Vakıa Suresi ve Kıyametin Esrarı kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Vakıa Suresi Mekke'de inen ayeti celilelerden, kıyametin ahvalini ve insanların hallerini, insanların kaç sınıftan oluştuğunu, hayırlı kimselere verilecek mükafatları, cennetin maddi ve manevi nimetlerini, yine insanların üç sınıfa ayrıldığını, daha sonra asilerin,…
Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Vakıa Suresi Mekke'de inen ayeti celilelerden, kıyametin ahvalini ve insanların hallerini, insanların kaç sınıftan oluştuğunu, hayırlı kimselere verilecek mükafatları, cennetin maddi ve manevi nimetlerini, yine insanların üç sınıfa ayrıldığını, daha sonra asilerin, küfre girenlerin şiddetini, sıkıntısını, daha sonra da Cenabı hak azametini, kitabı Kerim'in ulviyetini bildirir, bu sure-i celile-i cemilide. Kıyamet koptuğu zaman, Artık kıyametin kopuşuyla daha evvel onun huzurunu inkar eden insanlar, had'iyen yalanlayamazlar. Çünkü başlarına geliyor. Bu sure hakkında, İbn-i Hatiyye, Rüvian rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemden nehu gal, mendeme ala kıraati suretil vakiah, lem yifte bil ebede. Kim bu Vakıa suresini okumaya devam edecek olursa, o had'iyyen fakirlik görmez.
Osman Uzinnureyn radıyallahu anh Hazretleri, İbni Mesud radıyallahu anh'ın hastalık anında artık hastalığının da şiddetlendiği, ölüm halinin zuhur edeceği anda ziyaretine vardı. Kendisine yardım edeceğini, evladı i'yaline bakacağını söyleyince, Dedi ki ben Rasulullah'tan duydum. Buyurdular ki kim Vakıa suresini okursa, ona katiyen fakirlik, yoksulluk gelmez. Ben çocuklarıma Vakıa suresini öğrettim. Onlar Vakıa Suresi'ni okuyacaklar. Rasulullah da böyle buyuruyor Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem. Onlar fakirlik görmezsen endişe etme dedi. Hafi Vatan Rafiah Mevla-yı Zülcelal'imiz buyuruyor ki, o alçaltıcı yükselticidir. Bu ne demek? Bu şu, kıyametin ahvalini, ondan sonra zuhur edecek bütün durumları, inkar eden kimseler ateşe gireceklerdir inkarlarının neticesi.
Şimdi çeşitli hizahlar yapılmış ama müfessirini hızam bu noktada bir araya gelmiş, buyuruyorlar ki kim kıyameti onun şiddetini, ölüm halini, kabirdeki su halini, hangi sıfatta kalkılacağını, defteri, mizanı, sıratı, mahşeri, cenneti cehennemi. İnkar eden kimselerin ateşe gideceğini, inkar etmeyip de bunu Kuran-ı Azimüşşan bize bildiriyor. Resulullah da haber veriyor. Zaten Kuran ona inmiyor. Aman bugün için hazırlık yapalım. Bu bela, bu sıkıntı, bu meşakkat, çünkü büyük bir hadise, onu Rabbimizi celalimiz zikrediyor Kuran-ı Kerim'de. Çalışalım, gayret gösterelim aman ha emri ilahiye riayet edelim diyen kimselerin de derecelere erişeceği, manevi derecelere gireceği ve cennete gireceğinin vaadi vardır. O kıyamet avarinden anlatırken ashable, ive hucreti'l-Erduracça hurrife tahliyken şediden. Öyle olacak ki her şey altüst olacak.
Allah korusun, bir eve tahribat kalıbından bırakılacak olsa, nasıl ki altı üstüne geliyorsa, bununla dahi ifade edilemeyecek derecede her şey yok olacak, mahvolup gidecek. Gizem, ruhçe, din, arduuretçe. Artık yeryüzü tamamen birbirine karıştığı zaman. Ve büssetin cibelu besse, bunda ve dağlar parçalandığı zaman bunu ifade giderken, un haline geleceği bahis buyurulmakta. Dağların da diğer Vakıa Suresi'nde geçtiği gibi, Garya Suresi'nde de anlatıldığı gibi o da kıyamet ahvalini bildirir. Aynen pamukların havada uçuştuğu gibi, dağların toz duman olduğu zaman, en güzel ifade de bu. Diğer Nebe suresinde de geçtiği üzere ve suyiratilcibe dağlar yürütüldüğü zaman. Artık bu dağların yürütülmesi değil, toz duman olun bir un haline geliyor. O koskoca dediğimiz, işlemeyen yüksek dağların böyle olacağı kıyamet gününde haber verilmekte. Öyle olacak ki, hebeen ubar, tuz olacak.
Vakıa Suresi ve Kıyametin Esrarı kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Vakıa Suresi Mekke'de inen ayeti celilelerden, kıyametin ahvalini ve insanların hallerini, insanların kaç sınıftan oluştuğunu, hayırlı kimselere verilecek mükafatları, cennetin maddi ve manevi nimetlerini, yine insanların üç sınıfa ayrıldığını, daha sonra asilerin,…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 19 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Münbetse, böyle yayılmış, münteşira, müteferri gal filheve, semada böyle uçuşan rüzgarla tuz, duman gibi olacaktır. Böyle fırtınalı bir havai düşünecek olursak, çok rüzgarlı bir havai bazen doluyor. Göz gözü görmez hale geliyor. Bazen kum tipilerinde görülür. İşte tozlu, topraklı yerlerde de görürsünüz. Aynen onun gibi dağlar toz duman olacaktır. Veküntüm insanlar da ezvacen sınıf sınıf olacak. Hele de sınıfani filcenne ve sınıfın findar. Sınıfani filcenne bir sınıf vardır ki onlar cennet yaranı olacak. Onlar iman etmek isterim. Gelen peygamberlere kulak vermişler, semiana ve apana demişler. İşittik ve itaat ettik demişler. Rivayet etmişler. Semina ve asaynna duyduk ama isyan ettik diyenler de ve sınıfunna, onlar da ateş yaranı olacaklardır. Feesabul meymene, bu hayırlı sınıftan birisi sahifelerini, defterlerini sağ taraftan alan kimselerdir.
Ashabul Meymen'e, Kuran-ı Kerim'in ifadesiyle hayırlı kimseler, müminler, defterlerini sağ tarafından alacak kişilerdir. Ma ashabul meymene bunun tekrar ifade edilmesi onların şerefini bildiriyor. Ashabı yemin cennet ehli onlar. Ne ashabıl meymune, ne mutludur onlara. Ne kadar güzel insanlar, ne kadar hayırlı kişiler. Onlar vasfedilmiş oluyor, onların şanı bildiriliyor. Nasıl ki İslam'ın el-habka küm el-habka, yine kıyamet, o günün şiddeti bildirildiği gibi ikinci ifade edişte, onun dehşeti haber veriliyor. Bu tekittir aslında. Ma fe ashabul meymene, ma ashabul meymene, o cennet yaranı, öyle mutlu, öyle kutlu, öyle hayırlı kimselerdir ki ve Kuran-ı Kerim de devamında onlara verilecek nimetten de bahis buyurulacak. Onları da defterlerini sol taraftan alarak kimseler. Bunlar da neden böyle, nedir bunlar?
Tacibü min halim milfazlıya, onların çok sıkıntılı anı, feza derler de feza, derdi, fezası, şiddeti, sıkıntısı arttı derler sıkıntılı, dehşetli, meşakkatli kimselerdir onlar. Birincisi ve ashabü'l menzileti seniyye. Ashabü'l yemin, öğlen, hayırlı yerlerde bulunan kimseler ve ashabü'l menzileti deniyyeti'l-hasize. Artık bir diğeri de aşağı mekanlardadır. İmamı Kuşeyvi Hazretleri, Ashabü'l Meymen'e, şu cennet yaranı olan kimseler, Artık bu cennet yaranı olan ashabul yemin, Adem Aleyhisselam'ın sağ tarafında bulunan kimselerdir. Tabii biz onun zürriyetinden geliyoruz ya, bütün insanlar onun bel kısmında, zerreler halinde mevcut. Hayırlı olan kimseler onun sağ tarafında, şerli olan kimseler de sol tarafındadır. Bunu efendimiz aleyhissalatü vesselam Miraç hadisesinde gördüler. Sağ tarafına bakıp sevindiğini, sol tarafına bakıp üzüldüğünü.
Bunun sebebi nedir deyince, sağ tarafında olanların cennet yarağını, sol tarafında oturanların da ateş ehli oldukları haber verilmektedir. Buna bir işaret edilmiş oluyor. Ve sabibun esabibun, bu hayırlı zümreye gelince, bunlar kimlerdir denirse, tabii hümül ledine sebaku ilel iman imanda öncü olan kimselerdir. Haydi Allah'a, resulüne, getirdiklerine iman ettiğindiği zaman, derhal tereddütsüz, canı gönülden teslim olan kimselerdir. Şimdi, sabitun deyince bu hayırlı kimseler ve muhacir ve ensardan, Allah'ın resulünün davetine ilk icabet eden kimselerdir. Burada mes sabikun denir ya üç sınıfa ayırdı. Bir sağından defterini alan cenneteğini, solundan defterine alan cehennem yaranı, bir de sabikun o mutlu insanlar, hayırlı insanlar. Neymiş? Muhacir ve ensar cemaati cemaatinde olan kimseler iman edenler demektir ve bir manaya göre de beş vakit namazını mescitte kılmaya çalışanlar.
Beş vakit namazlarını kılmak için yarışanlar, kuşanlar diyeceğiz de tabii bu anlama gelir. Mescide gelirken vakarla gelinir. Aman ha yetişeyim diye böyle süratli bir şekilde koşar adımlarına değil tabii, bir vakarla gelinir. Ve bill yine bir manaya göre el müsariune fil hayrat, hayırlı işlerde öncü olan kimseler. Mesela diyelim ki bir hastanın, ilaç alamayan bir hastanın, hastane masraflarını görmek için. Diyelim yavrularını okutuyor. Fakat bunun okul masraflarını göremiyor. Bu ihtiyacını karşılamak için. Sokakta rezil olan, kötü alışkanlıkların içerisinde vakit geçiren, yavruların kurtulması için, Daha başka birçok hizmetlerde yardımcı olabilmek için hayra koşan kimseler. Ve bu hayırda, veren el olmaya çalışıyor. Veren el olmaya çalışıyor. İşte bunlar sabitun, çünkü veriyor. Eliyle veriyor. Elinin emeklerini ortaya koyuyor. Diyor ki bu hayırlı bir hizmettir.
Bu hayırlı olan hizmette sizin de katkılarınız olsun. Gecesini gündüzüne katıyor. Elinin emeği, gözünün nurunu ortaya koyuyor. Hangi iş olursa olsun ama hayırlı işler olması gerekir. Bunda ileri olan kişiler bunlar demek karşılıksız kalmıyor. Allah'ımız sabitun diye ifade buyuruluyor. Bir hayır çarşısı vurmuş. Bununla hizmet etmek istiyorum. İçinde bir dert. İnsanların ıstırabını gönlünde duyuyor. Batıda bir müminin esareti doğudakini, doğudaki bir müminin esaretini, batıdakini rencide ediyor. İnsanların huzur içerisinde olmaları, Mevla'yı bulmaları için gayret gösteriyor. Ve sabi bu. El musaluni fi li hayra hayırlı işlerde koşuyor. Allah korusun bir de Ma'un suresinde geçer Risale-i Nur hayırdan men ediyor. İşte yapıyor bir hizmet. Allah için bir hizmet yapıyor. Bir diğeri de ona tapoz olmaya çalışıyor. Bu tapozları Cenabı Hak bize, Gaf suresinde de haber buyuruyor.
Haber Cenabı hak bildiriyor. Hayırdan menti de kişiler olarak Rabbi Zülcelal'imiz bildiriyor. Cenabı Hak cümlemizi muhafaza buyursun, bunlar küfür ehli kimselerdir. Menna bin lilhayri mutebin müri, Rabbi Zülcelal'imiz. Bunlar hayrat-ı tun ısıyla engel olan ilçelerdir. İşte yapıyor, kimse hayır yapıyor. Engel olma, yürüsün. İşte oğlun var, hızın var, gelenin var, geçimin var deyip engel. Bu hayırlı bir kimsenin işareti değildir. Ne olur? Koşulur. Hani hayırda kim öncü oluyorsa ona ne olur? Beste buluruz Allah için. Aman ha, bizim de bir hakkımız olsun. Duyuyoruz ya Tebük Seferleri'ni efendimizin sallallahu aleyhi ve sellem, muharebelerinde. Malını ol bulduğu gibi ortaya koyan da var ama hiçbir şeyi yok. Bir de ekmek parçasını koyan da var. O ekmek parçasını koyan Allah'ımızın tebrikine, Allah'ımızın övgüsüne mazhar olur. Hiçbir kimsesi yok, yardım edecek elinde hiçbir maddi.
Ne parası var ne pulu var, yok. Ama yavrusunun elinden tutmuş, Resulullah'a hizmet için getirilmiş. Bu gibi işlerde, hayırda koşan kimseler ve tah ki Nefsinin zorluklarına, nefis günümüze birçok zorluklar kork koymaz değil. Mesela gireceğiz, deriz ki daha namaza var oturalım. Şu işimiz var, görelim. Başka engeller çıkartır ha çıkartır. Şeytan zaten devamlı meşgul olurdu, oyalardı. Nefis onu yaptırmaya çalıştı. Nefis onu yapmakla o kimseyi şiddetle sıkıntı içerisinde kur. Bütün bunlara rağmen, nefsiyle cihad eden ve bütün kim kimseler? Sonra da diyor, müşahede makamına doğru yürüyenler, hakikati olduğu gibi yürenler. Bunlar kimlerdir? Bunlar hayırlı zümrelerdir. Yine en güzel izah ulema-i Kiramızın ifadesidir. Ey Bunlar ileride olanlar, Allahü Zülcelal'e Allah'ımızın kendisine yaklaştırdığı kimselerdir. Çünkü kişi kendi eliyle o yakınlığı temin edemez. Buna da işaret var.
Bu şu, Allah'ımızın yardımıyla, gücüyle, kuvvetiyle, ihsanıyla, ikramıyla ona yakın olurlar. Allah'ımız onların güzelliklerini ifade buyuruyor. Bu derecelere gelişen kimseler başta o muharrebum diye vasfirler, enbiyayı uzamdır, enbiyadır. Sonra onların yolunu takip eden kişilerdir. Onlar Firdevs cennetinde olacaklardır. Bu Allah'ımıza yaklaştırılmış, kendisine yakın kıldığı kullarının mekanları, yerleridir. Buraya kadar geldikten sonra bu mübarek zat ulemayı kiramdan tahkik ehli, şu şekilde de derin manalarına inerek bize hakikatleri duyuruyor. El-İşare diye bir bölüm. Şimdi, Allahü Zülcelal'e dönen kişiler celle celaluhu, Rabbimize dönmüş. Halıkül Lemyezel'e, kalbi, gönlü tamamen yönelmiş. Buradaki müteveccihin derken böyle bir tarafıyla değil, her tarafıyla dönmüş.
Öyle ki gönlünde işte benim şu işim vardı, şunları yapacaktım, şunları edecektim, bu işi yaptığında acaba şöyle bir faydam olur mu, olmaz mı? Bununla acaba gelirim ne olur benim? Ne diye? Bu kötü düşüncelerden tamamen uzak olduğu gibi Rabbi Zülcelal'imize teslim olmuş. Bunlar manevi ilim ve sırlara da nail olmuş ve bu sebeple ve bu sebeple Allah'ımızın nuru kalplerinde parlamaya başlamış. Derken, artık tam tahkik ehli, iç gözlerinin de basiret diye Kuran-ı Azimüşşan'da getir. Açılan bu mübarek insan diyor ki gönüllerinde Allah'ımızın nuru, iştirak eden, vuran kimseler, onlar tamamen kainatı terk ederler. Gönüllerinde zerre kadar bu dünyanın endişesi kalmaz. Hani böyle yer sarsıldığı zaman buyruluyor ya, onların gönüllerinde de nur-u ilahiyi parladığı zaman. Ne oluyor? Yer kıyamet koptuğu zaman birbirine karışıyor. Tamamen yok oluyor.
Bunların gönlünde de nuri ilahi parlamak suretiyle, nuri ilahi parlamak suretiyle, dünya diye hiçbir şey gönüllerinde kalıyor, zevzek kadar. Ama bugünün şartları içerisinde, bu dünyanın şartları içerisinde yaratıldığı için mutlak yiyecek, içecek, evlenecek, çoluğu çocuğu olacak, işi gücü meşgul olacak tabii. Bunları tek manasına değil, bunları ahirette kurtuluşumuza vesile olacak şekilde bulunuyor. Yoksa hep bırakmak değil mi? Bu çok yanlış. Bizim itikadımıza da uymaz zaten. Ne enbiyayı rızama uyar ne Evliyaullah'a ne de ulema-yı kiramın haline uymaz bunun. Uymaz bu. Hepsini dinimizin ölçüleri içerisinde yerine getirmeye çalışır. Ve yebga el hayyul gayyum vahte yalnız gönlünde hayy olan, hayat sahibi ve hayat veren ezeli ve ebedi bir mebu, Rabbi Zülcelal'imizin muhabbetinin dışında, onun gönlünde hiçbir duygu kalmaz. Ey taharrekat ve vavbarabed, bir menaziletil ahved.
Öyle ki arz sarsılıyor ya, bu arzın sarsılmasında, onların gönüllerinde, gönüllerinde derece ve makamlar getiriyor. Derece ve makamlar getiriyor. O derece ve makamlara geçişin, şimdi sıfatı ilahiyenin tecellisine mazhar oluyor. Bir sıfatı ilahiyenin tecelliyatına mazhar olduktan sonra ikinci bir esma I İlahiden, bir sıfatın tecellisine mazhar olmak bunlara ölüm gibi olur. Bunlar yaşar mı? Biz onları hasta zannederiz. Çok büyük dert elem çekiyor zannederiz ama bu manevi bir hastalığın içersin. Bu tarif gidemeyiz bunu. Bu makamları, bu halleri geçerler diyor. Ve büsretil cibel, el aklı minhu bessen. Şimdi o manevi halleri görüyorlar ya, öbür alemi seyrediyor artık, gayb alemi, ceberut alemi, lahut alemini ilahi alemleri. Seyre başlayınca, akıldan eser kalmıyor, akılsız değil ha. Tamamen teslim olmuş Mevla-yı Zülcelal'e bunu yaşıyorum.
Her şeyi unutuyorum, Mevla'dan başka bir düşünce kalmıyor. Bu akılsız, fikirsiz, düşüncesiz, ne yaptığını bilmez anlamına değil bu. Mevlana'mız buyuruyor ya, aklını Muhammed Mustafa'nın sallallahu aleyhi ve sellem yolunda kurban ettir. İşte bu. Bizim uğraştığımız, bir türlü anlayamadığımız konular bu. Ancak onlar anlatıyor bize bunu. İrfan nuru gönüllerinde doğunca bu hale gelirler. O nurun ışıkları artık gönüllerinde zuhur etmiştir. Onlar Şimdi biz cenneti kitaplardan okuyoruz, bakıyoruz. Fakat bir de maarif cenneti vardır. Şimdi cennet dediğimiz zaman cennet me'kulat ve mentuhat, daha çok yemeler, içmeler ve evlilik diyebiliriz biz. Fakat bunlar buna takılmıyor. Vakit olsa da size, bu cennet nimetlerinin neleri ifade ettiğini, yine ulema-i Kiram'mızın beyanıyla haber versek. Ve Naimüşşuhut, onlar Ehlullah ile buluşuyor. Onlar enbiyayı zamla buluşuyor.
Onlar Halıkı Lemyezel'in cemaliyle meşgul bulunmaktadırlar ve sabibun deyince, öyle bayağı basit kimse değil onlar. Onlar dünyada bunu zaten yaşamışlar. Onun hasreti içerisinde buluyor ve bu nimete de ebedi olarak geriyorlar. Büyük cemaat demek. İnsanlardan çok büyük bir topluluk. Bunlar ise son zamanda az kalan kişilerdir. Neden böyle diyeceksiniz? Bunu yine müfessirine uzan haber verirken, şu şekilde bir izah yapıyorlar. Muhammed ümmetinin ümmetinin ilk tebliğe ve davete başlayıp ve devamında çoğaldığı kimselerdir. Çokça bulunduğu kişilerdir. Ama ondan sonra azar düşüyor. Nasıl diyor? Şimdi diyeceksiniz ki o zaman ümmet-i Muhammed'in sayısı bu kadar mümkün değil. Şimdi milyarlarca. O zaman yüz bin, iki yüz bin. Şimdi ise milyarlarca. Gir. Neden böyle oluyor? O zaman çok oluyor da sonra azarıyor. Çünkü diyor, nebiler ahirete göçmüştür.
Bunu Efendimiz aleyhissalatü vesselamdan önceki devreden de katarak diyor ki evvelki cemaatin çokluğu, enbiyayı rızama da hitap eder, nebileri de kast eder. Çok olan kimseler, hayırda çok olan kimseler, nebilerdir. Ondan sonra, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemden sonra ne olmuştur? İçlerinden peygamberlik bitmiş artık. Peygamberimiz Katemin Elbiya, Nebilerin sonuncusu. E, kim var? Mezhep imamlarımız var. İmamı Azam, İmamı Şafii, Ahmet bin Hanbel, İmam Malik, Rahmetullah Aliyi, Mecmuit. Mezhepte müçtehid olanlar var. Ulema-ı Kiram var. Onların bir bir yeryüzünden çekilmeleriyle, ahirete göçmeleriyle aza düşmektedir, sahih çok. Efendimiz buyuruyor ya, sizin gönlünüze rehin girecek. Nedir vehim? Ölüm korkusu, yaşama arzusu çok olacaksınız. Ama selin önündeki süprüntüye döneceksiniz. Selin önündeki bir saman süprüntüsü gibi olacaksınız. Çok olacaksınız ama rehin gidecek içinize, rehin.
Nedir rehin? Yaşama arzusu, ölüm korkusu gidecek. Çok olacak sayın ama aynen çorbaya kaşıkların hücumu gibi düşman da tepenize devamlı inecek. Çünkü ölüm korkusu var içinizde, yaşama arzusu var, buyuruluyor. Hayırlı olan devir, benim devrim buyuruyor Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem. Saadet, asrın diyoruz ya, o asırdir. Sonra onu takip eden, daha sonra onu takip eden gittikçe düşüyor. Ondan dolayı, başta hayırlı insanların çok olduğu, ondan sonra da düşecek. Bu buyruluyor ya, kıyamet hayırlılar üzerine kopmaz. Onlar bir bir dünyadan çekilecek. Bir bir çekilecek. Hayırlı insanlar Cenabı hak kendi katını alacak. Ondan sonraki de değersiz olacak buyuruyor aleyhissalatü vesselam Efendimiz. Aynen hurmanın, hurmanın çekirdeği, arpanın hırığı gibi olacak insanlar, hiç değersiz olacak. İmanlarını maddeye satacaklar. İbadet ve taatlerini ziya ile yapacaklar.
Velhasıl tatları, tuzları, lezzetleri kalmayacak. Bundan murad buyuruyor. Aynen arz ettiğimiz gibi birinci olan geçmiş peygamberler ve onların ümmetleri. Ondan sonra da alimlerinin de, ariflerinin de, aşıklarının da, sadıklarının da bir bir ahirete göçüyle az ifade edilmektedir. Alasurin meudrune. Ne olacak bunlar bu hayırlı kimseler? Bunları beraber bilgi artık. Cennet ehli olan kimseler. Öyle ki birbirlerine geçmiş vaziyette altundan işlemeli. Bunu biz tarif edemiyoruz. Ne kadar baksak da tefsirlere de baksak, olduğu gibi kitapları bir araya getirsek yine bilemiyoruz. İşte bir ifade var burada. Tulus-serir, bu koltukların uzunluğu, üç yüz liradır. Zira da işte dirsekten orta parmağımızın en uç kısmına kadar olan niyettir. Yeri gelince ifade edeyim diyorum ama arz etmek mecburiyetindeyiz.
Ayeti celile'de onların yatakları anlatılırken, yatakları anlatılırken yer ile sema kadar ama nasıl adam yatacak? Tam yatacağı zaman yatmasına uygun bir tarza gelecektir. Mütteki aliha, o cennette o koltuklar üzerine dayalanacaklar, mütebili, böyle karşılıklı olarak. Bu da bir sevgiyi, muhabbeti, dostluğu ifade ediyor. Onlar orada kendilerine hizmet edecek, muhaledun, ebedi olarak. Hani onların yaşlanmaları bilmem falan yok, değişmeleri de aynı güzelliğin içerisinde devam edecek. Hem vicdan, bu genç yavrular, bir de ayet-i celilede devam ediyor ve hurun ay, gözleri diri gibi olan, huriler de onlara hizmetli olacaktır. Bu ne kulpu var, ne kulpu var ne de bunun bir o haptan akacak uç kısmı var, bu yok, bir küp şeklinde olacak. Bu da bir ikram, ayrıyeten bir ikram. Vekesin burada bir kadehtir, kadehtir.
Ve ebari dediğimiz bir ekvabin ve ebarika vekesin minmaid, bu ibrik dediğimiz ne, bunu bilirsiniz, bunun hem kulpu olacaktır, hem de ondan suların döküldüğü bir uç kısmı bulunacaktır. Şimdi adam şarabı içerken, cennet şarabını söylüyor, şu sarhoşluk veren demiyor. İçecekler. Bunu siz bir bardaktan içiyorsunuz veya bir kütten içiyorsunuz. Ne yapıyor? Bu tükeniyor. Ama burada bir tükenme yok, kaynağından geliyor. Aman ha tükenmesin diye buzdolaplarına vesaire yerlere saklıyorsunuz, orada o yok. O akıyor zaten, devam ediyor. Cennet şarabı deyince burayı düşün düşünmeyin. Bunda katiyen başın dönmesi gibi bir durum yok. Sarhoş dediğimizde ne yapıyor, sağa sola yıkılıyor, bunda o yok. Böyle bir aklının başından gitmesi de yok bunda. Arzu ettikleri bütün meyvelerden yiyecekler, lahmit hayrim minmaeştehun arzu ettikleri yine cennetteki etlerden de tadacaklardır.
Ve hurun hi huriler de onlara hizmetçi olacaktır. Ke emsal ki böyle bir hapın içerisinde, artık bunu nasıl tercih edeceksiniz cennet nimetini? Bir kristalin içerisindeki saklı bir inci gibi. Salih amellerinin neticesi verecek Cenabı Hak onu. Allah'ımız ve derecelere erişeceklerdir. Eriştikleri derecelerle nimetlere nail olacaklardır. La yesmaune fiha, o cennette laven, basilen, boş söz duymayacaklar. Ve la te'z-tima, onları azaba götüren, kötü işler de, fena hareket ve davranışlar da olmayacak. Illa gıylen, bey gavlen, onların sözleri ancak selamen selama, ancak selam diyeceklerdir. Burada haber verilen, alimlerin buyuruluyor ya, evvelinde çok sonunda az olacaklar. Bilim ve hakikat ehilleri son zamanda gayet az olacak. Buna hibrit-i ahmer der büyüklerimiz. Kırmızı kibrit demek, eskiden çok az bulunurmuş.
Azı ifade için söyleniyor, çok az bulunacak ve hayırlı kimselerden yine burada anlatılıyor. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem kardeşlerimi arzulıyorum, sahabeyi ikram dedi. Ya Rasulallah, neden böyle oluyor? Siz peygamberimizi açıktan görüyor ve kitabının indiğine de ayetleri şahit oluyorsunuz. Bunları hazır olarak buldunuz siz. Peygamberimiz ortada, vahyi ilahi geliyor. Cebrail Aleyhisselam'ın kanadının sesine kadar duyuyorsunuz. Onlar ise bunların hiçbirisini görmediği halde yuhminune bimabhi ve yuhminune bî görmedikleri halde ve lem ve kabul ediyorlar. Sonra hayırlı kimselerin vasıflarında anlatılmakta. Ve fakiha bu meyveler nedir orada, meyveler nedir? Halavetü'ş-şuhut bir kere Rabbi Zülcelal'imizin azametini seyredebilme nimetidir o. Bizim göremediğimiz, şu gözlerimizle göremediğimiz nimetlerdir onlar. Arzik ettikleri şer nimete kavuşmuşlardır. Tefekkürlerinde kavuşmuşlardır.
Bakışlarında kavuşmuşlardır. Zikirlerinde kavuşmuşlardır. Öyle ki onların sarhoşluğu, Rabbi Zülcelal'imizin huzurunda bulunduklarının şuuhu içerisinde. İşte bunu yaşamayınca anlatmak mümkün değil ve konuştuklarımız bizim gibi insanın kafasının üstünden geçer. Bizim, bizim, sizin değil. Çünkü yaşamıyoruz ki. Yaşayabilmek için ne güzel ifade etti. Hiçbir batıl harekette yok. Batıl var, tamamen Mevla'ya teslim olmuş kimseler, Rabbimizin huzurunda olduklarını bilmek suretiyle büyük bir manevi sarhoşluğu içindedir. O cennettedir o cennet bu gönlü. Cennetin ötesinde nimetlere nail olmuştur. Dinimizin ve sıddık-i azamla aleyh efendimizden gelen bu münevver yolun ilimlerinden katmak suretiyle, onlar hasıp girişecekleri nimete kavuşmuşlardır. Minma eştehune minha, ondan arzu ettikleri nimetler ona gelmiştir.
Ancak Es'adi Erbili Hazretlerinin, Kaddafi Sallallahu sırra Naziat suresinde bir ayet-i celîleye vermiş olduğu mana ile özetlenebilir. Rabbi Zülcelal'in azametinden titreyen kimseler için iki cennet vardır, buyuruyor. Bir ibadet ve saatte Miraç zevkini duymak namazda, oruçta yemekten içmekten münezzeh olan Cenabı Hakk'ın ahlakıyla ahlaklanma zevkine erişmek, zekatımızda değil, bizzat onu vicdanen, şuhud olarak yaşayabilme nimetine eren kimselerin cennetidir. Tekrar Kuran-ı Azimüşşan'da, önemine binaen Vakıa suresinde ve Ashabü'l-yemini meashabü'l-yemin, iki defa tekrarı da onların hayırlı kimseler olduğu bahisle birlikte, fisidrin mahdud, Rabb I zü'l-yemin zü'l-yemin zü'l-yemin, zü'l-yemin, zü'l-yemin, zü'l-yemin, zü'l-yemin, zü'l-yemin, zü'l-yemin, zü'l-yemin, zü'l-yemin, zü'l-yemin, zü'l-yemin, zü'l-yemin, dud de, balı bu dağı yok.
Yani bir dalda yetmiş iki renkte, yetmiş iki tatta, yetmiş iki lezzette cennet kirazlarıdır. Ve fallahin mendud, bu da muzlar. Bu, böyle nasıl tarif edelim? Birbirlerinin pislerine girmiş gibi son derece Cenabı Hak'ın yüce kudretiyle dizilmiş muzlar vardır. Öyle gölgelikler ki huzur veren bir gölgelik olacak ve su aktığı zaman derinler oluşur ya derinlikler, burada o yok. Onun aşırırtısı, hışırtısı da yok. Çok tatlı bir zevk veren ses bile onlar akacaktır, dökülecektir aslında. Sonsuz nimetler. O cennet meyvelerinden bir defa aldıkları zaman hemen ikincisi olacaktır. Neden? Çünkü cumayı geçen hafta kılmışlar, Allah'ımız ömür lütfettiği sürece kılıyorlar. Vesair davetlerde bu şekilde yapıyorlar.
İşte o yatakların yerden ta semaya kadar uzandığı, kadınların da burada seksense, doksansa, yüzse, orada on altı yaşında olacakları, her bir defasında bakire olacaklar, yaşıt zevcene ama kocasına çok düşkün, burayı hemen bitireyim. Çoğu hayırlı kimseler geçmiştir. Sonunda ve efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin ifade buyurduğu, bizim gibi hurmanın, çekirdeği, arpının kırığı. İnşallah iyi, hayırlı zümreden olmaya gayret verir. El Fatiha. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin kalbi selim sohbetini dinlediniz.