O gün kesinlikle kurtuluşa erecektir. Günah kirlerinden arınan. Ve rabbinin ismini anıp namaz kılan, bel tusirunel hayatet dünya ne var ki siz ey gafiller, dünya hayatına, basit ve gelip geçici zevklerini sonsuz ahiret nimetlerine tercih ediyorsunuz. Vel'ahiratü hayrun ve ebka. Oysa ahiret nimetleri hem dünyadakilerden daha kıymetli hem de süreklidir. O halde ey insanları, bütün peygamberlerin insanlığa getirdikleri mükemmel inanç sistemini yeniden ve tüm berraklığı ile ortaya koyan bu son ilahi çağrıya kulak verin. Innehaze lefissuhu fil ula. Hiç kuşkusuz bu kitapta anlatılanlar, önceki kutsal sahifelerde bildirilmiş olan evrensel mesajların aynısıdır. Suhuf I İbrahime ve Musa, yani bunlar tevhid mücadelesinin birer sembolü olan İbrahim Aleyhisselam'a ve Musa Aleyhisselam'a gönderilen, sahifelerde dile getirilen mesajlardır. Buradaki temizliği, nefsimizin heva, arzu ve istekleri.
Bu maddeler halinde geçer. On beş madde geçer. İşte kibir vardır, dünya muhabbeti vardır vesair haller vardır. Bunlardan temizlenenler, İbrahim Aleyhisselam'ın sahifelerinde derken şu ayet-i celile'yi almış, Es'am-ı Ey halkım diye seslendi İbrahim Aleyhisselam. Bakın ben sizin Allah'a ortak koştuğunuz her şeyden uzak olduğumu ilan ediyorum. Vel ikbau alellah, Allahü zülcelal'e dönüştür bu temizlik. Çünkü ben her türlü sapık inançtan uzaklaşarak tevhide yönelen bir hanif olarak, tevhid ehli benim, Yüzümü gökleri ve yeri yaratan Allah'a çevirdim ve tüm benliğimle O'na yöneldim. Haberiniz olsun, ben Allah'tan başka otoriteler tanıyan şu müşriklerden biri değilim ve asla olmayacağım. Tekrar dönüş olarak Musa aleyhisselam'dan çünkü İbrahim aleyhisselam ve Musa aleyhisselam'ın sahifelerde geçmektedir buyuruyor.
Vefî suhuf-i Musa, İbrahim aleyhisselamın sahifelerinde o Tevrat gelmezden önce inen sahifeler, onu ifade ediyor. O, Allah'ımızın, Musa Aleyhisselam'ın Rabbimize dönüşü cemali ilahiyesine müstesna bir ilahi aşk var içinde. Sonra koskoca Musa Aleyhisselam Rabbimize karşı acziyetlerini ifade ediyorlar. Esselamü tübüttur ileyhke ve ene evvelü'l müminin. Salakallahü'l-allim. Ben seni dünya gözüyle görmenin imkansız olduğunu görerek, sana senin istediğin gibi inananların ilki ve bıd veli i'tala ve aciltu ilike rabbi literda, Araf Suresi'nde. Benden daha çok hoşnut ve razı olasın diye acele ile sana geldim, ey Rabbim, buyurmuş. Ve fi hadis-i Ebi Zerring radıyallahu anh, Ebu Zer radıyallahu anh'ın rivayet ettiği hadis-i şerifte, Kultü ya Rasulallah iken kitaben enzelallah. Ya Rasulallah, Cenab-ı Hak kaç kitap indirdi? Mietü kitabiin ve erbadı kütük. Yüz sahife, dört de kitap.
Şit Aleyhisselam'a elli sahife, İdris Aleyhisselam'a otuz sahife, İbrahim Aleyhisselam'a on sahife, Musa Aleyhisselam'a Tevrat ve bunun yanında bir de un sahife. Sonra Tevrat, İncil, Zebur ve Furkan, Kuran'a Zimşham. Kane buld ya Resulallah, ma kenet sufu İbrahim aleyhisselam. İbrahim aleyhisselamın o sahifelerinde ne vardı? O daha çok misaller diye buyruluyor ve şunu ifade buyuruyor. Ve'ane fiha ve ala'l-akile en yekune rahhusa'at. Akıllı olan kimsede, akıllı olan kimsede şu saatler vardır. Şu dört saat, Bir saat var ki Rabbısına elini açar, aslında gönlünü açar. Gönlünü açar, münacat bir aile. Canı gönülden Cenabıhakk'a yalvarır ve yakarır ve sa'aten yuhasibi fiha nefseun, Bir saatte vardır ki orada nefsini hesaba çeker. Ben bana tevdi buyurulan nedir, ben ne yapıyorum diye derin derin düşünür. Allah'ımızın kainat kitabı diyoruz ya bir Kuran-ı Azimüşşan diyelim, bir de kainat kitabı.
Bu kainat Allah'ımızın bize varlığını ispat ediyor zaten. Bir de Allah'ımızın yarattıkları üzerinde derin bir tefekküre dalıyor. Bu çok mühim. Ve sa'yir. Bir de insanın yeme zamanı, içme zamanı ve diğer ihtiyaçlarını gidereceği vakitler. Bunlar diyor yazılıydı. Gultu ya Resulallah, dedim ki ya Resulallah, temekane sufu Musa aleyhisselam, Musa aleyhisselamın sahifelerinde ne vardı? Gala, kennet, ibaran, kula. Bütün ibretler mevcuttur. Kişi biniyor ki ölüm var, gözünün önünde zaten giriyor. Çenesini çöküyor, ayağını dağılıyor birbirine, baş parmaklarını. Sonra teneşir tahtası üzerinde yıkanıyor. Kabre götürülüyor, defnediliyor. Bunu diyor apaçık bildiği halde yine de şımarıyor. Şimdi derken o şımarma manası. Çünkü La tefrah, Kasas suresinde, Karun için şımarma buyuruluyor. Yine de çeyizine göre hareket ediyor, öyle diyelim. Ve aciptu limen ey gene bil gadem, sümme huve yenson, ey yetavu.
Buyuruluyor ki her şeyin kaderde olduğunu biliyor. Bir ağaç dahi yaprağını emri ilahinin dışında düşürmez. Bunu biliyor ve söylüyor da. Yine de dert ve tasaya düşüyor. Neden böyle oldu? Şu vesile oldu. Bu vesile oldu. Böyle olmazdı ama şunlar bunu bu hale getirdi, dinleye başlıyor diyor. Biliyor ki dünya değişiyor. İşte görüyoruz değiştiğini. Ondan sonra içindeki insanlar da değişiyor. Bir taraftan doğuyor, bir taraftan ölüyor. Böyle devredip gitmiyor. Bunu diyor bildiği halde ced'a isimli bir devenin üzerinde diyor gala hatabe ne Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem. Efendimiz buyuruyor ki, ölüm sanki bizim üzerimize yazılmamış gibi bir halimiz var. İşte mevtaları alıp götürüyoruz, kabre koyuyoruz fakat mirasını hiç aldırış etmeden düşünmeden ölümü yiyoruz diye. Yine kişi biliyor ki Musa aleyhisselamın sahifelerinde hesabın olduğunu biliyor. Mutlak ne yaparsak iğneden itleye.
Mesela, eslamü, miskale zerratin hayran yere, miskale zerratin şerran yere. Zerre kadar yaptığımızda hayır olarak şerde hepsi huzur-u ilahiye getirilecek, bunu biliyor. Zerre mahalle böyle güneşin karşısında biraz tozlanma gibi bir hal olunca, böyle uçuşan zerrecikler, bak zerre diyoruz. Onlar odur. Elimizi uzatsak elimize gelmez. Her şey hesaba konacak. Bunu bildiği halde diyor, bunu bildiği halde kişi yine de ibadet ve taatte bulunmaz. Sonra Ebazer -radıyallahu anh- Kultu ya Rasulallah, evsin. Dedi ki ya Rasulallah, bana bir nasihatte bunu, kal. Vesa-i Š-l-Celle, bir tekvallahi azze ve cell-fe innehu ras-i Halid'e diye bir eser ver. Orada Rabbimizin celle celaluhu tavsiyesinden başlar. Ondan sonra peygamberlerin tavsiyesi, hulahfa-i raşidin, ondan sonra güzide Allah dostlarının hemen hemen hepsinde başta geçen bu. Dusike bir takva Allah Başta Allah'tan korkmanızı size tavsiye ederim.
Bu geçen. Öyle buyurdu aleyhissalatü vesselamlerimiz. Her şeyin başı Allah korkusudur. Ramazan-ı Şerif'te sırf ibadet düşünülemez. Bayram da bir ibadettir. Müminlerin bir araya gelmesi ne büyük bir taattir. Sonra bilmiyorum müsait olur mu musafaha yönünü biz çekinciyoruz Rahatsızlıklardan dolayı çünkü tez geçiyor. Böyle usafalaşıyorlar, evine geliyor, böyle tatlı tatlı sofranın başına oturuyorlar, melekler imreniyor ona. Sofranın başında aile reisi, işte eskilerin diliyle, eskimezlerin diliyle annemiz, evlat birbirlerine böyle tebessümle, şefkatle, merhametle yedikleri zaman Allah'ımızın rahmeti yağıyor böyle. Sonra eşi, dostu, akrabası da var. Birbirlerini ziyaret ediyorlar. O ona gidiyor, o ona gidiyor. Elhamdülillah bayağı da bir devam ediyor. Hoş oluyor, güzel oluyor. Birbirleriyle bu ifade ve taattir. Ne güzel. Kabirlere giriliyor. Bölgeler olarak değişir. Bizde arife günü girilir.
Bizim bu bulunduğumuz yerdeki edebi, bu anda hemen söyleyeyim, bir havuz var, bahçeler neler sulanır, onu dedelerimiz yaptırmış. Bizim dedelerimiz o mazu ağaçları mıdır nedir birbirlerine girdilerek asker olmuş daha devam eder. Hiç çürüme diye bir şey yok. İlk suyu dedelerimiz yapıyor ya, bizden başladılarmış. Hak dedilermış, hukuk dedilermiş. Ondan sonra kabre geldiler okumaya. İlk Hacı Osmanzade Mustafa Efendi Hazretleri'nin şimdi dedem diyelim, müsait. Orada toplanırlarmış. Öyle ortada toplanacağız, adalet bu, yok. Adalet, orada Allah velisi var. Sami Efendi Hazretleri teşvik edince, Hacıosmanzade Mustafa Efendi, dedelerimizden, ama müstesna, Şeyh Mustafa efendimizin dedemin dedesi. Orada durmuş kalmış. Mustafa efendi bu kim demiş? Efendim, bizim dedelerimiz çok muazzammış! Müstesna bir ilim ehli. Medresesi varmış zaten gelirlermiş aşağıdan, okumaya.
Orada Yasin-i Şerif okunur, ondan sonra kabirlere dağılırlarmış. Yani şeriatimizde örf ve adet de var. Bu güzel bir örf, güzel bir adettir. Bir de görüyoruz bazen aşağıya indiğimizde ne de? Bu bayram sabahında kabirlere giriyorlar. Bölgelere göre değişik ziyaretler yapılıyor. Tabi onlar da bekliyor, şüphesiz bekliyor. Hele cuma geceleri, pazartesi günleri, ruhları geliyor, bir şeyler bekliyorlar. Sami Efendi hazretleri en az dört Yasin-i şerif buyurmuş ki, geliyorlar onları mahrum etmeyin, okuyun diyormuş. Muhtaç, hepimiz muhtacız. Sonra, zidni ya Rasulallah bana öğüdünü artır. Hepimize bir öğüttür. Kuran-ı Azimüşşan'ı okuyun. Yeni gördüm bu kaydı, Ahmed bin Hanbel Hazretleri, Ramazan-ı Şerif'te kapıyı kapatırmış. Bu ay Kuran-ı Kerim indi. Ben Kuran-ı Azimüşşan üzerine yoğunlaşacağım diyor. İşte biz her gün bir düz okuyorduk deyip Ramazan-ı Şerif'in dışında terk edilmez.
Zaten Kuran'ın inişi zaten bize inmiştir Kuran-ı Kerim. Bak, duygusuz zannettiğimiz gece vakti. Aklı yok fikri yok. Mesul değil. Geceye inince bin aydan hayırlı oluyor. O geceye leyle I mübareke leyle tüludkadır deniyor. Aslında buradaki bin ifadesi çokluğu ifade eder. Bin ayda değil. Ebul Abbasül Mürsi, -haddisallahü sırra- Kadir gecesi hakkında, Ehlullah'ın her anı kadirdir, buyuruyor. Es'ad-i Erbili Hazretleri'ne sormuşlar. Efendim, hiç tecelliye mazhar oldunuz mu? Bir demiş, aşk hayatı yaşadın. Bir kadına aşk. Hiç kirletme yok kendisini. İçime demiş bir ses geldi. Es'a! Bize dönme zamanı gelmedi mi? Süngar-ı ilahiye ile görsün. Bir böyle yaşa. Bir de hacca girilecek tabilerini o zaman gemiyle girilebilir. Kıla uzamış. Geminin ağzında bir dilenci. Efendim Allah için bir yardımda bulun. Hiçbir şeyi yokmuş zaten. Bilmec'i diye devride kullanılan. Bir tane vermiş.
El müflisüf fi emanillah demiş vermiş. Zaten bir şeyim yok demiş. Müstesna, Esad Elbili hazretlerinin noktasını anlatsak bitmez. Sonra gelmiş hane-i saadetlerine, içinden bir ses durmuyor. Es'ad parası yok pulu yok. İnsanı para mı götürür, aşk mı götürür? Derhal hazırlanmış. Zaten gemi çalışmamış. Bütün tertibat uğraşıyorlar. Eksiği yok. Eksiği malum. Es'ad-i Erbili Hazretleri gemiye binince gür, gür, gür, gür, gür çalışmış. İyi de bu demiş. Üçüncü Bu kutbiyet talim demiş. İnsana inse, biz Kuran-ı Azimüşşan'ı beynimize indirsek, salim bir düşünce ve tefekkür, kalbimize indirsek aşkı ilahi ile dolsa, elimize indirsek cömert olsak, ayağımıza inse yolunda yürüsek insan bilgece gibi mi olur? Ya Rasulallah, zidni aleyke bi'sund. Ya Rasulallah, zidni aleyke bitilavetil Kuran ve zikrillahi azze ve celle. Kuran-ı Azimüşşan'ı tilavet ve Rabbi Zülcelal'imizi zikir.
Eğer sen böyle Kuran-ı Kerim'e, Zikrullah'a, Rabbimize dönersen semavat ve arzdakiler seni hayırla yad ederler. Bu aslında şu demek, rahmet-i ilahiyeye iner sana. Böyle yersiz gülmeyi terk et. Efendimizin adet-i Muhammediyeleri sallallahu aleyhi ve sellem çok mesrur olduğu zaman ahhpaha katiyen yok. Azı dişleri buyuruyor, görününce, görününceye kadar. Gülmeyi terk et. Çünkü kalbini öldürür. Yüzünde de ilahi nur diye bir şey kalmaz. Kultu ya Resulallah, zidni artık. Gal, aleyke bil cihet. Ümmetimin ruhbanlığı cihattır, Allah yolunda. Bu hem fiili olur, Allah korusun memleketimizi bir düşman, Allah'ımızı göstermesin, bir baskın olur. İşte yapılan o cihatlar gibi, muharebeler gibi bir de her an yapmamız gereken nefsimizde cihat. Bu bir an bile terk edilmez. Çünkü efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem, Göz açıp yumuncaya kadar da beni nefsime terk etme. Hadis-i kerimenin devamı da var.
Ondan daha az bir zaman da olsa buyuruyor. Gultü ya resulallah dedim ki ya Rabbi, zikri bana daha öğüdünü artır. Aleyke biz sunt. İlla min haym. Hayırlı bir sözün varsa konuş. Yoksa sükutu tercih et buyurdu. Yani keseden harcayıp durmayın. Biraz kalbimizi ilahi nurla dolduracağız. Aslında dolmuyor değil. Bak namaz kılıyoruz, buradayız, ibadette, taatte ama şu dilimiz dürüst olmazsa oradan harcanıyoruz. Allah korusun, inşallah harcanılmaz. Aynı zamanda bu sükutunuz şeytanı da tard eder. Size dünyada en büyük destek olur. Sonra buyruluyor ki, garatu fil-aşri Bir kimse ki uyandığı zaman tek derdi dünya. Başka bir şey düşünmüyor. Allah'ımızı gazaplı olarak bulur. İkincisi, düşüncesi birincisinde dünya. İkincisinde en büyük endişesi buyuruyor, yine dünya. Böyle olursa Cenabı Hak kalbinden ilahi korkuyu kaldırır.
Eğer işte benim şöyle rahatsızlıklarım var, bunu üstadımız dakikalarca anlatırdı hastalığını. Bu şikayet değil mi? Ama ne derdi o esnada? Siz tabi daha iyisini bileceksiniz. Halimi arz ediyorum. Allah'ımız onları öyle koruyor ki kelimelerinde bile nasıl dikkatli! İşte otuz senedir dizlerim romatizmadan kalkmıyor. Kulunç ağrısı ta eskilerden beri var. Ondan sonra şeker rahatsızlığı hep bunları sayarken ifadesindeki güzelliğe bakalım. Halimi arz ediyorum, belki size sohbeti kısa yaparsam mazur görün diyor. Halbuki sohbeti uzadıkça uzar, o gelen cemaate göre. Cemaate göre. Çünkü oturanlar hayran kalıyor. Bizim bir müftümüz geldi buraya. Ben diyor, Denizli'deydim diyor. Mübarek ayağını ovalama nimetine mazhar oldum diyor. On beş dakika gözümü ayırmamışım diyor. Bir nurum, nur. Gözümü çekemiyorum ki. Sadece halimi arz ediyorum diyerek böyle bir halde bulunmuyorlar.
Musibetinden kişi şikayet ederse, ki ennema şekallahu azem ve cel. Allahu Zülcelal'i şikayet etmiş gibi olur. Allah korusun! Böyle bir zengindir diye. Diyelim bir makam sahibi de şu ifadeden inşallah korunuruz. Koç gelecek yerden koyun esirgenmez. Bunu iyi anlamda kullanmamız gerekir. Bire on veren Allah'a ibadet ve saatte tembellik olmaz. Bire yedi yüz veren, sonsuz veren Allah'a deyip aşkla muhabbetle yapmak. Biz böyle değerlendirelim. Rızası için yapmaya. Öyle ecir ve mükafat da değil. Bu kötü işçinin haline benzer. İşte ver, paramı da ben gideyim. Akşama çalıştım, yoruldum. Çocuklara da bir ekmek götürüyor. Buna benzer diyor. Rıza-yı ilahi için yapılır. Eğer böyle bir makam sahibi, bilmem falan ona makamından dolayı ayağa kalkar, tevazu içerisinde dört iklim olursa diyor, dininin üçte ikisini alır diyor. Yani ölçüler içerisinde. Bak dinimizde bu var.
Mesela bir kavmin efendisi buyuruyor. Ona ikram edin. Ne güzel koymuş efendimizin hayatını okusak hep geçiyor. Sonra rızkını nereden kazanacağını hiç düşünmüyor. Haram mı? Helal mi? O zaman Cenabı Hak da cehennemin hangi kapısından girersen girin. Öyle diyor ifade buyuruyor. Altıncı olarak hata ediyor. Hata işliyor ama onu hata ne diye kabul etti. Yok. Gülüyor. Onun haberi yoktu diyor. Şöyle yaptı, yaptım. Böyle ettin. Ama diyor yarın Allah'ın huzuruna ağlayarak gelir. Böyle halini, durumunu, ihtiyacını hep insanlara açıyor. Evet dinin de kuralları var. Açıyor. O zaman diyor Cenabı Hak, onun iki kaşının arasına fakirliği yazar. Gerçekten araştırmak lazım. Biz dirneyimizi vasf edelim. O mana bize geldiler mi gönderiyorum. Hiçbir şeyim yok. Öğreniyorum, iki yerden maaş alıyorum. Aman ha dikkat edin şimdi toplayıcı çıkabilir. İki yerden maaşlılar. Elhamdulillah durumu belli ülkemizin.
Aman ha! Böyle yalvarır yakarırlar. Efendimizin resmini gösterirler. Katiyen! Bak siz kardeşlerime iyi ki hatırıma geldi bunu deyin diyorum. Olmaz! Hz. Ömer'e birisi geldi. Radıyallahu anh geldi. Ya Ömer bir yardımda bulursanız. Düveyin torbasını gördüm. Ne var orada? İşte devenin yiyeceği, içeceği. Onu bir dük bulur. Şimdi isteyebilirsin. Bir günlük yiyeceği olan toplayamaz. Nelere şahit için? Onun için diyorum ya özellikle bak, asılırlar yakamızı en anlamlı, dileğimiz gereken yere veriyor ve yapılan yardımlar hemen anında telefonlarınıza düşer. Bak kardeşlerimizi burada tebrik etmemiz lazım. O Maraş'ta, mesai yerlerde, Kırıkhan'da ne de hizmetlerinde o çadırlarda yattılar. Çamurların içinde yattılar. Tebrik ediyorum. Efendimizin evladının hususiyeti bu olmalı işte. Grup grup gittiler, orada hizmetler ettiler. Şimdi Allah'ımız önünü açtı elhamdülillah biiznillahi teala.
Bu sizin gayretinizle oldu. Bir bayrama ait, Ayet celleler var. Onun ayet numarasını vereyim. Birincisi, Yunus suresi elli yedi ile elli sekizinci ayet-i celîle. Burada Hunelinin haşiyesinde ayet-i celîlede geçer. Baktığımız zaman onu tefsirlerde burada dört hususa işaret ediliyor. Mev'iza, eşşeria, şeriattır. Ve şifa, bu gönüllerimizin kirlerden arınması. Ettarika, hudeven ve rahme, bu da hakikat ve marifeti ifade eder. Biz böyle diyoruz ayetler, hadisler, Yunus Emre sanki gönlüne, Kaddafi Sallallahu ve Sellem'a inmiş Kuran-ı Kerim, şeriat, tarikat, yoldur varana hakikat, marifet andan içerir, diyor. Velhamdülillahi Rabbil alemin El Fatiha.