İstikbalde Rabbimize özür diliyoruz. Ya Rabbi bizi bağışla, abdest, mağfireti, biz hata ettik. Sen bizi mağfiretinle bağışla diyoruz. Tevbe ise AB fiilinden dönüş demek. Cenabı Hak'tan dönüş artık tövbe etmiş çok, istifa ediliyor. Ondan sonra da yönünü Rabbimize çeviriyor. Bu çok önemli bir husus buluyor. Birinci makamdır. Tairin de zaten nerede? Allahu Zülcelal'e diyor yönelen kimseler. Mesela bazı şiirler de kuruyoruz. Diyor ki, benim çok güzel bir şiirdi. Veda diye. Artık kötülüğe veda diye çok güzel şiirler de vardı. Ey rahmet mekteine ne diye tam çıkaramıyorum. Dönmüş artık. Döndüm sana geliyorum. Döndüm sana geliyorum. Bunu dirsek çok önemli, biliyor musunuz? Halbuki kapıyı tamamen kötülüklere kapatmak. Şunda kafamızı böyle yoğunlaştırıyoruz kendimizi buna. Şu. Insanlar. Allah'ımız evvela kötülüklerden vazgeçmemizi. Ondan sonra takvaya göndermemiz.
O misal, bazı arkadaşlar söylüyorlar. O da buraya doğrudan bir misafirimiz geldi. O da çay yapmayı çok iyi bilir. Tabii yaylalarımız da bilmem falan de böyle bulaşık makinesi mi olacak? Yok da. Ocağın üzerinde odunla her şeyi hazırlanıyor. Çay yapacağım ama çaydanlığı Simsime. Çaydanlığın içerisine tulsiden attı. Vokal, vokal, vokal kaydantı. Ondan sonra iyice bir çaydan temizledikten sonra çay hazırladım. Şimdi kalbimizdeki Allah korusun. Allah korusun hayvani bir duygu. Kendi namusumuz varken başka namusları düşünme gibi. Hayatımızı, hayatımızı, başkalarının hayatını yaşayarak devam ettirmek gibi bütün bu çılgınlık çılgınlıklardan istifade edeceğiz. Tam Tam olacak. Ondan sonra, buyuruyor. Çünkü Cenabı Hak aleyhissalatü vesselam Efendimiz buyuruyor ki, nafileler sizin Allah'a olan ediliyelerinizdir. Kedi Cihan. Edilenizi güzel yapın. Mesela, ihraç manları oluyor.
İfraç manlarında şartlar istiyorlar. O şartları bulamazlarsa, olduğu gibi ayet ediyor. Şimdi bizim amellerimiz, taatlerimiz, san bedenimiz, abdest sallallahuü sırre, bu sahabede işlenir. Cenabı hak katına taatlerimiz giderken, yedi kat semada melekler bütün kontrol ediyor. Bütün. Hasetlik varsa, kibir varsa. O da sıra diyor çok güzel okursunuz. Bunlar olunca, işte buradan İsabilerin Allah korusun. Yüzünüze çarpılmasın. Hadis-i Şerif'tir. Şimdi buyuruyor, Aleyhissalatu Vesselam der Namaza durur. Namaza durulduğu zaman, melekler de yanında bulmuyor. Eğer buyuruyor, halimiz olmazsa, aynen hadisi şerif bu ve efendimiz aleyhissalatu vesselam kişinin gözüne çarpılıyor. Onun hediyelerimizi güzel yapacağız Cenabı Hak'ta. Mesela imanımızda bulaşık diye bir şey yoktur. İmanımıza şirk karıştır bunu. Ondan sonra, ibadetimize şirk karıştır bunu. Birinci şirk nedir? Şirkin Celil.
O, açıktır, Allah korusun, tak iş, putlara ama bunun üzerinde dururken müfessir-i izam efendilerimiz buyuruyor ki gönüllerinizdeki putları da yok edin. Bu Al-i İman suresinde biraz farklı olabiliyor yedi veya sekiz, bir de Tevbe suresinde yirmi dört. Ayet celeler, burada ünlü putları anlatır Allah olsun. İlk başta kadın gelir. Ondan sonra Altun, Gümüş vesaire. Kişinin evine bile imrenmesi, evimizin eşyası vesaire. Yemeler, giyinmeler, içmeler vesaireler. Ondan sonra ibadet şirk kabul etmiyor. İbadet çünkü Cenabı Hak, Kehf Suresi'nde en son ayetlerini. Rabunuza ibadet ve taatte şirk konuşmayın. Şirk o kadar önemli ki, hani üzerinde çok hassas durulması gereken bir konu. Mesela, Tevbe suresinde Cenabı hak, onlar ruhbanlarını ilah edindiler buyuruyor. Ali bin Halden çıktı geldi. Dedi ki yavrum be, biz ruhbanlarımız yani öncüleri demek, yol gösterelimleri.
Biz dedi ruhbanlarımıza takıp ne yapmıyoruz? Söyleyin. Onları size bir tavsiyede bir emirde bulunsalar, o emirde Cenabı hakk'ın emrine muhalif olsa, o emir, Cenabı hakk'ın emrine muhalif olsa, siz onu kabul eder misiniz? Ederiz deyince bulaşır. Hocalarımızdan birisi miras konusunu çok emindir. Bir mü Ferahiyiz derler. İlk kalkacak bir cümle o denir. Bu çok mühim bir ilim ama. İşte teyzeye ne kadar düşer, havye ne kadar düşer, amcaya ne kadar, amca olmaya kadar düşer. Bunu bilen az. Var, bilen var ama azdır. Şimdi, böyle bir feraiz ilminde, lideri olan bir hocayı çağırmışlar. Buna Müslüman, yerine göre tarik de evet. Şimdi, mirası yapıyorum. Baş çıkmaları başlangıç. Hocam olmaz. Şimdi, taşınan mallar var. Taşınmayan mallar var. Bunu ekli su gibi bilir. O nasıl demişler? Biz de yarı yarıya bırakacağız. O da şimdi ilerlemiş. Çekmiş çıkmış. İşte bu da bir şirktir.
Çünkü Allah'ımızın emri var. Burada kurtaran sadece şu nokta muhtemelen. Mesela Allah'ın indirdiğiyle hükmetmeyenler kafirlerin taht etmesi. Burada müfessir nizam buyuruyor ki ifadesi var. Şimdi yoksa hüküm Allah'ın hükmü değil mi? Kim? Kim işte? Kim diyor ya? Ama buna inanmadıkça diyor kafir olmaz, zalim olmaz. Bu kadar bir ayrım yok. İnanmayacak diyor. Yapamıyor ama inanmayacak. Onu hak olarak ölmeyecek. Şirk çünkü. Çödü. Daha sonra ibadet şirki, ona gizli bir şirk. Buna şirki hafi derler. Mesela, riya gösteriş için yapmak. Diyelim ki bir iyilik yapmışız. O iyiliği duyurmak için duramıyor. Bir ila sağa sola döndü. İşte ben şunu yaptım, bunu ettim, dedi. Teşvik için müstesin olsun ama sadece bu riya ile kalmaz, süması da var. Suma genelde ibadet başkasına duyurmaz. Kendimizi beğenmek ucu gibi bir hastalık da var. Bunlardan temizlenmedikçe ummuyor.
Bir şeye şahidimiz, beni lisan güvenimizin evlatlarından ama iş sahibi. İyi bir iş sahibi. Sahilde kimseler, değil mi? O zaman bu telefonlar yoktu. Çevirmeli telefonlar. Tabii biz bunları bugün de hayret ediyoruz. Bu arada üstadımızla da konuşuyoruz. Efendimiz orada birkaç beyit oldu. Şimdi, adamın haline göre de konuşuyor bu zatın haline göre birbirlerine, tabii bazı noktalarda denk, manevi noktalarda. Efendimiz diyor ki Yunus Emre, temizlik, gönül evini, in, dost gelecek kondurmaya. Bunu Davud Aleyhisselam ve Cenabı hak, Ya Davud, kalbini temizle Kim? Ben SKANEDECEĞİM! Yani böyle bir yer temizlenmez. Mesela, evimiz bizim kim olabilir. Fakat odamızın birisini çok oluyorsunuz. Diyoruz ki misafirin geldiğinde belki anı gelebilir. Onu diyorsun ki şöyle hazır olsun, bitiyoruz. Misafir üç yüz altmış günde üç yüz altmış defa tecellisi olan bir rabbi söylüyor. Ya.
Bir hadisi şerif var burada bulamayacağım. Su sen kaydettin. İnsanda buyuruyor Cenabı Hak kalp var. Kalbin içerisinde daha bir içerisinde sır var. Sırrın içerisinde daha bir sır var, ben oymayayım. Hani böyle bir Rabbimiz ki bize, bize yakın. Zeliha annemiz bile Yusuf Aleyhisselam'ı aşık oldum diyorsun. Onu davet ettiğinde putunun üstünü örttü. Bu nedir dedi. Osman ise putum görmesin dedi. Bu batıldı. Öyle bir rabbimiz var ki bizim, Celle Celalü bize bizden yok. Sen dedi bir kutu dahi görmesin diye üstünü örtüyoruz. Allah'ımız ise şimdi kardeşini okurken, yani girememek mümkün değil Risale-i Nur Gizlisi de açığ da her şeyi. Bunun için murakabeye çok yönlendirirler. Dediler ki aman murakabe hal olur. Ne yazık değişti, bilmiyorum. Şu, bu akıbeteden anlayacağını düşünün. Gönülümüzü temizlemenince, yok. Ümitsizliğe düşmeyelim de ümitsizliğe düşmeyeceğim diyelim.
Bizim abi aynı bundan da orada bir defa orada Filistin'de hazırlarım. Şimdi zaten anlamlarını veriyor. Çok güzel diyorlar. Bir kere diyor. Tövbe. Kuran'ımız bunu yasaklıyor. Kuran Azimüşşanımız da. Sünneti Muhammediyemiz de yasaklıyor. Sadatı kiram sultanlarımız da stres buyuruyor. Hep o gibi hallerden diyor. Bak, dikkat edinirse her şeyden dönecek. İnsan her şeyden nasıl diyorsun? Yediğimiz elbise de var. Ondan nasıl çıkar bakacağız. Ondan sonra yediğimiz yemek de var. Şu gördüğümüz dünya da var. Ne yapacağız biz? Bu dünyaya bakarken Tefekkür edeceğiz Cenabı Hakk'ın kudreti. Ey elbiseyi ne yapacağız? Kişi elbisesinin ve narininin güzel bulmasını sever buyuruyor Aleyhissalatu Vesselam. Kibritmemek şartıyla ve bunun yanında hakkında kaybetmemek. Allah'ın nimetini bunun üstünde görmek ister şükür için. İşte bu müpesale delalet edilir. Bunu diğerlerine kıyas ederiz. Çok güzel tarif etmiş.
Allah'ın melik-i şerif. Resul-i Seyyid bin Abdullah Hanite olarak ta en erken seherden ben. Ben zaten bir hac yaptım. Bir de ombre yaptım. Ne oldu da? Dersim'i de çekiyorum. Günahımı kaldım, yemek. Hatanızı unutmayın. Bak, çok kötü bir misal ama çok aydınlatıcı bir misal bizim. Hasan-ı Basri gibi bir kimseyi nasıl anlatabiliriz ki bu misal. Benzerlerde hep böyledir. Hayatında istediği bir günahı yakasına yazmış. Ebüferler, milletlerden saygı duyarlar, onunla kibre dalmayın diye. Dalmaz zaten Çin'den bunlar çıkmıştır, bitmişti ama yine de Allahümme la tekiline, La enfüsine karfe ta ayn, Ya Rabbi beni göz açık yumuncaya kadar ondan da daha az bir zaman da olsa yetisine terk etme buyuruyor. Aleyhissalatü Vesselam'ın titreyeceğin notlardır. Fakat göz açık yumuncaya kadar ondan da daha az bir zaman da olsa Allahümme la tekiline ila enfüsina tabeta. Beni nefsime bırakma ya Rabbi.
Demek ki nefis, içimize kenetlenmiş bizim içimizden çıkmıyor. Ama İmamı Gazali gibi bir sultanımız, nefsi anlatırken nefis buyuruyor muhteremdir. Nefis Aziz'dir. İşte ne yapacağız? Onunla tevbe edeceğiz. Allahü tealanın dışında hiçbir şey koymuyor, bu şuur, küfür yok, şirk yok, nifak yok, büyük günah yok, küçük günah yok. Ondan sonra masiva, Allah'tan gayrı bir düşünce ondan da tövbe ediyorlar. Onu da, şimdi biz o halde bulmadığımız için garip gelebiliyor bize. Bunun için Muhyiddin Arabi Hazretleri, Fetihullahi ve gene keselimi diyor, herkes bir teala etmesin. Çünkü anlaşılmaz makamına bile koymuş. Mesela, Mevlana annemiz bir söz söylemiş, onu bilmiyorum. Benim bir öğretmen grubu geldiler. Efendim dediler, Mevlana annemizin o sözü de olur mu? Çık nasıl çıkacağı sen işin içinden. Siz öğretmen misiniz? Evet. Ne öğretmeni? İlkokul. İlkokulda neyi gösteririz? Bir, iki, üç, dört diye sayarız.
İlk kez dört, altı, sekiz, on diye çarpmayı öğreniriz. Bölmeyi öğreniriz. Toplama, çağırmayın ama bir geometrideki sinisuko, sinisuko, tincanı bunları da bilir miyiz? Bir bir bilmeyenlik, iki bir bilmeyenlik denklemleri bilir miyiz? Üç kuvvet enerjiyi de bilir miyiz? Kesinlikle, yok. Onun Mevlana'mız fenafıyla ve bekabıyla. Asıl bu ne anlamı cem'i cem makamlar. Onun Mevlana'mı şaşı bakmayın. Ondan sonra Nurusem'de İki ligden usandım. Vilik hanına vardım. Bu hallerimiz yok. O zaman söküt. Yaşadığı hal yok. Onun için benim sözlerimi buyuruyor. Geçen okul. Oku, Allahu ekber, ne bilsin? Mütala etmesin herkes diyor. Çünkü akıl, almıyorlardı. Niye akıl almıyor? Aklı yaratan Allah'dır. Siz şimdi kalkıp da ablam muhatap değil, uygun düşmüyor diyene aklı kim yarattı? Allah yarattı. Bunun için Mevli anamız akıl merkemi çöktü der. Onların öyle bir aklı var ki aklı naaşla aklı naaş, çok uzun.
Daha çok aklın sayamayacağımız öyle çeşitli var. İlahi bir akıl. O zaman ne yapacağız? Biz şeriatimizin tasdik ettiği. Tarikatını tasdik ettiği kimselerin sözlerine riayetler. Yoksa karmakarışık portrelerini ölçü, hatırlardı. Çok güzelmiş bir insanı. Biz ne yaparız? Yanlış yapmışız zaten. Çok yanlışlarımız var. Ondan dolayı tövbe ederiz ya Rabbi. Bak şimdi yalvarız. Mesela ibadetse gaflet bütün halimizde biz de yerleşecek olan nedir? Sadece bu namaz kılarken düşünmeyelim. Tevrat Eskarimizi yaparken düşünmeyelim. Bunu evimize girerken ailelerimizle, çocuklarımızla, bulduğumuzda da düşüneceğiz. Bunu ağzımıza lokmayı götürürken de düşüneceğiz. Bunu yolda yürürken de ticaretimizden de beşeri, münasebetlerimiz, her şeyimizde düşüneceğiniz husus verdi. O da Rahmetübali İslam namazla başlar, namaz da bitmezdir. Çünkü namazla başlayan İslam Kötülüklerden namazın bizi alıkonunması gerek.
İşte o şeydeydi, Sefrielerimizin üzerindeydi. Camilerdeydi, mescitteydi. Ondan sonra dergahlardaydı. Böyle değildi. Her halimiz. Şimdi bir yerde, bir Hadis-i Şerif gördüm. Onu her zaman söyleyeyim zaten. Benim üst katına çıkarıyoruz evin. İçten merdiven. Dur, ben istiyoruz. Şimdi, eğer var, dublezenirse, oraya bir levha koymuş ama çok dikkatimi çekti. Kişinin namazı ve zekatı mı orucu mu sizi aldatmasın, buyuruyor. Kişinin dirhemine bakın, ticaretine bakın. Asıl burada belli oluyor. Sadakatimin azlığından dolayı da ben tövbe ediyorum. Ya Rab. Yani yapılan taatlerdeki ciddi bir şekilde tam manasıyla tutmayıştan dolayı ve tövbe edildiler. Bunu Abdulkadir Geylani efendimiz adet kabilinden buyuruyor. Ondan yapmayın. Aman ha işte biz atamızdan, dedemizden, ana, baba, kardeşim, hocamızdan kitap böyle gördük ki yapmayın, aman diyor. Camdan yakın davetleriniz.
Buradan çıkamadık bu murakabe şeyi çok güzeldi bu. Bu bir işaret koyun da Allah'ımız nasip ederse dua buyurun. Gelinlerimizi layık olmayarak zaten üye ediyoruz. Allah'ım Bir yanında diyebilir ama çok bağırınca ne var diye, biz de vardı. Nasıl feryat ediyor Allah'a? Ub-i Hadra'ya bakıyor bu iş için Ub-i Öğüne bir feryat etti. Allah'ın benim günahım çoktur lan. Askerler de geldi, şimdi dinini anlamıyorlar. Sonra buluşmaya başladılar. O, ben anlamıyorum. O diyor Allah'ım ben ne günahlar işledim affet diyor. İşte böyle bir canına geldiler. Biliyorsunuz, Medine'de zinatı, zinini yapan bir annemiz değil, bir annemiz. Annemiz denir ona. Şimdi o recr olundu, taşlandı. Efendimiz buyurdu ki bu hanım öyle bir tevbe etti. Öyle bir Allah'a yöneldi ki eğer tevbesi Medine'ye dağılsa yeterdi. Düşünmüştük, Allah olsun, bunu istiyoruz biz. Mesela Ube el-Ulam, bakayım geçti Mehmet abi inşallah.
Ube el-Ulam, ben desem Allahu alem. Bu, ben anlatamam mı? İşlediği şehevi bir film. Bir kadın, çok acayip yani. Bu Hasan-ı Basri'nin Tövbe estağfurullah. Bu Hasan-ı Basri'nin, El-Dezillallahü ve Sellem, elinde tövbe etti. Ta ki su üstünden yürüdü geçti. Dedi ki sen benim evimde tövbe ettin. Bu nedir? Dedi ki Allah dilersen yaparsın, Ben dilerim, Allah yapar diyor. Cel-i Kerim'de. İşte fark buydu.