İhsan Mektebi programımızda inşallah sizlerle bugün yine Mahmut Sami Ramazanoğlu Uhud Gazvesi isimli eseriyle birlikteliğimiz devam edecek sevgili dinleyer mi? Uhud Gazvesi ile alakalı ayeti kerimeler mealler ve açıklamalarını inşallah aktarmaya sizlerle paylaşmaya devam edeceğiz bu programımızda da. Allah'ın izni olmaksızın hiçbir kimseye ölmek yoktur. O vadisiyle yazılmış bir yazıtır. Kim dünya menfaatini isterse kendisine ondan veririz. Kim de ahiret sevabını isterse ona da bundan veririz. Biz şükredenleri mükafatlandırırız. Yani muharebeye girmekte bir kimsenin ölmesi lazım gelmez. Zira her bir nefis ancak Allah'ın emriyle yazılmış olan vakti muayyende ölür. Binaenaleyh hiçbir kimse harpten kaçmakla ölümden kurtulmuş olmaz. Eğer bir kimse cihattan vesair amelden dünyada ecir murat ederse yani dünyaya münhasır olursa onun mükafatını alır.
Ahirette sevap görmez ve eğer cihattan ve bilcümle amelden ahiret sevabı isterse ahiret sevabını alır. Nimetine şükredenleri Cenabı Hak güzel karşılıkla mükafatlandırır. Fahri Razi'nin beyanı vechile münafıklar Uhud Gazasında yalanlar üzerine yani yaydıkları yalanlar üzerine Cenabı Hak Azze ve Celle bu ayetle müminlerin kalplerini takviye ve her nefsin Allah'ın emriyle vefat edeceğini bilfiil Uhud Vakası'nda ispat etmiştir. Çünkü o marekede, o savaşta esbab-ı helakten yani ölmeye vesile olan sebeplerden hemen hepsi hasıl olmuştu. Zira Resulullah'ın ashabı dağıldı. Ordu bozuldu. Kendileri yalnız kaldı. Kafirler üzerine hücum ettiler. Mübarek dişi şehit oldu ve başı yarıldı. Öyle olduğu halde Hak Teala Hazretleri Resulü Ekrem'ini düşmanlarının şerrinden muhafaza etti. Binaenaleyh herhangi bir kimse ne kadar helaka maruz kalsa Cenabı Allah'ın emri olmadıkça hiçbir kimse öldüremez.
Nice peygamber gelip geçti ki mahiyetinde birçok alimler muharebe etti de Allah yolunda kendilerine gelen belalardan dolayı ne gevşeklik ne zaaf gösterdiler ne de düşmana boyun eğdiler. Allah sabır ve sebat edenleri sever. Yani geçen enbiya ümmetleri düşmanlarla mukateleden çekinmedikleri gibi siz de çekinmeyin. Zira çok nebilerle beraber ümmetlerinden birçok cemaat ulema ve fukaha düşmanlarıyla mukatele ettiler ve Tarik-ı Hakk'a ilada kendilerine isabet eden belayadan belalardan ve birçoklarının katlolunmasından korkmadılar ve tesadüf ettikleri müşkilattan yorulmadılar ve muharebeden zafiyet göstermediler ve düşmanlarına boyun eğip yalvarmadılar. Belki cesaretle düşmanlarına hücum ile sabrı sebat ettiler. Zira Allahü Teala sabredenleri sever.
Fahri Razi'nin beyanı ve celle bu Ayet-i Celile'den maksat enbiyah-ı sairenin ve ümmetlerinin fisebilillah harpten usanmayıp harbe devam ettiklerini beyanla Ümmet-i Muhammediye'yi Resulullah'la beraber mücahedeye teşvik etmektir. Bu Ayet-i Celile'de beş sıfat zikredilmiştir. Birincisi düşmanla muharebeden çekinmemek, İkincisi, düşmandan korkup asla fütur getirmemek. Üçüncüsü, düşmana karşı asla zayıf görünmemek. Dördüncüsü, düşmandan korkup boyun eğmemek. Beşincisi düşmana karşı sabır ve sebat edip metanetini kaybetmemek. Fema vehenu ayeti kerimesinde vehn insanın her tarafını ihata eden korku ve kalbe arız olan zaaf manasınadır. Ve ma daufudaki zaaf cismin kuvvet ve kudretini ihlal eden zayıflık ve imanlarının gevşeyip kalbe arız olan şek ve şüphedir. Daki istikamet zaafının eseri aczini hariçte göstermek düşmana boyun eğmektir.
Ribbiyun kelimesi ise Rab Teala'ya mensup olan ulema, fukaha ve abid manasına ise de Taberi cemaati kesire manasına yani çok büyük kalabalıklar manasına müstamel kullanılmış olduğunu beyan etmiştir. Mücahitlere meşakkat isabet ettiğinde onların sözleri ancak ey bizim Rabbimiz günahlarımızı ve bazı işlerimizde haddini tecavüz eden israfımızı mağfiret et ve düşmanlarımıza karşı vardığımızda ayaklarımızı sabit kıl, kaydırma ki kalplerimizde korku kalmasın ve kafir kavim üzerine bize Nusret ver demeleri oldu. Yani onların sözleri şu duaları oldu ki maddi kuvvetleriyle beraber düşmanın şerrini def'a çalıştıkları gibi manevi olarak da Cenabı Hak'tan istimdat etmekten geri durmadılar.
Şu halde ümmet-i Muhammediyenin fiilen onlara uymaları ve mücahedeye durmaları lazım olduğu gibi kavlen dahi iktidar edip dualarla da Cenabı Hak'tan istimdat etmeleri, yardım istemeleri lazım olduğuna bu ayet-i celile delalet eder. Günahlarını, mağfiretini istemek ciddiyetle kebairden tövbe edip israftan tevaki etmeyi, korunmayı Cenabı Hak'tan istirham etmek, muharebede tesadüf edeceği meşakkatten zaaf göstermeyip ayaklarının sabit olmasını Cenabı Hak'tan istemek ve dördüncüsü kafirlerin üzerine Nusret vermesini Rabbinden istirham eylemektir. Bu ayet-i kerimenin işaret ettiği hikmetler olsa gerek sevgili din eyler. O mücahitler maddi ve manevi sa'y edince Allahü teala onlara nusret emvali ganimet ve düşmanları üzerine galebe ve fütuhatı kesire gibi yani birçok fetihler gibi dünya sevabı ve menfaatlerini ve cennet gibi ahiret sevabının güzelini verdi.
Zira Allahutaala ihsan edenleri sever ve muhabbet eder. Fahri Razi'nin beyanı veçile sevabı dünya ile murat, Nusret ve düşmanı kahretmek ve hüsnü sena ve nur imanla kalpleri münşeri olmak ve şüpheleri zail olup masiyetleri kefaret olunarak günahlarından Tahir olmaktır, temizlenmektir. Sevabı ahiretle murat cennet ve cennette olan nimetler ferah, sürur ve cemali ilahiyi müşahede etmektir. Allah ihsan erbabını sever. Allah'ın kulu sevmesi demek kulundan razı olması ve onun hakkında hayır murat etmesi demektir. Allahutaala has kullarına ikramı fazla yaptığı için onları düşmanla mukatele ile müptela kılar ve savaş anında onlara yardım eder. Allahü Teala onların sadırlarına kendi gizli sıfatlarının cevherlerini yerleştirmiştir ki bunlar başta Beni Adem'in mükerremiyeti olmak üzere Allah'ın sıfatlarından sabır ve ihsandır.
Allahutaala kendi sıfatlarını sever, bunun için kendi sıfatlarını ahlak edinenleri de sever. Bunun için Allah sabredenleri sever, Allah ihsan erbabını sever buyurmuştur. İmam Fahri Razi Allah ihsan erbabını sever ayetinde ince bir nükte vardır der ve izah eder. Bu kullar kendilerinin kötü amelleri olduklarını itiraf ederek Rabbimiz günahlarımızı mağfiret et, uygunsuz işlerimizi de mağfiret et dediler. Kendi günahlarını itiraf ettiklerinden dolayı Allahutaala onları ihsan erbabı diye tesmiye eyledi. Sanki Cenabı Hak onlara sen amellerindeki noksanlığı ve hataları ve aczini itiraf ettiğinden dolayı ben de seni ihsan ile tavsif ediyorum ve seni kendime dost addediyorum. Kulun bilmesi gerekir ki Cenab-ı Hakk'ın huzurunda kendi aczini, meskenetini ve kusurlarını itiraf etmekten başka yol yoktur.
Ey iman edenler eğer küfredenlere itaat ederseniz sizi ökçelerinizin üstünde küfre çevirirler de dünyada da ahirette de büyük zarara uğrayanların haline dönersiniz. Ey müminler eğer kafirlere itaat eder, sözlerini dinlerseniz onlar sizi iziniz üzerine eski batıl dine döndürürler. Siz de zarar ve ziyan edici olduğunuz halde dönersiniz. Sizin mevlanız yardımcınız ancak Allahutaala'dır. Halbuki Allahutaala yardım edicilerin hayırlısıdır. Binaenaleyh bütün işlerinizde ve bilhassa muztar olduğunuz zamanlarda Allahü Teala'dan yardım talep edin. Zira düşmanınızın şerrini sizden defedecek O'dur. Ayet-i celilenin sebebi nüzulü Uhud Vakasında vaki olan hezimettir. Fahri Razi'nin beyanı veçile kafirlerle murat, müşriklerin reisi Ebu Süfyan ve avanesidir. Cenabı Hak Ebu Süfyan avanesine itaatten men etmiştir. Yahut kafirlerle murat münafıklardır.
Zira sair vakitte adetleri olduğu vechile müminlerin kalplerine şüphe koyan ve Resulullah'ın katl olduğuna dair yalanı halk arasında dağıtan ve müminlere eğer Muhammed resul olsaydı bu vakada ölmezdi. Belki sair nağstan insanlardan farkı yoktur. Resul değildir. Binaenaleyh eski dininize dönmek sizin için hayırlıdır diyerek zayıful kalp yani zayıf kalpli müminlerin kalplerini teşvik etmişlerdir. Her ne kadar bu Ayet-i Celile'nin nüzulüne bu vaka sebep olmuş ise de fakat hüküm olarak itibar lafzın umumuna olup sebebin hususuna değildir. Hakkında Allah'ın hiçbir hüccet indirmediği şeyleri ona eş tanıdıklarından dolayı küfredenlerin kalbine şiddetli bir korku salacağız. Onların yurtları ateştir. Salimlerin dönüp varacağı yer ne kötüdür.
Diğer mana kafirlerin şirklerine bir delil nazil olmadığı halde Allah'a şirkleri sebebiyle onların kalplerine elbette biz Asimüşşan korku salarız ve kafirlerin makamları cehennem ateşidir ve zalimlerin makamları ne kadar çirkin oldu. Uhud'da arız olan korku üzerine firar edip bir müddet gittikten sonra Ebu Süfyan ve avanesi nedamet ederek geri dönüp ehli imanı tamamen kılıçtan geçirmeyi azmetmişlerse de Allahü Teala'nın onlara inzal buyurduğu korku sebebiyle cesaret edememişlerdir. İşte ehli İslam'ın azlığı ve bozulmasıyla beraber Allahü Teala'nın lütfu olan korkuyu kafirlerin kalplerine yerleştirmeye bu ayetteki vaadini birinci defa olarak Uhud Vakası'nda ineceğiz buyurmuştur. Burada işaret vardır ki insanların kalplerine korkuyu ve emniyeti, iştiyakı ve isteksizliği ve buna benzer insana yön verici hisleri insana Cenabı Hak verir ve sevk eder.
Nebi sallallahu aleyhi ve sellem bunun için kulların kalpleri Cenabı Hak'ın yedi kudretindedir. Onları dilediği gibi çekip çevirir. Bir başka rivayette hiçbir kalp yoktur ki Cenabı Hakk'ın kudret parmaklarından iki parmağı arasında olmasın. Dilerse onu istikamet üzere tutar, dilerse saptırır buyurdular. Kula gereken Allah'a dönüp ondan kafir nefislere karşı hususan nefsi emmareye karşı galip gelecek kuvveti istemektir. Eğer kul hevasına tabi olur, nefsine itaat ederse şehvetlerine uyar ve bu da onu esfel-i safiline götürür, hüsrana uğratır. Zat-ı Uluhiyetime yemin ederim ki Allah Teala size Nusret ve düşmanın kalbine korku ilka edeceğine dair olan vaadini sadık kıldı. O zamandaki siz Allah'ın izniyle onları katlediyor ve katlinizle hislerini iptal ediyordunuz.
Hatta siz korktunuz ve ganimet malı içinde münaza ettiniz ve muhabbet ettiğiniz emvali ganimet gösterildikten sonra emri Resulullah'a muhalefetle isyan ettiniz. Sizden bazınız ancak dünyayı murat eder ve bazınız da ahireti murat eder. Siz Allah'ın ve Resulü'nün emrine muhalefet ettikten sonra Allahü teala sizi onlardan ve mallarından uzak kıldı. Zira onlardan firar ediyordunuz. Bu kusurunuzdan dolayı Allahü teala sizi belayı hezimetle müptela kıldı. Sebat eden müminlerle münafıklara imtihan muamelesi oldu ve zatı uluhiyetine yemin ederim ki bu iptila üzerine Allahutaala muhakkak sizin kusurunuzu affetti. Zira Allahutaala müminler üzerine fazlı ihsan sahibidir. Bu ayet-i celilede dokuz hüküm beyan buyrulmuştur. Vadini sadık kılmak ve incaz etmek, gerçekleştirmek. Ehl-i imanın kafirlerin hislerini izale etmeleri.
İsyanları, niza, Ehl-i İslam'ın korkmaları, bazılarının dünyayı murat edip bazılarının da ahireti murat etmeleri, ehli İslam'ın kafirlerden uzak olması, Allahü Teala'nın muhalefet edenlerin kusurlarını affetmesi ve Cenabı Allah'ın fazlı ihsan sahibi olduğudur. Bu ayet I kerimeyle inşallah bugünkü programımızı da burada nihayete erdiriyoruz. Rabbimiz izin verirse bir sonraki bölümümüzde İhsan Mektebi programımızın yeni bir bölümünde sizlere Mahmut Sami Ramazanoğlu Uhud Gazvesi isimli eserinden yine bir bölüm aktarmayı umut ediyoruz inşallahutaala sevgili dostlar.