Tufan ve Felaketler ve İmanın Kuvveti kaydında Muhterem kardeşlerim Süreç belli. Bela ve musibetlerde tarihe göz attığımız zaman Nuh Aleyhisselam bizim ikinci atamızdır. Nuh Aleyhisselam'a kavminin kendisine deli demeleri hatta bizden sen birisisin deyip Cenabı Hak'tan getirmiş olduğu bütün emirleri inkar etmelerinin neticesi ve bakıldığı zaman Hud suresine hayatına göz attığımızda…
Muhterem kardeşlerim Süreç belli. Bela ve musibetlerde tarihe göz attığımız zaman Nuh Aleyhisselam bizim ikinci atamızdır. Nuh Aleyhisselam'a kavminin kendisine deli demeleri hatta bizden sen birisisin deyip Cenabı Hak'tan getirmiş olduğu bütün emirleri inkar etmelerinin neticesi ve bakıldığı zaman Hud suresine hayatına göz attığımızda göreceğiz nasıl bir eza, nasıl bir sıkıntı çektiğini, ismi Şakir iken çok ağlamasından dolayı kavminin isyanından tuğyanından Rabbimize karşı dönmeyişlerinden dolayı ağlaya ağlaya çok ağlamaktan dolayı naihadan Nuh ismi verilmiştir. Neticede Ankebut suresi on dördüncü ayet-i celile'de bildirildiği üzere sulara gark olmak suretiyle helak olmuşlardır. Malum evlatları ken'an, ben kendimi kurtarırım, ta dağların başına çıkarım demesine rağmen ta dağların bile üzerine çıktı isyanlığı sebebiyle. Hatta evladım demesi kendisi için zelle oldu.
Ya Nuh, o senin ehlinden değildir buyurdu Cenabı Hak. Bir kadın Nuh aleyhisselama süt getirirdi. Ve bu felaketi de bildiği için azan kavmin sularla helak olacağını, Kamer suresinde bildirildiği üzere Semanın kapıları açıldı buyuruyor. Nuh aleyhisselam o kadar eza çekiyor ki ya Rabbi ben bunlara karşı yenik düştüm. Bana yardımcı olaya Rab diyor. Bir anne devamlı süt getirir. Ya Nuh ne olur Tufan da beni unutma. Evet anneciğim der. Bir müddet sonra yine aynı sözleri terk edince aynı sözü ifade edince Allah Allah Tufan geçti gitti. Her tarafı suların kaplamasına rağmen sanki İbrahim aleyhisselamı Cenabı hakk'ın Nemrudun ateşinde gül bahçesinde oturttuğu gibi bu annemizi de, annemizi de Cenabı Hak muhafaza buyuruyor. O kadar sular etrafı aldığı halde hiç dokunmuyor kendisine sular. Sadece şunu diyor. Ya Nuh, benim ineğim bir gün eve gelirken ayakları sulu ve çamurlu olarak gelmişti diyor.
Ad kavmine bakıyoruz. Hud aleyhisselam. Allah'ın Resulü Hud aleyhisselam. Kavmini irşada geliyor. Islaha geliyor. Ama öyle azdılar, öyle azdılar ki şirk üzere devam ettiler. Gelin Allah'a kul olun. Ona ibadet edin. Ona taat edin demesine rağmen karşı çıktılar. Cenabı Hak da onları rüzgarla Fussilet Suresi on altıncı Ayet-i Celileyi, Cemile'de bildirildiği üzere helak oldu, rüzgarla helak oldular. Semud Kavmi bolluk içerisindeydi. Çok zengin olmuşlardı. Varlık sahipleriiydi. Çok uğraştı Salih Aleyhisselam. Biliyorsunuz Salih Aleyhisselam'ın mucizesi devedir. Bu deveye dokunmayın demesine rağmen deveyi öldürdüler. Öyle bir musibete uğradılar ki Şems Suresi on üç ila on dört. Ayet-i Celilede bildirildiği üzere gök gürültüsü ile tamamen mahvoldular. Lut kavmini biliyorsunuz. Lut kavmi. Cenabı hak muhafaza buyursun. Buraya geldiğim zaman Lut kavmini ifade ederken duygulanmamak mümkün değil.
Tufan ve Felaketler ve İmanın Kuvveti ne anlatıyor?
Tufan ve Felaketler ve İmanın Kuvveti kaydında Muhterem kardeşlerim Süreç belli. Bela ve musibetlerde tarihe göz attığımız zaman Nuh Aleyhisselam bizim ikinci atamızdır. Nuh Aleyhisselam'a kavminin kendisine deli demeleri hatta bizden sen birisisin deyip Cenabı Hak'tan getirmiş olduğu bütün emirleri inkar etmelerinin neticesi ve bakıldığı zaman Hud suresine hayatına göz attığımızda…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 12 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Sami Efendi, Kaddesallahu Sirre hazretleri Şam-ı Şerif'te. Çok anlattık ama tekrarın, güzelin tekrarı her zaman güzeldir. Lut kavmi anlatılınca mübarek efendimiz iki dizleri üzerine gelir. İki dizi üzerine gelir. Lut kavminin fiili İstanbul'da bir gecede işleniyor. Çok yakınlarından Abdülkadir efendi şunu anlattı bize. Sami efendimiz hazretleriyle sırra İstanbul'da şöyle bir sefer yapıyorlar. O kadar üzülüyor ki haya sahibi üstadımız. İslam'ın emirlerini öyle bir şekilde yaşadı ki biz buna tabii kitaplarımızda veradır, helalde bile dikkatli. Misal vermekle bitmez onun hakkında. Hep güzellikleri ortaya çıkar. Bak üzerimde yaşadığım bir olayı anlatsam yeter. Mübarek huzurundan ayrılırken şeker tutmak istedi. Tabii buna razı olur muyuz? Hemen şeker tabağına doğru yöneldik. Bir tane şeker aldın. Bir de babana al dedi. İki oldu. Sünneti seniyyeye riayetine bakın.
Cenabı hak tek deri teki sever. Bir daha al buyurdu. Hangi birisini anlatabiliriz ki? Böyle bir üstazarımız bulunduğu için de Allah'a hamdediyoruz. Şükürler olsun mevlamıza. Lut kavmi o Abdülkadir Efendi'nin anlattığı şu olmuştu. Üstazımızın haya-ı Muhammediyyesi. Abdülkadir, kıyametin iki alameti var. Birini dedi diyor bina, bir diğerini mübarek diline bile alamadı. Böyle bir sultan. Üstatlarımız hep böyle. Ve emsali hak dostlarına saygı sevgi ve muhabbetle. Biliyorsunuz Lut kavmine azap gökten gazap ve bela gelmek suretiyle Ankebut suresinde otuz üç ve otuz dördüncü ayeti celile de beyan buyuruluyor. Tarihi seyir milattan sonra yüz altmış beş, yüz seksen yilları arasında iki bin kişinin ölümüne sebep olan dünyanın ilk büyük salgınlarından biri. Roma İmparatorluğu'nda ortaya çıkmıştır.
Milattan sonra yirmi beş milyon insanın hayatının telef olmasına sebep olan beş yüz kırk bir yılında Justinier Vebası. İsmi çokça duyulan kara veba. Mesela bin üç yüz kırk altı bin üç yüz elli üç yilları arasında ortaya çıkmıştır. Mesela su çiçeği on beşinci yüzyılda Amerika'da yaşayan insanların yüzde doksanının hayatının yok olmasına sebep olmuştur. Çok öyle bakteriler var ki mesela Salmonella bakterisi bin beş yüz yirmi ile bin beş yüz yetmiş altı yilları arasında on beş milyon insan helak olmuştur. Bu taraflara doğru geliyoruz. On dokuzuncu yüzyılda yaşanan büyük bir salgın kolera. Hindistan'da, Afganistan'da, Rusya'da, Avrupa'da, Afrika'da veya Amerika'da buralarda zuhur etmek suretiyle Rusya'da bir milyon insanın helakine sebebiyet vermiştir. Kongo'da ortaya çıkan bin dokuz yüz elli dokuzlu yıllarda öyle ki otuz altı milyon insanın yok olmasına sebep olmuştur.
Hala tedavisi de bulunamamıştır. Bugünkü virüs tabii bu zamana gelinceye kadar birçok rahatsızlıklar malum. Korona virüsü SARS diye mesela bir bir rahatsızlık geçirdik. O gelecek diye bu hastalık havaalanında bir kimsede tespit edildi. Bütün halkımız teyakkuzdaydı. Bütün birimler olarak aman ha sirayet etmesin diye. Bu korona virüsü ondan on kat daha fazla. Şimdi hadiselere baktığımız zaman bu hadiselerden ders çıkarmamız gerekir. Aleyhisselatu Vesselam efendimizin bakışı ibretti buyrulur. Hayatı mübarek hayatı anlatılırken. Bakıyorsunuz teknoloji en ileride. En zeki insanlar şu beyinlerle gözle görünmesi zor olan bir virüsle dahi baş edemiyor. Bu nedir? Firavun'un helak olmasına sebep olan ben sizin en büyük ilahınızım diyen Firavun ne yapmıştır? Suda boğulmuş helak olup gitmiştir. Daha birçok pire hadiseleri kurbağalar çok Hep bunlarla helak olmuş. Azan kavim.
İbrahim aleyhisselama karşı çıkan Nemrut bir ayağı topal. Bir gözü de kör. Yüz bin kişilik ordu Nemrut'un. Haydi İbrahim'in haşa yüz bin kere haşa. İlahı buna da karşı koyabilsin. Cenabı Hak bir meleği insan simasında karşısına çıkarıyor. Ey Nemrud. Allah'a karşı gururlanma Celle Celaluhu. Allah'a karşı azgınlaşma. En küçük bir sivrisinetle de helak olursun. Ne yapmıştır? Sarayına girmiş. Kapıları kapatmış. Pencereleri örtmüş. Hiç delik deşik bir yer bırakmamış. Anahtarın deliğinden giren o sivrisinekler iki ay beyninde kaldı ve helak oldu. Bu virüs yüzünden biliyorsunuz bak hayatını kaybedenler. Dünyanın dört bir yanından on binlerce insan bakıyoruz bu virüse yenik düşüyor. Ne diyeceğiz? La havle ve la kuvvete illa billah. Güç ve kuvvet ona aittir derken güç ve kuvvetin sahibi her şeyin maliki Cenabı Hakk'a kulluktan başka hiçbir şey yok yapacağımız.
İmam-ı Rabbani, Kadde Sallallahü Sırrı Hazretlerinin buyurduğu gibi itikadımız Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ashab-ı Güzi'nin radiyallahu anhüm Ecmain ve Ulemai Kiram Sahih Ulemai Kiram'ın rahmetullahi aleyhin, ecmain onların görüşlerine muvafık düşecek. İbadetlerimiz, taatlerimiz dört, mezhebin ortaya koymuş olduğu esaslara uygun düşmek suretiyle aleyhüssalatü vesselam Efendimizin ibadetlerin başı mevkiinde olan namaz hakkında sallu kemara aytimuni usalli, ben nasıl namaz kılıyorsam öyle namaz kılın ibadet ve taatimizi Efendimizin ihlas, ihsan ve takva üzere nasıl yerine getirmişse biz de o şekilde yapmaya en güzel örnek olan üsletün hasene diye buyrulan Aleyhisselatu Vesselam Efendimizin izini takip edeceğiz. Ashabı Güzi'nin izini takip edeceğiz. Sıddıyı Azam'dan üstadımıza kadar gelen Meşay-ı Kiram'ın ibadet ve taatteki dikkatine riayet edeceğiz.
Bir Muhammed Baki billah, Gaddesallahu Sırra, gece Kuran-ı Azimüşşan'ı hatmediyor. Sabah namazına geliyor. Sabah namazını kılıyor. Tabii gece teheccüd namazları yerine getiriliyor. Güneş doğuncaya kadar Yasin-i Şerifler okuyor. Ellerini kaldırıp ya Rab Ya rab. Geceler ne tez geçiyor ya rab. Uykusuzluk onlara gıda olmuştur. Çok az. Zariyat suresinde Rabbi Zülcelal'imiz buyuruyor. Gecenin az bir kısmında onlara yetiyor Biz evet istirahatimizi yapalım. Ama gecenin üçte ikisi geçtikten sonra da taatlerimize dikkat edeceğiz. Şimdi soruluyor. Efendim ne yapalım? Şu. Azalarımıza sahip olacağız. Beynimiz yüce kudreti düşünecek. İşte al. Bu virüsü düşünsek yeter. Biz hep bela ve mesai musibetleri anlatıyoruz. Ama fil vakası. Essahil bille. Hiç baktık mı? Rabbimiz fil sahiplerine Rabbinin ne ettiğini görmedin mi? Öyle azdı ki Ebrehe öyle azdı ki Kabe'ye karşı bir Kabe.
Burada çok önemli bir hususu söylemek istiyorum Rabbimizin izniyle. Tabii kendi yapmış olduğu binaya gelen olmadı. O filler dahi Kabe'yi yok etmek için Beytullah'ı hareket bile etmiyordu. Allah'ımız hakikati gösteriyor ama basireti bağlanmış. Hidayetten mahrum anlamıyordu. Geldi nihayet Mekke-i Mükerreme'ye. Şu hadiseyi unutmak mümkün değil. Hep kafamızda canlı tutmamız gerekir. Ama gayret ve çaba göstererek. Son çareyi Rabbimizin lütuf ve ihsanı her an olmakla birlikte fiili olan dualarımızı yaptıktan sonra ellerimizi kaldırmanın gerekliliğini bileceğiz. Hazreti Abdullah geliyordu. Çok azmıştı. Ebrehe çok azmıştı. Şöyle bir baktı Efendimizin pederri alileri. Dedeler de olabilir, rivayetler var. Şu kimse dedi, Beytullah'ı yıkma dese yıkmam. Yaklaşa yaklaşa ne dedi? Benim dedi develerim vardı onlar alınmış. Ben de Kabe'yi yıkma diyeceksin zannettim. Ben develerimin sahibiyim.
Kabe'nin sahibi Rabbimizdır celle celaluhu. Ve Kuran-ı Kerim'den bakalım. Fil sahiplerine Rabbinin ne ettiğini görmedin mi? Onların düzenlerini boşa çıkarmadı mı? Onların üzerine sert taşlar atan sürülerle kuşlar gönderdi. Mercimekten büyük, nohuttan küçük. Hem ağzında hem de iki ayağının arasında. Bütün isimler yazıldı. Onların üzerine sert taşlar atan sürülerle kuşlar gönderdi. Sonunda onları yenilmiş ekin gibi yaptı. Bu Rabbimiz celle celaluhu. Ohlah Rabbi Zülcelal'imiz bizim bakacağımız yer Allah'ımızın kitabı, resulünün, sünneti, evliyaullahın ifadeleridir. Her şey gelir buraya dayanır. Onun için aman ha. Adap risalesinden ve musahabelerden mutlaka okuyacağız. Ama böyle acele acele okuyup geçmeyeceğiz düşünerek. Birden önümüzde berat gecesi. Sami Efendi Hazretlerinin, diyoruz ki yastık altı derler bizde. Her zaman elimizde bulunması gereken dualar ve zikirler kitabı.
Orada beraat Gecesi'nde yapacağımız vazifeler, beraat Gecesi'nde yapacağımız görevler, yapacağımız görevler orada tamamen haber veriliyor. Bunu takip ederiz. Günlük orada okuyacağımız dualar da var. Zaten vazifelerimiz malum. Bunlarda yoğunlaşacağız. Büyüklerimizin birbirlerine yazdığı bir mektup var. Ehlullah birbirlerine üç şeyi tavsiye ediyorlar. Cenab-ı Hak ile muamelesi güzel olan kimsenin insanlarla muamelesi düzelir. Eğer geçimsizlik varsa eviyle de düzelir. Yavrularıyla varsa yavrularıyla da düzelir. Komşularıyla varsa komşularıyla da düzelir ve bütün insanlarla hoş bir hayat Bakın aleyhissalatu vesselam Efendimiz bir Hadis-i Şeriflerinde kamil mümine haber verirken, dostu nasıl kendisinden eminse kendisine muhalif olan kimseler de ondan emin olacak buyuruluyor. Diyecek ki ben bu kimseye muhalifim. Amma yiğit öldür, hak zayi etme. Dürüst bir insandır. Yedirtebilmek.
Yani düşmanlarını bile hayran bırakacak. Bak bugün görüyorsunuz. İtalya'da, İspanya'da, İngiltere'de, Fransa'da, ABD, Çin vesair. Efendimizin mübarek sözünü nakledenler var sallallahu teala aleyhi ve sellem. Açıkça söylüyorlar. Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellemin temizlik imandandır. Ellerimizi yıkamalardan tutun yemekten önce ve sonunda tertemiz etmemiz, dişlerimizi müsveklememiz, Cebrail Aleyhisselam bana öyle emirlerle geldi ki buyuruyor, aleyhüssalatü Vesselam Efendimiz. Misvek sanki her abdestte, her namazda farz kılınacaktı diye. Bak diş temizliği ne kadar önemli. Azı dişlerinin üzerinde melekler oturuyor. Bunu üstadımız her zaman anlattılar. Eğer sığara içilirse, mesela, Soğan, sarımsak, pırasa. Bunların kokuları olduğu halde mescide gelinmemesini bizim meclisimize yaklaşmasın diye buyuruyor.
Aleyhissalatu Vesselam efendimizin Medine-i Münevvere'ye teşriflerinde biliyorsunuz Eba Eyyub El Ensari Hazretleri annemiz yemek hazırlamıştı. O yemekten pek yemediler. Teberrüken de mübarek elinin dokunduğu yerlerden ekle ederlerdi, yerlerdi. Yemediğinin sebebini sorunca ben Cebrail Aleyhisselam'la konuşuyorum, Sarımsağın kokusunu duydum buyurdular. Yani bizim fıkhımızda İslam fıkhında bu koku olduğu zaman insanları rahatsız etmemek için cemaate katılmıyor. Ne kadar dikkat ediyor. Şu dinimizdeki incelikleri öğrendiğimiz zaman birçok hakikatlere ereriz. Neler ifade edilmiş. Ama başta şahsımda gördüğüm şu. Hep yüzeysel geçmişiz. Hep yüzeysel geçmişiz. Yüzünden geçmişiz. Mesela büyüklerimizi söylememizden maksat gaye şu. Bak biz İslam'ın emirlerini öğrenebiliriz. Okuyabiliriz. Ama tatbikini onlardan görüyoruz.
Yani yillarca vaaz eden Ankara'nın Hacı Bayram'da kürsüsünde konuşan kimse, ben diyor yillarca abdestte anlattım. Abdest suyunu Sami Efendi Hazretlerinin döktüğümde anladım. Elhamdülillah Cenabı Hak tatbikinin lütfetsin gördüğüm şu namazda bile. Bu sadece bir tanesi namazda bile. Mübarek ayaklarını sağ ayağını dikerken sanki doksan dereceydi. İtikadi yönden malum Medine-i Münevvere'de kalmış olduğu ev sahibi, Medine'de Ravzai Pakı Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimizin Mescid-i Saadetinde kürsüsü olan bir kimse tanımak istiyor. Tanıştırıldığında itikaden yanlış olan düşüncelerini düzeltiyor. Biiznillahi Biziznillahi Teala. Böyle bir üstadımız bizim. Amel olarak takip edildiğinde, bu doğru olmaz ama artık nasıl yapılmışsa Annemizin sözünü söyleyeyim. Validei muhtereme Rahmetullah Aliha annemizin Ramazan-ı Şerif ve Cuma gecelerinde yatağa girmediği, Daha neler neler.
Ahlaki ciheti yemek yerken gördüm sofrada kimseye bakmıyordu. Mübarek gözleri hep önlerindeydi. Bir şekeri tutuşunu gördüm. Hayran kalmamak mümkün değil bu. Şeker yaptı şeker tutuyor. Mübarek eline alınca diğer elini altına koyuyor. O nimetin yere düşmesi bile onun için büyük bir hata sanki. Rahatsızlıklarında şu böğür kısmından, sundayla su alınıyor. Demek ki takarken biraz rahatsızlık vermiş olmalı ki o vah diyor. Sonra ayağa kalkarak Allah'a isyan mı ettim diye ağlayarak ifadede bulunuyor. Rabbime diyor, o hastalıktan dolayı bir vah diyor. Bunları takip etmedikçe kurtulamayız. Mübarek üzerine takip edeceğiz. Diyoruz Ömer Nasuhi bilmeyen hocamız da olur. Bunun yanında diğer sahih ulemamızın ibadete ait ilmihal kitaplarını okuruz. İtikada ait eserler okuruz. Bunun yanında ahlaka ait. Zaten üstadlarımızın eseri hep ahlaki yönleri veriyor. Ağırlık bu noktada.
Bunun yanında itikadi veriyor. Vesail hususlarda da veriyor. İyi bir okuyabilsek. Efendim anlayamıyoruz. Arkasında lügatçesi var. Bir hocamız şunu anlattı bize. Bir kimseden daha işittim bunu. Benim diyor öğrencilerim gelir tefsir okuruz. O öğrenciler içerisinde bir de yaşlı zat var. Hiç bilmez diyor. Sarkmış, nahivmiş bilmez. Ama diyor, anlarım ki o hepimizden daha iyi biliyor. Çünkü gönlü anlar diyor. Yazarken o eserleri ören gözü işiten kulağı kavralayan eli yürüyen ayağı olurum diye buyrulan bu nimete mazhar olan bu fazilete eren zamanın kutbul aktabının eseri. Bakın o eserde günümüze ait iki ayeti celile aldım Rabbimizin izniyle. Bir de öyle bir fitneden sakının ki o içinizden yalnız zulmedenlere çatmaz. Amme, umuma da sirayet ve hepsini perişan eder. Hem bilin ki Cenabı Hak şüphesiz azabı çetin olandır. Ne gibi mesela?
Fakirlik gibi, anarşi gibi, bütün toplumu kasıp kavuracak savaş gibi, ahlaksızlık, yozlaşma, ruhsal ve toplumsal çalkantılar, zina gibi, livata gibi, emri bil maruf nehyi anilmi perde, dalkavukluk gibi, Ticari hususta ahlaksızlık gibi. Vesaire. Hakkın karşısında sükut etmek gibi. Umumi bir bela riayet edilmeyince geleceği ayet-i celilede beyan buyurulmaktadır. Biz bugünlerde hakikati nasıl kavrayacağız? Nasıl bileceğiz? Yani nasıl bizim gözlerimiz gönül kalplerimiz, gözlerimiz açılarak bundan ders çıkaracağız? Nasıl olacak? Es-Samler. Ey iman edenler eğer siz Allah'a yürekten bir saygıyla bağlanacak, dürüst ve erdemlice bir hayatı tercih ederseniz ve gücünüz yettiğince kötülüklerden kaçınırsanız o zaman Rabbi Zülcelal'imiz size iyi ile kötüyü birbirinden ayırt edebilmenizi sağlayacak bir kavrayış ve sağlıklı düşünme yeteneği verecek. Ve küçük günahlarınızı silerek sizi bağışlayacaktır.
Çünkü Allah Celle Celalü büyük lütuf sahibidir. Cenab-ı Hak yolundan ayırmasın. Velhamdülillahi Rabbil alemin.