Kelimetü la ilahe illallah bu kelime var ya bunu nasıl izah edeceğiz? Akşama kadar konuşacaksınız. Bir hafta da konuşacaksınız. Bir ay, bir sene konuşmamız lazım kelime-i tevhid üzerine. O zaman biz böyle bir cemaate bunun ruhani yönüne geçelim. La ilahe illallah Muhammedün resulullah yirmi dört harftir. Gece ve gündüz kaç saattir? Yirmi dört saattir. Hiçbir nokta var mı bunda? Nokta yok. Yirmi dört saatte canı gönülden biz hükmü Mevla'ya vererek okuyacak olursak, maksat ve arzumuzun Mevla olduğunu ifade edersek Celle Celalühu, ibadetimizi ona has kılarsak, yardımı da sadece ondan beklersek, yirmi dört saat içerisinde işlenen küçük günahları olduğu gibi siler. Yedi de kelimedir, yedi cehennemin kapısında kapatır. Bu böyle bir kelimedir. Kelime-i tayyibedir. Kim Hüsnayı tasdik ederse tasdik eder.
Hüsna, Kelime-i tevhid, la ilahe illallah muhammedurresulullah, bunların huzura erişeceği haber bekliyor. Kelime-i Tevhid'in içerisinde, bizim evlenmemiz de kelime-i Tevhid'in içerisinde. Neden? Çünkü hükmü Mevla'ya verince, had'iyye nikahın dışında bir hareket olamaz. Ama Hakk'a riayet etmek suretiyle ikide, üçte, dört. Mürşid-i kamilimiz bir zata mektup yazdılar. Altı evlilik yapmış. Şiddetle ama. Ta dokuz yüz elli kilometre ötedeki yere duyunca asıl kardeşlik budur işte. Mesela oturuyorduk biz akşam kıymetli bizzat dedi ki bir Vel'l-Asrı okuyalım öyle ayrılalım dedi. Çok doğru söyledi. Sahabe-i Kiram Vel'l-Asrı suresini okumadan ayrılmazlar diyor. İşte yazıyor öyle. Haklı ederler birbirine. İfnei beyninde müşarekettir. Ve tevasavvabil hak, birbirlerine hakkı tavsiye ediyor. Ta dokuz yüz elli kilometre ötedeki, yerdeki kimseye sakın ha böyle bir çılgınlık yapma yanlıştır diyor.
Ne diyecek şimdi o ahirette elhamdülillah, üstadım beni ne güzel uyardı. Allah'a hamdolsun. Yanlış yapsaydım da Rabbimin huzurunda nasıl cevap verecektim. Mesela bir Musa aleyhisselam tebliğ hususunda tebliğini yaptın mı ya Musa derken kardeşimizin okuduğu ayeti celile ile alaka kurarak hatırıma biiznillahi Teala gelenleri söylemek istiyorum. Birisi de buydu. Huzur-u ilahide tebliğimi yaptım mı yapmadın diye yüzünün etleri dökülecek hale geliyor. Musa aleyhisselam dört yüz sene Firavun'a karşı mücadele veren Musa aleyhisselam. Rabbimiz birden soracak Kişi anasından, babasından, kardeşinden, çocuğundan, çoluğundan, etrafından hep kaçıyor. Neden kaçıyor? Akrabasından kaçar mı kişi? Akrabalık hak ve hukukuna riayet ettik mi etmedik mi diye. Komşusundan kaçar mı komşuluk hukukuna riayet edip etmediğimizden sorulacak. Kişi kocasından kaçar mı? Hakkını yerine getirdin mi getirmedin mi diye.
Kocası hanımından kaçıyor, hanımı eğitebildik mi eğitemedik mi diye İslam'ın hedefleri içerisinde. Hanımın dili, kafası, gönlü değişiyor. Görev bizim diyeceğiz. Bizi ilgilendirmeyen meseleyi karıştırmayalım. Rabiatü'l Adeviyye nasıl bir annemizse öyle olmaya çalış hanım diyeceğiz. Yapmayalım, biz dedikodunun için gelmedik bu dünyaya. O dedikoduyu ölmeyecek adamlara verin. Sen kardeşim ölmeyeceksin demek ki sen ya ben öleceğim, huzur-u ilahiye varacağım. Rabbimiz bir nefesten on beş tane sual var. Olabilir. Kişi bir söz söylemez ki melekler onu kaydetmesin, her şey kayıt altında. Ne söylüyoruz? Üstad-ı Ali'mize soruyor üstazları hilafeti verince kendin nasıl görüyorsun? Efendim işte arkada, Cihaari Yari Güzin ve sahabenin büyükleri bir çocuktan adres soruyor. O da korkuyor bunlara nasıl gösterebilecek miyim diye.
Ben de kardeşlerime itikadi noktada, ibadette, ahlakta, beşeri münasebetlerle, dünyadaki olan hadiselerde nasıl bir tavır almamız gerektiği hususunda bilgi diye bu endişeyi taşıyorum bunu. Ne yapacağız? Hedefimizi, yani günümüzdeki meselelerden birisi bu. Kardeşlerimiz birbirini hiç hedef almadığını biliyorum. Eğer alınacak olursa, benim diyecek hedef alacağım nefsimdir. Nefsimin ıslağıdır. Şeytana karşı hedef alırım çünkü o her zaman beni şaşırtmak için çatışıyor. Hem insanlardan hem de cinlere fırsat veremem diyeceksin. Ben nefsimin ıslahı ile meşgul olacağım. Şeytandır ve hakkı engellemeye çalışan kimselerdir, riayet edeceğim denir. Böylece birbirlerimize istikamet tayin etmeye çalışır. Bir aile reisi olarak görevimiz büyük, nasıl büyük? Allah'ımız hesaba çekince o kimse diyor ki Ya Rab annemle babam bana tebliğde bulunmadı, bana öğretmedi bunları.
Onlara hakikat azab etti diye ifadede bulunuyor. Hatta lanetin en büyüğü onlar üzerine olsun diye, Allah ediyoruz. Eğer başımızdaki yanlış bir yol göstermeye kalkarsa, o yanlış yolu göstermenin oradaki bulunan insanların ve onların etkileyeceği kimseler de düşünecek olursa azap ne kadar katmıyor, ne kadar katmıyor. İyilikte öncü olmanın arkadan ne kadar o güzelliği takip eden varsa ecir ve mükafatı hayrı gösteren eksilmeden, onu takip edenlerden mükafat aldığı gibi kötülükte de tam aynısı. Tersi olarak o da ceza gibi diyeceği biz öğrencilik dönemimizde arkadaşlar arasında yapıyorduk. Gıybet gibi bir hal olursa aramızda bir ceza tespit ettik. Onu alırdık. Bak gıybet ettin. Ne güzel dedem de söylemiş ya, Mustafa Efendi Hazretleri, Şeyh Mustafa Hulusi rahmetullahi gıybet etmeyin gözüm, ağrsın iki yüzün, siyah yüzü sevmez hem de. Bizim işimiz değil o.
0 boş işlerle meşgul olan sokak kadınları böyle kendisini Ayak takımlarını işleri biz onların bile kurtulması için çabalar göstereceğiz. Bir kelime-i tevhidi okumak nikahımız, helal yoldan temin etmek, düğünümüz derneğimiz, işimiz gücümüz, birbirimizle münasebetimiz, arz ettiğim gibi komşuluk, akrabalı neyse hep bunlar içerisine girer. Takvanın başı budur. Ne söyleyebilsek bunun ilk defa olsun söylesek bir kere. Şartlarına haiz olarak şu vücutta bir eser kalmaz bunu hakkıyla okuyan. Vücudu ortadan kalkar erir mi biter mi bitmez ama erir gibi olur. O kalır, sadece Mevla kalır, biter. Olur elini doludur ayağı doludur ama kendisini göremez, kendisini bilemez sanki. Mevla, bu Niyazi'den de görünen ancak Mevla'dır dediği gibi. Haktan başka bir şey görünemez. İşte asıl çabamız bu olmalı bizim. Bak bunu yaşayan kardeşlerimiz var. Üstadımızı öğretmişler, nefr-ü İspat dersinde, murakabede.
Kelime-i Tevhid'in beş yüzünü La ilahe savuğumuzda, illallah kalbe doğru. Okuyuşlarımızda da görüşmelerimizde, bir araya geldiğimizde de usulüne dikkat ederek okuyacağız. Öyle olursa çok güzel olur. Mesela bize öğretecek onlar diyecekler ki la ilahe savumuzda bitecek. Ne kadar güzel. Konuşup duruyoruz böyle yesek ne güzel olacak. Bal şöyle yapılıyor ha, arı çiçekleri şu kadar gider üç saatlik mesafeye gider. Yağmurun bile yağacağından haber alır şöyle gelir, böyle der. Balı şöyle peteklere döker deyip Hulusi ye. Muhammed Suresi on dokuz. Ayet celillessalatü alalahü alalahü alalahü alalahü alalahü alalahü fi'lem. Bu bil demeyi bile bitiremezsiniz. İlmel yakin girer, aynel yakin girer, Hakk'a yakın girer. Öyle bildirirken mesela bize ezkar yaptıran kardeşlerimiz. Ne diyorlar? Bir kere manasını bile. Fealehm bil, bil buyuruyor Cenabı Hak başta bir öğren. Bunu bir yaşa sen kalben yaşa.
Gönül olarak yaşa. Sadece dille değil kelime-i tevil, dille ikrar, kalbiyle tasdik ve azaların da emri ilahiye muvaffak hareket etmesi. Kalbiyle tasdik, bizim dilimiz okumadan önce kalbimiz söyledi. Dil okumadan kalp söyledi. Biz onu kalbimizi takip edeceğiz. Gönül okuyacağız ondan sonra dil gelir. Kalbe girecek ki dilden dökülebilsin. Yani kap dolacak ki, oradan dökerlerdik, Suyu dolduracağız, biz bir haba diyelim, bir sürahiye dolduruyoruz. Doldurduktan sonra döküyor. Hal ve bir tevhidin zevki, aşkı, şevki, muhabbeti girecek ki dilimizden la ilahe ki dilimizden la ilahe illallah diyebilelim. Yanar insan. O Kelime-i Tevhid'i okumakta. Okuyamaz. Bazı görüşmelerde neden? Bu geçtiğimiz devrelerde büyüklerimiz. Onlar sohbet olacağı gün hakkiyen yanlış bir hareket etmemeye çok dikkat ediyorlar. Son derece riayet ediyorlar. Abdest alıp bir yerlere çekilip, rahatalı oturuyorlar.
Sohbete diyor oturduğumuz zaman diyor, hocalardan bir tanesi pencereden diyor sesler gelirdi diyor. Okuyamazdık ağlaşır ağlaşır, ağlar sızlar çıkar giderdik. Aranan bu işte bir gözümüzden bir yaşın yine huzura ilmemiz bu. Çırpınıyoruz, rahatsızlık bir sıkıntı. Aileyle geçim olmuyor, çocuklarla olmuyor, bir daralma, bir bunlar hep bundan geliyor. Gönül huzuru olmayınca dışımızda da huzur olmuyor. Bu tevhid bize bunu gösteriyor. Bir kere gönlünüze imanın tat ve lezzetini koyun, ondan sonra dilinizden bardağa dökün La ilahe illallah diyor. Namazı bir kere saatin farziyetine inansın. Ondan sonra eliniz kalktığı zaman nasıl kalkar el? El dünyayı da attım, ukrayı da attım, Mevla kaldı, demeye başlarız. Rükua vardığımızda bütün melaike-i kiramın rüku halindeki taatlerinin zevki gelmeye başlar. Hayvanatın rüku halindeki zevki gelir. Secdemiz Mevla'ya gurbet olmaya başlar. Yakınlık olur.
Çünkü kalbe girmiş, namaz zevki, lezzeti, huzuru kılmanın ruhani güzelliği girmiş. Nesi giriyor? Ne diyorsun? Diye. Şunu diyor mesela. Lait değilim ama şerrini yapmaya çalışıyorum Ahet-i celîme. Şerhi şu, müminler kurtuluşa ermiştir, namazlarında huzur ve huşu duyan. Huşu nedir? Huşu, Mevlamızın azametinin gönle yerleşmesi, ama namazla geçiyor bu. Namazdaki huşuu kalben yaşarız, bedenen olmaz o. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem mescide girdiler. Girdiklerinde bir tanesi aşıyla, gözüyle, sakallıyla, azasıyla iniyor. Bunun kalbinde huzur olsaydı, huşu olsaydı, azasında da olurdu. Bak evvela namaz nerede kılınıyor? Namaz başta kalpte kılınıyor, huşuu bedenen tarih diyemeyiz. Ondan sonra azalardan dökülmeye başlıyor. Böyle kıldığı zaman Said I Nursi Hazretleri, -Haddesallahu sırra Rus generalin idamından vazgeçti.
Bu ne huzur dedi, bu ne huşu, bu nasıl bir kılıç dedi, hayran kaldı ve acele de kılıyoruz zaten. İşte idamdan korktu da demesinler diye. Esadi Elbili Hazretleri'nin Mektubat'taki namaz tarifine bakın. Bak, Mektubat'taki namaz tarifine bakın. Bakalım ne güzel. Oruç tutuyoruz, oruç başta kalpte tutulur. Hepsini söyleyeyim Allah'ın izniyle size. Şu, niyeti siz dille yaparsınız değil mi? Bu Şafi de şarttır. Ama Hanefilerde kalptir, Şafiilerde de kalptir. Çünkü kalben olmazsa dille olmanın manası pek yerinde olmaz. Oruç tutuyoruz kalben tutacağız, takva kelimesi var orada. La allekum orada takva kelimesi geçiyor. Takva, kalben olur, bedenen olmaz. Ya biz cihat edeceğiz. Niçin yapacağız cihadı biz? Ya levu kelimetillah. Allah'ın dininin yücelmesi niyetiyle. O niyet kalpte olur, başta kalpte. Efendim bilhassa bunu bize tafaki gibi olmasın.
Efendimiz Tebük seferine dönerken küçük cihattan büyük cihada dönüyoruz buyurdu. Ya Rasulallah aman havuzun bir seferden dönüyor daha ne olacak, ne mi olacak buyurdu. Nefsimizle cihad edeceğiz. Nefisle cihad şu dışta olmaz, galiba gur başta. Demek ki gönül olarak yaşamadığımız hiçbir saatin de zevki pek olarak olmuyor. Sence bu eve kalıyoruz. Hangi yayı, gonyayı bilmeden koyup geliyoruz. İstiğfar, Ali Efendimiz buyurmadı mı yalan söyleme diyor istihbarat Hayır diyor ne yalan mı diyor? Okuyorum işte. Dilimi okuyor da kalbinde bak şimdi tövbede nedir istiğfarda? Nedamettir. Neden dil geçer? Nedamet, dışta da olmaz kalpte olur kalben istiğfar okumadan dilin okumasının anlamı olmuyor. Kalp bu pişmanlığı yapmış olduğunuz hataların ızdırabını duyduğu zaman dile dökülen göreceksiniz. Nasıl dökülür dile? Dilden dökülen istiğfar mağfiret olarak dökülür. Affı ilahi olarak dökülür. Oruç nasıldı?
Allah'ımızın ahlakı olarak dökülür. Celle celalühü. Cihat nasıl dökülür? Hayatımızın amacı olarak dökülür. İyi. Kelimetü la ilahe illallah beynne erasu takva. Müsaade edindiler diyelim, gittiler. İnsanların hayırlısı, el- müslimu, Müslüman bunlar, izah yok. Sizin gibi anlayışlı kardeşlerimiz bunu bize çok güzel şekilde anlatacak. Ve hayrul müslimim Müslümanların hayırlısı el müminun. Yani taatleri yapıyoruz da hal üzerinde durduk ya. Mesela dini emirlerden nedir? İyilikle emir, kötülüklerden nehy. Bunu başta kendimiz yaşayacağız. Bu el-pusekum dindi zaten. Başta nefsimizi uğrayacağız. Ama Allah için sevgi, Allah için bu başta gönülde olacak. Gönül bir kere rabıta-ı şerife ile mürşid-i kamiline aşık olacak. Habibine aşık olacak. Zat-ı Kibriya'ya aşık olacak. O zaman Allah için sevgi Allah için özür dilerim. Ve hayru'l müminin diyor. Müminlerin hayırlısı. İlmi ile amel eden alimlerdir.
Demek her alim değil. İlmi ile amel eden. İlmi ile amel. Nasıl diyeceğiz bunu? Amel edenlerin hayırlısı, Allah korkusu gönlüne öyle girmiş diyecek. Gözünden yaş olarak, ağzından sanki Sıddık-ı Azam'ın ciğer kokusu gelir gibi ilahi aşkın kokuları geliyor. Ve haybul hayifin, Allah'tan korkmanın, korkanların hayırlısı, en muhlisun,