Tevbe ve Haya: Kalp Nurlanması ve Ruh Arınması | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
Tevbe ve Haya: Kalp Nurlanması ve Ruh Arınması
Tevbe ve Haya: Kalp Nurlanması ve Ruh Arınması kaydında Bismillahirrahmanirrahim. Evrad ve Ezkar okurken başta birinci edep olarak bir daha işlememek üzere tövbe etmek. Bu konuda mürşidi kamilimiz inekten sağılan süt nasıl girmemesine girmezse o şekilde. Bu tarif de muazzam bir tarif. Zaten girmesi mümkün değil. Bir de şimdi biz ilmi izahlarına girsek bunun, bu kadar akılda kalıcı olmaz ineğin…
Bismillahirrahmanirrahim. Evrad ve Ezkar okurken başta birinci edep olarak bir daha işlememek üzere tövbe etmek. Bu konuda mürşidi kamilimiz inekten sağılan süt nasıl girmemesine girmezse o şekilde. Bu tarif de muazzam bir tarif. Zaten girmesi mümkün değil. Bir de şimdi biz ilmi izahlarına girsek bunun, bu kadar akılda kalıcı olmaz ineğin memesinden çıkan sütün tekrar girmediği gibi öyle bir tevbe. Zaten tevbenin şartlarından birisi de bu. Bir daha işlememek üzere asıl tevbe şudur. Tövbe pişmanlıktır. Şimdi bu pişmanlık olursa, bu pişmanlık olursa bir de gözyaşı dökülürse Allah'ımızın kabul katına gideceğini umarız. Çünkü kesin bir kayıt yok. Af hususunda kesin bir kayıt yok. Çünkü umulur ki buyruluyor. Ondan dolayı devamlı hassas olmamız gerekiyor. İşte ben tevbe ettim, bir de ombre yaptım, hacca da gittim diyemeyiz. Çünkü bir hatasından dolayı yillarca gözyaşı dökenler var.
Onların bu hassasiyeti marifetullah'tan gelir. Cenabı Hakk'ı tanıyınca haya sıfatına bürünür zaten. O haya biz zannediyoruz ki zahirde haya sıfatı batındadır, gönültedir. Çünkü nasıl on iki tane burç varsa semada, kalp semasında da on iki tane burç var. Onlardan bir tanesi de Allahu alem hayadır. Haya sıfatı bir kesbi olanı var, bir de vehbi olanı var. Kesbi, böyle düşünüyoruz işte her nimeti bize bahçeden bak nefes anlıyoruz, yiyoruz, içiyoruz, gözlerimiz görüyor, kulaklarımız duyuyor, elimiz tutuyor, ayağımız yürüyor, daha sayamayacağımız, evimiz, barkuğumuz, çocuğumuz, içimiz, gücümüz, arabamız vesaire her türlü imkanları bize sağlayan Cenabı Hak'tır diyerek bir haya duygusu zuhur eder. Bir de Rabbimiz tarafından ihsan edilen haya duygusu var. O kalpte olur, o gönülde olur. O ona vehbidir. İşte asıl haya da budur.
Etev, et tevbetun nasıl, vehiye en yetübel abd, an mana yani fiilen ve gavlen ve iradeten. Burada müellif Hazretleri öyle bir yere girdi ki dıştan hata mata yok. Son ifadelere baktım. Hata yok. Gönülden geçenlerinden bile bir yerde bulunuyorum. Nereden hatırına geldi bilmiyorum. Evinde kaldım. Sabah oldu. Dedi ki, efendim hiç şeyhlerle görüşüyor musun dedi. Zaten bizim aldığımız terbiye saygı duyarız şer'i esasa uyanlara. O zaman şimdiki gibi imkanlar yok. Telefon defteri var. Durdu, bir tane mübarek zatın telefonunu kaydetmiş, açtım. Sanki her şeye hazırlanmış, Allah'ım zora dedirttiriyor. O zat da daha bizi sormadan herhalde, hemen konuşmaya başladı. Kardeşim dedi de. İster açığa vuralım, isterse gizleyelim. Açığa vurduğunuzdan da hesaba çekilirsiniz, gizlediklerinizden de. Yalnız bu gizlediklerimizden hesaba çekilmenin bir şartı var.
O da şudur, eğer yapmaya kastedersek içimizden diyelim ki bir Allah korusun bunu derken bile insan isyanı demek istemiyor, ağzına almak istemiyor. Mecbur kalıyorsun işte. Bir hilekarlık diyelim genel ifade edeyim. Bir hilekarlık düşünmüyor. Fakat o hilekarlığı yapmaya da kastediyor, azmediyor o zaman. Yoksa içinden geçiyor, geçenden dolayı da diyor niye böyle benim gönlümden bunlar geçiyor diye. Iztırap duyuyorsa o muaf diyoruz Rabbimizin lütfuyla. Bu kabil olarak, söz olarak, davranış olarak ve irade olarak yani murat ediyor. Hep bunlardan malayani, bu manayani boş söz demektir. Bir de bunun yanında maani var. Maani de gerekli olan sözü uzatmak. İşte Rabiatü'l Adeviyye annemiz hizmetçisine değil mi ya? Hasanı Basri gibi büyük kimseler geliyor Rahmetullah Ali. Evimize bir kilim alalım. Hizmetçi kardeşimiz de demiş ki anne siyah mı olsun, işin mi, beyaz mı, para vermişmiş. O parayı ver.
Tevbe ve Haya: Kalp Nurlanması ve Ruh Arınması ne anlatıyor?
Tevbe ve Haya: Kalp Nurlanması ve Ruh Arınması kaydında Bismillahirrahmanirrahim. Evrad ve Ezkar okurken başta birinci edep olarak bir daha işlememek üzere tövbe etmek. Bu konuda mürşidi kamilimiz inekten sağılan süt nasıl girmemesine girmezse o şekilde. Bu tarif de muazzam bir tarif. Zaten girmesi mümkün değil. Bir de şimdi biz ilmi izahlarına girsek bunun, bu kadar akılda kalıcı olmaz ineğin…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 12 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Neden anne? Bir kilimin dört tane sözünü ettim. Boş konuş oldu, gerek yok. Eşeyik günnunul mısri, mukaddes Allah Resulü. Menittaat tövbete ve hme yemiylu ila şehvetin min şeheveti dünya fe ve kzibun. Şimdi şehe fiilinden, şehvet güçlü bir istek demek, kuvvetli bir istek manasına gelir. Bunun mesela ibadet ve taate güçlü bir istek var, rabıtasına var, murakabesine var, zikrine var, Allah'ımızın muhabbetine var, Habibi'nin sevgisine var. Bir böyle bir muhabbet. Bunun yanında, bunun yanında bir de mezmum olanı var ki eshamühub-şehevati minenise, ilk bu geçiyor. Kuran-ı Azimüşşan'da Al-i İman suresinde ilk insandaki şeytanın bizim için kurmuş olduğu tuzak kadın. Ona olan ilgi baş olma arzusu da olur, bunun yanında dünya istekleri de olur. Bunlara olan duygu bulunduğu müddetçe tezibun, o tövbe ettiğinde yalancıdır. Ne olacak? Şimdi biz büyük bir meselenin içerisine girdik.
Şimdi tövbe ediyoruz ama gönlümüze geliyor. İtminen hali de zuhur etmedikçe bunların sökülüp atılması mümkün değil. Asm, cezb, gayret. Büyüklerimiz dinlerdi, mübarek kelamlarını. Böyle sohbetlerinin sonunda şu Ayet-i Celleyi okuyorlardı, çokça duydum, Es-ı Münevvül-ü Manay-ı Müniş, böyle ifadelerde, üstadlerimizi, beyenleri. Kim Allah yolunda gayret gösterirse Cenabı hak ona yollarını açıyor. Şimdi biz o hale gelmesek bile gayret gösterirsek oluyor ama bir çaba gösteriyor. O çabanın neticesi gözyaşı da dökülüyor tabii. Müsaitse vücudu, imkanlarda gusül abdestiyle dersine başlar. Yoksa abdestini edeplerine uygun şekilde alır ve ta'tiru siyebel fam, bu esans kullanırken güzel kokular, gül kokusunu daha çok tercih ederler. Elbisesini ve ağzını da misvekle, misvekle. Böyle kolayına kaçmak ruhsat bu yolun edebi değil, azimettir.
Böyle bir bez parçasıyla da olur, işte şehadet parmağım, baş parmağımla evet bunu yapalım ama asıl misvak veya ağzı temizleyeceğimiz ne varsa o. Göreceksiniz bir vazifeyi yaparken, yaparken bu Resulullah'ın sünnetidir diye Sallallahu Aleyhi ve Sellem yapacak olsa o zaman vazife değişiyor. Unuttuğumuz noktalardan birisi şu, hiç hiç unutmayalım. Mesela şimdi ezan okundu ya, hepimiz duyduk ama hangi duyguyla işittik o ezan sesi? Bu Rabbimizin bizi huzuruna daveti diyerek mi dinledik yoksa her zaman okunuyor zaten deyip adet kabilinden. İşte bir sünneti yaparken Resulullah'ın adet seniyyesi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, bir farzı da işlerken Allah'ımız olduğu için vazifeyi yapabilmek. Burada işleyişir işte. Biz hep aynı haldeyiz ama duygular olarak, gönül olarak farklı. Onlardaki güzellik bu.
Hep bu anlattığımız güzellikler bir bardağın içerisindeki ne ise bardaktan görünen odur, şeklinden başka bir şey değildir. Burada su olduğu için su görünüyor. Bunun dışında diğer meşrubatlarının ismini vermiyorum, gönül arzu edebilir. Diğer meyvelerden olacak olsa deriz ki ha bu meyveye göre su budur deriz. Onların gönlünde, gönlünde ilahi duygular Allah'ımızın tanınması gibi marifetullah deyip bitmez tükenmez ki tecelliyatı ilahiyeyi diyecek olursak ta Adem Aleyhisselam'dan bu zamana kadar gelen tecelliler birbirinin aynısı değildir. Allah'ımız öyle bir Allah Celle Celaluhu, hepsinde ayrı tecelli eder o tecelliler. Hep ayrı zuhur eder. Esma tecellisi hangimizde var? Efendim ben derslerimi geçtim, ta murakabeleri de inerledim, olmaz. Bunu özellikle söylüyorum layık olmayarak. Bu derslerle birlikte gönül dersi de geçilecek, ruh dersi de geçilecek. Nedir? Bu anlattığın nedir diyeceksin.
Bu anlaşılmıyor bunlar. Bunlar yaşanan bir husus vardır. Mesela ahlak dersi de geçilecek. Bakın bir dua var. Bakalım bir dua var. Devamlı hali değişiyor, güzelliği ama. O zaman da yübeddilullahu seyyiati masenat oluyor. Allah'ımız günahlarını sevaba tebdil ediyor. Devamlı halin güzelliği, kalpte güzellikler. Bunu biraz daha izah edebilir miyiz acaba? Rabbimizin izniyle şu, mesela gönlüne hayvanata bir acıma geliyor. Diyor bak bu kış gününde dağdaki hayvanlar şehre iniyor. Ondan sonra insanlar geliyor hatırına. Daha başka mesela diyor ki ben kendim için ne arzu ediyorum? Dünyevi her nimette rahatlık var. Acaba bu rahatlık benim din kardeşimde de var mı? Bu bir zuhur etse adım atmak budur, budur işte. Gönülden adım atılır. Dua buyurun Cenabı Hak mahrum buyurmasın. Yapmış olduğumuz evrad ve ezkarımızda o evrad ve ezkardaki sadakatimiz sükut ve sükun.
Sükun hali hemen Fetih Suresi'ni bize hatırlatır. Allah kamil müminlerin kalbine huzur indiriyor. O huzurun tarifi yok. Herkes de ayrıdır o. Zaten o zuhur etse sen onu görmesen duramazsın. Çünkü insan çok cazibeli olan bir mekan diyelim, turistik bir mekan olarak. Çok cazibesi var. Burada dille ifade etmeye gerek yok. Mesela en çok diyor ziyaret edilen biz Ayasofya'ydı. Ayasofya. Niye? Cazibesi var. Yapısıyla, şekliyle, şemailiyle, her şeyiyle. Efendimizin mübarek tükürüğünün Sallallahu Aleyhi ve Sellem'nın bulunmasıyla bakın bir cazibe olacak. İmanının bir cazibesi olacak, yakin olacak. Gaybe iman olacak, tasdik olacak, ibadetinin cazibesi ihlas olacak, ahlakımızın cazibesi Muhammedi olacak, ilahi olacak Celle Celalühü. İşte bu zaman arzu edilir. Kim arzu eder? En başta Cenabı Hak. Kim beni görmeye müştak olursa ben de onu görmeye içtihat duyarım.
Hadis-i Şerifler var, Ayet celaleler var. Daha Ayet Celle Celaller bulunabilir. İşte bunlar. Sonra Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz ona arzu duyar. Onun sevdikleri. Ebunlar birbirlerine mektup yazar, telefon açar mı? Hiç gerek yok. O gönüldeki haberleşmeler bunların hiçbirisine benzemez. O gönülden olan haberleşmeleri tarif edemeyiz. O gönülden haberleşmeler, bunların birisine benzemez. Biz Ayet-i Cellenin hata olmaması için dikkat etmemiz gerekir. Çünkü Cenabı hakk'ın kelam-ı ilahisi sükut ve sükun haldir. Şunu söylüyorum. Şimdi bizim dilimizle kalbimiz birbirine uyacak. Kalbimizde dilimize uyması icap eder. Böyle bir yersiz düşüncelerden de tamamen uzak bir şekilde yapmaktır. Yapmaktır. Üçüncü olarak, birincisi Nassu Tövbesi. İkincisi usul veya abdest ve elbisemizi ve başta tabii ağzımızın temizliği, dişlerimizin temizliği, güzel bir esansı kullanma, gül esansı demiştik.
Üçüncüsü de süpün ve süpürtür. Yani bulunduğumuz yerin gayet sessiz ve loş bir yer olması tercih edilir. Dördüncü olarak Edepte diyor en önemli olan budur. Şeyhi kamilinden ne bekliyor? Bir himmet bekliyor, bir yardım bekliyor Allah'ımızın izniyle tabi. Ondan sonra onun iki kaşının arasında onu da hayal ediyor. El-Hamis, O himmetini beklerken, asil diyor himmet, Aleyhissalatu Vesselam Efendimizden gelmektedir. Daha sonra Şimdi cemaatle olduğunda, cemaatle olduğunda ve yalnız kaldığında temiz bir mekanın olması gerekir. Bu kelime de münasip kaçmıyor. Uygunsuz bir görüntünün ve kokunun bulunmaması gerekir. Tertemiz olması icap eder. Cemaat olarak da, perde olarak da eğer cemaat ise bir halka halinde, tek ise kıbleye dönmüş vaziyette bulunması icap eder. Zikir meclisin de güzel kokularla kokular. Er-Rabi en yekune melbusuhu halale, eğdiği elbisenin de helal olması icap eder.
Taamında, yediğinde, içtiğinde bir şüphenin olmaması, bu hususta da gayret gösterecek. Hatta şüphe bir tarafa yerken kimin verdiğini düşünerek yemesi icap eder. Essaris, avamdül ayneyni, gözlerinin de yumuk bir vaziyette olması gerekir. Gözlerini kapar. Gözlerini kapar ki gördükleriyle gönlünü meşgul edecek hiçbir şey bulunmasın. Bunun üzerinde çok duruyor. Böyle Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'dan icazetli olması gerekir. Öyle bir kimseyi de böyle önünde onun himmetiyle, onun manevi Biiznillahi Teala yardımlarıyla, onu da hayal ediyor. Zikrinde sadık olması gerekir. İçiyle dışı birbirine uygun vaziyette. Evet, kalbi değişik, dili değişik olmayacak. Çok samimi bir şekilde gizliğiyle açık bir olacak. El-İhlas ve tashiyetü'l amel, çok samimi olacak Allah için yapacak. İşte bazı haller zuhur etsin diye değil. Sırf Mevla için yapacak. Amelinin güzelliği zaten iflası ile malum olacaktır.
Zikrettiği zaman, zikrettiği o güzel kelamların manasını da düşünmek suretiyle. Kalbini Allah'ımızın dışında her şeyden tamamen soyutleyecek. Buraya üç şey diyeceğim ama ağır gelir diye de çekiniyorum. Birincisi Tevhid, ikincisi tecrit, üçüncüsü tefrit. Kısa anlamıyla, tabii bu çok uzun, yaşanacak halde. Tevhid diyelim, ikrarun billisen, dille ifade etmektir. Tecrit nedir? Tati ihlasla yapmak sırf Mevla için. Tefrit de tamamen Cenabı Hakk'a yönelmek. Evet, zikirde kendisine göre anladığımız kadarıyla Şeyhi Kamil'in tarif etmiş olduğu zikirler devam eder. Bak bunun yanında başka şekillerde de izahını görüyoruz bunun. Biz onunla da tamamlayalım, eksik olmasın. Çünkü yolumuzda birincisi tövbe, ikincisi gusül etmek, üçüncüsü sükun ve sükunettir, dördüncüsü zikre başlarken şeyhinin himmetini kalbi ile istimdat eder.
Beşincisi bu istimdadın yani bu yardımı beklemenin hakikatte Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam olduğunu bilir. Bir de namaz kılarken nasıl temiz bir yer seçiyorsa zikir için de temiz bir yerde oturmalıdır. İki elini dizlerinin üzerine koy. Zikir meclisini güzel koku ile kokulandırır. Aynı şekilde elbisesini de. Dördüncü olarak helalinden ve temiz elbise giyen. Eğer bulabilirse karanlık veya loş bir yer seçer. Altıncısı gözlerini kapama alır. Bunu yapması gerektiğinin sebebi gördükleriyle kalbini meşgul etmemek için yedinci olarak şeyhin suretini iki gözü arasına tahayyül etmektir ki en kuvvetli edep budur. Sekizinci olarak zikirde sıdk sahibi olmaktır ki gizli ve açık onun yanında müsavi olmalıdır. Dokuzuncu olarak iflastır. Bu da ameli bütün ihlastır. Bu da ameli bütün şaibelerden tasfiye eder, temizler mürid, zikir ve ihlasla sıddıkiyat derecesine vaaz olur.
Bu şartla ki mezmum da olsa şeyhinden hiçbir havatını düşüncesini gizlememelidir. Böyle bir şey şeyhinden gizleyen hıyanet etmiş olur. Fütuhat'tan manevi açılımlardan da mahrum kalır ve Allah haimleri sevmez, mürid ile şey arasında gizli bir şey yoktur. Şer-i şerifin nehyettiği müstesna. Onuncu olarak zikir lafızlarından kendine göre bir tercih yapmaz. Şeyhi kendisine neyi telkin ederse ona devam eder. On birinci olarak müşahedelerdeki derecesine göre zikrinin manasını kalbine düşürür ve vasıl olduğu her zevki maneviyeyi, şeyini anlatır ki o da adabı tarikın geri kalanlarını ona öğretsin. Müşahedelerindeki derecesine göre zikrinin manasını kalbine düşürür. Bunun son neticesi şudur. Zikrini unutur, zakirle olur. Zikrettiği merkurla olur. Merkurla. Zikrettiği Mevla ile olur. Yine yapar, dinen ne ise Evrad ve Ezkarını ama Allah'ımızla olur Celle Celalühü.
Zikir halindeyken Cenabı Hak'tan başka bütün mevcudatı kalbinden sürüp çıkarır. Cenabı Allah'ı gayurdur. Kulunun kalbinde kendisinden başka bir şeyin olmasını istemez. Eğer şey müridin terbiyesi hususunda müridle Rabbi arasında bir vasıta, bir terbiye metali olmasaydı rabıta da şeyhinin suretini tahayyül etmeyi şart koymazlardı. Kalbinden bütün masivayı Allah'tan gayri ne varsa Celle Celalühü'l sürüp çıkarmalarının sebebi illallah'ın kalpte yerleşmesidir. Bu kalpte temekkün ederse, yerleşirse diğer azalara sirayet eder. Çok önemli bir ifade. Kalpten bütün Allah'tan gayrı düşünceleri sürüp çıkarmasının sebebi la ilahe deyince tamamen bunun daha bir ötesine, daha bir ötesine, daha bir ilerisine girilecek olursa tam manasıyla ifade eden, şartlarına dikkat eden kimseler için fena fillah hali olur. Bekabillah, illallah kalpte yerleşmesidir.
Zikirden sonra da sükunat halini muhafaza edip zikirden hasıl olacak faydayı gözetlemesi lazımdır. Olur ki gelecek olan gelir de onu bir dahsada tamir ediverir. Zikirden azami istifadeye medar olacak şey riyazat ve mücahededir. Nefesini tutar, bu nef-i ispatta. Basiretin nurlanması, gönül gözlerinin, perdelerinin açılması, nefsin ve şeytanın havatırının kesilmesinin en çabuk yolu budur. Bunun da en fazla miktarı yedi nefestir. Her bir nefes kişinin tahammül edebileceği en uzun nefes olacaktır. Üçüncü olarak zikirden sonra su içmemekten, içmekten bilhassa sakınmaktır. Çünkü zikir bir yanıklık, bir şevk, bir bir heyecandır. Zikredilene karşı bir iştiyak, arzu, hasıl eder ki zikirden matlub olan, istenen de en büyük şey budur. Zikirden sonra su içmek bunu söndürür. Zakir bu üç edebe de dikkatle riayet etmelidir. Zikrin faidesi bundan sonra kendini gösterir. Cenabı hak en iyi bilendir.
Zikirden maksat, kalbin zikredenlerle beraber olması her bir cümlesi bize esas. Şimdi okuyorum zikirden maksat gaye. Kalbin zikredenlerle beraber olması Mevla'yla olmamız onunla huzur halinde bulunmasıdır. İşte bu zaman duruluruz, daraldık, bunaldık, sıkıldık, şikayet, bilmem filan hayır ve şerrin Allah'tan olduğunu Celle Celalühü bilmenin tam yeri burasıdır. Zikir esnasında kalbin hareketi değildir. İmamı Rabbani Kuddise sirruh bazı mektuplarında der ki Kalbin zikrinde aranan şey kalbin hareket etmesi değildir. Ne haleti fenada, ne bir başka halde şartlı olmayıp devamı istenen şey huzur-u kalbinin ve hak canibine teveccühün devamıdır. O zaman biz diyoruz ya aynen ocağın üzerindeki bir su gibi başta elimizi vuramayacak şekilde sıcak olur. Hatta buharı bile insanı yakar. Ondan sonra hafif hafif atmaya başlar, kuvvetli bir şekilde vurur. Daha sonra da huzur halini alır.
İmamı Şarani kudsesi Ruh nefahatında der ki sadat-ı kiram hazeratının talim buyurdukları adabı zikir ve müritlerin fütuhatı kalbiyelerine en yakın yoldan vasıl olmaları için riayet etmelerini tavsiye ettikleri şey çoktur. Bundan dolayı bu saydığımız beş tane edep vardır. Ondan sonra da zikir esnasında dikkat edeceğimiz hususlardır. Ellerimizi dizlerimizin üzerine koymak gibi. Aksi terörlük var, bunu ifade etmedik. Başka eserlerde de geçer. Namazda oturduğumuzun tam aksi, aksi oturulur ki kalbin açılması için bunu tavsiye ederler büyüklerimiz. İnşallah elimizden geldiği kadar dikkat edeceğiz, riayet edeceğiz. Çok önemli çünkü. Çünkü zikrin aslı tad ve lezzettir. Şuna bir su içiyoruz. Suyun tadı ver, lezzeti ver. Kendine mahsus. Zikrullah'ın da mesela Allah derken o lezzeti kim tarif edecek? Bütün ismi camidir Allah'a Za celle ve sonra onu bir noktaya geliyor ki dil ile de söyleyemiyor.
Artık kalben söylüyor, mezkur ile dediğimiz Cenabı hak ile bir araya gelmiş oluyor. Bu bir anlık değil. İşte ben öyle bir haller yaşadım ki bunu hayatımızın her anına taşıyabilmek, ticaretimize de taşıyıp hilekarlık yapmamak, ailemize de taşıyıp evimizde geçimsizlik yapmamak, çocuklarımıza da taşıyıp onların İslam edebiyle yetişmesini temin etmek, hayatımızı cihad ile tatlandırıp lezzetlendirmek. Zikrullahı yaparken Cenabıhakk'a karşı büyük bir saygı, büyük bir saygı ve gözden ırmak gibi yaşlar ve ilahi aşk ile yanlış. Zaten şimdi biz ateşi yaktık diyelim, odun, yakıyoruz. İlk anda çatırtı, patırtı başlar. Ondan sonra köz haline gelir. O közden sonra kül olur. Kül olduktan sonra ses gelmez. Onlar zaten aşk-ı ilahiyle kül olmuş. Onlar da böyle derin bir ah etmeler de gelmez. Bitmiş, artık yanmış.
Yani biz bu yanma derken cezbelenip ondan sonra kendimizden geçmek, bayılmak, düşmek değildir bu. O ilk anlardaki vecid halleridir. Sonra o biter. Kül olduğu zaman hiçbir ses çıkmaz, kül olmuş o, yanmış ve ilahi aşk ile dolmuş. Bu Fedailika'lemetul fethi, daha biz tecelli dedik ya bunu daha anlatmış değiliz biz. Nerede anlatacağız biz onu? Onun Nuhdur o. Onların bir açılımı başlar. Meleku'l, Cebaru'l, Lau'l. Daha bilemediğimiz neler? On sekiz bin alem. Aslında bütün dersimizde var ama tam dikkat edemediğimiz için. Büyüklerimiz buyuruyorlar ki Sami Efendi Hazretleri, mesela zamanın değişik olmasından dolayı yiyeceklerin, içeceklerin, konuşmamızın, görüşmemizin, gözlerimizin baktığı yerler, kulaklarımızın olur olmaz sözleri işitmesi sebebiyle buyurmuş ki harekesine göre hareket ediyoruz kalplerin. Yoksa her letaifin kendi arasında bin derecesi var, kendi arasında bin derecesi var.
Her bir letaifin ama zaman dediği üzere büyüklerimizin o şekilde. Yoksa esrarı tarif edilemez. Bu şekilde ondan sonra manevi nimetlerden tatmaya başlıyor. Bu zikirde de mesela ne var? Dil ile olan zikir var. Dille zikrederken aklımızın da başında olması gerekir. Bir de kalben ruh ve sır olarak zikirler değişik şekillerde tarif etmişler. Yeri gelince bunları bize beyan buyururlar. Mesela Zikrullahir vel-batın hem dışta hem işteki zikir, daha tarikat-ı aliyyeye ilk giren kimsede meydana geliyor ve zikri kalp ve sır, kalbin ve sırrın zikri bu tevassıt, biraz yol almış kimselerin. Ruh ve hafi zikrinde ilerleyen, artık Vasıl-i İllallah olmaya aday kimselerin durumudur. Gaye nedir? Bunlardan gaye biz ona bakalım. Zatın, ruhun ve zatın zikri ki tat ve lezzeti yaşayan kimseler için belli olur. Şimdi nefsin zikri ZİKRÜL ADE, O Adet olan Kalbin zikri bu ef'al zikridir. İşte derinleşti işte.
Zikr ü sır sıfatlar ile zikirdir. Bir de ruh ile olan vardır ki zatın zikridir diye beyan buyurmuşlar. Bir umumi avam diye tarif edilir. Umumi izler için zikrul am, siz demiyorum kendi nefsim için. Dil ile yapılan ama Kalp, ve Galip-i Gafilü, Kalp Gafil. Dil zikrediyor Allah diyor Celle ama gönül de yok. İmam-ı Ali Radıyallahu Anh'ın buyurduğu gibi istiğfar okuyan birisine yalan söyleme dediği. Ne yalanı deyince dilin okuyor ama kalbinden edamet yok buyuruyor. Hani dilimiz Allah derken Celle Celalühu kalbimizle esamle o hallerin içerisinde olmaz. Sonra Zümer suresinde geçen Ayet cellelerde buna işaret eder. Allah'ın zikriyle kalbi ilahi korkuyla taşıyor ve bir hareketin de zuhuru Ehlullah'ın indinde beyan buyurulur. Zikrin has seçkin insanlar ve huve billisen ve galbihi hadrun dili okuyor, kalbi de öyle bir heyecanın içerisindeki halin içerisinde tarifi mümkün değil.
Mellem yeruklem yarih tatmayan bilmez buyurmuşlar. Ikru'l-ehas, seçkin insanların vehuve bilgal bilhadır. Her şey gönülden geçiyor, her şey gönülden geçiyor. Kalp evinin nurlandırılması icap ediyor. Harflerle yapılan ama huzursuz demiş. Zikrul lisen, kalpte huzur ile yapılan ve kalpte büyük bir huzur meydana geliyor. Kalbi olan zikre işaret edilmiştir. Daha beyan etmişler büyüklerimiz. Mesela Bu mübarek yolda esasların en önemli olanı zikirdir. Bu yolda bir esastır. Ancak diyor Rabbi Zülcelal'imize vasıl olmak zikrin devamıyla. Bunda İmamı Rabbani Hazretleri işimizin ve gücümüzün de böyle rızkımız helal olsun, yolunda sarf edelim düşüncesi olursa zikri daim diye izahta bulunmuşlardır. Bu zikirde ez zikir ve bir ve bir saatihi ve bir saatuhu, bir saatuhu el-amel-Usali. Hani zikir dendiği zaman sadece Allah'a ve celleini ve diğer ifade edilen kelimatı beyan değil diyor.
Allah'ımızı hatırlatan her şey zikirdir. Mesela mümin kardeşinle karşılaştığında selam vermek, sonra ne diyelim Kuran-ı Azimüşşan okumak, taatlerimizi yapmak, infakta bulunmak, Rabbimizi hatırlatan her şey salih ameldir. Amelin Kuran-ı Azimüşşan'a uygun olması ve semeratuhu, bu zikirden elde edeceğimiz nedir? Nurdur. Gizli zikir nedir? Ibadetlerin sanki bir sırrıdır. Ancak bunu diyebiliriz. Bir sırrıdır. Asıl istenen odur demek istedi. Nedir bu dinmek isteyen husus? Bizim nefsimizin kötülüklerden arınması, kalbimizin de nurlanmasıdır. Bu ifadeye dikkat edeceğiz biz. Tezkiye denen nefistedir. Nefsin kötülüklerden arınması, tasfiye dediği zaman tasfiye arınmaktır, kalbin nurlanması manasına gelir ve sonra zikir hususunda pek çok beyanlarda bulunulmuş bitmez. Alem-i Rahman, Lahud, Ceberud, Melekut, Nasud, Mülk vesaire. Dediğim gibi yeri gelince tarif edilir. O zaman niye anlattık?
İmrenelim. Biz dünyanın geçici süslerine vesair arzularına meyit ederek helak olup yok olmayalım. Fani olana baki olanı tercih edelim.