Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Kamil, müminlerin dikkat edeceği hususlar. İbn-i Hacer-i Heytemi Rahmetullahi Ali buyurdu ki Allah'ın sevgili kullarına teberrük için inabe etmekte bir mani yoktur fakat ruhun gelişimi için olursa mahzurdan salim değildir. Mesela bir doktora müracaat ettik. O doktor bizim tedavimiz ile meşgul. Sahasında da uzman bir kimse. Şimdi o doktordan tedaviyi görmeden bir başka doktora gitmek de pek münasip kaçmaz. Yalnız yine de müracaat edilebilir. Yalnız bize ilk doktorun vermiş olduğu tavsiyelere riayet etmek önemlidir. Yani onun bizim için ölçtüğü biçtiği, şunlara dikkat et diye, tavsiye ettiği hususları terk ederek bir başkasının usullerine riayet edilmez. Çünkü biz daha tedavi olmamıştır.
Bir mümin için, üstazının, hocasını, tahtı terbiyesinde, terbiyesi altında, yıkayıcı elinde ölü gibi olmalıdır ki, o üstad müride kamil bir mümine istediği gibi hareket edebilsin. Şimdi doktora gitmişiz. O bizi ameliyat edecek. Ameliyat edecek ama biz ona tamamen teslim olmaz, işine karışmaya başlarsa işte beni şöyle tedavi, böyle tedavi demeye başlarsak iş birbirine karışır. Eğer biz ameliyat olacaksak tamamen teslim olur. O artık gerekli işlemlerini yapmak suretiyle hastasını biiznillahi teala tedaviye çalışır. Eğer üstazın hali o mümini cezbetmezse, Allah korkusu galip olan hakikat ehline teslim olması daha layıktır. Diyelim ki biz bir eğitimden geçiyoruz. Bu eğitimden geçerken, o bize eğitimi veren kimsede eksiklikler var. İlmen bir dirayeti yok. Bize diyelim hadis taliminde bulunuyor.
Hadis de, hadis de, şimdi Şeyh tabir ilmi, ilim çevreleri hadiste alim olan kimseler için de kullanırlar. Eğer delil değilse, hadis ilminde, diğer delil olan kimseyi seçmesinde hiçbir beis yoktur. Eğer evsaf-ı hakikiye ile mevsuf bir üstaza evvelce zafer yağ bulursa ikinciyi aramak, kavmi katında haram olur. Eğer hakikaten yetişmiş, kemalata girmiş, nefsin olgunluğunu sağlamış, yapılması gereken kalbi eğitimi de yerine getirmişse, ondan sonra bir başkasını aramak doğru değildir. Eğer kamil bir mümin üstazının huzur ve gıyabında sui edebte bulunursa, onun manevi nura erişmesine mani olur. Gerek bu huzuru olsun, gerekse huzuru olmasın, ileri gelir bir konuşmaya başlarsa bu onun gelişmesine manidir. Bir defasında Şeyh Mustafa Kudüs Üstadımızın huzurundan bir aklı geçer. Evlatlarından, öğrencilerinden birisi.
Buna göre yetişkin bir zat der ki, keşke üstadımızın huzurundan göre de aklına geçmese, attan inse, saygıyla geçse. Çünkü bu hal edebe muhacirdir, edebe uymaz. Onun da aşkına muhabbetine engel oluyor. Üç ay kadar o kimsenin iman istifade gitmediği ifadeydi. Bu artık İbn-i Hacer-i Hikemi Hazretleri ki hadiste alim olan bir zatın ifadesi. Eğer kamil bir mürid, üstatının huzur ve riyabında edepsiz bulunursa, onun aşkına, muhabbetine mani olur. Nur-u zulmetine icaba ve manen uzaklaşmaya, faydası zarara dönüşmeye başlar. Nasıl olur? Şimdi huzurunda olduğu gibi bulunmadığı zamanda da eğer bu saygısız hali devam edecek olursa, onun nuru zulmete, karanlığa ve Rabbimize kavuşmakta birçok engeller de hasıl olur. Artık o kapı, ifade edildiğine göre kapalı, ona manevi bir uzaklık ve faydası zarara dönüşmeye başlar. Halbinde sevgisi kalmaz, muhabbeti kalmaz, ibadetle taate zevki azalmaya başlar.
Aşklı muhabbetli iken bu aşk, o muhabbet yavaş yavaş yavaş tükenmeye başlar, gözünden yaşlar kurur, Gözünden akan yaş akmaz olur. Dilinden çıkan o güzel sözler çıkmaz olur. Artık hali değişmeye başlar menfi olsa. İster üstağzının taplında terayyür bulunsun, ister bulunmasın. İster üstağzının hali değişsin, ister değişmesin, yapmış olduğu bu, saygısızlığın sebebiyle artık zarara doğru gitmeye başlar. Bunun şeklinin değişmesi, değişmemesi işi değiştirmez. Nitekim, naklolunduğuna göre İmam-ı Züfer rahmetullahi aleyh abdest alıyordu. İmam-ı Azam, Rahimehullah, İmam-ı Züfer'in üzerine uğradı, talebesi olur tabii. İmam-ı Züfer, İmam-ı Azam'a kıyamet etmedi, abdest alıyordu. Üstazi için ayağa kalkmadı ve tazim yapmadı. Bu sebeple mezhep ve İmamı Züferin rivayeti zayıf oldu. Hatta İmaman diye tarif edilir. İmamı Yusuf ve İmam Muhammed için kullanılan tabir imamandır. İki imam demek.
Yani ilme yetişmiş mübarek kimseleri. İmam-ı Züfer Rahmetullah Ali Hazretleri daha üstün bir bilgiye sahip olmasına rağmen, abdest alırken üstatının gelişinde ayağa kalkmadığı için, onun görüşü diğerlerine nispeten zayıf kabul edilir. Halbuki İmam-ı Azam'ın şokça dersine devam eden öğrencilerinden birisiydi. Hadîka adlı eserde beyan bulunduğu üzere, bir kamil mümin için şunlara dikkat etmesi gerekir. Belki bu konu her yerde açılmaz ama bu gibi cemaate de konuşulacak husus budur. Yoksa siz de bunun şahitisiniz, hiç abdest almayı bilmeyen insanlar var. Gusül bilmeyen kimseler var. Edep derken hiç tanımayan kişiler var. Biz bunların şahidiyiz. Bunları alıp bu konular konuşulmaz. Onlara itikadi konuları konuşun. Allah'ımızın sıfatlarından konuşulur. İsimlerinden konuşulur. Yüce kudretinden bahsedilir.
Bir öğrenci kardeşimiz arkadaşlarını cuma namazı için teşvik edince bir tanesi diyor ki, gel arkadaş, ben anamdan babamdan abdest nasıl alınır? Namaz nasıl görünür? Bu zaman araları görmedim de bilmiyorum de. Şimdi siz şöyle böyle bir çevrenin içerisinde bulunduğunuz için, tabii tanımıyorsunuz. Gittikçe bunlar da kayboluyor. Artık ahlaki noktalar kaybolmaya başladığı gibi, ibadetteki kaybolmalar bildiğiniz gibi değil. İtikatta da yanlışlıklar zuhur ediyor. İşte bunun için, bunun için bir çalışma yakıyor bilenler. Cep ilmi haline kadar tespit ettiler ve onun kitaplarını getirdiler. Bu sözle kalmadı. Arabanın torpidosuna konacak esere, piknikte okunacak esere kadar tespit ettiren ve kitaplar geldi. Neden? Öğrenilsin ki. Şu cemaat içerisinde istinca ile istibbrayı bilen var mı? Bakırda ilahiyatçılar var, onların üstesidir. İstinca ne demek? İstibra verilir. Şimdi mahcup edilir mi?
Allah'ımızın sevgili kulları mescide gelmiş. Bu kendi kendimize bir sorgulama. İşte bunu cep ilmi halinde bir oturmamızda okuduk. İstinca nedir? İstibra nedir? İstinca necasetten yani huzurunuzda söylemekten de çekinirin, necasetten temizlenmek, küçük ve büyük abdesttir. İstibranedir kurulanmaktır. Bunlar olsun kitaplar mevcut, öğreniriz. Hadife adlı eserde şöyle bir sıralama yapılmış. Kamil bir mümin kalbinde üstağzının efadi üzerine itiraz etmez. İşte şunu niye böyle yapıyor? Şunu niye şöyle itti demez. Bunu henüz duymuyoruz biz. Bu on iki yaşında ilme başlayan, Mısır'da Eser üniversitesini bitiren, bunun dışında çok büyük talimde bulunan, ilimde yerine göre rüsuk sahibi dediğimiz, biz rüsuku da bilmeyiz, ilimde derinleşen kimseye Sami Ramazanoğlu Hadis Sallallahü Hazretleri bir müddet buyuruyor bu eserlerin dursun bu Behçet-üs Seniyye'yi okudu. Bu şimdi okunan bir eser değil.
Şam-ı Şerif'te basılmıştı, daha sonra da tabirildi diyen yerde çoğaltıldı. Kalbinde üstadının nefali üzerine itiraz etmez. Kalbi ise tevil eder. Deyinse nefsinde olan kusuru kendisine nispetdiler. Siz şuna ne diyeceksiniz? Çokça duyduğunuz bir husus. Üstatlarımızdan birisi öğrencilerine der ki, şu evi yarın. Çokça duydunuz bunu bilirsiniz siz, daha alasını bilirsiniz. Şu evi yarın içindeki balyaları diğer tarafa geçirin. Nedir bu? Bu bir hırsızlık değil mi? Adamın evine yaracaksın, içindeki balyalar neyse çuvallar ne olduğunu bilmeyiz. Mutlaka kıymetli, kıymeti ait değerler vardır. Onları alırlar, hiç itiraz etmeden, bir müddet sonra harami hırsızlar girer, haber almışlar oradaki değerli eşyadan bakarlar hiçbir şey yok. Şimdi itiraz buradan durmuyor. Allah'ınız onlara kalbi bir derinlik vermiş. Siz gaz lambasından daha önce idare denir, onunla kaç santimlik yeri görebiliriz.
Bir mum ışığı ile biz nereyi görebiliriz? Bir mum ışığının aydınlattığı yer otuz santim olur. Bir idare dediğimiz Bir projektör tarif edemezsiniz. Daha onun bir ötesini, ayın güneşin, yıldızın ışığını hiç tarif edemezsiniz. Allah'ımız Celle Celalühü onlara Zikullah ile, rabukalarıyla, murakebeleriyle, mükaşefe müşahede dile, mükaşefe müşahede nedir biz bilmeyiz. Gönlünün açılması demektir. Bilmediğimiz alemlere açılması demektir. Müşahede görünmeyenlerin görünür hale gelmesi demektir. Onunla bizim görmemiz bir olur mu? Cenabı hak Cimer suresinde, Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Allah'ımız gösterir. Ondan dolayı, ihsan mektebinde olan bir kimsenin üstazının hareketleri üzerine itiraz etmez. Eğer gücü yetiyor ise, ne kadar tevvi edebilirse etmeli, sonunda da kusuru telkisine bulmalı. Susadım bile atamayız. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin kalbi serin sohbetini dinlediniz.