Cenab-ı Hak ve Feyyaz-ı Mutlak Hazretleri, Manzar-ı Rahman ve makarr-ı İman olan kalplerimizin nuru ibadet, nuru iman ve nuru Kuran ile tenvir eyleye, cümlemize barigahı indi uluhiyetinde ah seni kabul ile makbuliyetler nasip eyleye. Şu altı husus sizin amellerinizi mahveder. Amellerinizin hiçbir hayrını koymaz. Önemli olan bu altı amellerimizin kabulüne mani olan hususlardan birisi, gılletü'l hayye, utanmanın olmaması, hayas. Utanma yok. Yüzü sıyrılmış. Zaten utanma olmadığı zaman hiç çekilmez o. Artık bitiş. O damar vazifesini görmüyor. Hayal damarı görevini yapmıyor. Felç olur. Allah'ımız muhafaza buyursun. Ta ilk Peygamberimizle bu zamana kadar peygamberlerden naklen gelen bir söz var. O da o sözle, Utanmazsan istediğini yap. Ne kadar güzel buyurmuş Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem. Hayatsızlığa ait çok önemli bir beyanda bulunmuşlar.
Utanmazsa insan hayvan gibi de hareket eder, En düşük insan gibi de davranır. Zaten hayvan gibi Allah korusun hareket edecek olursa bel rü medal belki hayvanlardan da daha aşağı olur. Çünkü hayvanlarda bile gördüğümüz bir merkep dahi defe hacetini yaparken ayaklarını açarak yapar. Tınmaz. Mevla korusun. Eğer bu duygu insanda tükenmiş ise anneye karşı da babaya karşı da büyüklerimize karşı da herkese karşı şu mahlukattan bile insan ne yapar utanır? Haya eder. Çünkü kişi Allah'tan haya edecek olursa her şey Ondan çekinmeye başlar. Marufu kerhi diye çok kıymetli bir Allah'ın dostu var. Ma'rufu kevhi Hazretleri, bunun bir dayısı var. O şehrin de valisi, dayısı. Aynı zamanda zengin, varlıklı, çok itibarlı bir kimse, zengin. Zaten o beldenin de valisi durumunda. Duyar ki, Maruf Hazretleri yemek yiyor ama köpekle beraber yiyor.
Ekmekten bir lokma alıyor bir parça, diğer parçayı da köpeğe veriliyor. Bunu duyunca dayısı çok üzülüyor. Diyor ki, Ma'ruf, yani bizim haysiyetimizi tamamen sen mahvettin, yok ettin. Bu ne demek? Bir köpeğe veriyorsun, bir kendin yiyorsun, utanmaz mısın? O da diyor ki dayı ben utandığım için böyle yapıyor. O esnada, Mağlup Hazretleri havada uçan bir kuşa işaret ediyor. Kuş derhal yere düşüyor. Yalnız kuşta acayip bir hal var. Kanadıyla yüzünü ve başını kapatıyor. Bu nedir diyorlar diğer kuşlarda olmayan bir güzellik. Kuş kanadı ile gözünü ve başında kapatıyor. Diyor ki ben Allah'tan haya ettiğim için mahlukat da benden haya ediyor. Hayanın azlığı, utanma duygusunun azlığı küfün işaretindendir. Allah korusun. Çok zengin bir zat var ki fil diye bir zat, çok zengin. Zenginliği de faizle aslında sonunda mahvolur helak olur.
Çünkü Allah'ımız Kitabı Kerim'in de Celle Celalühu faiz batırır, sadaka artırır buyuruyor. E sahibiler yemhakullahun ribe ve yurbi's sadaka. Mesela ülkenin diyelim ekonomik durumu düzeniyorsa bir ülkenin faiz oranı çok düşüktür. Faiz oranı düştükçe o ülkenin de geçim şartları düzeliyor. Bütün dünyada gördüğümüz bu. Ekonomistler, bu hususta çalışan insanlar diyorlar aman ha faizler düşsün. Eğer faiz olmayacak olursa ülke daha da güzel kalkınır diyorlar. Zaten Rabbizi celalimiz faizin haramlığını Bakara Suresi'nde bize bildiriyor. Faizle meşgul olanların kabirlerinden cin çarpmış gibi kalkacakları beyan buyruluyor Bakara Suresi'nde. Rabbi Zülcelal'imiz ifade buyuruyor bize. Kendisine cin dokunmuş gibi felçli bir vaziyette kalkacakları haber verilir. Hadis-i şerifler çoktur. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz kız kardeşinin nikahını kabul etmek gibi buyuruyor ve bunu çokça duydunuz.
Çokça işittiniz. Bu kefil diye bir zat insanlara ödünç para veriyor ama karşılığında eğer uzatacak olursa daha da faizini artırarak, faizli bir şekilde bir yardımda bulunuyor. Geliyor fakir bir kimse, ihtiyaçlı bir kimse, benim şu kadar paraya ihtiyacım var, veriyor ama şartlı olarak faizli bir şekilde istiyor. Eğer üremede gecikecek olursa faiz de artırıyor. Böyle yüzlerce, binlerce insanı aldatıyor. Kocası irtihal eden dul bir kadın geçimini temin etmek için yavruları da var. Çalışıyor gayret ediyor ama elinde hiçbir şey kalmıyor. Çünkü kocası çalışmakla meşgul. Kendisinin çalışması yok. Çalışıyor dediğim elinde ne mevcutsa onu yavrularına yedirmek için gayret gösteriyor. Öyle bir hale gelmiş ki evinde eğer kıymetli bir eşya varsa, halı varsa, kilim varsa bunlara kadar satmaya başlamış. Artık dışarıda da çalışamaz bir hal arz edince kefili de duyuyor.
Onun insanlara yardım ettiğini Ediyor, bundan bir yardım taleb edeyim. Varıyor, Cenab-ı Hakk kardeşimizi çok güzel halk etmiş. Gördüğü zaman gönlü bozuluyor. Şu güzel mescitte, şu güzel huzurda bunu anlatmak gayet çirkin bir davranış olur. Hoşulmayan bir teklifte bulunuyor. Kadın şiddetle reddediyor. Katiyen deyip oradan uzaklaşıyor. Zaten bu şekilde denilmezse Cenab-ı Hakk muhafaza buyursun bu fiilin, bu kötü fiille insan hayatını, ruhani ve manevi hayatını mahvolur. Çünkü Arş-ı Azam'ın gölgesinde gölgelemeyecekleri haber verilirken yedi sınıf insandan birisi de, kuşluğu olan yani gösterişli olan, gösterişli, malı, mülkü olan haset, nesep sahibi bir kadın kendisini arz ettiği zaman eğer inni, hadullah ben Allah'tan korkarım derse kişi, onlar Arş-i Azam'ın gölgesinde gölgeleneceklerdir. Demek ki şiddetle reddetmek gerekiyor. Şiddetle reddetmek gerekiyor.
Mesela kadının şuhluğu dendiği zaman Allah'ımız onu bir çekici olarak halk etmiş şekil olarak. Aslında tesettür insanın tabiatında mevcut olan bir sıfattır. Örtünme. Mesela Adem Aleyhisselam biliyorsunuz Havva annemizle ve şeytanın yalan yemiğini üzere yasaklanan meyveden yiyince üzerleri açılıyor. Derhal üzerlerini örtüyorlar. İnsanın tabiatında var bu. Allah'ımız kadını hem şekil olarak cazibeli her tavrı ile sesi itibariyle de çekici kılmıştır. Mesela annelerimizle sahabe-i kiram görüşüyor. Ailevi konuları ama perdenin arkasında görüşüyor. Ahzab suresinde otuz ikinci Ayet-i Celile'de Mevla-yı Zülcelal, kadınların seslerinin dahi erkeklere duyurulmaması hususunda bize tavsiyede bulunuyor. Halife lemyezer es sahibübilne yanise en nebiyy. Ey Peygamber hanımları, siz diğer kadınlar gibi değilsiniz. O bakımdan sesleriniz, görünüşleriniz bir başkasının cazibedar alanına had'iyen girmesin.
Seslerinize de riayet edin. Biliyorsunuz Tatinatüz Zehra radiyallahu anhha annemizin cennetteki komşusunun çook genç olduğu ama bir duvarın arkasından gelen ses seksen yaşındaki bir kadının sesi gibi gelir. Nihayet görüştüğünde bak çok gençmişsin, sesin neden böyle deyince sesinle bir başka yoldan çıkarmamak için bir karının yaşlı bir ninenin konuşması gibi ağzıma taşlar alarak konuşuyorum demiştir. Annemiz kocasını kaybetmiş çocuklarına bakıyor. Artık evin de eşyasını satmaya başlamış. Şimdi çocuklar da ağlıyor. E birinci varışında uygunsuz bir teklifte bulunuyor ve şiddetli ret diriliyor. Artık çocuklar bu hale gelince mecbur halde ve yol gösterin hemen. Diyorlar ki sen dokumayı bilen bir kadınsın. Sana dokumaya ait bir alet alalım. Memleketimizde ısrar diye tarif edilir. Bir başka yerlerde bölgelere göre değişik tabirler vardır.
Alalım, işte sen dokunma suretiyle işte kilin dokursun, çul dokursun bunları da satar geçimini temin edersin ama bunu alacak elinde hiçbir şey yok. Tekrar aynı kimseye varır ama gözyaşlarıyla var. Avluya avluya varır ve titriyor. Çünkü adamın hali belli. Kendisine de tezgah al, deniyor ve tezgahın parasını isteyecek. Avlara varıyor. O zengin olan ahlaken bozuk kimse diyor ki neden ağlıyorsun? Nasıl ağlamayayım? Senin halin belli. Yine bana aynı teklifte bulunursun. Ben de Rabbime asi olurum diye tahammül edemiyor, ağlıyorum. Bu söz karşıdakinin kalbine hop gibi saplanır. Beni devam eder. Pişmanlıktır ya. Neden ben böyle hareket ettim? Çünkü kadına der ki sen fakirliğin sebebi ile günah dişlerim diye ağlıyorsun. Bu kadar zenginlikle ben günahtan nasıl çekinmeyeyim? Ben Allah'tan korkmaya, utanmaya senden daha layıkimdir ve tövbesine de vesile olur.
Demek ki bizim buradan çıkaracağımız birçok dersler var. Eğer müstakim olursa, düzgün hareket edecek olursa bir başkalarının da ıslahına vesile oluruz. Mevla-yı Zülcelal'imizin emirlerine riayet eden nehiyelerden kaçar. Hakikaten Mevla-yı Zülcelal'den korkarsak korkuyu hiçbir kimseden maddi bir talepte bulunmuyor yaptığı hizmetlerden dolayı. Benim ücretimi Rabbim verecektir diye bir talepte bulun. İnsanlardan kimisinden altın, kimisinden gümüş, kimisinden bir başka değerler Allah korusun böyle bir hayasızlığa girmiyor. Çünkü Mevla'dan korkuyor.
Üstadımızın üstadını diyorlar ki malumunuz Seyr-i sülukün gerçekleşmesine vesile olan ve birçok hizmetleriyle Mevla katında seçilen Sami Ramazanoğlu, abdest sallallahuü sırra üstadımıza, işte kalplerimizin zikri, ruhlarımızın zikri, letaiflerin zikri ile meşgul, ahlakımızın güzelleşmesi, insanların birbirlerine çok faydalı olması için diyorlar efendim biz ruhlara bağışlarken Meşşa-i Rızamın sizin de ruhaniyetinize gönderiyoruz. Katiyen, katiyen. O zaman ben bu hizmetimi bir ücret karşılığı yapmış gibi olurum. Bir Fatiha'nın dahi bir Fatiha'nın dahi bu emeğimin karşılığı olarak gösterilir diye Cenab-ı Hakk'tan çekiniyor, korkuyor. Ona hakiki evlat olanlar da buna son derece riayet verirler. Böyle bir yanlışlığa düşmezler.
Sıddık-ı Azam radiyallahu anh Efendimizin dokuz, bir rivayette on köleyi Müslüman olan köleleri azad etmek suretiyle Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemi memnun edişi, hakkın rızasına gelişi Leyl Suresi'nde haber verilir. Es-ayrübilne. Böyle hiçbir menfaat karşılığı değil. Sırf Mevla için, onun rızası için yapıyorlar. Eğer kişi bu anlattığım hadiseden alacağımız ders Mevlamızdan korkacak olursak hem bize bir başkalarının zararı da dokunmaz, bir diğerlerinin de islahadır şadıyla da mefbul olmuş olur. Ona vesile olur. Yani bizim düzgün hareketimiz onların de sağına olur. Biliyorsunuz, Rabbim Kadir Geylani Efendimizin istikameti Cenabı Hak'tan korkması daha çocuk yaşta iken işte Haramilerin bir kervanı soymasında esen de ne var dendiğinde hatta hiç itibar bile etmiyorlar. Bildiğiniz bir hadise. Benim diyor koltuğumun altında on altı tane işte yirmi tane, otuz tane altın var gülüm.
Onun yalan söylemeyişi onların da ıslahına vesile oluyor. Bunun gibi anlatmakla bitmeyen hadiseler var. Günümüzde de biz bunu yaşıyoruz. Eğer düzgün hareket edecek olursak, mesela bir ticarete, onun düzgün davranışı bir başkalarının da irşadına vesile olur. Ol ticari bir ahlaksızlığa gitmeyişi. Bir bahçe komşusu diyelim, bir tarla komşusu, bir iş arkadaşı, onun son derece Mevla'nın emrine riayet etmesi, hakkı ve hukuku gözetmesi onun da ıslahına vesile oluyor. Mesela Adana'da mübarek bir zat battanlıkla meşgul terazinin kefesini işte pirinç veriyor. Ne söyleyeyim artık sabundur vesairdir, zeytindir, peynirdir Bunları hep tartmasında terazinin gözlerini her bir müşteriye verişinde siliyor. Onun bu istikametini, bu düzgünlüğünü görünce diğer insanlar da düzeliyorlar, istikamet oluyorlar. Çok misalleri arttırabilirsiniz.
Demek ki biz Cenab-ı Hakk'tan korkacak olursak hem düşmanların bize bir zararı olmaz hem de Halık Ellem Yezen ona lütuflarda bulunur. Ey iman edenler, siz kendinize bakın. O Sıddık Azam radiyallahu anh efendimiz buyuruyorlar ki, siz kendinize bakın demek işte bir başkasıyla ne meşgul olup duruyorsun? Sen kendi ibadetinle taatinle meşgul ol, ne başını arzutacak sözler söylüyor da belaya giriyorsun. Yapmadın. Kendinle meşgul ol. Sıddık Azam radiyallahu anh Efendimiz hayır, bu söz bu şekilde ifade edilemez, diyor. Bakınız bize şu öğütleri veriyor. Ayet-i Celileler ile diğer surelerde geçen Esriu billah, Kişi, önden ne gönderdiğini ve geride de ne bıraktığını bilecek. Bu siz kendinize bakın demek. Bir başkası ile hiç meşgul olmayın. Ya başını ağrıtacak iş yapma. Ne dersin sen? Tebliğmiş, davetmiş, otur oturduğun yerde diyemezsiniz diyor ve Dizahında da esayla Alime, nefsün kişi bilecek.
Ne azap demek. Hayatta iken Allah'ın yolunda ne gayret göstermişse ibadeti, ta ki artık bunun içerisine yoldan bir taşı kaldırmayı tutun, bir ihtiyaç sahibinin ihtiyacını görme hepsinin içerisine göre muhakkak geride ne bıraktığını bilecek. Yani hayırda bir çığır açmış ise o çığırdan yürüyen insanların ecir ve mükafatını bir misli, bu çığır açan, hayırda çığır açan kimseye yenilecektir. Bunu bilecek. Eğer şerde bir çığır asmış ise o da cezasını görecektir. Siz Allah'ın yanında olduğunuz müddetçe ondan korkar, emri ilahiye sarıldığınız müddetçe onların hiçbir zararı size dokunmayacaktır bu yıl. Burada o dün kadın annemizin Mevla yüzün Celal'den korkması hiçbir zarara kendisini uğratmıyor. Siz Ashab-ı Rahemi de biliyorsunuz.
İşte üç kişinin bir yolculuk esnasında şiddetli bir yağmur, buna tutunmak suretiyle bir mağaraya sığınıp bir taşın onun kapısını kapattığını, çıkamadıklarını, Cenab-ı Hakk'tan korkarak yapmış olduğu, Mevla'mızın razı olmuş olduğu amellerle kurtulduğu malumdur. Sonra bu bir hikaye gibi anlatılıp geçinmez ki ders alacağımız yönler var. Çünkü biz bunu çokça dinliyoruz ama altmış yaşının üstünde olanlarımızdan çok uygunsuz hareketleri duyuyoruz biz. İnternetlerde nasıl dilim var sizin şu güzel mescitte sizin huzurunuzda da nasıl söyleyin? Orada da erkeklerle kadınlar konuşmak suretiyle bir müddet geçtikten sonra ne hale düştükleri, kadınların erkeklerle, erkeklerin kadınlarla buluşmaları ne kadar yanlış bir davranıştır. Eğer Allah'ımızın Kitabı Kerim'ine kafamızı, gönlümüzü tam verecek olursak, Rabbimizi de tanırsan biz bu çılgınliklardan kurtuluruz.
Abdullah bin Mübarek diye çok kıymetli bir zaaf var. Bu Medine'nin dışına çıkar. Fakat ki orada bir çoban koyunları otlatmakla meşgul. Der ki bu çoban nereden Allah'ımızın kitabını, Rasulünün sünnetini adap ve erkanit öğrenecek ne bilsin? Doğada koyunlarla meşgul olan bir kimse. Varayım buna itikadi bilgiler vereyim der. O çobana yaklaşır, selam verir. O da mukabelede bulunur. Der ki, Allah-u Teala'yı bilir misin? Çobanda kul sahibi mi bilmez mi? O zaman sen sahibini nasıl tanırsın? Nereden tanıdın deyince, yahu nasıl tanımayacağım? Önümdeki şu sürüden tanıdığım ben Allah'ım. Ya şu sürüden Allah tanınır mı yani? Birkaç koyun önünde, birkaç da değil bir sürü. Bununla nasıl Rabbimizi tanıyorsun? Yok der ben bu sürü ile Rabbimizi tanıdım. E nasıl tanıdın? Bakıyorum üç tane, beş tane keçidir, koyundur, inektir. Bunun mutlaka bir idarecisi var. Bir çobanı var.
O çoban sayesinde dağlarda kopluyor ve birçok ihtiyaçları gideriliyor. Bunlar dahi sahipsiz değil. Mutlak bir sürünün çobanı var. Ta Adem aleyhisselam'dan kıyamete kadar gelecek insanlar, semadaki kuşlar, denizdeki balıklar, toprağın altındaki o böcekler hep bunların idaresi nasıl olur? Yani üç tane beş tane keçiyi koyunu otlatmak için bir çobana ihtiyaç duyuluyor da bu kadar varlığın idarecisi, bu kadar varlığın bir sahibi onları yönlendiren bir kimse olmaz mı? Ben diyor Rabbimizi işte bu şekilde tanıdım. Nasıl bilirsin Rabbimi diyor Abdullah bin Mübarek hazretleri. O da diyor ki onu hiçbir şeye benzetmedim. Neden bunu çıkarıyorsun? Önümdeki hayvanlardan çıkarıyorum, koyunlardan çıkarıyor, keçilerden çıkarıyorum, ineklerden çıkarıyorum. Nasıl çıkarıyorsun? Ben onların sahibi durumundayım. Ben hiç koyunlara benzemiyorum. Koyunlarda bana benzemiyor. Hiç yaratan yarattığına benzen mi?
Mesela şu mobilyayı, bu dekoru, bu kürsüyü, bu minberi, bu mihrabı, bu kapıları yapan bir usta vardır. Bu camiyi veya gördüğümüz çok güzel mimari özelliği olan bir binayı yapan kim vardır? Bir ustası vardır, bir mühendisi vardır. O mühendisle o binayı yakan kimse ile o bina bir olur mu? Şu üzerinde oturduğumuz halı onu dokuyanla halı bir olur mu? Mümkün mü? Değildir. O zaman Mevla-yı Zülcelal'in yarattığı ile pil olması mümkün değildir. Estairi Billahü Vel'l Evveli ve'l-ayahiru'l-Batın. Başı yok sonu yok zuhurundan dolayı zuhurundan dolayı zuhurunun şiddetinden dolayı, ma katerullaha hak fazla biri onu hakkıyla kimse takdir edemez. Mevlayı Zülcelal'imiz bütün eşyada varlığını da gösteriyor. O zaman Abdullah b. Mübarek Hazretleri kendinden geçer değil ki bir çoban bana bunu konuşuyor. Hatta kendisinin bile ikazına vesile oluyor. Hayran kalıyor. Onlarda olacağını zannetmiyorum.
Bir ilmi gurur olmaz ama Bayezid-i Distami Hazretleri'nin dediği gibi yani deli denen bir kimseden öyle söz şükür ki defterü divan'a sığmaz dediği gibi. Diyor ki sen bir dağda koyunları ortadan bir çobansın. Nereden aldın bu ilmi? Hangi medreseleri bitirdin sen? Hangi fakülteleri bitirdin de bunları ifade ediyorsun diyor. Diyor ki ben üç ilim aldım. Birisi gönül ilmidir, ikincisi dil ilmidir, üçüncüsü de beden ilmidir. Durak alıyor Abdullah ibn Mübarek Hazretleri, biraz izah edin, nedir bu gönül ilmi? Gönül ilmi. Kalbi Cenab-ı Hakk marifeti için yaratmıştır. Kendisini tanımak için yaratmıştır. İmanın tarifinde biz bunu söylemiyor muyuz? Aslında imanın tarifi murakıbedir.
Meşayı zan şartlarını aiz, Rasulullah'ın emir buyurduğu sallallahu aleyhi ve sellem bir kimseye yaptığımız rabıta ile belli bir noktaya gelince artık Nuşa-i Nizam'ın ortadan çekilip kalbin arşı azama açıldığı bir devedir. Rabbimizin yakınlığının bilinmesidir. Beraber oluşunun hissedilmesidir. Vah tayiniyetinin, birliğinin, sana dönüşunun, hiçbir şeye muhtacı olmayısının gönülde belirmesidir. İşte bu. Bize üstadlarımızın öğrettiği bu. Onun için söylüyorlar aman ha üstadımızın üstadını Medine-i Münevvere'de buyurduğu gibi Hasan Efendi bir halfie seyredecek olursa o halp sahibini Cenab-ı Hakk toprakta çürütmüyor diye. Toprak bile yiyemiyor. İşte bu. Bakın bir çobanın dilinden dökülenlere bakın. Bir gün dahi okumadım diyen sevgili Mürşid-i Kamil'imizi düşünün. Okumamış değildir, üstadımız alimdir. Bunu herhalde bizim gibi enaniyete düşen insanları ifşaklar ıslah için söylemiş.
Yoksa katiyen bu ifadeyi kullanamayız. Bizim elimizdeki eserlerde, onun okuduğu kitaplarda ve notlarına bakıyoruz. Bir ilim ehlinden kimse ile müşavere ediyordur. O eserleri gösterdiğim zaman dedi ki bu ilim ehlinin eseridir. Başka bir şey değildir. Ama böyle söyleyeyim. Bir de yaşadığı ortam üstadımızın mühim. Yaşadığı ortam ben kimsenin hasetliğini kabartmamak için velilerden bir tanesi hiç yeni elbise giymezmiş. Bir başkasının hasetliğine sebep olurum diye. Müşir-i kamilimiz çocuğun yaşındaki kimselerin ellerine kapanmaya çalışır. Demek ki haliyle bize örnek. Her şeyiyle örnek ama bunlar nasıl oluyorsa hep ahirete göçtükten sonra Tanrı bilirse Tanrı. Hayattayken yok. Dinlemiştim çok güzel bir görüşmesinde bir güz günü olarak tarif etti. Bir güz gününde ahirete göçerim diye. Oturmuşlar hane-i saadetlerinde buyurdular ki artık bizim bir koyun yaşı kadar ömrümüz kaldı.
İnsan sevdiğinin de Nuh aleyhisselamın ömrü kadar ömrünün olmasını istiyor ve buyurdular ki şimdi belli olmaz da biz ahirete göçtükten sonra artık eksikler görünmeye başlar. En azından öyle bir simayı, öyle bir çehre-i adi'yi bulamazsınız. Çok az.