Vaktin Değeri ve Ahiret Tarlası kaydında Hefuzul evkat. Bir kere vakitleri korumak. Bu çok önemli zaten. Bu hayat hakkı diyoruz ya, bir defa birden ikinci bir hakkımız yok bizim. Bazen misal veriyoruz, siz de biliyorsunuz. Diyoruz ki bir süreç var üniversite imtihanlarında, diğer durumlar da olabilir, belli bir süreç, ondan sonra imtihanı tahmin ettiler. Eğer çalışmazsak,…
Hefuzul evkat. Bir kere vakitleri korumak. Bu çok önemli zaten. Bu hayat hakkı diyoruz ya, bir defa birden ikinci bir hakkımız yok bizim. Bazen misal veriyoruz, siz de biliyorsunuz. Diyoruz ki bir süreç var üniversite imtihanlarında, diğer durumlar da olabilir, belli bir süreç, ondan sonra imtihanı tahmin ettiler. Eğer çalışmazsak, girdiğimiz imtihanda elbette başarılı olunmaz. Ondan sonra da Eyvah demenin bir faydası olmaz. Şimdi bu dünya, amel dünyası. Burada çalışacağız biz ki, orada meyvesini toplayabilelim. Bunun için Hadis-i Şerif olarak beyan buldu. Bu dünya ahiretin tarlasıdır, denir. Bu dünya ahiretin tarlası. Mesela ektiği, ciddi çok sağlıklı olursa, bakımlı olursa kişi hasat gününde elbette ki memnun olur, mesul olur, ona göre kazanç olur. Ebdünya mezraatü'l-Ahirah Şimdi burada biz, ekin tarzası gibi şu dünyayı çalışacağız. Allah'ımızın emrettikleri, neye yettikleri neyse.
Vakti muhafaza etmek bu çok önemli. Vakti korumak. Bir Ayet-i celile var, Kasas suresinde. Bu dünyadan da nasibini unutma. Buna bazı fesirini nizam, hazıratı, kefendir diyorlar. Bu dünyadan alacağınız nasibinin bir kefendir diyor. Gerçekten öyle. Diyelim çok varlıklı insanların da itaatine şahit oluyoruz Fakat, yanına hiçbir dünya malından iş koymuyor. Ne yaptıysa bu. Bunu bize en güzel hatırlatacak olan yatak. Şimdi, büyüklerimiz buyururlar ki yatarken ama abdestli yattı eğer kılabilirseniz, okuldan geldiğinde çok şükür ki üstadımız söylemiş o söyledikleri insana çok faydalı oluyor Bir de onlar söylediği zaman içine yazılı gibi oluyor Öyle ki eğer namaz kılarsan yapmadın önce günahları sinerler küçük günahları Unutmuyorum böyle bir Gevradeskarı okurduk işte Allah'ımız kabul buyursun daha ziyade buyururdu iki rekat namaz kılınıyorsa o günahların temizlenmesinde daha faydalıdır diye.
Böyle yaptığımızda diyeceğini düşünün. Şimdi yatıyoruz yani, orayı kabul ettiğimizde, kabul olarak Allah Ne yaptıysak bunun için buyuruyor ki kişi doğduğu günden itibaren öldüğü zamana kadar başını sevdirmasa, gerçekten öyle gelip düşünecek olursak, demin düşününce, düşünürsek diyecekmiş ki daha taat yapsaydın. Çünkü geçiyor. Şimdi, şu anda elimizde ne varsa? Bundan dolayı büyüklerimiz yine diyorlar ki Alev annemiz diye hatırlıyorum, radiyallahu anh, benim diyor, bir nefes, ömrümden bir nefes kalsa istiğfar okurum. Elhamdülillah, gerçekten. Şimdi biz elhamdülillah, şöyle baktık, kardeşlerimiz, tarika talih edelim. Şükür, girmişiz bu durumdan. Tam yapamazsak bile, tam yapamazdık belli zaten. Yapamazsak bile, şimdi çıtayı aşağıya göre tutarsak, bu Resulullah'ın Adeti Muhammediyesine sayıyor. Çünkü kendimizden aşağıya, bünyebi yönden bakacağız. Uhrevi yönden, A'rafam-ı ilahiye bakacağız.
Vaktin Değeri ve Ahiret Tarlası kaydında Hefuzul evkat. Bir kere vakitleri korumak. Bu çok önemli zaten. Bu hayat hakkı diyoruz ya, bir defa birden ikinci bir hakkımız yok bizim. Bazen misal veriyoruz, siz de biliyorsunuz. Diyoruz ki bir süreç var üniversite imtihanlarında, diğer durumlar da olabilir, belli bir süreç, ondan sonra imtihanı tahmin ettiler. Eğer çalışmazsak,…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 10 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Onun için, işte, şuna göre iyiyiz, buna göre iyiyiz değil. Acaba, o Ehlullah'a göre nasılız? Bir ayeti Cemile hususen özellikle aldım. O da ilimde derinleşen husus sahibi ulema-yı kiram aldı. Buradan dört tane şey, bir vardı, onu aradım, bulamadım. Mı bunları arayacağız yoksa biz genç gibiler kimselere uyarsak bunlar Cuma namazının farzını kılar bir kız, hepsini demiyorum sünnetlerini de evre kılar geçer gider Ama mürşid-i kamillerimize bakarsak Hasan Hocamız Efendimiz hakkında bir şey konuştu Dedi ki O dedi müsteha böyle günde hoş bir farız gibi yapışırdı Efendimiz dedi Bunlar bize lazım Yoksa, o kadar geldik etmem, bu kadar da olur, böyle de olur Allah korusun, o zaman bulaşıklığa erişiniz Bulabilirsem size, buradan bulmaya çalışayım. Biraz uğraştım çünkü Allah'ımız zayi etmesin. Evet.
MEM-ber-WAT- Yemiyim Böyle yeminin de doğru şey değil Zaten, yemeğini doğru yere bile yapmazlar onlar. Alıştırmamak için kendilerini. Ve SADA'da isteyen, dilleri de düzgün. Desteklarına galiyor. Kalpleri de nurlu. Ve affebaknım. Namusları da temiz. Öffherkü, evet, temiz, diyor mu? Öffher. Fedailiker rasusu fiil ayn. Başka da devam eder. Bir de şeyi aldım. Bu kendi tarafımızdan ilim verdiğimiz Hızır Aleyhisselam'la Musa Aleyhisselam'ın buluşmasını tefsirlerde O da çok önemli tefsirler Hızır Aleyhisselam diyor hakkında Hadis-i Şerif'te var. Olabilirsen burada, Ebu Hüreyre Hazretleri'ne rivayet ediliyor. Dedim, Kafalarımızı bulandırmayalım ama evliyaullah ne diyorsa o. Onun için ilimde rüsuh sahibi böyle mutmainne sıfatına girmiş kimseler önemli. Yoksa biz, Allah korusun, şaşırır gideriz. Bakarsınız, onun etiketine bakarsınız. Poşendir, profiltir, bilmem filan der, Allah korusun.
O doçent, bu profle, Hasan hocamızın, İpek hocamızın, dizinin dibinde talebe gibi kalırlardı. Okuyorum, Böyle bunu bir yere oturduğu zaman orayı işe verilmiş. Birkaç yalan daha Zil şerif var. Şimdi ibadetlerinin güzeli, bu çok önemli bir tabir bundan geçen bir insan Vaktimizi holebilmek, şu nefesi boşa harcamamak çok kıymetli. Şimdi, vaktini zayi etmiyor. Vaktini, hatta zamana hükmedecek halimiz olmalı. Yani zaman bizi delirtmemeli. Zaman bizi delirtmemeli. Çünkü, aynen değirmen taşı gibi, o iki eski değirmenlere göre, o taşın birisi giden biri gündüz. O çuvaldan boşaltılan buğdayda ömrümüzdür bizim. O iki taş arasında gece ile gündüz arasında ömrümüz koyun geliyor. Biz böyle olmayalım. Biz ne yapalım? Biz o vaktimizi nuru geçirmeye, faydamıza nasıl elde edebiliriz? Nasıl bu zamanı, bu zamanı en güzel şekilde kullanabiliriz ona bakacağız.
Çünkü küçük bir fırsat, küçük bir nimet zaten geçen geçmiştir. Şimdi çok hoşuma geliyor. Size belki okudum veya okumadım. Birat kabilesinden, bu Ukkaz şeyinde Ukaz, Ukaz elinde. O panayırda adını hatırlayamadım. Mi? Hut Bey'i daha iyi olur mu? Var mı? İsmini çıkaramadım. Efendimiz de o Hut Bey'i dinliyoruz. Daha yaş itibariyle çocuk diyemem Peygamberimize zannediyorlar sen. Küçük yaşta da diyemem ona. Dinliyor, sıddık ağza biraz daha iki yaş menem büyük. O tamamen muhafaza elbisede. Kus bin Said'de, onun hutbesinde çok güzel oldu be. O diyor, saraylar, Kuranlar, şimdi yerlerini köpekler bekliyor diyor. Her yeni eski. Ondan sonra, geçen gün geçmiştir. Bir daha gelmez. Hatta orada ölüm ırmağına göre insan, Ölüm ırmağı, böyle denize kavuştuğu zaman çıkarmanın imkanı olmaz. İşte bu başımıza gelmeden, şuradan ne yapabilirsek?
Bir kimseye biraz üzüldüm önce, gençken bazı sözler insanın zoruna da gidiyor. Sana efendim ben gülüm, yalnız ki Efendimiz olur mu, Efendimiz başkaydı, onda değil de Efendimiz ahsen, ahsen, Efdam, müstesna artık çünkü böldüğüm için biliyorum. Dedi, beni konuşturmadı. Çünkü genç olunca biraz tehdit ediyor insanlar, konuşturmayacak bir şey yok. Getirmişim Efendimizin bir hediye veriyorum. Sonra haklı olduğumdan biliyorum. Demek ki vaktimi hiç boşa harcamak istemiyorum. Doktor Mehmet Dindi bu adam adı zanverinde, o biraz yakın olduğunu duydum, bilemiyorum, kesin. O muayene derdi efendim, insan O muayenesinde bir tane koymuş muydu Mustafa? Hı? Evet. Şimdi, o muayenesinde diyor ki Efendimin diyor, Rahmetaten müşahedeye eyuzade. Yine de diyor, diri kılmıyor diyor. Öyle Zikullah ile meşgul diye anlatmış. Vakitlerini hiç boşa geçemiyorlar.
Hemen efendim, özür dilerim bir iznine, bu evden şu bahçeye kadar, bugüne kadar, demek ki, sıkıldı o zaman, mahalle bir başkaydı, bu Murat oldu, neredeyse olmaz olsun o moda. Efendimiz gibi uyuyacak bir önder, nerede bulacağız? Şeyi açanlar, Radyoyu, o da çalgılar neler, pencerenin önüne korlar, bu bir moda değil oldu, hepsi değil bu, kollardı. Hem de pencerenin iyice önüne minnet tattırıyorsun. Sonra acayip dövüşler olur, kadınlar birbirine girer. O, yazma diyoruz ya biz, onlar Al-Kaan içinde olurdu Dövüşülerdi birbirlerine, Türksuz dövüşler olurdu Minnak filan Hepsi değil de biliyorsunuz ki Efendimiz bundan rahatsız diyordu Zaten bu devir yaptırmanızın sebebi de o 0. Tabi siz rahat geliyorsunuz. O zaman, Deveköyleri İhvanları diyorlar ki, Onlar gazidir ha. Gazi meclis diyorlar ya, gazi, Deveköylüler, Demişler, Efendim, başımız, Gayri topundan kurtulsun, bir yer yapalım size, dedi.
İnanın gelirler, şu Adet olan yoldan gelemezlerdi. Mahrap diye kokurlar, onu, o şaldan böyle gelirler. Üni yapıldı, dedem bu ihvanlarına böyle, aynı zihniyete aynı, Cehennem zihniyet, aynı! Çok dayak atanlarmış, ihvanlarını da deneme. Onlar da hediye olarak kavurma getiriyor. Mısır patlağı var ya Onun ceplerinden alıyorlar. Yani şimdi çok rahatız biz. Ama bunun bir bedeli de var. Ona göre Gayret edeceğiz, çaba göstereceğiniz Canımızı dişimize takacağız Burada daim ve kahin olacağız Allah'ın izniyle. Bak, geçen Adem olsa bilecek de anlatırız Adem de, ben çıktım bir dışarıya da. Adem dedim, yolumuza sahip olalım. Adem dedim. Adem ben bayılacağım diyor. Yolumuzun sadakatini gördüm diyor. Elhamdülillah, sakın sarılırım. Siz sarıldın bunu başkalarına da size gelir elhamdülillah. Siz dedim bu güzellik nereden geliyor dediler.
Siz de burayı söylersiniz efendimizi çoğalır, bu Deleköy de Gazi Deleköy var ya, onlar çoğu sıkıntı çekmiyor. Dinsiz, ağrısız maymun Sizin hürmetinize yiyin için Komşusuz demiş ki Ne oldu sana Mehmet Ağa? Demiş. Tahtım küfrediyordum demiş. Akildan hayvanları çıkarırken Şimdi ne oldu böyle mübarek hayvanlarını diyordu? Şu dağı aşarsan görün dedi. Efendimizi söylüyor. Sonra mücadeleye gitmişler, üç ay adam buraya gelememiş, canı bir rüya bir Demişler birden gelemem burada Hacak-ı Rahman Efendimiz var O da ona hiç sürmezmiş Fakat onların izin anlayınca da gelemeyecek Dayanamıyor Kapısının önünden sekiz-dokuz defa geçmiş içeri giremiyormuş Onlar babalarına ağa dediler. Ağa demişler. Yavrular, öyle evimiz için yanıyor. Öyle zorluklar da gelmiştir. Şimdi, Alperen yana. Hala ya da O sıkıntıya girilmez olmak aynısını istiyorlar. Yanıl tutuşuyorlar en iyisi, görüyorsunuz işte.
Şimdi, bakın İpi bazen gevşetirler Ama bir zaman geldi mi de sıkar. İnşallah sıkma fırsatını Allah'ımız bunlara vermesin. Cenabı hak korusun. Tabir insanlarımız görmediğinden şaşırıyor. Çünkü insanlık şaşırttı. Gençlerimizin durumu ne? Çok acayip! Bütün onu biraz anlatmıştık. Belki siz şahitsiniz. Bu dünya sarhoşlarımız var. Şeytanın ivasıyla sarmış olanlarımız var. Nefsin heva, istek arzularıyla. Bunun yanında ben saymayın bunları. Elimde kayıtlı var. Ceza yillarında, bin kişinin altı yüz kişisi, antolojisi, hep bu uyuşturucu mütelası ve çok değişik meydana gelmiş. Şeyi yeni duydum, ampulsiz duydunuz mu? Regaip? Regaip mi bu halayı? Regaip kim? Birbirinizi çok beğenerek, karıştırıyoruz biz. Buradan değil mi? Kuran ampulü duydunuz mu? Bu bir iletişim aslında Vücutta çok büyük bir enerji meydana getirip, bu soğuk topluyor bile, iki gün, üç gün sonra da küçük işler dökülüyor.
Maalesef bunu geliyorlar. Okul uzayı bir kardeşimiz vardı, bizim kardeşi için çok dertleniyordu, şeyi parçalandı onu, böbrekleri bilmem planları, azar azar almak suretiyle, şimdi böyle ne oluyor? Böyle kendilerinden geçiyorlar, sarhoş oluyorlar. Mesela Sahnedeki on demem, ismini bile hatırlamalıyız. Onları sarhoş oluyorlar, bayılıyorlar, ambulanslar dışarıda bekliyor. Diyorum ki biz neden Kuran-ı Azimüşşan ile ilahi bir sarhoşluk yaşayamıyoruz? Hz. Ömer Radıyallahu Anh'ı bir ayeti celile dinledi. O ayeti ille dinledi, kendinden geçti, bayıldı. Böyle örtülerin arasında götürdüler hanesine. Günlerce Ashab-ı Müziği, geçmiş olsun, yarın ver dedi. Kuran-ı Azimüşşan onları mal dinledi. Bir Hz. Ali, Muharrem'nin birinde oktan, şöyle bir parça ayağına battı. Onu çıkarmak kolay değil.
Şimdi bir dişinde dahi, hemen oraya Molfin'le, bilmem bilenler, incitilmesin diye, rahat alınsın diye, neden uygulanıyor? Ben bizi namaza durduğum zaman, namaz onları uyuşturuyordu. Diyorum ki biz de zıtullah ile, ibadetle, taatle, rabıtalarla, murakıbelerle kendimizden geçirelim. Gerçi kendimizden geçirmezler. Bu can olursa başımızda, bir cinnetarı, tutarlar bunlar da. De. Efendimiz bir gün dedi ki kendisi için bir küçük oda yaptırdı, Zikrullah için, böyle yalnız, hallet kalayım diye Düşersen dedi, korkmayın dedi. O füyuzatı ilahiler, belki de ben yan tarafıma düşebilirim diye. Sonra bunları bak sarhoş oldukları hep kendilerini helake hükmederler Mahvediyor Mesela Şahını Çimen, Kaltes Allah-ı Basri Hazretleri huzurunda Müridin gibi kendinden geçti. Aynı alemi var, dolayı, dolayı. Bu bir mürit yaşar mı? Aynen, suyun üzerindeki bir saman çöpü gibi kalır. Ama ona doyulmaz.
Zaten onlar, kendinden geçmek için bu fiile giriyorlar. Bir günlük, bir haftalık, on beş günlük, bir aylık kendisinden geceleri ilaçlar kullanıyorlar. Niye? Kendimizi unutalım diye. Sonradan, makbulum, helak oluyorlar. Hastanelere düşüyorlar tedavi için, ama bu manevi halde, ilahi bir haz, gönlünde bir nur meydana geliyor, takip edilmez. Şahanlaşma endemizin huzurunda müridin birisi rabıta halindeyken bu vahim halinin halimi yaşat. Kendinden geçti. Derhal buyurdu. Bizi bırak Allah'a diyor. Rabıta halinde buyurdu. Bize rabıta değil aman daha, arşı azama kadar yok bil kalbimi aç arşı azama diye. Ne büyük bir isim, ne büyük bir isim. Efendimiz bir gün, Aişe Sıddıka Valide'miz içeri girdi. Kimsin? Buyurdu. Aişe. Kim? Sıddıyıkın kızı. Sıddıyık kim deyince, çıkılırdı. Çünkü, Yiyim Allah'a ve haktır buyuruyor. Benim Allah ile bir varlık. Bunlar, emniyetten ilgili nedendi?
Sahada Efendimiz'le üst ağzımızı konuştular. Onun hakkında manevi tesisimiz diye geçti aralarında, dinlenelim. O bize geliyor. Fuzuat-ı İlahiyeden, ellerini böyle dizinin üzerine koyamazdı. Eli böyle kalkardım. Efendimiz onu ayırttırmış. Demiş Efendim, sen bu hali bilirdin niye beni ayırttırdın? Diye. Öyle bir numaranın ayrı olmuyor ki. Bunlar Ankara'da Basınevler diye bir yer var. Orada kadınlarda Ankara'ya gittiğinde ne Gülhane Para, Para, Ne Gençlik Parkı, Ne Şurası, Burak Hiç hoşuma gitmezdi. Hep basın evlerine gitsemdir, Sami Efendimiz de basın evlerindeki ihvanlarıma selam söyleyin diye, usul sonları anlıyor. Varımdım içlerine, Hep rabıta murakibe halinde, belki ayrılmak istemezdim. Hep bunları olmak isterdim. Oraya gidelim dedim. O zaman Rus aramalarda yoktu.
Böyle, belediyenin işte Nakit, arkaları, otobüsler, bunlar yine Giderdim oraya, aman, onların içinde bulunayım diye Bambaşka hal yaşandıdı da İnsan da sirayettiriyor, onların yaşatıyor o güzel hal. Mesela, şimdi insanlarımız böyle Yaşlılarımız diyordu da bak bozulmaya başladı. Yaşlılarımız da bozulmuyor. Niye? O niyesi Biliyorsunuz artık. O elde kullanılan aletlerle, hayal aleminde yaşanıyorsun. Başkalarının hayatı hayat haline getirin. Adana'da, on beş gün efendimiz, hayırlı kimselerle bulunmuş da uyumadık dedi. İlahi bir hal bizi uyutmadı. Uykunun hiç dedi uykuya gerek kalmadı. Hiç de sıkıntı çekmemişler yani, Uyukumuz, uyumadık diyen hep sıkıntı olmamış. Vaktini, Allah'ımızın dışında bir şeyle geçirmiyor. Ondan sonra, ve le nurakibe, gayile Rabbimizi dışında hiçbir şeyde de gözetlemesi, bilmem filan yok. Allah'ımızın koymuş olduğu sınırı da geçmiyorlar. Hatta, Altın etti.
Buyuruyor ki İnsanlarla oturduğun zaman kalbin ile nefsin ile de hürmetçü olun, nasihatçi olun. Yani bu kalplerindeki ilahi güzellik, etrafına da sirayet ediyor. Bir hoca anlattı bize, Ben diyor, Tarikat-ı Aliye, N-dört de bile girmiş Bir kimse daha diyor, dahil oldu ama çok aşkındır diyor. Böyle rabıtaya vurdu mu diyor. Ben yanında bulunurdum bazen diyor. Onun kalbindeki diyor, o Fuzuatı İlahiyeden böyle bir kova benim kalbime döküldüdü diyor. Huzurlu olduğu zaman ünlü olur. Evet ve aynen dikkat etmek. Veli nefsi kendisine, kendisi başlarına toplayan, toplananlardan dolayı da, böyle bir gurura kapılmıyor. Çünkü Allah, huzur-ül Celal içimizde görür, dışımız görür. Gayrı İbrahim, riayet etmek, dikkat etmek, elimizden geldiği kadar, vaktimizde emri ilahiye, bu bize murakabeyi, hasıile ediyor. Murakabe de, içimizin samimiyetine vesile oluyor, İçimizin ve dışımızın.
Şurayı da deyin, siz biraz efendi devam edersiniz. Şu ömür, bizde bulunduğu sürece, halkın bizi gözettilerdiğinin şu umurunda olmak. Böyle olursa, kimse yanlışlık yapamaz zaten. Allah