Varidat ve Huzur-u Daimın Manevi Önemliği | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
Varidat ve Huzur-u Daimın Manevi Önemliği
Varidat ve Huzur-u Daimın Manevi Önemliği kaydında Bismillahirrahmanirrahim. Varidat diye bir tabir var. Çok önemli bir tabir bu tabir. Böyle kişi otururken veya arabadan gidiyor, geziyor, dolaşıyor, evindedir vesairir de kalbine ani bir doğuşlar olur. Şöyle bir Allah'ın feyzi gelir. Böyle o taaccübeler diyor ki acaba bu nereden geliyor? Ama bambaşka bir huzur hali, onu ne yemekte…
Bismillahirrahmanirrahim. Varidat diye bir tabir var. Çok önemli bir tabir bu tabir. Böyle kişi otururken veya arabadan gidiyor, geziyor, dolaşıyor, evindedir vesairir de kalbine ani bir doğuşlar olur. Şöyle bir Allah'ın feyzi gelir. Böyle o taaccübeler diyor ki acaba bu nereden geliyor? Ama bambaşka bir huzur hali, onu ne yemekte bulabilirsin, bulabiliriz, ne içmekte bulabiliriz, ne gezmekte, ne tozmakta, ne şurada, ne burada gönlün bir ilahi gıdasıdır. Malum bedenimizin yiyeceği, içeceği belli. Bir de bunun yanında ruhumuzun gıdası var, o ruhun gıdasıdır. Bunların geliş sebepleri şu, böyle hayatımızda hep hayrı takip etmişiz. Allah'ımızın razı olacağı amelleri yapınca Cenabı hak boş bırakmıyor. Çünkü her şey bir bedel karşılığı, onu Cenabı hak yapılan bir fakir görülüyor, bir yoksul görülüyor. Diyelim bir hayvan dahi olsa ona bir merhamet içinde bulunuyor kimse, onun feyzi geliyor.
Onun huzuru meydana geliyor, gönle iniyor o. Bunu Abdullah-i Dehlevi Hazretleri şu şekilde izah ediyor. Bir varidat, mübarek yolda diyor esastır, esastır. Dediğim gibi böyle zikrettiği yok. Zaten zikrin içerisinde ölen bir kimse. Öyle bir namazda neden de değil ama normal halinde gönlüne ilahi doğuşlar meydana geliyor. Bu çok önemli ama ne kadar güzel. Bunu yaşayanlarımız bilirler. Bir de bir de huzur-u daim bunun üzerinde dururlar. Huzur-u daim İmam-ı Rabbani Hazretleri izah ediliyor bunu. Biz huzur-u daim denildiği zaman devamlı zikir yapacağız. Kuran-ı Azimüşşan okuyacağız, işte hayırlı işlerde bulunacağız, tesbihat vesaire bu değil. Sırf bu değil. Bunlar güzel tabi olacak ama bu huzur dahil diyelim sabah başını ekmeğini yemiş, içmiş afiyetle, Allah'a rıza hamlederek, şükrederek işine giriyor. İşine giderken bir niyeti var. Allah'ım helalinden rızkımı temin edin.
Çünkü bu mübarek yoldaki asıl gelişim helal rızıktı. Helal tahımda, yediğimi içtiğimi helal taam kıl ya Rabbi diye gayret gösterirse ve bu helal taamdan da etrafını gözetirse bu diyor huzuru daimdir. Diyelim ki kişi bir idare içinde yani bir müessesenin idarecisi, bu idaresinde düzgün hareket edecek olursa adil diyelim, adaletle davranırsa bu huzuru dahil işte. Hz. Ömer'in dediği gibi Radıyallahu Anh buyuruyor ki o hakimlere gelen kimselere, davacılar, davalılar, birisinin yüzüne nasıl bakıyorsanız diğerine de öyle bakın diyor. Yani adil davranın diyor. Diyelim böyle önümüzde oturan çok kıymetli genç kardeşlerimiz bunlar bir araya geliyor. Diyor ki biz nasıl bir şad oluruz? Nasıl ıslah oluruz? Biz kendi dışımızdaki insanlara nasıl ulaşabiliriz? Çünkü itikadi bozukluklar duyuluyor, duyuluyor değil, alenen ortada. Ahlaki yönde belli, ibadette belli.
Varidat ve Huzur-u Daimın Manevi Önemliği ne anlatıyor?
Varidat ve Huzur-u Daimın Manevi Önemliği kaydında Bismillahirrahmanirrahim. Varidat diye bir tabir var. Çok önemli bir tabir bu tabir. Böyle kişi otururken veya arabadan gidiyor, geziyor, dolaşıyor, evindedir vesairir de kalbine ani bir doğuşlar olur. Şöyle bir Allah'ın feyzi gelir. Böyle o taaccübeler diyor ki acaba bu nereden geliyor? Ama bambaşka bir huzur hali, onu ne yemekte…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 16 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Bunları biz nasıl kötülüklerden alıkoydum, muhafaza edebiliriz diye bir araya gelmişler, konuşup görüşüyorlar. Bu huzuru daim işte. Sami Efendi Hazretleri, Kadı Sallallahu Aleyhi ve Sellem eserinde şöyle bir kayıt var. Bir tanesi kırk yıl oruç tutmuş, kırk yıl. Yalvarıyor, yakarıyor Cenabı Hak'ta ama bir türlü yalvarıp yakarması fayda vermiyor. Bak bir gün şöyle bir yere çekilmiş, derin bir tefekküre dalmış. Ey nefis diyor, beni bu kötü yollara sevk eden sensin diyor. Ben senin arzu ve isteklerine artık muhalefet edeceğim, sana uymayacağım, ben Rabbime uyacağım diyor. O zaman Cenabı Hak enbiyadan birisini gönderiyor. Şöyle okuluma kırk yıl ibadet etti, kırk yıl oruç tuttu, münacatı kabul olmadı ama kendisini yerdi. Esselamü'l-Arabî ve ma uberriu nefsi Yusuf Aleyhisselam gibi burada rivayetler değişik.
Biz Yusuf Aleyhisselam diyelim tefsirlerde haber verildiği üzere ben nefsimi temize çıkarmam diyor. Böyle nefsini girmesi sebebiyle Cenabı Hak bundan razı oluyor. İşte bu huzuru daimdir, boşuna zikredilmiyor. Bir saat tefekkür, rivayetleriyle değişik, yetmiş yıllık saate bedel, ondan bile üstün. Sebebi ne? Bu insana öyle bir adım attırıyor ki o tefekkür kendisini çok yüksek hallere getiriyor, o tefekkür. Mesela Hacı Hasin Efendi Hazretleri bir söz söylüyor. Allah'ım rıza hamd olsun böyle gerilerde otururdum. Çünkü gelen, bilen olduğu için aklına, yakına bir yerde o mübarek sözlerinden bazı notlar alırdı, alırdı. O notlardan birisi şu, bakıyorum bu notlar kitaplarda yok.
Ne tefsirde bulabiliyoruz, ne Hadis-i Muhammediye'de ne vesair, ne İhyau Ulumiddin'de, ne İmam Şarani Hazretleri'nin eserinde bir söz söyledin dedi ki suyu suya verin, havai havaya verin, ateşi ateşe verin, toprağı toprağa verin, kendinizi de Allah'a verin. Verin. Ne güzel bir söz söyleyin. Bu bir tefekkürün neticesi. Demek ki düşünüyor, Allah'ımızın yolunda gayret gösterdiği için Cenabı Hak yollarını da açıyor. Yani şu beden diyor, şu bedeni yaratırız sebebi Cenabıhakk'a kulluktur. Bunu söylemek istiyorum. Bursu, hava, ateş ve toprak nedir? Bu da ruhumuzun gelişmesi için çok önemli olan hususlardır. Eğer beden olmazsa ruh olmaz. Bu tefekkürün neticesi meydana geliyor. Mesela Sami Efendi Hazretleri'ne diyorlar efendim sizde şöyle manevi haller müşahede ediliyor, çokça ifade ediliyor. O bir söz söylüyor. O söylediği söz tefekkürün neticesidir. Bu Sami diyor iki şeyi düşünür.
Bir engin sudan yaratıldığımı, bir de diyor toprak olacağım. Bunların hepsi ayet ve hadis-i şerif mahallleri, esamme. Taha suresinde topraktan halk bulunduğumuz, tekrar toprağa gireceğimiz, tekrar bir çıkışla topraktan dirileceğimiz bunu vurguluyor. Söylediği sözler neler? Hep hak oluyor. Gönül istikamet üzere olunca, düzgün olunca hareketlerine yansıyor o. Bizde bir şey derler, mastar düzgün olursa sıva güzel çıkar diye. Gönül mastarı istikamet üzere. Ondan yaptığı hareketler neler de boş olmuyor, hep güzel oluyor, huzur, daha iyi muzdur. Oluyor. Elemnah lukun mimmeimmei ilaahir lai. Bu da Nursalat suresinde Cenabı Hak buyuruyor ki sizi dingin bir sudan yarattık. Söylediği söze bakın, böyle gelişi güzel gibi görünmemeli. Çünkü bir kutbul aktab bu. Şu normal konuşmasında bile ya ayet meali ya hadisi şerif meali. Bu tefekkürün neticesi meydana gelir. Demek ki varidat ilahi doğuşlar.
Bunu bir misal verelim diyeceğim ama misal nasıl verilir buna? Büyük bir ilahi zevk. O vereceğimiz zevkler, neşeler onun yanında hiç mesafesinde. Şöyle söyleyebiliriz, burada Yerköy diye bir mahallemiz var. Üstadımız bir ara burada kullanırlar. Şimdiki gibi bu telefonlar neler yok, diğer telefonlar da var. Cep telefonları olmalı ya, diğer de var. Fakat on bir kişi bir araya gelmişler. Bu gönül telefonu, niden habiya hiç maddi bağlantı olmadan gönül bağlantılarıyla gönüldeki ilahi antenlerle bir araya geliyorlar. Bunu gördüm bir iznine. Sami Efendi Hazretleri'nin torunlarının düğünü vardı. Bizim düğünümüz torun morun tabii temiz kimseler. Bizim düğün Sami Efendi Hazretlerini müşahede edebilmek, bizimki o. Efendim büyüklerimizde bir vefa hali var. Tat dedemin arkadaşlarından Abdullah Develioğlu, Rahmetullah Ali. O Erenköy'de kalıyor, onu ziyaret ettiler.
İşte babamla bu zamana kadar hak ve hukuk var diye. Güzel konuşulurken birden durdu. Buyurdu ki bizi devlethaneden istiyorlardı. Halbuki ölü telefon melovan çalmadı, yani gönül telefonuyla. Gelen Rahmetullah Ali Hazretleri çok sevdiği bir evladı var. Kendisi çok uzak bir yerde. Şöyle beş, altı saat sürebilir. Allahu alem o evladını çağırıyor. O da böyle bir tarla bağı işleri ile meşgul. Hemen diyor ki benim üstadım çağırıyor. Bu gönlün iletişimi hiçbir şeye benzemez. İnşallah layık olabilirsek bu haberler nasıl ki peygamberlere vahiy olarak gelmişse velilere de ilham olarak gelir ilahi iletişim ihsan. Ve elhemeha hucuraha ve tekvaha Cenabı hak gönlüne bildiriyor. Bakın bu iletişim Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz buyuruyorlar, Cenabı hak bir kimseye hayır murat ederse kendisini kendisine bir şatçı kılıyor. Bu gönüldeki ilahi bağla hasıl oluyor, ilahi bağla hasıl oluyor.
Yani hatasını, sevabını görebiliyor. Allah'ımız ona ilahi aletleri, nasıl tarif ediyor, onlarla haberi daha çok. Öyle oluyor ki, Aleyhissalatü Vesselam Efendimizin hayat-ı saadetlerinde, bunu derken şu hayat da onun hayatı, asr-ı saadet diyoruz, şu hayatımız da onun hayatı. O olmasa zaten bu hayat olmazdı. Hz. Zeyd'in radıyallahu anh, nasıl sabahları derken orada anlatıyor. İşte meleklerin birbirleriyle olan münasebetlerini anlatıyor. Bu Necip Fazıl bile söyler Rahmetullahi, haber var ötelerin ötesinden diyor. O gönülle alıyorlar, o gönülle. Mesela Caferi Sadık Hazretleri, kalpte Sallallahü Sırrı, ben diyor bazı mesaili çıkaramam, çıkaramam diyor. Bazı meseleleri diyor çıkaramam. Derhal diyor gönlümü Cenabıhakk'a çevir. Hemen o anda diyor benim kalbime, o anlayamadığım konular, mevzular zahir oluverir diyor.
Bu iletişim nasıl madem girdik buna, kısaca ifade edilecek olursa şudur, kalbine nur olarak doğar. Mesela efendim yavruyu götürebilirsin. Mesela ilim nurdur buyuruyor, nur olarak iner. Allah'ımız Kuran-ı Azimüşşan'da da bunu zikreder. Rabbi Zülcelal'imiz kendi tarafından ona ilim ihsan buyurur. Daha neler ikram eder bu ayrı bir konu. Validat dendiği zaman, validat ani bir doğuş, ilahi bir doğuş. Yaptığımız güzel tavırlarımızdan neşet eder bu. İkinci olarak huzuru daimdir. Diyelim ki biz ne yapıyoruz diyelim? Allah için birbirimizi seviyoruz. O sevmemiz huzuru daimdir. Bu sevgi toprakla olan münasebete benzemiyor. Bu Allah'ımızdan gelen bir dostluk, kardeşlik, imandan doğan bir kardeşlik. Topraktan doğan ancak o kadar ama imandan doğanı tarif edemeyiz. Nisesine bir kardeşlik tesis edilmiş olur. İşte bu da bir huzuru daim. Bir cenazedir, ona iştirak ederiz, huzuru daimdir.
Bir mümin kardeşine nasihatte bulunursun, huzuru daimdir. Bir hastayı ziyaret eden insan huzuru daimdir. Velhasıl işi yoluna koymak, gönlün irşadı ve ıslahıyla yapılan hareketlerde, tavırlarda dünyevi dediğimiz bu işler rızayı ilahiyi tahsil için olursa huzuru daimdir. Bir de cezebattan anlatır. Cezebat, bu cezebat gönlün Cenabıhakk'a çekilmesi. Biz ibadet ve taat yaparız da ulaşabildiğimiz yere kadar ulaşırız. Cenabı hak tarafından bir çekiş, ilahi bir çekiş olursa o tahrip edilemez. Çünkü Cenabı Hak kulunu kendisine çekiyor. Bundan dolayı cezbede şunu da söylemişler, müncezip kelimesini kullanmışlar. Allah'a çekilen bir gönül. Cenabı Hak kulunu anıyor, okuyoruz Kuran-ı Kerim'de Bakara suresinde geçiyor esemri. Beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim diye buyuruyor.
Mevlana'mız buna işaret eder, çok yoğun semreler vesaire büyüklerimiz kişi ya Rab dediği zaman cani bihaktan diyor, altmış kere lebbeyik sadası gelir. Bu gönlün uyuşmasıyla, birbirleriyle münasebetiyle alıcılar, vericiler, vericiler çok kuvvetli ama alıcıda eğer kuvvetli olursa onu alacak şekilde olursa Cenabı hak ihsan ediyor. Rabbimizin ilahi nefkası yayılıyor. Yaylıyor kime? Gönlü açık olanlara. İşte varidatın bir şekilde bu. Böyle oturuyor ama büyük bir feyzin, aşkın, muhabbetin içerisinde. Onun için onlar rahatsız edilmez. O anları hep gözetilir. Çünkü durgun bir suya taş atacak olsak hemen aileler böyle daire şeklinde meydana gelir, dalgalanma başlar, huzurunu kaybetmemek lazım. Gözetilir, onlar gözetilir. O, 0 anda bir ilahi zevkin içerisinde kendisine geldiği zaman o neşeli anlarında ne de konuşulur, görüşülür, konuşulur.
Bunu bir salik, mübarek yolun ihsan mektebinin öğrencisiyim diyen kişilerde de olur olmaz değil. Neler olur, neler olur. Öyle olmuş ki Muhammed Bahaüddin Hazretleri'ne üstadı ben seni demiş doyuracak hal kalmadı, kendine göre kimseler bul diye. Bu onlara mahsus. Burada Kenzü'l-İrfan'da Tesri'ul müminin diye bir bölüm çıktı. Müminleri memnun etmek, mesrur etmek, memnuniyet, o cebine koyduğumuz ikramlar neler değil. Asıl bizim böyle oturuyoruz, rabıta halindeyiz veya murakebe halindeyiz. Bir kardeşini böyle gözünün alıp kalbini Allah'ım onun kalbine de lütfettimen asıl sürur budur, asıl ikram budur. Oturuyor. Bak onun hiç haberi yok. Asıl büyüklerimizdeki özelliklerden birisi bu. Meşayı-i kiramın birinde vardı bu. Kendi evlatlarına da layık olmayarak bunu söyledim. Dedim ki bak, Efendimizde özellik var. O özellik siz zannediyorsunuz ki yerinde oturuyor, artık bizimle de meşgul olmuyor.
Ne geliyor, ne gidiyor demeyin. Oturduğu yerden evlatlarını gözetliyor, dikkat etmemiz lazım. Bu çok oldu. O zat bir faaliyet zaten. Cenabı hak hayrını da devamında lütfetsin, ihsan etsin. Biz herkesin iyi olmasını isteriz. Bu din Allah'ın dinidir. Bu parsellenecek bir şey değildir. Benim malım değil, senin malın değil, Allah'ın dini bu. Bu dinimiz uğruna gayret ederiz, çaba gösterilir. Hepimizin yapacağı iş bu. Demek ki ehlullah'taki özellikler onlar müşahede makamında da olduğu için bulunduğu yerde il şart ve ıssahi de biliyor. Hacı Hasan Efendimiz Sami Efendi Hazretleri ile görüşen bir zata şunu anlatmış. Böyle bir geceydi, insan benimize böyle evrak ve ezkarımı anlatıyor. Anlatırken bir söz söyleyelim, dualar buyurdu. Biz dokuz madde halinde dualar var. Dokuz madde. Bunun belli sayıları var. Bu verilen bir görev umum evlatlarını tarif ettikleri lüleeze. Bunu birkaç gün okumamışım.
Hemen bunu işaret et. Anlatınca o görüşebilen kimseye demiş ki efendimiz burada oturuyor ama dört köşe yedi iklimi idare ediyor biiznillahi teala. Onlarda bu güç var, o kuvvet var, biz kendimize sahip olalım, ne emrolunuluyorsa onları en güzel şekilde yapalım. İlk anda bize bunlar garip gibi gelir. Derviş ki, bir söz söylüyorlar, bu olacak bir şey değil, Onu görmese demez. Allah'ımızın göstermesiyle anlarlar. Burada müminlerin gönüllerini teshir etmek, sevindirmek babında illa maddi olarak değil. Mesela onu şöyle yalnız lokanta diyeceğim de aman ha, yağlarına, nelerine, ne kullandıklarına dikkat edeceğiz. Bunu çok söyledim. Böyle jelatinli olanlara dikkat edelim. Yıllar öncesi şu açtığımız zaman böyle ses çıkaranlara hepsini demiyorum, hepsini demiyorum. Aman ha dikkatli olalım. Kullanılan o jelatinler neler, hangi hayvandan kullanıldığını bilmemiz lazım. O yiyeceklerden, içeceklerden.
Büyüklerimiz, onlardan bir tanesi kendi ekmeğini kendi yapıyor, kendi yapıyor, onu kurutuyor, sonra da ovalıyor. Bir un haline getiriyor, bir torbanın içerisine koyuyor. Acıktığı zaman avucunun içerisine biraz koyun üstüne de bir su içiyor. Bunu dedin mi Meryem validemiz hepinizin de annesi olur, o hatırıma gelir. Onun hayatı böyleydi, çok basit, böyle yiyeceklerinde nelerinde dikkatli. Sonra onun aşına, ekmeğine doyulmazdı. Çünkü Allah'ımızın dostlarına tam hazırlayacağım diye bahçede bile gördüğüm için bir izne diyorum, bir fasulye topluyor, bir nohut topluyor. Bu diyor gelecek misafirlerimiz için hazırlıyoruz diye, böyle aşkla muhabbetle hazırlıyor. Yiyeceğin de dikkatli oluyor. Çünkü öyle bir haldeki, öyle bir haldeki o hali bunu icap ettiriyor. Bu Medine'deydim mübarek bir kimseydi bize şunu anlattı, ben dedi davetlere gitmiyorum dedi. Fakat çok ısrar edilmiş.
İşte amca gel, amca bulun, baktım diyor. Sadece bir üzüm yediğini söyledi bize. Bir dağın daha çok dikkatli olurlar. Çünkü ilahi alemlerle münasebetler. Oraya halel gelecek bir şeyden sakınırlar. Bizim hepimizin sakınması lazım. Birincisi sakınmanın Allah'tan kork, fiili. İkinci bir sakınma şekli, bunu ifade ederken avam has ehasül has dediler kitaplarında çok güzel işlenir bu. İkinci olarak fetekullahe nassataatum. Gücünüz yetti ki, ya ancak bu kadar yapabiliyorum, gücüm yetmiyor dememek. Elimizden geldiği kadar dikkatli ol. Bir de bunun daha seçkin kimselerin yapmış olduğu ashab-ı Hakk'a tubati, Cenabı Hak'tan tam manasıyla korkmaktır. İşte bunun en ileri geliyor. O vera hali işlenir ya, vera hali bunu helalde bile dikkatli olurlar. Diyelim ki helal, hiç haram ne yok içinde. Fakat onda bile dikkatliler.
Bakın Es'adi Elbili Hazretleri'nden ta Ebul Hasan-ı Harakani Hazretleri'ne kadar bakıyoruz. Bir gün hizmetçisi Ebul Hasan-ı Harakani Hazretleri'ne çok güzel bir salata hazırlamış, çok güzel. Efendi Hazretleri yememiş. Efendim demiş, hazırladık buyurun. Allah'ımız öyle bir göz vermiş ki, o gönül gözüyle görülür. Başka nasıl göreceğiz ki? O ultrasyonlar, bilmem planlar anca bak, hiç rahatsızlıkları bunlarla görülüyor. Yani günümüzde de bu belli. Bir kan örneğinde bütün rahatsızlıkları olduğu gibi ortaya çıkıyor. Yani ehlullah Allah'ımızın vermiş olduğu o ilahi feraset göz ile görüyor Cenabı hak gösteriyor Halık'ımız. Sonra Allah'ımızın Semiun basir, duyandır, mutlak dememiz lazım. Mutlak duyan, mutlak görendir. Allah'ımızın ahlakıyla ahlaklandıkları için bunu müşahede ediyorlar, görüyorlar. Efendim neden yemedin deyince diyor ki içine acur doğradın.
O acurun sulanması bir başkasına giren suydu. O su, bu başkasına giren suyla sulanan bir acurun buraya katılmasıdır diyor, yeme. Yani bu gözleri vermiş zina, gönül gözler, gönül kulakları. Yani bizim bu duyularımız var da bir de iç duyularımız var, aynı duyu. Fakat bu duyuların iç kısmı onun bakimi cihetidir. Burada sürur, işte onlara yediriyoruz, içiriyoruz derken asıl onların ikramı nedir? Gönülden olan ikramlardır. Bunu İbrahim bin Ethem Hazretleri de diyor, yiyoruz, içiyoruz ama diyor, marifetullah'tan tatmıyoruz diyor. Mesela istiğfar, biz okuyoruz, bunu nasıl tadacağız? Bir pişmanlık duyacağız, duymuyorsak üzerinde duracağız bunun. Yani ısrarcı olmazsak zor bu. Yani kendi kendimizin de bir doktor olmamız lazım. Doktor size tarif veriyor, bize tarif veriyor. Aman ha şöyle hareket edin diyor. Ama bu iş yine bizim elimizde, bizim dikkatimizde, gayretimizde, çabamızda olan bir iş.
İstiğfarımızı okurken o nedamet hissi, neden ben böyle yaptım diyebilmek. İşte Allah'ımızın kabul buyurduğu o cihetidir. Yoksa okunuyor, almışız evradımızı, eşkarımızı güzel. Fakat bir de üstadımızın bize anlattığını diyeyim size. Ben dedi yüz on bir istiğfar okuyorum, hatalarımı dedi bitiremiyorum dedi. Yüz on bir istiğfar hatalarım bitmiyor dedi. İşte böyle bir okuyabilmek. Üstatını anlattı Sami Efendi Hazretlerine. Efendim dedi, böyle karınca gibi yapmış olduğum hatalar şimdi gözüme Erciyes Dağı gibi görünüyordu. Öyle okumamız gerekiyor. Bu da hadis-i şeriflerde var. Mümine hataları böyle tepesine bir dağın çökeceği gibi duruyor, bir tasavvur içerisinde olur. Ama münafık tipler için burnunun üzerindeki bir sivrisinek gibi. Şöyle elini kaldırmasa bile hemen uçup gidecek.
Böyle basit gelir diyor ama hakikat ehillerine yapmış oldukları az bir hata işte söylüyor Haccazen Efendimiz Gaddisallahu ve Sellem. Selü'l-eciye's dağı gibi görünüyor diyor. Bu Cenab-ı Hakk'a olan yakınlıktan ileri gelir. Cenab-ı Hakk ile kurulan ünsiyetten meydana gelir. Aradaki o zulümat perdelerini, yetmiş bin perde, o zaten hiç gündemlerinde yok. Onlardaki Nur suresindeki otuz dördüncü ayet celle esselamle nurun ala nurdan perdeleri aralamaktır. Onun için bu mübarek yolda şu noktaya geldim, şöyle ettim yok. Eğer, eğer biz kendimizi tanımaya başlarsak hiçbir şey yapmadığımızı o zaman idrak ederiz. Daha kendimizi tanimamız gerekir.
Tanımadığımız için, Allah'ımız öyle nimetler insana bahşediyor ki, Esmeru'l ve allema ademe el esma kulla, Esma-i ilahiyenin hepsi bunu böyle bir çırpıda okumak şeklinde değil, onu aynı zamanda anlamını biliyor, ondan istifade ediyor, o tecellilere mazhar, girişmiş, bu insanda mevcut işte. Daha neler neler ikram etmiş Cenabı Hak, insan etmiş. Yalnız insanda bu nimeti elde edecek potansiyel mevcuttur. Allah'ımız vermiş, hilafeti yüklemiş, emaneti yüklemiş, esma-i ilahiyyesinin dedik ya, bu sıfat-ı ilahiyenin sonra zati tecellilerin bunlara erişebilecek, kavuşabilecek potansiyel insanda mevcuttur. Biz çalıştıramadığımız için ama onlar çalıştırmışlar bunu. Hedefi çok iyi gözetmişler. Efendim, onların işi yoktu, gücü yoktu. İşi gücü bizden çok fazla. Fakat işi yoluna koymuş gerçek hakikat ehli insanlar. Çünkü anlattık ya İmam-ı Rabbani Hazretleri'nden, dünya işleri bile huzuru dahil.
Mesela yavrusunu yetiştirecek, onun ehli irpan olmasını istiyor. Bu daimi zikirdir. Bir hocamızla görüştüm, kıymetli bir hocamız, müderris kendisi. Çok da arzu ediyordum, çok seviyordum böyle. Evladının hem kendisi, hem hanım annemiz, hem kız çocukları, hem erkek çocukları hep hafız. Hele nur gibi görünüyor ve kendisi de seyyidlerde. Bu huzuru daim işte. İşi gücü var mı? Rızkını temin etmek için çalışıyor. Bunların hiçbirisi mani değil. Buraya bir konuşmacı geldi. İyi ki söylememişiz. Yakın ilçeye geldi. Yaz günüydü, diyecektim ki iş güç zamanı, şimdi pek kimseyi toplayamayız diyecektim. Çok şükür ki bir tanesi bizden evvel dedi, hocam dedi, şimdi yaz günü herkesin işi gücü var. Ondan dedi, pek kimseyi toplayamadık. Böyle hiddetlendi. Dedi ki bunu söylemez dedi. Bu emri ilahiye aykırı bir sözdür dedi.
Ve Ayetül leyiyyuhu eslamuleh, ricalünletulhim ticaretun vela beyon Ne bir ticaret ne de bir alışveriş onları Allah'ın zikrinden alıkoymaz. Bu letaiflere işaret eden ayettir. Letaiflerin olduğunu nasıl bileceğiz? Mesela kalbimize zikrullah tarif edilmiş. Diyorlar şu kadarını dışarıdan okuyacağız, şu kadarını içeriden. Dışarıdan okumamız, uyuyanı nasıl uyandıracağız biz? Uyuyanını uyuyan kimseyi Yusuf, Yusuf diye de uyaracak. Böyle sessiz, sessiz olduğunda anlamaz. O uyandıktan sonra artık kalben demeye başlar, gönül olarak demeye başlar. Bu letaifin olgunlaştığını biz insanların içerisine karışıyor, tabii cemiyetle beraber, işi gücü icabında ile, o anda bile kalbindeki zikir devam ediyor, geçmiyor. Bundan isabet ediyorlar. Demek ki işimiz gücümüz mani değildir. Biz kendimiz kendimize mani olmayalım. Bak Allah'ımız yönümüzü açmış, her şey sunulmuş, verilmeyen hiçbir şey yok.
Kitabı Kerim'in de Mevlamız eshabü'l-etmemtü aleykum ni'meti ve ravzifu lekümul islame dina, salkallahü labillah. Ben nimetimi tamamladım buyuruyor. Büyüklerimiz şunu ifade ederler. Allah'tan nimetin tamamını isteyeyim derler, gelir ezelali. Öyle nimetler var ki bizim görebildiğimiz bu kadar. Çünkü bu gözle bakınca bu kadarını görüyoruz. Gönül gözüyle bakarsak o nimet bitmez. Eshamü'l-Hafa'l-Hadîd-i hilkatullahi leatu Cenabı hakk'ın nimetini saymaya kalkarsanız sayamazsınız. Allah'ımızın nimeti maddi ve manevi. Bunu biz Lokman suresinde Allahu alem yirmi altıncı Ayet celilede, Essame esbabı ali hümne ama hugayaten ve batına. Allah'ımızın maddi nimetleri var, sayılamaz, manevi nimetleri hiç bitmez. Nasıl bileceğiz bunu? Bir gayiri memnu, Allah'ın nimetleri bitmez. Yeter ki bizim gönlümüzde ona aşkımız, ona muhabbetimiz, ilahi zevkimiz bulunsun ve bunu da devamlı gönlümüzde saklayalım.
İç alemimizde olsun vermeyelim çünkü iç alemi geniştir. Genişliği beni ne yer aldı, ne sema aldı. Kamil müminin kalbi aldı diye buyuruyor, kamil müminin kalbi aldı. Kalbin genişliğini dedem ifade etmiş Rahmetullah Ali. Vasi olmuş kalbi anın, vasfedemem ey yaren, yerleri gökleri koysan katiyen doldu demem. Yer gök şu dünya mikroskobun altında görünemeyecek kadar küçüktür o alemlerin yanında. Mikroskobun altında şöyle bakılsa görülemeyecek kadar. Öyle alem der ki bunu Acrasen efendimiz Van'da anlatmış. Öyle bir anlatmış ki, melakut aleminden anlatmış. Cebrail Aleyhisselam'ın kanatları semavat ve arzu doldurduğu halde Rabbimiz öyle melekler halk buyurmuş. Meleğin birisi Cebrail Aleyhisselam'la buluşurken demiş ki Allah'ım demiş ne kadar küçük bir mahlukum var, duyamıyorum kulağımın içine gel diyormuş.
Allahu Celle Celalühü ne büyük bir nimet sahibi, ne yüce bir kudretin sahibi, biz ona yalvaralım, Allah'ım yüce kudretini görecek bize, kalp ver, gönül ver, göz ver, kulak ver diyelim. Ne kudret o, ne yüce kudret? Allah'ımızın. Şundan çok çekiniriz Eshabru, feeblüllahum minelle'l-lail min. Onların bildikleri ancak bu kadar, bizim bildiğimiz bu kadar. Allah'ımız bak gönlüne nur verdiği kimselere hadisi kutsi bu. Bildiğiyle amel edene Cenabı hak bilmediğini mağlup ediyor. Eğer hadis, kutsi ise o yanlış olmasın. Cenabı hak bildiği ile amel ederse bilmediğine onu varis kılıyor ve İkra suresinde de geçer zaten. Cenabı hak bilmediğini ona malum ediyor. Allah'ımızın ilmi. İlmi vesi akkülle şey, onun ilmi her şeyi kuşatmıştır. Vela yuhaytune bir şeyim min ilmin. Onun ilmini hiçbir şey kuşatamaz. Yeter ki biz onunla münasebetimiz güçlü olsun.
Şunu düşünelim, tefekkür hakkında konuşuldu, layık oldu bir yere. Tefekkürümüz şöyle olsun, ey nefis, senin yoluna gittik, biz ne elde ettik? Ey melo, senin aldatmanla biz nerelere ulaştık? Ey dünya, sen bizi nerelere götürdün? Ey kötü niyetli insanlar sen bizi nereye sevk ediyorsun? Ben meleklerin yolunu tutsaydım, onların getirmiş olduğu haberleri Cenabı Risalet beni Efendimize onlara tutunsaydım. Evliyaullah'ın, sadat-ı kiram hazaratının sözlerine bir kulak verseydim ve Hadis-i Muhammediye bir milyonun üzerinde Efendimiz Şari-i Mübin'dir, esaslar koyabilir, her şeyi ilahi hüküm yiyen emirlerdir, ilahi hükümdür. Takribi olan sünnetler olsun, fiili olsun, kavli olsun bütün sünnetleri esastır. Aynı zamanda Efendimiz tefsir edebilir. Aynı zamanda bunu kapalı olanları açabilir. Efendimize verilen ilahi bir nimettir o.
Araf Suresi'nde yüz elli yedi, yüz elli sekiz veya değişmiş olabilir yüz elli altı. Bu ayetlerde ifade buyurulur. Cenabı Hak'ın temiz olanları helal, temiz olmayanları haram kılma yetkisi var. Cenabı Hak veriyorum, iki cihan güneşi sallallahu teala aleyhi ve sellem. Böyle kendimizi hesaba çekeceğiz. Yahu senin red olunan Allah'ımızın men ettiği, bunların arkasından gittikten ne oldu? Ben hayatımı bir Hacı Hasan Efendi'nin söylediği söze dikkat etseydim, evrad ve ezkarımı çekerken işte diyorduk ya manevi rızık olarak istiğfarımızda ne demekmiş, tevhitte şuhuda erebilmek. Bitmez o. Sallallahü's-selam'la Efendimizin muhabbeti sallallahu teala aleyhi ve sellem. Lafza-i Celal'de öyle bir nimet ki okuduğunuz zaman bu adap Risalesine geçer, buraya kaydettim. Bu adap Risalesinin Arapça'sı. Zikrederken buyruluyor, zikrettiğiniz Mevla ile münasebet kurun. Bak biz bunu okuyoruz.
Halbuki söylüyorlar, adap Risalesi Behçet-üs Seniyye okuyun diyor. Orada geçiyor. Allah dediğiniz zaman buyuruyor Mevla'yı zikrettiğiniz zaman zikrettiğiniz Mevla ile diyor kalben alaka kurun. Çünkü o alaka size şevk verir, aşk verir, heyecan verir, zatını bulmaya vesile olurum. Bak bu nimet ne kadar güzel. İnşallah erişilir. Böyle tefekkür edelim de diyelim bu nefsin elinden çekip durmuyor yapın. Şeytanı belli. Biri ateşten, biri ateşin alevinden. Kötü niyetli insanlar da belli. Şimdi biz o zaman da anlayamadık diyoruz. Sami Efendimiz Hazretleri'ni böyle hayırla sena etmemek mümkün değil. Okuyup duruyor Desemri, pela, tekul, badellez-i ikramal, kavmi zalimi, zalim bir kavim ile bir işi görüştükten sonra fazla durmayın, gönülleriniz hep harap olur, yok olur, mahvolduk. Ne güzel söz. İnşallah buralara yapışalım, düşünmezsek olmaz. Bir şeye inanmadan onu yapamayız, inanacağız bir kere.
Ehlullah'ın sözü haktır diyeceğiz. Resulullah'ın her tavrı bizim için bir esastır diyeceğiz. Sallallahu Aleyhi ve Sellem Kuran-ı Azimüşşan aramızda haydır, diridir, bizim için inmiştir, bizim hayat tarzımızdır diyeceğiz. Burada müminlerin gönüllerini mesul etme hakkında ve galen nebiyyü sallallahu teala aleyhi ve sellem, ehabbu la maali ilallahi teala badel ferrail, Bir de Efendimize büyük bir muhabbetimiz olsun inşallah, Cenabı Hak ihsan eder. Mübarek sözleri mucizdir, ifadeleri çok müstesna. Çünkü Peygamberimizde ki o mucize fesahat ve belagattır. Az bir kelimelerle çok büyük manalar zuhur ediyor. Mucemül kelim. Eda-i feraizden sonra yani pardon olan ta'idlerinizi yaptıktan sonra Cenabı hakk'ın ziyade sevdiği amel, müslim bir kimsenin kalbini mesrur eylemektir.
Men edkal alel alaminin süruran, fakat serrani, sarıkarasulullah, bir müminin kalbini mesrur eden kimse beni mesrur etmiş olur, Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz buyuruyor. İde ete'muz zehr fe ekrimuh. Ziyaret maksadıyla gelen misafirlerinize ikram ediniz. İdehalet baif alel kavum, Bir kavme misafir geldik de rızkıyla gelir, gittik de o kavmin sebebi mağfireti olarak gider. Hakk'ud dayıf, Hakk'un ve ekibi. Misafire hürmet ve riayet vaciptir. Et-Dayfu yeti bilıskihi ve yertahhilu bi'rnü bil gavul. Misafir rızkıyla beraber gelir, bahane sahibinin günahını affa vesile olarak gider. Gurbette, gurbetine acib, garibe ikram eden kimse için cennet vacip olur. Mentebesseme fi ve çilu garib, dahikallahü leh, Kalbi naşat olan garibe gülünç yüz gösterenleri Cenab-ı Hak taltif buyurur. Nuhiye anit tekellü fi li taife misafir için tağgat haricinde olan tekellü menhidir.
Hani ikram edecekseniz diyor, öyle ağır ikramlara girmeyin, normal bir şekilde ikramlarınızı yaparsınız.