Uhud Gazvesi ve Enes Bin Nadr'ın Kahramanlığı kaydında Kıymetli dinleyicilerimiz İhsan Mektebi programımızın yeni bir bölümünde daha sizlerle birlikteyiz. Mahmut Sami Ramazanoğlu Gaddesallahu Zerrahü Zerrahülazeys'in Uhud Gazvesi isimli eseriyle inşallah birlikteliğimiz devam ediyor bugün de. Uhud Gazvesi esnasında Enes b. Nadr'ın kahramanlığı konusuna gelmiştik. İnşallah bu konuyu anlatarak…
Kıymetli dinleyicilerimiz İhsan Mektebi programımızın yeni bir bölümünde daha sizlerle birlikteyiz. Mahmut Sami Ramazanoğlu Gaddesallahu Zerrahü Zerrahülazeys'in Uhud Gazvesi isimli eseriyle inşallah birlikteliğimiz devam ediyor bugün de. Uhud Gazvesi esnasında Enes b. Nadr'ın kahramanlığı konusuna gelmiştik. İnşallah bu konuyu anlatarak programımıza başlıyoruz. Enes b. Malik demiştir ki: Amcam Enes b. Nadr. Bedir Harbi'nden uzakta bulunmuştu da. Ya Rasulallah! Müşriklerle muharebe ettiğin gazada uzakta bulundum. Eğer Allah beni müşriklerle harp meydanında hazır bulundurursa kahramanlık oyunlarını oynayacağım. Allah muhakkak herkese gösterecektir demişti. Uhud günü hulul edip de Müslümanlar münezzim olunca Enes b.
Ya Rab şunların yani Müslümanların irtikap ettikleri bozgunluktan dolayı sana intizar ederim ve şunlar yani müşriklerin de Resulullah'a karşı irtikap ettikleri cinayetten sana iltica ederim demişti. Dedi. Sonra müşriklere doğru harp etmek üzere ilerledi. Bu sırada İbn Nadr, Sa'd Bin Muaz radiyallahu Anh rast geldi. Ona da Ey Sa'd cennet istiyorum ve Nadr'ın Rabbine yemin ederim ki ben cennetin kokusunu Uhud'da buluyorum dedi. Sa'd Bin Muaz İbn Nadr'ın şehamet menkıbelerini hülasa ederek Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e Ya Resulallah İbn Nadr düşmanlara karşı öyle cihad etti ki ben onun gösterdiği harikaları tasvire muktedir değilim dedi. Enes Bin Malik Sa'd Bin Muaz'ı teyit ederek demiştir ki: Biz İbn Nadr'ın şehit olduğunu bulduğumuzda onun bedeninde kılıç darbesi mızrak vurması ve ok ile Musab olarak yani okun isabet ettiği seksen kadar yara bulduk.
Müşrikler bu mücahide o kadar işkence etmişlerdi ki burnu, kulakları vesair azasını birer birer kesmek suretiyle bu aziz şehidi hiçbir kimse tanıyamadı da yalnız kız kardeşi parmaklarının ucuyla tanıyabildi. Enes Bin Malik demiştir ki zannedersem şu Ayet-i Celile Müminlerden öyle erler vardır ki Allah'a verdikleri ahde sadakat gösterdiler. Onlardan kimi şehit olarak ahdini ödedi, kimi de ödemeyi bekliyor ve onlar hiçbir surette ahitlerini değiştirmediler. Enes bin Nadr ve Mus'ab bin Umeyr ve benzerleri hakkında nazil olmuştur. Mervedir ki Enes bin Nad Radiyallahu Anh Bedir'de bulunmadı da Uhud'da bulundu. İblis-i Layn Muhammed öldü diye bağırınca Enes b. Nadr yanındaki birkaç neferle Ömer Radıyallahu Anh'a uğrayıp dedi ki burada ne donup kaldınız. Onlar da Resulullah öldürülmüş dediler. Enes b. Nadr peki Resulullah öldürüldüyse siz hayatı ne yapacaksınız?
Kalkın Resulullah ne için öldüyse siz de onun için ölün dedi ve cevelan edip harbe girişti. Maktul olarak bulunduğunda vücudunda seksen kadar yara vardı Radıyallahu Anh. Yine Enes Bin Malik Radıyallahu Anh demiştir ki İbni Nadr'ın kız kardeşi ki o Rübeyyi adıyla anılır, bir kere bir kadının ön dişlerini kırmıştı da onlar diyetini istemişlerdi. İbni Nadr da affını dilemişti. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem de kısası emretmişti. Bunun üzerine İbn Nadr demişti ki Ya Resulallah seni hak peygamber gönderen Allah'a yemin ederim ve Allah'ın inayetinden umarak derim ki Rübeyynin dişi kırılmaz. Hakikaten davacılar en son diyete razı olup kısası bıraktılar. Bunun üzerine Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Allah'ın kullarından öyle bir kişi vardır ki o Allah'a yemin etse mutlak Allah onun yeminini yerine getirir, buyurdu.
Uhud Gazvesi ve Enes Bin Nadr'ın Kahramanlığı ne anlatıyor?
Uhud Gazvesi ve Enes Bin Nadr'ın Kahramanlığı kaydında Kıymetli dinleyicilerimiz İhsan Mektebi programımızın yeni bir bölümünde daha sizlerle birlikteyiz. Mahmut Sami Ramazanoğlu Gaddesallahu Zerrahü Zerrahülazeys'in Uhud Gazvesi isimli eseriyle inşallah birlikteliğimiz devam ediyor bugün de. Uhud Gazvesi esnasında Enes b. Nadr'ın kahramanlığı konusuna gelmiştik. İnşallah bu konuyu anlatarak…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 6 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Elhasıl Kureyş müşriklerinin şehitler hakkında asla insaniyete yakışmayacak surette vahşiyane muamele yaptıkları kemal-i teessürle görüldü. Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şehitleri ikişer ve üçer kişiyi bir yere defnettirdi ve hayattayken ülfet ve önsiyet ettikleri gibi kabirde de öylece birlikte defnedildiler. Ezcümle Hazreti Hamza radıyallahu anh ile hemşirezadesi Abdullah bin Cahş ikisi bir kabre, Ebu Cabir radiyallahu anh'la kız kardeşinin kocası olan Amr bin Cemuh ve Harice bin Zeyd radiyallahu anhuma'da üçü bir kabre konuldular. Bu muharebede müşriklerin telefatı yirmi ile otuz arasında olduğu halde şehitlerin sayısı yetmiş neferde. Bundan başka Ehl-i İslam'ın bir hayli mecruhları yaralıları da var idi. Bu şehitlerden beş altısı muhacirlerden olup, bakisi geri kalanları hep ensardan idiler.
Bu hezimet Ehl-i İslam hakkında pek büyük bir bela ve musibet olup asakir-i İslamiye için bin taraf illa bir terbiye-i maneviye idi. Çünkü efradı askeriyeye göre hiçbirinin seraskerin, kumandanın işine karışmak caiz değil iken Asakir-i İslamiye'ye Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'in rey ve tedbirine müdahale ettiler ve Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Medine-i Münevvere'de durup da tedafüi savunma cenk etmek niyetinde olduğu halde ona muhalefetle meydan muharebesi yapılmasına mecbur ettiler. Resul-i Ekrem düşmana karşı vardığında düşmanın süvarisine mukabil olacak asakir-i İslamiye'nin süvarisi yoktu. Ancak Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem asakir-i İslamiye'yi İslam askerlerini öyle bir suretle tabi eyledi ki düşman süvarisinin hücumu melhuz olan bir dere ağzını ok nişancı müfrezesiyle kapatmıştı.
İbn Abbas'ın rivayetine göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ashabım din kardeşleriniz Uhud Harbi'nde şehit düşünce Allah onların ruhlarını yeşil kuşlar halinde yarattığı birtakım şekillere koydu. Şimdi onlar cennet ırmaklarına varıp sulanırlar. Cennet meyvelerinden yerler. Arşın gölgesinde asılı altın kandillere konup rahat ederler. O şehitlerin ruhları böyle yiyecek ve içecek manevi bir alemi ve barınacak daimi güzel bir istirahatgahı bulunca derler ki, ne olay dediğin kardeşlerimiz Allah'ın bize ihsan ettiği nimetleri bilseydiler? Kardeşlerimizin cihad ve gazadan çekinmemeleri ve bu mukaddes vazifeyi başkalarına bırakmamaları için bizim böyle güzel, sürurlu ebedi saadetimize vakıf olmalarını çok temenni ederdik dediler de bunun üzerine Allahü Teala Bu arzunuzu kardeşlerinize sizin namınıza biz yetiştiririz diye şu Ayet-i Celileyi inzal buyurdu. Habibim.
Allah yolunda katlolunan o şehitleri sakın ölmüştür sanma. Belki onlar Allah'ın kereminden ihsan buyurduğu nimetlerle merzuk ve mesrur olarak Rab'leri yanında hayattadırlar. Bunlar arkadaşlarından şehit olarak kendilerine ulaşamayan mücahitler hakkında onlara asla korku yoktur. Onlar hiçbir vechiyle mahzun da olmayacaklardır diye müjdelenirler. Yine böyle Allah tarafından şehitlere verilen büyük nimeti bol ihsanı var ve Allah müminlerin ecrini asla gayb etmeyecek diye müjde alırlar. Sahih-i Buhari Cennet, kılıçların şakıyan yıldırımları altındadır ünvanlı en yüksek bir ebedi ihtişamı haiz olan bu yazısını Cennet kılınçların gölgesi altındadır Hadis-i Şerifinden mülhem olarak almıştır. Sallallahu Teala Aleyhi ve Sellem Efendimiz şehitler için yedi haslet fazilet vardır buyurmuşlardır. Birincisi ilk kanının aktığında mağfiret bulunur. İkincisi cennette makamını görür.
Üçüncüsü cennette huri eğinden yetmiş ikisini tezevvüc eder. Dördüncüsü kabir azabından helal olur. Beşincisi Fesa-ı Ekber'de yani mahşerin pek korkunç en büyük ağıt feryat gününde emin olur. Altıncısı başına yakut'tan vakar tacı konulur ve yedincisi Ehl-i Beyt'inden yetmiş kişiye şefaat eder. Saffu harpte şehit olan kişi katlolunduğundan dolayı ölüm acısını duymaz. Ancak sizden birisinin azasını parmakla sıkılırken ne kadar zahmet görürse şehit olan da o kadar zahmet hisseder. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Uhud Harbi'nde şehit olan Şühedanın ortasında durur da ashabına hitaben Ben kıyamet gününde bu mübarek şehitlerin Allah yolunda bezle hayat ettiklerine şehadet edeceğim. Bunları kanlarıyla sarıp defnediniz. Harp meydanında her paralanan şehit mahşer gününde kalkarken kanları aka aka kalkacaktır. Rengi kan rengidir fakat kokusu misk kokusu gibidir. İşte şehitler.
Hak divanına vardığında onların nişanları, iftihar madalyaları bu olacaktır. Ehl-i İslam'a nispetle düşmanın kuvveti kat kat ziyade olduğu halde harbin ilk hamlesinde düşman ordusu münhezzim ve perişan olmuşken ne faide ki Kemankeşlerin ekserisi yağmacılık ganimet sevdasıyla Resulullah'ın ben emretmedikçe galip gelsek de mağlup olsak da buradan ayrılmayınız diye tembih buyurduğu muhafazasına memur oldukları o mahalli terk ile büyük bir bozgunluğa sebep oldular. Askerlikte usul ve intizam daima amirin emrine itaatten ibaret olup kendi fikirlerine uyarak hareket eden efrad-ı askeriyenin daima böyle büyük bozgunluk ve fenalıklara sebep olageldikleri mücerrep olarak, tecrübe edilmiş olarak görülmektedir. Bu sebeple muharebe vaktinde mevkiini terk etmenin büyük bir cinayet olacağı şüphesizdir.
Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz Şühedayı defnettikten sonra mübarek yüzü mecruh ve kalbi Nebevileri mahzun olarak Ashab-ı Kiram'ıyla beraber Uhud'dan kalkıp Medine'ye geldi. Şehitlerin evlat ve iyali ve akrabaları ağladıkça münafıkin güruhu memnun oluyordu. Ehl-i İslam'ın bu mağlubiyetine Yahudiler de şımardı. Velhasıl Dini İslam'ın dostu ve düşmanı belli oldu ve sahih Müslümanlar da seçildi. Kureyş ordusu avdet ederken İkrime bin Ebi Cehil diğer ruessa'ya hitaben, Ne iş gördünüz? Bu kadar galebe mazhar olmuşken Muhammedileri bütün bütün bitirmeden geri döndünüz. Çok geçmeyip onlar yine toplanırlar ve Ahz-i İntikam için, intikam olmak için üzerimize gelirler. Karı akıl budur ki dönüp Medine'ye gidelim ve onları kökten mahvedelim demiş.
Safvan Bin Ümeyye dahi şayet Evs ve Hazreç kabileleri bu kadar adamlarının telef olmasından dolayı kızıp da cenge çıkmamış olanları da intikam almaya ayaklandırarak toplu bir halde hareket ederlerse iş Beraks olur. Aksine olur. Halihazırda Muzaffer iken ağzımızın tadıyla Mekke'ye varalım diyerek İkrime'nin re'ini cerhetti. Ebu Sufyan ise bu iki Rey arasında mütereddid olduğu halde bu vechile mübahese ve mücadele ederek Rauha merhalesine varmışlardı. Oradan geri dönüp de Medine üzerine gelmeye karar verdiler. Halbuki onlar bu yolda mübahase ve mücadele üzerine giderlerken beraberlerinde bulunan Abdullah Bin Müzeni onların sözlerini işitmiş ve ertesi günü sabah namazı vaktinden evvel Medine'ye gelip işittiği sözlerini Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz'e ifade eklemişti. Resulü Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem de Ebu Bek Sıddık ve Ömer'ül Faruk'u çağırdı.
Onlarla istişare buyurdu. Onlar da dünkü muharebeden Ehl-i İslam'ın zayıf düşmediğini göstermek ve düşmana bir gözdağı vermek yüzle çıkıp da arkalarına düşmek suretini münasip gördüler. Onun üzerine Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz de sabah namazını cemaatle Mescid-i Şerif'te kıldıktan sonra Ashab-ı Kiram'ını davet etmek üzere Bilal-i Habeşi'ye emir buyurdu. O da memur olduğu vechile dünkü günü Uhud Ceng'inde bulunanlar hazır olup gelsinler düşmanın arkasına düşülecektir diye nida eyledi. Bilcümle Ashab-ı Kiram hazır oldular. Hatta mecruh olanlar, yaralılar dahi yara ve berelerini sarıp geldiler. Resul-i Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz İbni Ümm-i Mektum'u Medine kaymakamlığına tayin buyurdu ve Livai şerifi de Ali bin Ebi Talib'e verdi.
Kendisi de mecruh yaralı olduğu halde atına bindi ve altı yüz otuz kadar Ubud gazisiyle Medine'den çıkıp Hamraü'l Esed nam mevkie vardı. Hamraü'l Esed Medine'den sekiz mil mesafede ve Medine'den Zülhuleyfe nam mahalle giderken yolun sol tarafında bir yerin ismidir ki Resul-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz oraya varıp ordu kurdu. Ebu Mabed Huzai'nin oğlu Mabed bir maslahat için Mekke'ye giderken Rasulullah'ın yanına uğradı. Ashab-ı Kiram'ın Mus'ab olmasından dolayı taziye etti ve kalkıp gitti. Mabed yolda Ravha'dan geçerken Ebu Süfyan'la görüştüğünde Ebu Süfyan ona, geride ne var? Diye sordu. Mabette, Muhammed bir büyük ordu ile çıkmış ki ömrümde böyle cemiyet görmedim. Dünkü muharebeden geri kalmış olanlarda çıkmadıklarına pişman olarak bugün cümlesi toplanmışlar. Sizin için diş bileyip gelirler diye cevap vermiş. Ebu Süfyan, Sen ne söylüyorsun?
Onlarda harekete mecal kaldı mı dedikte mabette onlar Hamraülese'de geldiler. Zannederim ki siz buradan henüz kalkmadan onların atlarının alınlarını göreceksiniz dedi. Safvan Bin Ümeyye, gördünüz mü? İşte benim dediğim çıktı. Haydi bir belaya uğramadan savuşup gidelim deyince Ebu Süfyan'ın kalbine korku düştü. Hemen ordularını kaldırıp göç ettiler ve doğru Mekke'ye gittiler. Mabet o vakit daha Şeref-i İslam'la müşerref olmamıştı. Lakin Ehl-i İslam'ın taraftarıydı ve Kureyş müşriklerini bu vechile korkutarak kaçıp gittiklerini Resul-i Ekrem'e bir adam göndererek ihbar ve iş'ar eyledi. Kureyş ordusundan geriye kalmış olan iki kişi bu kere Ehl-i İslam'ın eline düştü.
Biri Beni Ümeyye'den Muaviye bin Muğire ve diğeri Bedir'de esir olup da İmam-ı Bat ehli İslam aleyhinde bulunmamak şartıyla meccanen avf ve ıtlak olunmuşken, serbest bırakılmışken bu kere Arapları cenge teşvik eden meşhur şair Ebu İzze'dir. Ebu İzze bu defa fasihane ve beligane sözler söyleyerek Ehl-i İslam'ın pençesinden yakasını kurtarmak istediyse de yakayı kurtaramayıp ikisi de katledildi. Değerli dinleyicilerimiz İhsan Mektebi programımızı bu bölümünü burada bitiriyoruz. İnşallah bir sonraki bölümümüzde yine sizlere Mahmut Sami Ramazanoğlu Gaddisallahu Sirrahü'l azizisin Uhud Gazvesi isimli eserinden bir bölüm aktarmaya sizlerle paylaşmaya devam edeceğim inşallah.
Kaynak: Genel
Uhud Gazvesi ve Enes Bin Nadr'ın Kahramanlığı | Mihmandar