Çünkü onun için vakitten daha kıymetli bir şey yoktur. Vakit keskin bir kılıç gibidir. Bir defa evden çıktı mı geri döndürülmesi mümkün değildir. Her anımızdan mesut oluşumuzu Kuran-ı Kerim'de Kıyamet suresi otuz altıncı ayeti kerimede, acaba insan başıboş bırakılacağını mı sanır, ayeti ile belirtilir. O halde Müslümanın günlük bir programı olmalı ve günlük programı programında da ibadet geçimini temin, sabah, öğle ve yatarken kendini hesaba çekme gibi hususlara dikkat etmelidir. Vakti korumak zikir, murakabe, namaz kılmak ve Kuran okumak gibi ibadetlerle mümkündür. Nakşibendiiye tarikatının büyüklerinin kamil bir mümin için önerdikleri günlük program şöyledir. Gecenin üçte ikisi geçtikten sonra dua eden yok mu, duası kabul edilecek. Bir haceti olan yok mu, isteği verilecek.
İstiğfar eden yok mu, günahları affolacak, bağışlanacak diye nida olunan seher vakti kalkılır ve teheccüd namazı kırılır. Teheccüd namazı on iki rekattır. Devamlılık açısından en az iki rekat kılınabileceği de belirtilmiştir. Amellerin Allahu Teala'ya en sevimli olanı az da olsa devamlı olanıdır. Teheccüd namazında bir Fatiha'dan sonra İhlas suresi okunur. Hace Ali rahmetteni kalpte sallanan sırra buyurmuşlardır ki, bir iş üzerinde üç kalp birleştiği zaman kurun muradı hasıl olur. Müminin kalbi, Kuran'ın kalbi, yani Yasin suresi, gecenin kalbi. Burada teheccüd namazında Yasin suresinin okunmasına işaret vardır. Cenabı Hak buyurmuştur ki, Müzzemmil suresi bir ve dördüncü ayeti kerimede, estezübilde, ey örtülere bürünen peygamber, gece biraz ilerleyince namaz için kalk, gece yarısı olunca veya bundan biraz önce ya da biraz sonra kalk ve ağır ağır duyarak Kuran oku.
Teheccüd namazını kıldıktan sonra sabah namazı vaktine kadar manevi vazife yani evlat ve ezkarı ile meşgul olur. Efendim, bu Yeşilhisar'da, Sami Mehmet'mizin, Ahmet Efendi. Şimdi yorulacaksınız, baktım, yorulmayın diye. Zaten okutturmayın, Ortakları var. Hacı anne tasası eğer, işin zerde Ahmet Efendi. Ayağı kesip bir amel eden varmış oğlum. Hacı Fatma Annemiz ve korusun, biri bir diğerini kurtarmaya söz veriyor. Diyor ki, buradan Sami Vel'imizin gözde evlatları şu düşündüklerine bakın. Yarın biz ahirette ayağımız kayarsa aman ha yardım çok önemli. Düşünelim artık, onlar böyle deyince bize halimiz ne olacak? Bunun hanımı Aliye annemiz, müstesna bir anne. Üstadımız ziyaret ederlerdi. Anne bir emriniz var mı, bir ihtiyacın var mı diye dostluk bu işte. Alev Hanım'ın buyuruyor, dostluğun üç alameti var. Birisi dostunun kıymetini yetmez. İkincisi öldüğü zaman gerekli vazifeleri yapar.
Üçüncüsü de öldükten sonra ailesine, çocuğuna, çoğuna bakar dedi. Şimdi bu hanımefenbende zannedelerim on ikide kalkarmış gece, ibarede. Anamız da saat bir de. Anamızı kaldırırken demiş ki, gafil, saat bir de kaldırıyor, gafil, kalk. O da ibadete kalkar demiş. Üstadımız askerden gelirler. Askerden gelirken gece ibadete kalkmışlar, Aliye Hanım demiş ki Rahmetullah Aliye, Ahmet Efendi, Hasan Efendi geliyor, ne biliyor Kilenim demiş, sesinden biliyor. Siren miydi artık? Sineni mi dediler. Bu vaktim iş, siren söylüyor demiş, Hasan Efendi geliyor diye. Üstadımız gelmiş, kapıyı çarpmış Ahmet Efendi, buyurun Hasan Efendi demiş. Efendimiz de onun halini bildiği için latifeci olduğunu, Ahmet Efendi, maşallah demiş, kerametlere eğrmişsiniz. Efendim efendim, keramet annende demiş. Tabii yaşlılarda, üç tane de üst taraftan. Öyleyse annem bana bir pilav yapsın, diyor. Diyor.
Böyle çok sıkayım muhabbet ettiler. Efendim, çok ılımlıydı, buyuruyor. İkmanlı talimliydi. Suat'da, Yeşilhisar'dan buraya kadar hoş geldin, hiç yorulmadı. Onun tayin mekanı var o ayrı. Tayyip mekan yaptığına şahit, şair misin? Tayyip mekan yapardı efendim. Şahit değil, mahit değil. Nereden yapardı? Yapardı. İşlediği yerden Allah bizi. Ayaklarının altında görülür mü gelir? Onun için üstadımızın mesleğine gelir. Bura nurlu yerle, arkadaşlarımız istifa etsin. Bir Fatiha un, bir iflas, bir ayette Kudüs. Sonra, ruhan yerlerini kalbimizden nur gibi hissederek faydalanmış oluruz. Bu Ahmet Efendi de dediğim gibi, tatilde diyor. Sami Efendi bu seferler Kayseri'yi teklif kuruyormuş. Tabii, Kayısı Efendi Sami Efendi'ni tanımıyor beni. Ahmet Efendi'nin de yanında oturuyor. Nasıl oturuyorsa, bir ara oturmuşlar. Ayça'nin o tanımayan ihvanları Ahmet Efendi'nin eline karakol'lar diyor.
O da Sami denimizi gösteriyor. Dışarı çıkmış, demiş ki, üstağzımız var, Hacı Hüseyin aksakak hocamız olabilir, Hacı Mehmet aksakak olur vesaire beni küçük görmeyin demiş. Atilla'ciğim, niye Ahmet Efendi, ne oldu? Demiş ya, koskoca okul ahtahın yanında benim elim öpüyorlar demiş. Benim, Fethiye'yle, için nasıl güzel dışı köyde bu asla kendini büyük öldüğünden dolayı değil. İşin üzerine Sami Efendi'nin sohbeti de hep Semavat'tan anlatmışlar. Semavat'tan anlatmayayım. O, ne kadar yıldızlarsa olduğu gibi Ahmet'e ben de onu müşahede ediyormuş. Babamların üstüne kadar demiş yıldızlar. Dökülmez de kaybol açılmış öyle gülmüyor. Daha onun manevi halleri var Sami Efendi'nde görüşürken. Demirci efendim benim vücudum çok açayım. Bir şekilde dönüyor. İşte parmaklarım minare gibi oluyor. Haddimizi geniş tutun. Kalbinizi geniş tutun.
Şimdi Sami Verinimiz Hazretleri yanında Medine'de Hafız Tahir diye bir zat var burada mücadele. İkincisi Ali Kemal Bey vuran var. Damatları var. Üçü bir şeye diyorlar. Rasathaneye, tamir ediyoruz arzu buyuruyorlar. Diyorum ben bir Rasathaneye gidelim. İşte gök cisimlerinin incelendiği yer. Haber veriyoruz size mübarek bir zat Konuşunlar, bunlar da o vakitte, Johal yıldızını arıyorlar biz Sema'da. O oda gibi aletler gönderirler böyle nurun diye bir yere, oradan yakın kadar. Şual yıldızını bulamamışlar. Sami Efendimiz Hazretleri, Kaddesül lug'ın sırrı o mübarek parmağı gider. Zuhal Yıldızı şurada koymuş. Asistanlar gülüşmeye başlamış. İşte demişler, koskoca aletlerle bakıyoruz, bulamadı. Böyle kalmasın diye makineye gidermişler, bu tarafa bakmışlar ve Zuhar Yıldızı orada. Yani soru görünüyor ama Sami Efendimiz gösteriyordu. Sonra bin, din hesaplarını yapmış.
Şu vakit şundan doğar, şu vakit şundan doğar. Tek, tek anlatıyorum. Orada halkı tayin eden de cezbelenmeye başlamış. Tabii etraftaki asistanmaz da, ne bilsin cezveyi? Damada demişti ki bunu, bazen demiş sarardık da, sarası yani işte bilmezler, Efendimizin şeyinde numune hasanmazen'de, dokuz yüz yetmiş beşte parlementellerden birisi, Cemal, Cebeci. Böyle efendimiz genç görünüyor tabii, aynı yaşta bende ama o yaşlı görünüyor. Efendimizin elini öpmüş. Hastane personeli görenler demişler, ya nasıl oluyor işte yaşlıca adam genç bir kimsenin yerini yok, bulmak mı, ne biçimmiş demişler. Bir türlü gönüllerine muvafık düşmemiş üstadımıza gelmişler. Buna feraset dediler. Yani feraset kerametten düşkündür. Gelmişler, efendim işte, hocam demişler, efendim işte, hocam demişler, halbuki bir bankanın diresine efendim diyor. Ya sultanım da dedi. Hay Allah. Canımız da feda değil mi bu?
Şimdi, dedim ki hocam, o senden ilaç sırıtmaz oldu, elinizi yok, onu anlayamadım. Demiş ki o parlamenterlerden millete, yarın oy toplayacak. Biz de çok uykusuzlu bir kimseyiz. Oyumuzu şuraya atın dediğimiz zaman hep oraya atarlar. A, hocam anlayamadık, onu mu çıktın, demişler. Bu büyük bir anlayış. Bakın, Sami Menderes bu sıkıntılı bir zamanda aslında sıkıntı yok diye bir zaman yok. Ne sıkıntısı? Müslümanlardan hiçbir sıkıntı gelmez. Allah'tan korkan kimseye hiçbir sıkıntı gelmez. O çok hengamiyeti böyle vermiş insanların yerde. Sami ve Yunus Hazretleri'yle görüşmüş. Mübarek elini bükme şuyla tutun ayağını öpe, bastı yiyin tepe üstlersiniz. Sadece bir tokalaşmış. Böyle bir memnun olmuş ki böyle sıkıntılı bir zamanda belli etmemek için efendime bir sıkıntı gelmesin. Bu bir anlayıştır efendim. Bu kalpteki nur ile olur. İnşallah bak derslerimizi çekiyoruz.
İyi dikkat edin, istiğfarımıza okurken böyle gözyaşleriyle. Efendim, gözümden yaş pişmanlık duyarım. Yaptığımız hatalardan, Allah'ım benim bağışla diyerek böyle candan. Tevidimiz de öyle. Salalü selam da öyle. Ölüm tefekkürü biraz daha derin düşünürüz. Ananı düşünür, babanı düşünür.