Estağfurullah estağfurullah Uzun endişe. İleride şöyle yapacağım, böyle yapacağım demeler. Uzun endişe. İnsanı ahireti unutturur. Öleceğini huzuru ilahiye varacağını hatırına getirtmesin İşte ölüm var Kabir var. Hesap var. Kabirden kalkışımız var. Defterlerimizi nereden alacağız? Sağ ve sol, Allah korusun. Mizan, sırat, mahşer düşündürmez. Uzun endişe. Ve el kuru dünya. Hep işi gücü dünya olur. Oturur, kalkar. Bir araya gelir. Hep konuşulan dünya olur. Eğer çiftçi ise uzun endişe taşıyan kimse çiftçiliğinden konuşur. Amir ise amirliğinden, memursa memurluğundan, hep mesleklerinden bahsederler. Ama ahiret hatırlarına gelmez. Ve uhsinuha. Ve dünyanın çekiciliğinden anlatır. Dünyanın evi. Dünyanın nimetleri. Dünyadaki varlıklar bunları gözüne çok güzel gösterir. Ve yuhibbubuha ileyk. Ve dünyadaki geçici olan nimetleri ona sevdirir. Kalbinde ona büyük bir tutku hasıl olur.
Ve yuğrisül hased uzun endişe hasetliği de meydana getirir hasetliği meydana getirir Çünkü uzun endişe taşıdığı için bir başkasındaki nimetin başta imrenir sonra kendisinde olmasını da ister Daha da bir ilerler. Eğer terbiye olmazsa nefsimiz. O nimetin Ondan gitmesini de istemeye başlar ve tesvif. Her işi böyle ahiret işlerini ileri yatar. Dünya işlerinde anında gerçekleştirir Ama ahiret işi dendi mi onu ileri tarihe atar. Ve yukavil hava. Nefsani arzusu çok güçlenir. Ve yüksirush şehevat. Hayvanı duyguları çoğalır. Te'alem. Bu uzun endişe tullu emel İnsanda şu dört şeyi ayağa kaldırır dört şey baş gösterir. Uzun endişe taşıyan şu dört şeyi engelleyemez. Ehaduhah birincisi, terkıta. İbadeti bırakır. Velkesel. İbadette tembellik meydana gelir. Fihe tekulu sevfe efalu. Vel eyyam beyne yedei. Ve lehefu 10 idelk. Daha bir vakit geçmedi ki. Daha ömrüm var. Yaşarım. Önümde de uzun günler var.
Ben bunu ileride yaparım dedirttirir. Davudu tai rahimehullahu Teala, Gal buyurdu ki menhafen vaid, kim ahirette azabı düşünür ve Cenabı Hakk'ın vereceği cezadan çekinecek olursa garru ba aleyil beid, O ileride yaparım endişesi biter. Uzaklar ona yakın olur. Der ki belki mescitten de çıkamam der. Evde ise evden belki dışarıya dayadım atamamdır. İlahi korku içine girerse. Ve mentale ameluhsaa ameluh. Eğer uzun endişesi ileride yaparım der, mühlet var diyerek tembelliğe gidecek olursa ameli de berbat olur. Mesela üç ayları geliyor. Kaç üç ayları geçirdik? Her geçirdiğimiz üç aylarında nefsimizin hangi mertebesinden diğerine ulaşabildik? Ve gale Yahya bin Muaz errazi rahimehullahu teala el emel, uzun endişe var ya katı on an külli hayrin, hayırlı her işten sizi alıkor.
Kızım dedirttirir, oğlum dedirttirir vesair endişeleri hep gözümüzün önüne getirir, hayırlı işleri yaptırmaz ve izah edecek zaten. Mettama, maniun min kürli hakkın, Hak olan, Hak olan, gerçek yapılması icap eden Cenabı Hakk'ın arzu ettiği hususlara engel olur. Misal vermiyoruz ama mesela kazaya kalan namaz uzun önümde günler vardır, terk ettirir. Vesaire bunu diğerlerine kıyas ederiz. Ve sabru sairun ile külli vaferin, sabır var ya sizi zafere, kurtuluşa götürür. Ve nefsü dayetün ile külli şerrin, nefis ise sizi devamlı şerre, götürür. Şer yolunu gösterir. Allah korusun eğer onu kolaylaştırırsa Allah korusun Celle Celalühü şekavetin işaretidir. Kötülüğü yapmaya arzu ona sevgi ve o kötülüğü yapmak ona kolay geliyorsa bu iyi bir amel, iyi bir kimsenin yapacağı iş değildir. Ateş ehlinin yapacağı işten başka bir şey olamaz. Ve fani birincisi, tun-ü lemel.
Birincisinde ibadet ve taati terk ettirir. Tembellik gösterir. İkincisinde terkud tevbe ve tesvifuha. Tevbeyi geciktirir. Hatta geciktirme değil terk ettirir. Ve tesvifuha, bunda oyalar durur. Oyalar durur. Tegu der ki sevfe etubu ve fil eyemi siyatun ve eneşabun. Ben daha gencim. Önümde de uzun günler var diyerek ileride tövbe ederim düşüncesiyle insanı Rabbimize dönüşten alıkur ve ben gencim der ve ene'abbun ve sinni galilin ve töhbetü beyne yedeve enegadirun aleyhhe ben tövbe etmeye ileride zaman vardır yaparım bunu da yerine getiririmdir ve seenis, üçüncü olarak, elhırsu alel cema, Dünya varlıklarını çoğaltmaya büyük bir hırs içinde olur. Ve'l-iştiga'lu bid'dünya anil ahira. Ahiretten bu düşünceden mahrum olarak dünya ile meşgul ettirir durur. Tegu'l der ki ehaful fakra, fil, kibar. Haydi ben yaşlandığımda ne yapacağım? Ben fakirlikten korkuyorum der.
Hayra el uzatamaz ve o zaman yaşlanırım çalışamam da der. Ben şimdiden toplayayım ki belki hasta olurum, yaşlanırım ve fakirliğe düşerim diye hayra hiçbir zaman yönlendirmez. Ve Rabia, dördüncüsü, el gasvetü bilgalp. O uzun endişe kalbi simsiyah eder. Ve nisyanu dil ahira. Ahireti de unutturur. Nedir? Der ki daha uzun bir gün var önümde. La tekkurul mevtevel gabra ölümü ve gabri iç hatırine getirmez Getirtmez zaten tulul-ü l emel. Efendimiz buyurdular sallallahu teala aleyhi ve sellem. Ey Eba Zer dünyada garip gibi yaşa. Va'dud nefseke minel mevta Kendini ölüler içinde bil. Ölmüş kabul et. Bunda ölümü yakın bilmek, ölümü hiç unutmama anlamına buyuruyor. Sallallahü Teala aleyhi ve sellem Efendimiz. Peyda esbahte, le tuhaddis nefse bilmese, eğer sabaha ulaşmışsam akşama ulaşacağım deme. Belki ulaşamazsın. Ve ire emseyte le tuhaddis nekseke biz sabah.
Öyle ol ki akşama eriştiğin zaman da sabah olduğunda şunu yaparım, bunu yaparım deme. Belki ulaşamazsın. Sabaha erişemezsin. Ve hul min sıhhatikelle segamik. İlerisi belli olmaz. Belki güçten ve kuvvetten düşersin sıhhatini büyük bir nimet bil vakti iken. Ve min şebabikelle heramik Yaşlanmadan önce de gençliğin kıymetini bil. Ve min hayat I kelli ve Fatih Bu hayat yok olup bitmeden önce de ömrün kıymetini takdir et. La tedri ma ismuke gaden Ne biliyorsun Yarın ismin hayatta olanlar defterinde mi veya ölüler defterinde mi olacak? Yine buyurdu aleyhissalatu vesselam Efendimiz cennete girmek isteyen, uzun emel sahibi olmasın, Dünya işleriyle uğraşması ölümü unutturmasın. Haram işlemekte Allah'tan haya için, buyruldu. Haram olan lezzetlerin içinde yaşamak için uzun emel sahibi olmak bir mümine yaraşmaz. Ali bin Nebi Talib radıyallahu anh de sizin adınıza iki şeyden korkarım buyurdu.
Heva ve hevese tabi olmak. Heva ve heves nefsin arzu ve isteklerine tabi olmanızdan korkarım. İkincisi uzun uzun kuruntu ve emel Çünkü heva ve hevesin peşinden gitmek insanı haktan uzaklaştırır. Tul-i emel uzun arzular ise insana ahireti unutturur demiştir. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu. Eşşeka, şekavet ehli. Bir cennet yaranı var. Bir de Allah korusun ateş yaranı. Cümüdü'l ayn. Gözünden bir damla dahi yaş akmaz. Böyle hatalarımızı düşünerek kusurlarımızı düşünerek ne olacağız yarın huzur-u ilahide diye zerre kadar gözünde bir yaş meydana gelmez ve gasvetü'l-gall hiçbir sözle tesir etmez çünkü Ashab-ı Güzin Efendilerimiz Efendimizden duydukları sözlerle bazen mübarek sesi duyurmayacak şekilde gözyaşı dökerler, ağlarlardı. Ve şiddetü'l hirse fi taleb-i rızk Rızık talebinde ise çok hırslıdırlar. Ve'l ısrarı aladem. Günah hususunda da ısrarlıdırlar. Terk etmezler.
Günahı terk etmezler, buyuruluyor. Bizim hırs, uzun arzu ve istekleri terk edip insanlar ile olan alakamızda nelere dikkat edeceğiz Bu çok önemli bir konu. Bunun hem dış zahiri şekli var. Bir de iç batıni diyoruz. Gönülle olan kısmı vardır. Gönülle olan kısmı nedir? Hiyel ma'rifetü bil ahvali pis sahhati ve sekam. Öyle bir haldeki artık bu bir eğitime tabi tutulmuş. Kendisini Kitabı Kerim'imize ve Ahadsi Muhammediye'ye sımsıkı yapışmış. Yolundan gidenlerin eteklerine de tutunmuş. Bu kimse kendisinin kusurlu veya kusursuz olduğunu hal olarak bilir. Eğer bilmezse amel hapt olur. Amelin kabul olmama noktasına gider. Fakat böyle hakiki bir Müminse gerçek bir Müminse der ki bende bir tatsızlık var. İbadetimde de bir lezzet yok. Bir huzur yok bende der. Bunu bilir. Huzurlu olduğunu da bilir. Huzursuz olduğunu da bilir. Huzurlu olduğunda ibadet ve taat ona çok kolay gelir.
Çünkü Ehlullah'tan, gecelerin tez geçişine üzülenler var. Daha neler var neler. Eğer bu güzelliği, bu marifet halini elde ederse ne halde olduğunu bilir ve gayrete gelir. Nedir der bendeki bu tatsızlık, bu huzursuzluk? Benim içim cennet gibi olmalıdır. Öyle ki cennetlerden üstün diye ifade eden de var. Ehlullah'ın yaşamış olduğu manevi zevki ve şevki bunun için Esad-i Erbili, Kaddesallahu Sırri hazretlerinin evlatları Ali Efendimiz rahmetullah Ali buyuruyor ki padişahlar bizim içimizdeki manevi zevki zikrullah'tan almış olduğumuz hazzı rabıta ve murakebemizdeki lezzeti bilseler selli seyf ederler, kılıç havale ederler. Bu nimete kavuşmak için mukatele de ederlerdi diyor. Muamelemizde böyle muamele tek taraflı olmaz. İki kişi arasında veya bir cemaat olarak yerine getirilir. Muamelenin, zahiri muamelenin afeti nedir? Yer riya, gösteriştir.
Yaptığı hayırda olsun, onu duyurmak için çaba gösterir. Yapmış olduğu ibadette de öyle. Riyaya doğru gider. Sonra muamelede kalbin hallerini bilmektir. Gönülün nereye meylettiğini anlıyor Ve bunu müvazene ediyor. Ölçüyor, biçiyor. Diyor ki benim kalbim neden o ifadeleri kullanmak istemiyorum. Büyük bir huzurdayız çünkü. Onlar hayattadır. Onların rencide olacağı bir sözle söylenemez. Başta Cenabı Hak görüyor ve biliyor. Ondan ifade edilemiyor. Kalbimizin halini bilmektir, nelere muhabbet edip nelere etmediğini. Eğer gönlümüz hayırda ise o zaman onda sabır hali meydana gelir. Sonra şükreder Allah'ımıza, Celle Celalü. Mel havf, ilahi korku meydana gelir. Yok eğer kalpte bir bozulma başlarsa ve bunu bilir diyor. Gerçek olan hakiki mümin bilir bunu. Onlar imanda kemale, ermeye adım atan kimselerin bileceği bir husustur. Bilmiyorsak derin derin düşünüp istiğfar okuyacağız.
Rabbamıza yöneleceğiz. Tam manasıyla. Kelgil, vel hikt, vel hased. Eğer kalp bozulmaya doğru giderse onda kin meydana gelir. Kibir meydana gelir ve hasetlik zuhur eder. Muamele ehli Hümullezine, ve amilunellahu teala fiserra ve tarra, bi'amalil ebte. Şu bedenle yapmış olduğu vazifelerde gerek sürurlu anı olsun, gerek kederli anı olsun her zaman Rabbimize kulluğunu devam ettirir. Kalbi Cenabı Hakk'a yakındır. Vehum ehlül ilmmi vel amel, ilim sahibidir ve öğrendikleriyle de amel eder. Ve'l ilmu mavafakal kitap. Bir kere malumatı, bilgisi Kuran azimüşşan'a uygun düşer. Vela amelü mavafaka sünne, ameli yaptığı işi her ne iş olursa olsun. Bu da sünneti Muhammediyeye uygundur. Ve la alimül amil ala muktedil kitabi ve sünnetil müttaki. Bir kere ilmiyle amel eden bir kimse hal ve tavrı kitap ve sünnetin tasdik ettiği kimsedir. Velhamdülillahi rabbil alemin el Fatiha.