etmiş Efendi Hazretleri, o alışveriş yapıp yeter kalkarım diyene, sen ücretini aldın dediğinde yerine geldi, yedin içtin afiyet olsun. Sen ise sohbetlerinden istifade ederim dedin, Sen bizim orada bu vazifelerimizi, görevlerimizi arkadaşlarına haber verirsin, onların da ıslahına biiznillah vesile olursun. Bir üçüncü edep dolu, ona da icazetini yazmıştır. Demek niyetlere göre. Bakın biz şu anda mescide geldik. Duygularımız çok önemliydi.
Duygularımız her şeyde önemli bizim. Acaba hangi duyguyla girdik? Bir Bayezid-i Bistami Hazretleri'nin duygusuyla girebildik mi? Mescidin önünde oturur bir türlü içeri girmezmiş, Tezermiş, efendim buyurun, kendimi böyle kusurlu bir kadın gibi görüyorum, artık anlaşılsın, anlaşılır. Kendimi Rabbimizin huzuruna girecek bir vasıfta göremiyorum der, gözyaşları ile içeri girer. Bir öyle olan kimselerin saatine bakalım, bir de bizim. Buna göre Mevla-yı Zülcelal bu. Onun terazisi öyle odun, kömür, tartan terazi değil. Altını, gümüşü tartan terazi de değil. Daha bir hassas, daha bir hassas o terazi, zümrütleri daha başka büyük kıymete haiz olan değerleri tartan, hatta bu tartıda nefes bile sirayet edip tartıyı bozmasın diye dikkat ettikleri hassas terazi buna da benzemez, Cenabı hakk'ın terazisi miskale zarratin hayran yarat, Bu misgali haber verirken şu şekilde ulema-i kiramız ifade ediyor.
Böyle bir güneşli hava pencerenin önünde böyle zerrecikler var. Onlar da uçuşuyor. Fakat bunu elimize almak mümkün değil. Ancak böyle bir yaklaşın, bu tarzda ifade edebilmişler. Artık Rabbimiz deyince bunu anlatmaya gerek yok. Refah nedir? Sadece Allah ile olmaktır Celle Celalü, gönlün onun dışında hiçbir şeyle meşgul olmaması. Biz de böyleyiz, var mı bizde mutmainne sıfatı? Daha mülhemede dört tane sınıf var. Mülheme, Cenabı Hak'tan ilham olan hal demektir. Onun da dört tane aşaması var. İbrahim, Alp ve Erzurumi Hazretlerinin ifadesine göre levvame'yi bile velayet sırrıdır. Yapmış olduğu hatadan dolayı üzülmek, neden Mevla'mıza karşı böyle yaptın deme endişesi. Kalbin Mevla'mıza karşı böyle yaptın deme endişesi. Kalbin Mevla'mıza karşı böyle olması hiçbir Rabbımızın dışında gönlünde bir eserin kalmaması.
Cenabı Hak İbrahim Aleyhisselam'a ey İbrahim, kalbinde benden başka bir duygu görürsem, seni, Haliullah olmaktan silerim buyuruyor. Allah'ımızın birliğini bizzat gönülde hissedebilmek. Bu mübarek yolda murakebeler anlatılıyor, biz de dinliyoruz. Bu murakebelerden birisi ahadiyet sırrıdır. Allah'ımızın birliği sahibi billah. Kul Kul, Allah'ımızın her şeyde bir olmaz. Zaten onu biz birliyoruz, tevhid okuyoruz, La ilahe illallah okuyoruz. Biz bunun dışında değiliz ki. Fakat ticaretimizde de bunu okuyabiliyorsa Allah'ımızın birliğinin tasdik edilmek. İşte ticari ahlaksızlıkla şöyle şöyle yaparsan, emri ilahinin dışında, çok varlık sahibi olursun dediklerinde gönlümüz bu düşüncelere dalarsa bu sır ortadan kalkar.
Ev hayatımızda da evin, yavrularımızla olan, alakamız da evin vesaire insanlarla her türlü harekat ve sekeratımızda Allah'ımızın bir oluşunu, o bir oluşu demek, Mevla'mızın onun emrinin dışında başka bir emri kabul etmemek, onun sultasından başka bir sulta tanımamak. Velmüenesetü bin Nuri ezeliyye Allah Allah ezeli nura erişmektir. Zaten Aleyhisselatu ve Selam Efendimiz ben Allah'ın nurundan Celle Celalühu, kamil müminler de benim nurumdan buyuruyor. Yaratış yaratılış sırüne eğilmektir. Gigametu sır iç aleminin artık duyarlı bir hale gelmesi ve gaflet uykusundan da uyanmamızdır. Daha vefa dindiği zaman vefalı insan, diyelim biz asker arkadaşımız var, onu ziyaret ediyoruz veya bir mektup yazıyoruz, daha çok mesajlarla, telefonlarla neden bizim arkadaşımız diye vefa gösteriyoruz.
Diyelim ev komşumuz, yerine göre bağ komşumuz, ticaret arkadaşımız, işte biz yillarca da ticaret yaptık, o ticaretinden dolayı vefa örneği, onun hal ve hatırını soruyor, neşeli gününe iştirak ediyor, gamlı günlerinde de onu teselli ediyor. Vefa, bakın vefayı haber verirken ehli irfan, ve ferahu'l hammi anil kainat. Biz şimdi şu dünyanın içerisindeyiz, bunun dışında olamayız zaten. Şu giydiğimiz elbise de bu dünyadandır, Yediğimiz tahımda, eğer bir çorba içmişsek o çorbada karşılaştığımız insanda, ayağımızı basmış olduğumuz şu toprakta, gözümüzü şöyle başımızı yukarıya kaldırdığımızda gördüğümüz şu semavat da hepsi kainattan bir eserdir. İşte bu kainatta baktığımızı sadece sema ne kadar açık, yıldızlar adeta dökülecek gibi bir avize şeklinde üzerimizde ışık veriyor demekten ziyade bunu lütfeden Allah'tır diyebilmek.