Sayın dinincilerimiz sizleri Allah'ın selamıyla selamlıyoruz. Bu elifimiz Ali Ramazan Dinç Efendinin Hayat Sanatı kitabından bölümler paylaşmaya devam ediyoruz. Bu bölümdeki konu başlığımız ülke savunması. Dini mübin'in müsaade ettiği hususlardaki savunmaya meşru müdafaa denir. Dinimiz hangi konularda müdafaa hakkı tanır? Mal, can namus. İslam hukukunda ölçüler dahilinde kişi kendini korur. Zaten hakların devlet eliyle korunması icap eder. Haklı bir sebep olmadıkça Allah'ın dokunulmaz kıldığı cana kıymayın. Bir kimse haksızlıkla öldürülürse velisine yetki verdik. Ancak o da öldürme hususunda haksızlığa sapmasın. Çünkü o yeterince yardıma mazhar olmuştur. Kan dökme ve cana kıyma noktasında yetkili organların gözetiminde gerçekleştirilebileceği ifade edilmiştir. Müslümanın kanı ırzı ve malı diğer Müslümana haramdır buyurur efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem.
Bir kimse size ne amaçla saldırmışsa siz de aynı şekilde karşı saldırıda bulunun. Hadisi şeriflerde kim canı uğrunda ölürse şehittir. Kim namusu ailesi uğrunda ölürse şehittir, kim malı uğrunda ölürse şehittir, buyrulmuştur. Başkasının hakkını korumada efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurur. Kim bir kötülük görürse onu eliyle değiştirsin. Şayet eliyle değiştirmeye gücü yetmezse diliyle değiştirsin. Diliyle değiştirmeye de gücü yetmezse kalbiyle düzeltme cihetine gitsin ki bu imanın en zayıf derecesidir. İslam alimleri genel anlamda olmak üzere kötülükleri el ile değiştirmenin yöneticilerin, dil ile değiştirmenin alimlerin, kalp ile değiştirmenin de bunlara güç yetiremeyen zayıfların, avamın görevi olduğunu söyler. Her seviyedeki Müslümana düşen görev ifa edilmiş olur. Müminin hayırah olduğu ayeti celilede şu şekilde beyan buyrulur.
Siz insanlar için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emredersiniz, kötülükten alıkoyarsınız ve Allah'a inanırsınız. Ehli kitap da inanmış olsalardı elbette onlar için hayırlı olurdu. İçlerinden inananlar da var. İçlerinden inananlar da var. Fakat çoğu yoldan çıkmıştır. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem kim kardeşinin namusunu korursa Allah da kıyamet gününde onun yüzünü cehennem ateşinden korur buyurur. Meşru müdafaa da asıl gaye cezalandırmak değil onun bir kötülük yapmasına mani olmaktır. Meşru müdafaa zaruretten dolayı caizdir. İnsanın üzerinde doğup büyüdüğü yaşadığı bir ülkesi vardır. İslam'a göre vatan, İslam otoritesinin ve hükümlerinin uygulandığı yerdir. Bir yabancı dahi toprağı vatanı hacmine göre ölçmüyor. Bir memleketin saha bakımından büyüklüğü onun gerçek büyüklüğünü ifade etmez ve bir milleti millet yapan arazisi değildir, diyor Thomas Henry Huxley.
Vatana olan sevgi çokça dillendirilmiştir. Benden eyerimi isteyin vereyim. Atımı isteyin vereyim. Çadırımı isteyin vereyim. Fakat vatanımdan hiç kimse bir karış toprak istemesin. Vermem veremem, Metehan böyle demiş. Hazreti Ali Radıyallahu Anh vatana ihanetin cürmünü belirtir. Şahsınız kötülük eden bir düşmanı affediniz. Lakin vatanınız ve milletinize kötülük eden bir kimseyi asla affetmeyiniz. Vatanı korumanın önemini Mehmet Akif Ersoy sahipsiz olan vatanın batması haktır. Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır diye belirtir. Abdülhamid Rahmetullahi aleyh toprak isteyen rezil bedbahta şu cevabı verir. Bir karış dahi olsa vatan toprağını satmam. Zira bu vatan bana değil milletime aittir. Milletimde bu toprakları ancak aldığı fiyata verir. Çünkü bu topraklar kanla alınmıştır. Kanla verilir.
Mekke'den çıkmak zorunda bırakılan Hazreti Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem vallahi sen Allah'ın yarattığı yerlerin en hayırlı Allah katında en sevgili olansın. Senden çıkarılmamış olsaydım çıkmazdım. Bana senden daha güzel daha sevgili yurt yoktur. Kavmim beni senden çıkarmamış olsaydı çıkmaz senden başka bir yerde yurt yuva tutmazdım, buyurmuştur. Cenabı hak habibini hiç mahzun korkma. Kuran'ı sana farz kılan Allah şüphesiz seni dönülecek bir yere döndürecektir. Bir tefsire göre döneceği yerden maksat Mekke'dir. Vatan inancın egemen olduğu bir yurttur. İslam hayatının her yönünü içine alır. Bu sebeple vatanı belirli sınırlar içerisinde değerlendirmiştir. Peygamber efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Medine'ye hicret ettiklerinde Yahudilerle yapmış oldukları anlaşma maddesi şudur. Ortak vatanları olan Medine'ye bir saldırı olursa beraber savunma yapacaklar.
Vatanına bir Müslüman devlet dahi saldırsa onu korumak dini bir emirdir. Bu vatan toprağın karabağırı'nda sıra dağlar gibi duranlarındır. Bir tarih boyunca onun uğrunda kendini tarihe verenlerindir. Orhan Şahik Gökyay. Ülke savunmasında efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem farklı görüşte olanları bir araya getirdi. Vatanımızı muhafaza edelim, buyurdu. Ülke böylece koruma altına alındı. Akif'in Rahmetullahi aleyh şu heba fışkıracak toprağı sıksan şu heba dediği vatanımızın her türlü tehlikeden kurtulması için bir araya gelmekten, birlik ve beraberlik temin etmekten başka bir çare yoktur. Yetmiş iki buçuk milletten meydana gelen İstanbul Osmanlı'nın ecdadımızın salabetini, güç ve kuvvetini, iman ve ahlakını, adalet ve hakka riayetini görünce şu sözü söylüyordu. Kardinal şapkası görmektense Osmanlı serpuşunu görmek yeğdir.
Biz itikadımız ehli sünnet vel cemaat peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem ve ashabı gözünün yolunda oldukça ibadetimiz mezhep imamlarına uydukça ahlakımız ahlakı Muhammedi'ye sallallahu aleyhi ve sellem muvafık düştükçe güçlüyüz, kuvvetliyiz. Gücümüz fanilerden değil baki olan Cenabı Hak'tandır. Kuvvetli mümin zayıf müminden üstündür. Hadisi şerifindeki kuvveti siyaseti adilede, ekonomide, sanayide, teknolojide, eğitim ve savunmada gösterdikçe bu bilek bükülmez. Renk ırk üstünlüğündeki kıymet takva Allahutaala korkusunda arandıkça ülke talan olmaz. Değişik grupların hepsi birbirini kucaklar. Rahmeti İlahi de sağanak sağanak yağar. Birlikten güç ve kuvvet doğar diyor. Müellifimiz muhterem Ali Ramazan Dinç Efendi ve bu sözlerle bu bölüme son veriyor. Bir başka bölümde birlikte olmak dileğiyle sizleri Allah'a ısmarlıyoruz.