Uhud Gazvesi ve İslam Tarihi kaydında Kıymetli deneyeceğimiz İhsan Mektebi programımızda Mahmud Sami Ramazanoğlu Uhud Gazvesi isimli eseriyle birlikteliğimiz inşallah devam ediyor bu bölümümüzde de. Uhud Savaşı'nın daha başlamadığı dönemlerdeydik dakikalardaydık daha doğrusu Uhud Dağı'nın eteğinde Resulullah Efendimiz ve İslam ordusunun yer alması Efendimizin askeri…
Kıymetli deneyeceğimiz İhsan Mektebi programımızda Mahmud Sami Ramazanoğlu Uhud Gazvesi isimli eseriyle birlikteliğimiz inşallah devam ediyor bu bölümümüzde de. Uhud Savaşı'nın daha başlamadığı dönemlerdeydik dakikalardaydık daha doğrusu Uhud Dağı'nın eteğinde Resulullah Efendimiz ve İslam ordusunun yer alması Efendimizin askeri yerleştirmesi konusunu aktarmıştık. En son orada kalmıştık hatırlayacaksınız. Evet Efendimiz Aynen geçidine tepelere okçuları yerleştiriyor ve Ebu Cücani'nin kılınç alması konusuna geliyor şimdi. Rasulullah eline bir kılıç aldı. Üzerinde Arapça korkaklıkta ağır, ileri gitmekte şeref ve izzet var. Halbuki kişi korkaklıkla kaderinden kurtulamaz diye yazılmıştı. Hakkını ifa etmek şartıyla bu kılıncı kim alır buyurdu. Ashab-ı Kiram'dan bazıları biz alırız dedilerse de Resulü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem iltifat etmeyip yine evvelki sözünü tekrar etti.
Nihayet bahadıran-ı ensardan Ebu Dücani Hazretleri Ya Rasulallah bu kılıncın hakkı nedir diye sordu. Rasulü Ekrem Efendimiz de onun hakkı eğilip bükülünceye kadar düşmanın yüzüne vurmaktır diye buyurdu. Ebu Dücane o şartla ben alırım deyince Resulullah o kılıncı ona verdi. Ebu Cücane meydan-ı harpte daima bir pervası yırip bir iltifatı mahsusaya mazhar olunca hemen kılıcı çekip ileri yürüdü. Bu esnada ise bir münafık olan Kuzman'la bir mürted tarafından harp ve kıtala mübaşeret olundu. Şöyle ki Evs kabilesinden Ebu Amir Rahip denilen bir şahıs vardı. Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellemin nübüvvetle bahsinden evvel teşrif buyuracağını haber vermiş olduğu halde efendimizin peygamber olarak gelmesiyle hasedinden naşi küfür ve dalalet yoluna süluk etmiş ve Resul-i Ekrem efendimizden ayrılarak elli kadar etbaı ile Mekke'ye gitmişti.
Meydan muharebede ben kavmime mülaki olursam hepsi bana tabi olur diye Kureyş içinde övünürdü. Halbuki Resul-i Ekrem ona Ebu Amir-i Fasık diye lakap vermiş olduğundan fasık Ebu Amir'i kavmi değil hatta kendi oğlunun bile kabul etmesi ihtimali yok idi. Hatta bir gün Ebu Amir Evs kabilesine mukabil olan Araplar içine gelerek ben Ebu Amir'im diye nida edince Evs kabilesi Breakasık herif diye ona sepbettiler, sövdüler. Ebu Amir kendi kavminden böyle ummadığı bir muameleyi görünce ben kavmimin içinden çıkalı onların fikirleri bozulmuş diyerek Evs Kabilesiyle cilale başladı. Kuzman'sa kadınlardan utanmış ve cenge pek ziyade hırslanmış olduğundan herkesten evvel düşmana ok atarak kemali şiddetle harbe başladı. Ebu Amir-i Fasık da firara mecbur olduğundan yanında bulunan Hevazin kabilesi de ürküp geri döndüler. Nihayet en gerideki safa kadar vararak orada dayandılar.
Bunun üzerine Kureyş'in alemdarı olan Talha bin Ebi Talha meydan-ı mübarezeye çıkıp erdiredi. Ali bin Ebi Talib radiyallahu anh Hazretleri ona karşı çıktı. Başına bir kılıç vurup kafiri katle idam eyledi. Sonra Kureyş'in sancağını Osman bin Ebi Talha tutmuştu. Onu da Cenabı Allah'ın arslanı Hamza bin Abdülmuttalib Hazretleri kılıçla kolundan yaraladı. Derhal sancağı Nafi bin Talha tuttu. Onu da Asım bin Sabit Ebi Eflah ok ile vurup katletti. Derhal sancağı Haris bin Talha tuttuysa da Asım onu da birçokla vurup düşürdü. Kardeşi Külah bin Talha hemen sancağı eline aldıysa da Zübeyr bin Avvam radıyallahu anh Hazretleri hamle ederek onu öldürdü. Sonra biraderi Cülas İbni Talha sancağı aldı. O da Talha bin Ubeydullah Hazretleri'nin elinde maktul oldu. Elhasıl Abdudar oğullarından yedi nefer Baba, oğul, birader ve amca bu sancak altında düşüp kaldı.
Uhud Gazvesi ve İslam Tarihi kaydında Kıymetli deneyeceğimiz İhsan Mektebi programımızda Mahmud Sami Ramazanoğlu Uhud Gazvesi isimli eseriyle birlikteliğimiz inşallah devam ediyor bu bölümümüzde de. Uhud Savaşı'nın daha başlamadığı dönemlerdeydik dakikalardaydık daha doğrusu Uhud Dağı'nın eteğinde Resulullah Efendimiz ve İslam ordusunun yer alması Efendimizin askeri…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 6 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Sonra sancağı yine Abdüdar neslinden Ertat İbn-i Şurahbil aldı. Onu da Hazreti Hamza katletmekle sancağı Şura İbn-i Karis tuttu. Onu da Ashab-ı Kiram'dan biri katletti. Artık Abdudar oğullarından sancağı tutacak kimse bulunmadığından yine onların kölelerinden Savbab nam şahıs sancağı aldı. O da Kuzman'ın bir hamlesiyle telef oldu. Bu muharebede en evvel şehid olan Ebu Cabir ibn-i Ömer b. Hayram radıyallahu anh Hazretleridir. Sonra kız kardeşinin kocası olan Amr b. Cemuh radıyallahu anh ki muharebeye gelirken Ya Rab beni geri döndürme diyerek Cenabı Hak'tan rütbe-i şehadeti niyaz etmişti. Duası kabul olunarak oğlu Hallad İbn-i Amr'la beraber Şüheda zümresine layık olmuşlardır, Radıyallahu Anhuma. Hanzala Radıyallahu Anh da Ebu Amir-i Fasık'ın oğlu olup reisil münafıkin Abdullah b. Übey b.
Selül'un hemşiresi Cemil'yi nikahlayıp daha bir gecelik yeni güve idi ki babası mürted ve kayınbiraderi Reisül Münafikin olduğu halde kendisi din uğrunda hayatını feda eden yiğitlerden olmakla hemen kendisini düşman safı üzerine vurup içlerine saldırdı. Ta düşmanın baş kumandanı olan Ebu Süfyan'ın üzerine vardı. Lakin Şeddad Bin Evs namındaki müşrik yetişip onu şehit eyledi radiyallahu anh. Ebu Cücane Radıyallahu Anh Hazretlerine gelince Resulü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz hazretlerinden şartı malum ile o kılıncı aldıktan sonra başına bir kırmızı sargı sardı ve önüne gelen müşrikleri kılıçla vurup cerr yani yaralayarak ve telef ederek düşman safını yardı. Hatta öte tarafa geçip Ebu Süfyan'ın karısı olan Hind'in yanına vardı.
Hint ise diğer kadınlarla beraber geride def çalarak müşrikleri cenge teşvik ve tahrik ederken Ebu Dücane dal kılıç olarak bunların üzerine varınca Hint ne yapacağını şaşırdı ve onu kurtarmak için kimse de yanına varmadı. Ebu Cücane Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kılıncı ile böyle bikes bir kadının başına vurmak layık değildir diyerek geri dönüverdi. O gün Ebu Cücane'den zuhura gelen fevkalade şecaat herkese hayret verdi. Meydan-ı harbe çıkarken bu niyetini Ben ol verdim ki yarı vefaş-i ağrımla nezd-i nahlistandaki Sefhi Cebel'de bulunduğumuz sırada Keyhun'da yani Sufufu harbin gerisinde bulunmamak üzere ahitleşmişimdir. Allah'ın ve Resulullah'ın seyifleriyle kılıçlarıyla harp ve darp ederim diye göstererek çalımlı çalımlı yürümeye başlamış. Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz de Ebu Dücane'nin bu yürüyüşüne o yürüyüşü Hak Teala bu makamların gerisinde sevmez buyurmuşlardı.
Resulullah sallallahu aleyhi ve selleme düşman tarafından ok ve taş hücumları esnasında Ebu Dücane kendisini siper ederek pek çok yerinden mecruh olmuştur, yaralanmıştır. Başına sardığı o kırmızı sarığı Ebu Dücane'nin meşheresi yani alamet-i farikası olmakla Müşarun ileyh üzülmeşhere unvanını almış ve ahyanen zaman zaman onu giydiği muharebelerde fetvasınca ateş kesilmiştir. Ebu Dücane'nin sesi bir bölük askerdir diye Sitayiş-i Nebeviye mazhar olmuştur. Bedir ve Uhud Harbi'nde vesair meşahidde bulunmuştur. Hazreti Sultan-ı Resul sallallahu aleyhi ve sellem Uhud Harbi'nden avdetinde dönüşünde Hazreti Ali Radıyallahu Anh'ın kendi seyiflerini kılıçlarını Hazreti Fatıma'ya verirler iken mübahiyane şu memduh kılıncı al da kanını sil dediğini Resul-i Ekrem Efendimiz işiterek Hazreti Ali'ye hitaben buyurmuştur.
Bugün sen cidden kıtal etmiş olduğun gibi Simak bin Hareş'e yani Ebu Cücane Radıyallahu Anh ve Sehl bin Huneyf ve Haris bin Essim'a dahi cidden kıtal etmişlerdir. Yani Hakk'ı Harbi ifa eder vechile sadıkane ve can siperane cenk eylemişlerdir diye sitayiş buyurmuşlardır. Ebu Dücahne Radıyallahu Anh Yamame vakasında Müseylimetül Kezzab duvarla muhat bir bahçede kendini siper ederken beni duvardan içeri atın diye bahçenin içine attırmış, ayağı kırılmış olduğu halde harp edip kapıyı mücahitlere açmış ve kendisi de şehit düşmüştür radiyallahu anh. Uhud'da Hamza bin Abdilmuttalip radiyallahu anh da arslan gibi her ne tarafa hamle ve hücum ederse uğruna gelen müşrikler sürü halinde onun önünden savuşup kaçarlardı. Müşriklerin matma-ı nazarı ise Hazreti Hamza radiyallahu anha zaferyab olmaktı.
Yani onların hedefleri, amaçları Hazreti Hamza'ya karşı zafer kazanmaktı lakin onun yanına varılmaz bir küklemiş aslan olduğundan ancak onu uzaktan vurup da düşürmenin çaresini ararlardı. Hatta Hazreti Hamza Bedir Gazvesi'nde öldürdüğü Tuayme'nin kardeşinin oğlu Cübeyr ibn Mutamin, Vahşi namında Habeşi bir kölesi vardı. Harbe endazlıkta, yani mızrak atmakta pek mahir olmakla Cübeyr ona eğer Hamza'yı öldürürsen aza dol demiş ve Hint de vahşiye pek çok mükafatlar vaat etmişti. Bunun üzerine vahşi bir taş arkasından pusuya girip ve başka hiçbir kimseye bakmayıp sadece Hazreti Hamza'yı gözetmekteydi. Halbuki muharebe pek ziyade şiddet buldu ve Kureyş ordusu da fena halde bozuldu. Hatta geride müşrikleri teşvik için def çalan Hint'le diğer karılar paçaları sıvayıp vaveyla ederek dağa doğru firar etmeye başladılar. Asakir-i İslamiye'ye ise yağmaya koyuldular.
Abdullah bin Cübeyr'in kumandasında bulunan kemankeş askerler bu hali görünce yoldaşlarımız galip oldu, düşman bütün bütün bozuldu, ne duruyorsunuz? Ganimet ey cemaat ganimet dediler. Abdullah bin Cübeyr de siz Resulullah'ın emrini unuttunuz mu diyerek yağmacılıktan men ettiyse de kemankeş yani okçu askerler dinlemeyip biz de biraz malı ganimet alalım diyerek dağıldılar. Abdullah bin Cübeyr de yedi sekiz nefer sadık arkadaşlarıyla Emri Nebevi'ye imtisal ederek muhafazasına memur oldukları mevkide sebat edip kaldılar. Kureyş ordusunun sağ kol kumandanı olan Halid Bin Velid ise süvari askeriyle o mevkiden geçip de Ordu-yı Hümayun'un sol cenahına hücum etmeyi birkaç kere tasavvur etmişken kemankeşlerden okçulardan sakınıp bu niyetini icra edememişti.
Bu kere kemankeşlerin oradan dağıldıklarını görünce fırsatı ganimet bildi ve ganimet için dağılan kemankeşler üzerine şiddetli bir hücum eyledi. Onları çiğneyerek Abdullah bin Cübeyr'in yanına geldi ve yanında kalıp Emri Nebeviye'ye imtisalen ganimete koyulmayan Ashab-ı Kiram'la beraber Abdullah bin Cübeyr'i de şehit eyledi. Radıyallahu Anhüm Halid b. Velid o mevkii zapt ettikten sonra Ordu-i Humayun'un sol cenahında dolaşıp arka tarafından hücumla ehli İslam'ı şaşırttı ve içlerine azim bir tefrika düşürdü. Şöyle ki Ehl-i İslam galip olmuşken vaziyet birdenbire aksine dönüp galibiyet hali derhal mağlubiyete munkalip oluverdi, dönüşüverdi. O esnada Hazreti Hamza önüne gelen müşrikini vurup dağıtmaktayken Sibaha Bin Abdüluzza namındaki Kureyş müşriklerinden bir bahadır ona karşı durdu.
Fakat Hazreti Hamza onu bir vuruşla düşürüp öldürdükten sonra dönüp de diğer tarafa yardım için koşarken Vahşi-i Habeşi pusuda gözetmekteyken çıkıp harbesine attı. Hazreti Hamza radıyallahu anhı vurup şehit eyledi. Seyyidü Şüheda olan Hamza sekiz nefer namdar müşriki öldürdükten, düşürdükten sonra kendisi de böylece vahşinin harbesiyle şehit oldu. Vahşi bir aralık Hz. Hamza'nın yanına varıp karnını yardı ve ciğerini çıkarıp indi götürdü. Hind de son derece sevindi ve aşırı hırsından dolayı Hazret'in ciğerini ağzına alıp çiğnetti. Üstünde başında olan hulliatı, süsleri, ziynetleri ve yanında olan mallarını şükrane olarak Vahşi'ye verdi. Bundan başka Mekke'ye avdetinde şu kadar altın daha ihsan edeceğini vaad eyledi ve sağ oldukça vahşiye müteşekkiren beyitler söyleyeceğini de vaat etti. Hazreti Hamza'nın şehadeti ehli İslam hakkında bir büyük musibetti.
Lakin o halde kimsenin onu düşünecek vakti olmayıp herkes kendi başını kurtarma kaygısuna düşmüştü. Çünkü Halid Bin Velid'in kemankeşleri şehit edip de geriden Ordu-yu İslam'a hücum etmesi üzerine Ordu-yu İslam inhizama yüz tutmuştu. Şöyle ki o esnada arkanıza bakınız ey cemaat diye bir ses işitildi. İleri seyitmiş olanlar telaş ve dehşetle geri döndüler. Ordu-yı Hümayun'a bir karşılık ve Ehl-i İslam'a şaşkınlık geldi. Arkalarındaki Ehl-i İslam'ı düşman zannederek üzerlerine hücuma başladılar. Her ne kadar Ehl-i İslam muharebe esnasında birbirini tanımak için evvelce aralarında öldür, öldür tabiriyle birbirlerine işaret etmek vaz olunmuştu. Fakat şaşkınlıkla onu unuttular. Bu suretle dostu düşmandan tefrik edemez, ayıramaz oldular ve hemen birbirini kırmaya başladılar. Bozulmuş olan müşrikler de toplanıp ve geri dönüp Ehl-i İslam üzerine hücum eylediler.
İşte bu kargaşalıkta Ensar'dan pek çok zat mecruh ve bazıları da telef oldu şehit oldu Radıyallahu Anhüm. Kibar-ı Ashab-ı Kiram'dan Huzeyfe'nin pederi Yeman radiyallahu anh da bu sırada şehit olmuştur. Bu Yeman'la Sabit bin Vakş pir-i fani olup harbe elverişli olamayacağı malum olduğundan Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz Hazretleri bunları Uhud Gazasına gelirken geri çevirmek istemişti lakin ikisi de rütbe-i şehadete nail olmak için birlikte gelmek arzusunda bulunduklarından taleplerine müsaade buyurulmuştu. Bu kere ikisi de şehit olarak muratlarına nail oldular. Kıymetli dinleyicerimiz İhsan Mektebi programımıza inşallah devam edeceğiz. Mahmud Sami Ramazanoğlu Gaddesallahu Sirrahü'l Aziz'in yorumuyla Uhud Gazvesi'ni sizlerle müşahede etmeye inşallah bir sonraki bölümümüzde devam edeceğiz.