Vasiyetin Maneviyatı ve Ruhun Arınması kaydında Bir babanın evladına olan vasiyeti. Demek ki hepimizin nesi olacak? Evladına vasiyeti olacak. Kardeşine vasiyeti olacak başta Cenabı Hak Celle Celalühü Habibine olduğu gibi enbiyayı kirama da vasiyette bulunmuştur. Mesela Musa Aleyhisselam'a Mevla-yı Zülcelal'imiz Kün inde zikri haşiyan Beni zikrederken Ya Musa, azamet-i ilahiyyemi…
Vasiyetin Maneviyatı ve Ruhun Arınması ne anlatıyor?
Vasiyetin Maneviyatı ve Ruhun Arınması kaydında Bir babanın evladına olan vasiyeti. Demek ki hepimizin nesi olacak? Evladına vasiyeti olacak. Kardeşine vasiyeti olacak başta Cenabı Hak Celle Celalühü Habibine olduğu gibi enbiyayı kirama da vasiyette bulunmuştur. Mesela Musa Aleyhisselam'a Mevla-yı Zülcelal'imiz Kün inde zikri haşiyan Beni zikrederken Ya Musa, azamet-i ilahiyyemi…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 13 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Bir babanın evladına olan vasiyeti. Demek ki hepimizin nesi olacak? Evladına vasiyeti olacak. Kardeşine vasiyeti olacak başta Cenabı Hak Celle Celalühü Habibine olduğu gibi enbiyayı kirama da vasiyette bulunmuştur. Mesela Musa Aleyhisselam'a Mevla-yı Zülcelal'imiz Kün inde zikri haşiyan Beni zikrederken Ya Musa, azamet-i ilahiyyemi düşünerek zikret. Yüceliğimi hiçbir zaman bu kelime biraz bize basit kaçıyor, azamet kelimesi. Azameti kibriyamızı hiçbir zaman unutma. Çünkü sen benim kulumsun. En taabdi ve enel melikuddeyen, ben ise bütün nimetleri kullarına saçan kulluğu için bana kulluk görevlerini yapması için her nimeti önlerine seren melikim, Malikü'l mülküm. Sen de buna göre beni zikrederken, benim zikrimde beni anarken azametimi düşünerek an. Elbette o zaman değişecektir. Bizim bir kimsenin yanına dahi gelişi güzel varışımız var, bir de onun evsafını duyarak varmamız var.
Mesela, diyelim ki siz bir hoca efendiyi ziyaret edeceksiniz. Bir bu şekilde geliş var, ziyareti, yapış var, bir de bu zat öyle bir kimse ki daha otuz beş yaşında iken kırkların içerisinde idi. Kırk yedi yaşında vavsiyet makamına gelmiştir ve zamanın da kutbu olmuştur. Aleyhissalatü Vesselam Efendimizin bütün haberler göndererek rical vasıtasıyla aman ha Hasan Efendi'ye tabi olun, ona sahip olun gibi özellikleri sayılacak olursa o zaman saygımız daha başka olur. Biz namaza dururken cihadımızı yaparken tebliğimizi ederken, Allah için sevgi ve saygımızı ve buğuzumuzu ifade ederken eğer bu duygular içerisinde olursak bizim saygımız, sevgimiz, itaatimiz, dikkat ve riayetimiz o nispette fazla olacaktır. Bizim İpek Hocamız Rahmetullah Ali Hasan Türkmenoğlu bu zat son zamanında felçli bir hayatı oldu. Felç geçirdi ve onun da tesiri üzerindeydi.
Gece ibadete kalkar, zevceleri der ki, hocam bak rahatsızsın. Tek tek çorabını, pantolonunu, gömleğini, elbiseni giyiyorsun, bak zorluklarla giyiyorsun. Böyle yapma. Şöyle pijamayın üzerine bir cüpba al yeter deyince, hanım, kimin karşısına çıkıyorum biliyor musun? Bu nedir? Azameti ilahiyesini düşünmektir. Az günahı assanma kime karşı ona bak. Az nimeti assanma kimden geldi ona bak. Şu hatırayı hiç unutmam Van'da sokakta giriyoruz giderken bakkaldan ekmek almış bir çocuk gördüm Çocuk yürürken nasıl olduysa ekmek yere düştü. Ekmeği aldı, bir öptü başına koydu, daha sonra yürüdüm. Bunu unutmuyorum. Nimete tazim gerek buyruluyor. O nimeti vereni görmemiz gerekir. Mesela, şu vücut kim ihsan etti Rabbimiz? Şu gözdeki esrar anlatmakla bitmez, kulaktaki esrar, şu beyindeki bir türlü çıkaramadığımız o yüce kudret bunu ihsan eden kim? Böyle düşünecek olursak elbette ki isyana gitmeyiz.
Geçen şöyle bir hal başımıza geldi. Sabah namazına giriyorum. Giderken içimden, Ya Rab, irşad olmam için, ıslah olmam için bir kimse lütfet dedim. Böyle gidiyorum. Bir kimse kendi başına irşad ve ıslahı zor. Kerem ve ihsanınla bir kimse gönder de onunla sohbet etmek suretiyle kendimize bir yol çizelim, çizilen yolda aşkla, muhabbetle gidelim. Hatamız sayılamayacak şekilde çok irşadımıza vesile olan birisi olsun diye düşündüm. Gittiğim camide imam yok, namazı kıldırdık İstanbul'da. Sonra cemaate döndük, tesbihatı yaptık. Hatmihacegen yapıldı. Bir kimse geldi delikanlı, dedi ki ben Tıp Fakültesi'nde bir görev alacağım yalnız dedi içinizden dua edin derhal hissettim bu içinizden deyince Cenabı Hak'ta yalvararak, yakararak canı gönülden dua ediniz.
Yani söz öyle ki altında mana ve esrar dolu derhal Esad Elbili Hazretlerinin Şamus seher ağlar isen, yani gece gündüz ağlar isen bağırın da Mevla'ya yanık olursa Şam'ı seher ağlar isen tiz bulunur umman sana. Gece ve gündüz ama gönülden yalvarırsan maksadına erersin. Bu işlerin hepsinin niye bakıyor? Gönülden Cenabı Hakk'ı istemek. Yüzünden değil, bedenen değil. Ama candan isteyenlerin hepsi muradına ermiştir. Ama candan istiyor. Mesela bir kardeşimiz bir gün diyor içim yandı. İçim yandı. Kabe'yi hatırladım. Ravzai Pak'i Nebiyi hatırladım. Sallallahu teala aleyhi ve sellem çok sürmedi diyor. Yine Es'ade el-Bida Hazretleri'ne ulaşacağız İhvanını o zamanki vasıta gemilerle gidiliyor. Kılavuzladıktan sonra hanelerine gelir ama içine bir aşk düşer. Öyle bir arzu ki canı gönülden o beldeleri ister ama cebinde oraya gidecek para yok.
Hiçbir şeyin olmadığı da hatırına gelince gönlüne ilahi bir tecelli ile Esad, insanı para mı götürür, aşk mı götürür? Bu Pakistan'dan Muhammed Can diye çok kıymetli bir zat vardı. Sami Efendi Hazretlerinin ellili yıllarda Şam-ı Şerife hicret ettiğinde de gelir artık tayyi mekan yaparak mı gelir, nasıl gelir? Ora bilinmeyen bir haldir. Kapısını çalar ama içeride görevli olan Sami Efendi Hazretleriimize hizmet eden kimse bu vakitte gelinmez. Bir de riayet edilsin saate, dakikaya der ama incinir o zat. Sami Efendi Hazretleri, Gattesallahu Sör'e ne yaptın, der. Dostumu incittin. Bu kimseye dokuz yüz yetmiş üçte bir yardım yapalım dedik. Tabii Arapça para fülüs, fülüs deyince, fülüs Sami dedi. Hiç kimsenin kalbine gelmesin, pasaportunda bile Sami deyip bütün hudutları geçmiştir. Burayı demesek de iyi olurdu ama bunun da ehli vardır, bunun da alıcısı vardır.
Şimdi bakıyoruz Sarraf eğer çok kıymetli, değerli eşya ise, diyelim zümrüt, yakut çok pırlanta bir eşya ama değeri ölçülemez. Onu nereye koy? Şifreli, şifreli dolaplara bırakır. Bende zümrüt var, yakut var, şu var, bu var deyip de Cemekanın önüne bir levha asar mı? Hayır. Herkese söyler mi? Hayır. Ancak gözünden tanıdığı, eskiden beri bildiği, almaya kudreti olan kimseye nedir? Akşam gel de bir görüşelim. Gelir, herkes dükkanının kepeni kapattıktan sonra içeriye alır. Diyor ki bende zümrüt var alabilir misin? Kime diyor bunu? Bin kişide birine söylüyor. Diyorlar ki Zünnun-i Mısri Hazretleri'ne bize sırlardan haber ver. Seçin diyor İhvan'ın içinden kıymetli insanları. Yüz kişi, seçin. Yirmi kişi, seçin. Dört kişi ama hiç vazgeçilmeyecek kimse. Onları bir odaya alır, kapıyı kilitler. Der ki o esrardan anlatsam ilk zındık damgasını bana basacak olan siz olursunuz.
Onun için bunlar ancak ehline anlatılabilecek kimsedir. Söylemezler. Biz İmam hatip'te okurduk. İmam hatip bugünkü ilahiyatın çok fevkındaydı. Biz Farsçayı görürdük, neredeyse Farsça konuşacak hale geldik. Ve diğer derslerde de öyleydi, Rabbimizin izniyle. Abdulhalık'ın Vojdevani hazretlerinin Hızır Aleyhisselam'dan aldığı on bir esas var. Nazar ber kadem, huş, derdem diye on bir esas. Bunları üstad-ı alimiz tabii onun anlatısıyla bizimki bir değil, şimdi gelişigüzel tarif yapanlara üzülürüz, saygı duyarım ama ehlinin öğretmesi bir başkadır. Bu vazifeleri buyururdu ayağı çarıklı, elbisesi pejmürde, saça saç ve sakal belki birbirine karışmış, Abdurrahman Amca ve Hasan Amca olursa onlara anlatırım buyuruyor düstur arzımız halbuki onlar bu kelimelerin, tabirin anlamını dahi bilmezler biz size okumuşuz okumak bir şey değil Amel önemli olan, mühim olan, o amel edilen taatin de esrarıdır.
Onlara öğretebilirim derdi. Nasıl ki Ahmet bin Hanbel Hazretleri'nin kalkıp da Bişr-i Hafiye yalnız yalın ayak gezen bir dervişe ah bir nianillah bana Allah'tan haber ver demesi Ahmet bin Hanbel Hazretleri Rahmetullah Ali ne güzide bir insanmış ki, bana Allah'tan haber ver diyor. Hazreti Ömer Radiyallahu Anh kişinin üstünlüğünü sorduğu sorudan anlarım buyuruyor. Sorduğu soruya bakın, diyor ki bana Allah'tan haber ver. Büstazı mezhep imamı olduğu için Ahmed bin Hanbel Hazretleri'nden görünce biraz çekiniyor. Ahmed bin Hanbel Hazretleri onun çekinmesini bildiği için görmediği yere oturuyor. Sohbetin bitiminde kalktığı zaman sanki oraya bir bardak su dökülmüş gibi gözyaşları akıtıyor. Bizim mezhep imamlarımız budur. Onları basit görecek kadar Cenabı Hak bizi engin hale düşürmesin. Burası bir derdimiz de Elhamdülillah halkımız kimin ne olduğunu da Rabbimizin lütuf ve keremiyle biliyor.
Efendimizi yaraların yarasıdır içimizde. Sallallahu Teala Aleyhi ve Sellem Efendimizin ruhaniyetini arz ediyoruz. Ya Resulallah, biz davanın hakimiyeti için senin sünneti seniyyenin hayat olması için bizde, sünneti seniyyenin hayat olması için her şeyimizi feda ederiz. Onu belli bir tarihe sıkıştırmak işte sünneti hüda bu bir ayrı sünneti zevaid kendisine mahsus efendimizden haktan başka hiçbir şey zuhur etmemiştir Allah'ımız muhafaza buyursun her şeyi bizim için bir baş tacıdır. Hz. Ömer'in radıyallahu anh evlatlarının yürürken sünneti zeva ait değil mi şimdi kendisine ait hareketleri tatbik edilmez. Arafat'ta yürürken alışılagelen yolun dışına çıkar. Neden ya Abdullah? Çünkü Resulullah buradan yürüdü sallallahu teala ve sellem. Ve onun oturup kalktığı ağaçların kurumaması için devamlı bakımını yapıyordu. Biz üstadımızdan gördük.
Aleyhissalatü Vesselam efendimizin sol avuçlarının içerisine sağ baş parmağını, sağ baş parmağını dokundurarak konuştuklarını tatbik ederdi Muhammed Bahaüddin hazretleri, Kaddafi bir sünnet kalmadı ama Resulullah bir ekmek pişirmiştir ben de yapacağım kendileri su ve un getirilir gereken malzeme ne ise onlar hazırlanır hamur yapar böyle ocağın üzerine koyduğunda sacın üstünde dakikalarca durmasına rağmen bir türlü ekmek pişmez. Der ki Resulullah'ta da böyle olmuştur sallallahu aleyhi ve sellem mübarek elinin değdiğini yapmıyor. Düveniye Sami Efendi Hazretleri teşrif buyurur ama çok eski gelir geldiği evde nasıl olduysa çaydanlığın kulpu bir anda kopuverir.
O kaynayan su mübarek ellerine dökülünce herkes böyle bir heyecanla, aman efendim, aman efendim derken benim elimi ateş yakmaz buyurur biz buraya Erenköy'de sohbetlerine iştirak ettik o girişini hatırladığı zaman insan kendinden geçiyor, o girişini hatırladığı zaman. Öyle bir selamla girdi ki gönüllere selam getirdi, huzur getirdi. Esselamü aleyküm, esselamü aleyküm ama gönlü kaplıyor, ruhu kaplıyor, sırrına işliyor, hayatını değiştiriyor. O bir selam. Kitaplar okundu, ayrılırken de selam verdiler. Kendilerinin artık çıkışını takip üstadımız kapıya durdu. Buyurdular ki zamanın bir dakikadır zaten cemaat sessiz bir halde bu sesi duyunca herkes kulak kesildi bir dakika zamanın kutbunun elini saygıyla öpenin vücudunu Cenabı Hak ateşte yakmayacaktır deyince, tabi onun huyuyla huylanmak suretiyle şimdi cemaat birbirine karıştı.
Biz bazen balık tesislerinde görüyoruz böyle bir yem atıldığı zaman balıklar birbirine karşıveriyor. Bu mükem olan insanlar aşkı Muhammedi ile, aşkı veli ile, aşkı ilahi ile birbirine karışır gibi oldu. Niye söyledi bunu Efendimiz Hazretleri? O anda tecelliye mazhar olmuştur da onun için şimdi demek ki aşk ve muhabbet haşyet Şimdi elimize tespih alıp, sandalyelerin üzerinde yatağın içinde evrad okumak var. Bir de seccadenin üzerinde gözyaşlarıyla Rabbim beni görüyor diye okumak var. Bir tanesine kelime-i tevhid telkin edilir. Yalnız bizim nakşi yolunda malum içten gidilir. Kalp, ruh, sır, hafi, ahva, nefis, zikri kür, zikri sultanı, nefü ispat, murakabet diye gider Ondan sonra Kadiriler ne yapar Emmare, levvame, mülheme, mutmainne, Razı'ye, Merziyye, Nefs-i kamile der giderler. Şimdi Nakşiler böyle giderken Kadiriler ne yapıyor? Nefsin mertebelerinden.
Onun için murakabatta murakabenin sonunda kelime-i tevhidi okurken la ilahe savumuzda illallah kalbe vuruluyor şunu özellikle söyleyeceğim mevzu unutmadan Allah'ın izniyle Allah lafza-i celali nefes nefese yapılmaz bunu kim yapıyor bizzat şahidim iki kutbun huzurunda bulundum ve onlardan gördüm Üstadımız dedi ki Sami Efendi hazretlerine Efendim bizim İhvanımız Allah, Allah der. Yani en azından Allah, Allah Bak bu şekilde nefes nefese deyin. Bunu özellikle söylüyorum tarif eder üstadımız murakabeden sonra La ilahe savomuzda illallah kalbe vurulacak yaparken ilahi bir sadayı duyar. Ben neredeyim ki sesini kaldırıyorsun? İşte haşyet budur.
Efendim ben bir yemek duyuyorum, çok güzel bir güveç yapıyorlarmış ondan sonra tatlı mı çok lezzetli, kırk katı şöyle çok hafif kırk katı öyle ince yapıyorlar ki şimdi duyuyoruz bunu biz ama tattığımızda ne olur değişir biz şimdi bunları duyuyoruz ama tadan kimseyle biz bir olur muyuz? Katiyyen O tadan kimse şunu söyler, ah, ah, bazen duyarız böyle mürşid-i kamillerimizi görenlere bir ah çekerler, konuşamazlar. Bir meclis İzmir'de Mustafa Dursun Aksoy, Sami Efendi Hazretlerinin kıymetli evlatlarından biri. Böyle bir cemaat ama seçkin bir cemaat Sami Efendi Hazretlerinin hakkında konuşuyorlar. Bu hiç konuşmuyor. Onu, o cemaat arasındaki düşünce en iyi tanıyanlardan birisi ama hiç konuşmuyor. Diyorum ki Mustafa abi, buyurun birkaç kelam etmez misiniz? Sükürt. Ne demek istiyor? Onu ben bu halimle nasıl anlatabilirim? Nasıl anlatsın? Nasıl ifadesin? Hayran kalmaktan başka bir şey değildir.
Biz bunu edep olarak Aleyhissalatu Vesselam Efendimizin Ya Rab, sen kendini nasıl vasf ediyorsan, sen öylesin, bundan güzel bir tabir olamaz Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, bizim bu sözümüzün hatalı olduğunu çok iyi biliyorum. Bu sözden daha güzel bir söz olamaz derken ona bu ifadede bulunulmaz ama insanın sevgisinin herhalde muhabbetinin ifadesi olsa gerek. Biz değil. Biz o muhabbet edenlerin tırnağı bile olamayız. Ne güzel efendimiz buyuruyor Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Ya Rab, sen kendini nasıl vasve ediyorsan sen öylesin ve kendi kendini tanıtmıştır. Ben bir gizli hazineydim. Tanınmak istedim, insanları halk ettim. Görevimiz büyük. Demek ki bunlar hakkında konuşmak ancak o alana girmek suretiyle o bezle tarağı olmayan giremez. Şimdi eğer biz şifresini bilmiyorsak diyelim ki biz internetlerden neden bazı sahifelere gireceğiz Nasıl gireceğiz?
Şifresini bilmiyoruz ki Onu bilmedikçe o alana giremeyiz. Rabbimizin Kuran-ı Azimüşşan'da şifresi nedir? Ilahi muhabbetin fenafillah ve bekabillah olmanın şifresi kulluktur kullukta ibadet ve saatte ubudiyettir ubudiyetten ubuddete geçmektir El-melyakinden aynelyakin ve hakkalyakine ulaşmaktır Rabbimizin o ilahi sevgisine ermek ne ister? Fenafillah olmak ister bekabillah olmak ister likaullah olmak ister cem'ul cem makamı ister İkilikten usandım birlik hanına vardım. Mevlana'mızın şaşı bakma sözüdür. Esma ile müsemma olmaktır. Baktığı eşyada Rabbimizin kudretini seyretmektir. Bir kedinin ayağının oynayışındaki sırrı gören veli, gözyaşını tutamamıştır. Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın ne ister? Aşkı Muhammedi ister.
Bağrı yanan aşığın gözlerime şu kirpikler uyku görmüş mü, şu yıldızlara sor, bu gözler uyku görmüş mü diyen seyranlının aşkını ister eğer evliyaullah'ın alanına gireceksek velayet sırrı ister Nedir o sır? Sure-i Yusuf'taki doksanıncı Ayet Celle'dir Ne ister? Allah korkusu ister Celle Celalühü bir de sabır ister ihsanın tabiri nedir? Muhsin olmak nedir? Sabır ve takvadır takva ve sabırdır inşallah bunu unutmayız Muhsin'in bu zümreden olabilmek nedir? Bu zümreden olabilmek iki esasa bağlıdır. Bir, takvadır. İkincisi, sabırdır. O takva, o takva gözden yaşı hiçbir zaman eksik etmez. Durmadan akardı gözünün yaşı dediği gibi üstadımızın kendisini, tabii gençliğini anlatıyor on dörtte vurdular manevi aşı durmadan akardı gözümün yaşı Gözlerinin yaşını durduramazsınız. Gönlünün ateşini dindiremezsiniz.
Bakın, dedim ki, haya ediyorum, içten bir niyazım ıslahım için Rabbim bir kimse lütfet kendi halimle aşmam mümkün değil öyle bir söz söyledi ki tıp fakültesinde bana bir yer bulabilmem için içten yalvar diyor, işte haşyeti gösteriyor. İşte ashable, bu ayet-i celileyi gösteriyor ne dedi bize şu gönlümüzden bir kapı açılsa da, Rabbimize uzanan yolda bir adım atabilsek deyince söylediği söz şu elini beynine götürdü şu beyin şu düşünce önemli eğer bu fikir olmayacak olursa o kalp yol açılmaz dedi şu kulak, şu dil neyi söylüyordu? Rabbimiz size iki tane göz ve bunun yanında dudaklar ve dil vermedik mi? O dil hakkı zikretseydi, hele İsra suresinde seni ilgilendirmeyen meseleyi karıştırma da, iç alemine dön de Rabbimizin Musa Aleyhisselam'a ve kün'inde zikri haşa'nın sırrını bulmaya çalış, diyor bize.
Ne olurdu bunları Mevla'mızın arzu ettiği şekilde mahuli kalleh ne için, ne için, ne için verilmişse azayı o şekilde kullanmak böyle yapsaydık? Mesela Allah'ımız sizi ilgilendirmeyen meseleye karıştırmayın. Şüphesiz kulak, göz ve kalp yaptıklarından mesuldür ve her an, dedi, dediğini anlatama şimdi. Rabbi zülcelal'imizin bizi müşahede ettiğini bir misal verdi akşam mangal yaktım ateşe elini dedi bize sordu ne kadar tutabilirsin? Bir saniye bile tutmak mümkün mü? Bir cehennem ateşini düşünün de şu dünya hayatı nasıl olursa geçer deyip ahireti unutarak cesaretle yapmış olduğunuz çekinmeden yapmış olduğunuz yanlışları bir tefekkür edin, bir düşünün diyordu hiç unutmadığımız Bayezıd-i Bistami'nin bir yolculuğu var. Hepimiz buna şahidiz. Yani bu hadiseyi biliriz.
Bir doktor görürdü böyle beyaz elbisesiyle, önlüğüyle bir şeyler yapıyor Ne yapıyorsun dedi İşte bura tımarhanedir Delilere ilaç yapıyorum Aşk hastasına da bir ilacın var mı? Dört yerinden bağlı olan bir deli harekete geldi. Böyle harekete geçti. Dediler ki efendim, aman zincirleri kıracak olursa buna baş gelmek mümkün değil. Hayır, hayır dedi. Zaten ben bunun delisiyim, Aşkın hastasıyım, bırak ben dedim ve tek tek tarif ettim. Bildiğinizi sadece tekrar değil, bir anımsatarak tövbe kökünü, istiğfar yaprağıyla şöyle döveceksin. Aşk ateşinde pişireceksin. Kanaat kaşığıyla yiyeceksin. Sonra Bayezid Bistami Hazretleri hey fani dünya seni de alıp deli diye buraya girdirmişler, dedi. Sonra da bir deliden öyle bir söz çıkar ki defterü divana sığmaz, dedi ayrıldı. Allah bir kimse tanırım, tanırım bir saat kadar Sami Fenda Hazretlerinin huzurunda konuşmuştur. Kimse konuşamaz.
Kulağına bir tanesi hafifçe eğilir, şui edeb olmuyor mu? Yani yakışmaz deyince Sami Efendimiz Hazretleri sus buyuruyor, sus. Sus. Bu boşuna gelmedi. Allah, Allah. O kapağı bize kaldırmamışlardır. Ancak ehline kaldırmışlardır ve ondan da doya doya yemişlerdir. Ne yapalım? Üstadımız bizi bildiği için başta şahsımı dünyayı, Konya'yı görmeden koyup gidiyoruz demiştir Aynen bunun gibi Cenabı Hakk'ın nesi var? Nebilerine tavsiyesi var Velilerin de Ashab-ı güzinin var velilerin var hayırlı kimselerin de onların nasihatlerinden bir tanesi ey evladım şuna dikkat et bir kere günlerini boşa geçirme oruç da geçirir Gecelerini namazla geçir, hep yatma, hep uyuma. Resulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem mübarek ayakları şişiyordu, sen de uykuyla gözlerin şişmesin! Vakitlerini de tefekkürle geçir Hep hayırlı insanlar ahirete göçmüştür Saatlerini de Rabbimize şükre geçir, saatte bulun.
Nefeslerin, böyle sığaralar vesaireler, gıybetler, dedikodular bununla boşa geçmesini zikret Kalbin ise her an Rabbımızda olsun. Çünkü kalpte Allah'ımızın vermiş olduğu öyle bir sır vardır ki Allah'ımız kalbe imanı yazmıştır ve kalbin en yakınından geçen, Gaf suresinde geçen Hablülveri damarıyla de sanki telefonla Rabbımızla konuşur gibi aman ha kardeşlerinle öğüt ve nasihatte bulun aman ha azaların da isyana gitmesin taatle meşgul olsun. Velhamdülillahi rabbil alemin aleyhüssalatü vesselam annemizin rutaibelerine ehlin ashabına peygamberanıza ve piranize ve bütün geçmişlerimizin ruhları için el Fatiha.
Kaynak: Genel
Vasiyetin Maneviyatı ve Ruhun Arınması | Mihmandar