İhsan Programımızın yeni bir bölümünde sizlerle birlikteyiz sevgili dinle işler. Bugün sizlere yine Musahabe isimli eserimizin dördüncü cildinden bir sohbetle devam edeceğiz inşallah. Tıp ilminin zarureti konulu bir sohbeti inşallah sizlerin istifadesine sunmaya gayret edeceğim. İnsanın bedenine zarar verecek şeylerden sakınacak kadar tıp ilminden bilmesi müstehaptır. Çünkü tıp ilmi, bedenin sıhhatini muhafazaya yardımcıdır. Dini ve dünyevi ilimlerin tahsili de ancak sıhhat olduğu vakit mümkün olur. Bu hususta demişlerdir ki ilim iki kısımdır. İlmi ebidan, ilmi edyan. Yani beden ilimleri verdin ilimleri. Çünkü hastalıktan ve fesattan salim olmadıkça kalplerde huzur, gönüllerde sürur olmaz. Ve kalp, hastalıkların mihnet ve elemleriyle teşvişe müstağrak bir durumdayken kendini Allah'a ibadete veremez.
Nebi sallallahu aleyhi ve sellem huzur-i kalp olmadıkça namaz huzur-ı kalp olmadıkça namaz olmaz buyurmuşlardır ki kamil ve Allah'a arz olunmaya layık bir namaz olmaz demektir. Namazın tam olması için kalbin huzur içinde ve huzur halinde, gönlünde tertemiz bir halde bulunması lazımdır. Nasıl ki insanın dininde dosdoğru amel edebilmesi için dinini bilmesi gerekiyorsa, bedeninin sıhhatini kendisidir. Bütün tabipler ittifak etmişlerdir ki, insanın sıhhatini koruması için tıp ilmini bilmesi kadar faydalı bir şey yoktur. Bazı hekimlerde hastalık mideyi doldurmaktan, şifa da sıhhat esaslarına riayet etmektendir. Kim bunlara riayet ederse tabiplerden müstahni kalır, onlara muhtaç olmaz demişlerdir.
Bazı sahabeden rivayet olunduğuna göre bir sahabi diğerine sana çok zaman tabiplerin bile dikkatinden kaçan bir tıbbı, çok zaman alimlerin bile bilemediği bir ilmi, çok yerde hukemanın gafil olduğu bir hikmeti öğreteyim mi deyince karşısındaki öğret dedi. Bunun üzerine çok zaman tabiplerin bile dikkatinden kaçan kaidesi. Sofraya muhakkak surette aç iken otur. Çok zaman alimlerin fevt ettikleri, gözden kaçırdıkları ilim kaidesi. Sana bilmediğin bir şey sual edildiği vakit Allah bilir, de. Sual edildiği vakit Allah bilir de. Çok zaman hükemanın gözden kaçırdığı hikmet kaidesi de şu, tanımadığın bir topluluk içinde bulunduğun zaman eğer hayır söyler lerse onlara iştirak et, şer söylerlerse ikaz edebileceksen et, edemeyeceksen orayı terk et. Alame Carullah ezzemahşeri El Keşşaf isimli eserinde şöyle nakleder: Harun Reşid'in Nasrani bir uzman hekimi, mahir bir tabibi vardı.
Bu bir gün Ali bin Hüseyin bin Vakı'da sizin kitabınızda ilmi tıbba ait bir şey yok. Halbuki ilim, ilmi ebidan, beden ilimleri ve ilmi edyan din ilimleri olmak üzere iki kısımdır. Ali bin Hüseyin cevaben, Allahu Teala bir ayetin sadece yarısında bütün tıp ilmini bir arada zikretmiştir, dede. Hristiyan doktor, o nedir, diye sorunca, yiyiniz, içiniz fakat aşırı gitmeyiniz, mealindeki ayettir, dedi. Bunun üzerine Hristiyan, peki resulünüzden tıp hususunda bir şey rivayet edilmiş midir, dedikte cevaben, Resulullah da tıbbı birkaç kelimede cem etmiştir. Şöyle ki, mide bütün hastalıkların evidir. Perhiz az ve ölçülü yemekse bütün devaların başıdır, buyurmuştur. Vücudun tabii ihtiyacını ver, fazlasından sakın. Bunun üzerine Nasrani, Hristiyan şöyle dedi: Kitabınız ve peygamberiniz, Calinos'a tıp üzerinde söz bırakmamış. Tabip kelamlarından şöyle aktarılır.