İhsan Mektebi programımızın yeni bir bölümünde sizlerle birlikteyiz. Asidini işler misin? Mahmut Sami Ramazanoğlu Kuddisallahu Sirrahü'l-Aziz'in Uhud Gazvesi isimli eserini inşallah bu bölümümüzle birlikte bitirmek istiyoruz. Ayet-i Kerime'ler açıklamaya başlamıştık bundan önceki bölümlerimizde. İnşallah birkaç ayet-i kerimeyi daha yorumlarıyla, tefsirleriyle birlikte sizlere sunmaya gayret edeceğim. Müminler o kimselerdir ki nas insanlar onlara muhakkak nas sizin için içtima ettiler. Onlardan korkun dediklerinde onların sözleri ancak müminlerin imanlarını ziyade etti ve dediler ki Allahutaala bize kafidir ve Allahutaala ne güzel vekildir. Harp mevkiinden Cenabı Allah'ı nimet ve ihsanıyla döndüler. Onlara asla kötülük dokunmadı ve onlar rızayı ilahiye ittiba ettiler. Allah'ın lütfuna güvendiler. Zira Allahutaala kullarına büyük ihsan sahibidir.
Fahr-i Razi ve Ka'di'nin beyanlarına nazaran Ayet-i Celile'nin sebebi nüzulü. Ebu Süfyan Uhud vakasından avdet ederken Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'e, ya Muhammed, istersen harp gelecek sene Bedir zamanı olsun, dedi. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem de inşallah buyurdu. Fakat gelecek sene vakti gelince Ebu Süfyan askerleriyle Mekke'den çıktı. Merruz Zahran mevkiine gelince Allahü teala kalbine korku verdi. Ebu Süfyan tereddüde başladı. Mekke'ye dönmek istiyorsa da kavmi Arap'tan arlanıyordu, utanıyordu. O sırada Nuaym eşcaiye tesadüf etti. Ebu Süfyan fikrini anlattı. Bu sene kıtlıktır. Bize ucuzluk senesi olmalı ki develerimiz ot yemeli, biz sütünü içmeliyiz. Bunlar mümkün olmadığından dönmek isteriz fakat Muhammed harp mevkiine gelir.
Boş bulursa cesareti artar dedi ve ey Nuaym eğer sen Medine'de bizim külliyetli asker ve mühimmatla geldiğimizi Müslümanlara anlatır, kalplerine korku verirsen sana on deve veririm diyerek Nuaym'ı Medine'ye gönderdi. Kendi de askeriyle beraber eli boş Mekke'ye döndü. Ehli Mekke bunu görünce alay ederek tahkir ettiler. Nuaym ise Medine'ye geldi. Birçok yalanlar neşretti. Müşriklerin kuvvetinden, ehli İslam'ın zaafından ve harbe gidilirse bir tane bile kalmayıp kamilen kılıçtan geçirileceğinden bahsetti. Bu söz fena tesir bıraktı. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem de bunu işitince ben yalnız giderim, vadimden dönmem buyurdu ve harbe hazırlandı. Ashaptan yetmiş kişiyle Medine'den çıktılar ve Bedri Sahir denilen mahalle geldiler. Fakat düşmandan bir kimse görmediler. Bedri Sahir de Araplarda adet üzere sekiz gün panayıra tesadüf ettiler.
Yanlarında bulunan hurma vesaireyi satarak birçok menfaat temin ettiler. Mukabilinde üzüm ve sahtiyan gibi şeyler aldılar. Salimen ve Ganimeten Medine'ye avdet ettiler. Ey müminler şu size korku veren ancak şeytandır. Sizi evliyasıyla, dostlarıyla korkutuyor. Şu halde sizi korkutan şeytan olunca siz onlardan korkmayın. Eğer müminseniz benden korkun. Ey Resul-i Ekrem, küfre say ve sürat eden kafirlerin zararları seni mahzun etmesin. Zira onlar küfrü irtikabla Allahü Teala'ya hiçbir zarar edemezler. Çünkü küfürlerinin zararı kendilerine aittir. Allahü teala onlar için ahirette bir nasip kılmamak murat eder. Halbuki onlar için ahirette büyük azap vardır. Tefsir-i Taberi'de beyan olunduğu vechile bu ayet-i celilede şeytanla Murat Nuaym bin Mesbut'dur ki şeytanın yolunu tuttuğundan şeytan denilmiştir.
Bulasa ehli iman arasına düşmanın kuvvetinden bahisle Müslümanları korkutmak için yalanlar neşredenlerin insan suretinde şeytan sıfatında olduğu beyan buyurulduğu cihette bu gibi insan suretinde şeytanlarda her vakit bulunacağından Müslümanların aldanmamaları lazım olup şeytanın dostlarından korkmayarak ancak vacip Teala ve Tekaddes Hazretleri'nden korkmak icap ettiği bu Ayet-i Celile'nin meali münifinden anlaşılmaktadır. İkinci Ayet-i Celile mealine nazaran Habibim küfre, surat ve irtikab edenlerin zararından mahfuzsun, korunmuşsun. Binaenaleyh onların size zarar kast etmelerinden mahzun olma. Vacib Teala ve Tekaddes Hazretleri bu Ayet-i Celile ile ve müminlere teselli buyurmuştur.
Çünkü dini İslam'ı ortadan kaldırmak maksadıyla asker cem etmek fayda vermeyip şeriatı iptal etmek isteyenlerin akıbet kendileri mahvu muz mahil olacaklarını beyan etmek ehli İslam'ı tesliyeden başka bir şey değildir. Bu Ayet-i Celile'nin hükmü ise İlahiyat kıyamet gününe kadar bakidir. Fahri Rasi ve Kadi'nin beyanları vechile bu Ayet-i Celile münafıklarla ve irtidatla dinden dönenlerle küfre müsarrat eden küfre koşan mürtetler hakkında nazil olmuştur. Uhud Vakası'ndan sonra münafıkların dilleri uzamıştır. Mesela Muhammed Nebi olsaydı mağlup olmazdı. Halbuki mağlup oldu. Bundan sonra nusrat yoktur demekle Ashab-ı Resulullah'a tebaiyetten uzaklaştırmaya çalışırlardı. İşte münafıkların bu tezahüratından, bu yaygaralarından mahzun olmamaları için Cenabı Hak Azze ve Celle bu ayet-i celile ile resulüne ve ümmetine tavsiye buyurmuştur. Çoğul kimseler ki onlar iman-ı küfre değiştiler.
Onlar Allah'ın dinine ve dinin sahibi olan Resulüne elbette hiçbir şeyle zarar edemezler. Halbuki onlar için ahirette acıklı azap vardır. Tefsirde beyan olunduğu vechile bu ayet-i celile Yahudiler hakkında nazil olmuş ise de hükmü umumidir. Habib-i Zişan'ım sen kafirleri zannetme ki bizim onlara müsaade etmekliğimiz onların nefislerine hayırlıdır. Belki bizim onlara dünyada müsaademiz onların günahları ziyade olsun içindir. Halbuki ahirette onlara ihanet ve hakaret edici azap vardır. Allahü teala müminleri üzerinde bulunduğunuz şu halde bırakacak değildir. Nihayet murdarı temizden ayıracaktır ve Allahü teala sizi gayb üzere muttali kılar olmadı. Velakin Allahü teala Resullerinden dilediği kulunu makamı risalette ihtiyar buyurur ve vahiyle bazı mugayyebatı o resulüne bildirir. Hal böyle olunca Allahü tealaya ve resullerine iman edin.
Eğer siz Cenabı Allah'a ve resulüne iman eder ve muharremattan içtinatla rızayı ilahi hilafından nefsinizi vikaye eder, korursanız sizin için büyük ecir vardır. Yani Habibim sen dünyada kafirlerin uzun ömürlü ve servet-ü samanları kendi haklarında hayırlıdır zannetme. Onlar hakkında mühlet hazelandır, nimet değildir. Münafıklar Uhud Gazasında şehit olanları söyleyerek kendilerinin de muharebeye gitmediklerinden dolayı hayatta kaldıklarından bahisle ehli İslam'ı Resulullah sallallahu aleyhi ve selleme ittibadan tenefür etmeye çalışıyorlardı. Nefret ettirmeye, uzaklaştırmaya çalışıyorlardı. Cenabı Hak Azze ve Celle onları ret için onların hayatları haklarında hayırlı olmadığını ve dünyada münafık ve kafir olarak yaşamak mazarrat olduğunu beyanda sözlerini itibardan iskat etmiştir. Yani Uhud'da şehit olan müminlerin mevtleri bunların hayatlarından daha hayırlı olduğunu beyan buyurmuştur.
Şu halde imanı olmayan kimsenin akıbeti ebedi azap olacağı için onlara verilen nimetler her ne kadar zahirde nimet gibi görünüyorsa da hakikatte nimet olmayıp ayni azap olduğuna bu ayet-i celile delalet eder. Nitekim Sure-i Tevbe'de Ya Ekreme'rusül. Onların mallarının ve çocuklarının çokluğu seni taaccübe sevk etmesin. Zira Allahutaala onlara malları ve çocukları sebebiyle dünyada azap etmeyi ve ecelleri geldiğinde kafir oldukları halde ruhlarının çıkmasını murat eder buyurulmuştur. Bu ayet-i celilede hitap Resulullah sallallahu aleyhi ve selleme ise de murat müminlerin hepsi nedir. Zira müminler için dünyada mağrur olmamak lazım olduğu gibi başkalarının ellerinde bulunan nimetleri de taaccüp etmemek lazımdır. Rivayet olunduğuna göre Ebu Cehil'e ait yedi katarlık bir büyük kervan külliyetli bir mal ile Şam'dan geldiğinde Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ve ashabı ona bakarlardı.
Ekserisi aç ve elbiseleri yok denecek kadar yoksul olan ashabının bu kadar fakr-u zaruret içinde oldukları Resulullah'ın gücüne gidip gönlü bununla meşgul olduk da Cenabı Hak hemen Habibim biz sana Seb'al mesaniyi verdik. Yani onların nice yedi kafilelerine bedel olarak sana Fatiha suresini verdik. Yine sana verdiğimizin azametine bakmıyorsun da onlara verdiğimiz dini alçak bir metaha mı bakıyorsun buyurdu. Cenabı hak Resulullah'ın temennisinin kendi nefsi için değil ashabı için olduğunu bildiği için onlar hakkında mahzun olma buyurdu ve onların dünyevi menfaatlerini de gözetmek üzere müminlere kanatlarını ger buyurdu. Çünkü onlara göstereceğin alaka ve tevazu onlar için zafer kazanmanın sevincinden daha aladır. Ve diğer ayet-i celilede, Allahü Teala müminleri münafıklardan tefrik olunmaz bir halde terk eder olmadı. Yani ayrılmaz bir vaziyette bırakmadı.
Hatta münafık müminden ayrılır ve herkesin nifak ve imanı bilinir ve Allahutaala sizi Gaybı muttali kılar olmadı. Lakin dilediği kulunu risalet mansıbına ihtiyar eder. Risalet makamına seçer. Şu halde sizin için vazife Cenabı Allah'a ve Resulüne itaat ve iman etmektir. Cenabı Hak azze ve celle müminlerle münafıkları bilinmez bir surette devamının muvafık olmadığı ve aralarını tefrik edeceğini ve tefrikin de ayırmanın da Uhud Gazasında olduğu gibi bazı belaya bazı belalar ve mesai musibetler ile olacağını beyan buyurmuştur. Çünkü musibetler insanlar için bir milyardır, bir ölçüdür. İyinin kötüden ayrılması mesaiple olur, musibetle olur. Zira mesaibe sabredenle etmeyen belaya müptela olduğu zamanda belli olduğu cihetle işte Uhud Gazası müminleri münafıktan ayırmıştır. Halis mümin bütün belaya göğüs gerer ve imanında sebat eder.
Galip olsun, mağlup olsun hali tahayyül etmez, değişmez ama münafıksa belayı görünce ısrar ettiği imanından döner, nifakını meydana kor ve bu surette müminle münafık birbirinden ayrılır. İşte Hak Teala Hazretleri bu Ayet-i Celile'de müminlerle münafıkların arasını tefrik etmenin gaybı bilmek suretiyle olmayıp Alamatı zahire ve belaya ile olacağını beyan buyurmuştur. İbn Abbas radiyallahu anhuma'dan rivayete göre Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz şöyle buyurmuşlardır. Kim bir esiri düşman elinden kurtarırsa işte kurtulan o esir benimdir. Yani o beni kurtarmış gibi sevap kazanmıştır. Kim gaza ve cihat etmeksizin cihat arzu edip de kendi kendine keşke ben de mücahitlerden olsaydım demeksizin vefat ederse münafıklık huyundan bir şube üzerine ölmüş olur. Evet sevgili nicerim.
Efendimiz aleyhissalatü vesselamın bu hadisi şerifiyle Uhud Gazvesi isimli eseri burada bitirmiş oluyoruz. Mahmut Sami Ramazanoğlu yeni bir eserinde, yeni bir programda tekrar buluşmak, görüşmek arzusuyla Allah'a emanet olunuz.