Tevazu ve Ruhun Arınması ile Manevi Zenginlik | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
Tevazu ve Ruhun Arınması ile Manevi Zenginlik
Tevazu ve Ruhun Arınması ile Manevi Zenginlik kaydında Bismillahirrahmanirrahim. Bu şehadet hakkında bir konuydu. Bunu bilirsiniz artık uyanmayacak zaman değil. Yani bir şeyin şiddet zamanı olur. Artık şiddetin de şiddeti. Hadiselerden ibret almamız gerekir. Biz istediğimiz gibi yaşayamayız. Bu nefsani bir hayat olur. Hayvani bir hayat olur. Bunu çok güzel ifadeler. Bir mübarek zat der ki,…
Bismillahirrahmanirrahim. Bu şehadet hakkında bir konuydu. Bunu bilirsiniz artık uyanmayacak zaman değil. Yani bir şeyin şiddet zamanı olur. Artık şiddetin de şiddeti. Hadiselerden ibret almamız gerekir. Biz istediğimiz gibi yaşayamayız. Bu nefsani bir hayat olur. Hayvani bir hayat olur. Bunu çok güzel ifadeler. Bir mübarek zat der ki, yeyip içi ben uyumakla insan olunmaz. Bu sınıf zümre-i hayvana münasiptir. Yani bizim hayata gelişimiz yemek, içmek, istediğimiz gibi bir hayat sürmek değil. Bunun üzerine kurulu bir yaşamımız da yok. Bizim yaşamımız zaten her zaman haber veriliyor ve bunun tekrarı da çok güçlü bir şekilde Rabbimizin emrine mümkad olabilmek, teslim olabilmek. Bizim çok şükür nasıl hareket edeceğiz, ne yapacağız diyeceğimiz bir husus yok. Her şey ifade buyurulmuş. Yapılacak olan gösterilen hedefe doğru yürümek. Başka hiçbir şey yok. Her şey ifade edilmiş.
Maide suresinde Cenab-ı Hak, Ben nimetimi tamamladım verdin olarak İslam'dan razı oldum, buyurdu. İşte günümüzdeki hadiseleri de çok iyi tefekkür etmemiz gerekiyor. Çok iyi düşünmemiz icap ediyor. Bize bunu haber veren sadatı kiram hazaratı çok güzel bir yol çizmişler. Kendi kafalarına, kendi gönüllerine, kendi düşüncelerine göre değil. Hep Allah'ımızın gönüllerine indirdiği nur ile tespit etmişler. Onun dışında hiçbir şey yok zaten. Mesela Esad-i Erbili Hazretleri, KaddiSallallahu sırra hayatını şehadet üzere kurmuş. Ölümüne karar veriliyor. Geliyorlar efendim, şöyle bir ifadede bulunursanız bu sizin kurtuluşunuz olur. Bunu diyen kimseye çekil şu aradan diyor, çekil. Benim Cenabı hak'la bir aramda sözleşmem vardı, o da şehadetti. Bunu Cenabı hak bize lütfediyor, ihsan ediyor. Ben şehadet istiyorum buyuruyor. Hazreti Ömer'in radiyallahu anh'ın iki duası var. İki duasından birisi şehadet.
Bakıyorsunuz Aleyhisselatu vesselam efendimiz, Yahudi bir kadının hazırlamış olduğu o kuzu kızartmasında, almış olduğu o etle şöyle bir lokma aldılar. Derhal kuzu zaten dile geldi, beni yeme ya Resulallah dedi. Fakat bir almış oldu. İrtihalinde hala onun ızdırabını çekiyorum buyurdu. Bu bir tanesi. Efendimizin zaten hayatı şehadettir onun. Ta Bedir'den irti haline kadar cihadın içerisinde hayatı bütün böyle, ot muharebesine çıkıyor. Bazı kimseler diyorlar ki biz savunma yapalım. Artık her şey hazırlanmış, bitmiş. Savunmaya geçelim. Başka tarz bir cihatta bulunalım. Efendimizin kararlılığı çok müstesna. Bize örnek, her harekete örnek, sallallahu teala aleyhi ve sellem. Zırhını giyen peygamber çıkarmaz buyuruyor. Bu söz bize o kadar önemli ki, Allah'ımız bize zırh olarak İslam'ı giydirmiş. Bu mübarek ifadesi İslam kisresinin dışına çıkamayız biz. İman kisresinin hiç dışına çıkamayız.
Tevazu ve Ruhun Arınması ile Manevi Zenginlik ne anlatıyor?
Tevazu ve Ruhun Arınması ile Manevi Zenginlik kaydında Bismillahirrahmanirrahim. Bu şehadet hakkında bir konuydu. Bunu bilirsiniz artık uyanmayacak zaman değil. Yani bir şeyin şiddet zamanı olur. Artık şiddetin de şiddeti. Hadiselerden ibret almamız gerekir. Biz istediğimiz gibi yaşayamayız. Bu nefsani bir hayat olur. Hayvani bir hayat olur. Bunu çok güzel ifadeler. Bir mübarek zat der ki,…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 18 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
İhsan kislesinin de dışına çıkamayız. Allah'ımız bizim için neyi kararlamışsa o bizim kisvemizdir. Neyi ayarlamış Cenabı hak? Ve libasut takva hayr buyuruyor. Bize hazırlanan elbise nedir? Takvadır. O zaman hiç giymeyecek miyiz? Ancak hayatımızı sürdürecek şekilde setr-i avret böyle vücudumuzun, vücudumuzun hatlarını koruyacak şekilde. Bunu Muhammed Said Korku Rahmetullahi Ali Hazretleri ne güzeldir. Bir gündelik elbiseniz olur. Çünkü siz de bundan muzdaripsiniz. Dolaplarımızın nasıl dolulduğunu, gömleklerle, o elbiselerle bunu demeye gerek var mı? Siz biliyorsunuz bunu zaten. Kapak atıyor dediler. Çok güzel ifade etmiş. Gündelik elbiseniz olur. Cuma günü için, birden berasın buyuruyor bayram günleri için ama hesap ediyoruz. Bunu anlatmaya yine ihtiyaç duymuyoruz. Aması elbisemizin takva olduğunu bileceğiz. Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz bizim arzularımıza göre beyanlarda bulunmuş.
Kişi elbisesini ve ayakkabısını sever buyuruyor ama kibritmemek suretiyle. Ondan sonra yiyeceğimiz, içeceğimiz ayarlanmış. Tabii insan yiyecek. O yememizle biz doktorlara çok müracaat ediyoruz. Bizim hem maddi hem de manevi tabibimiz Muhammed Mustafa sallallahu teala aleyhi ve sellem ölçüyü vermiştir. İşte ben vücuttaki yağları atmak istiyorum, bu kirli yağları. Bu kirli yağları atmanın yolunu beş vakit namazla göstermiştir. O zaman cami uzak demeyeceğiz. Tam yeme esnasındayız. İşte arkadaşlarımız gelmiş. Önlerine yiyecekler koymuşuz demez de iştirak edersek, diyelim bir komşumuz veya arkadaşımız rahatsızdır, onu ziyarete gitsek, bir cenazedir ona iştirak etsek, sıkıntıda olan bir kimsenin sıkıntısını yok etmek için hareket etsek, bizim yağlarımızı eritecek hem de öyle boş yere de değil. Bize ecir, mükafat kazandıracak hep yollar gösterilmiş. İslam hayattır zaten.
Hem maddi hem de manevi hayattır. Çok kıymetli bir hocamız kıtlık günleri geçirmişler. Kıtlık günleri memleketimiz geçirmiş. Böyle Mısır'dan, onun unundan yapılmış, Böyle bulamaçlar deriz biz. Onları yiye yiye ağızları yara olmuş. O tarihte kıymetli bir hocamız camide gördüğüm cemaati ekmek kuyruğunda görmedim, demiş. Rabbi Zülcelal'imiz kendisine dönenleri her hususta mesut kılıyor, bahtiyar kılıyor, sıkıntı ve dertten kurtarıyor, her hususta. Allah'ımızın emrine yapıştığımız zaman, işte bu yiyeceğimiz, içeceğimiz tabii ölçülü bir şekilde bunu nasıl haber verirler? Marifetullah olarak. Bak giyimimizde maddi bir giyimimiz olduğu gibi, uhrevi olan giyimimiz şöyle bir düşünürsünüz elbette, tefekkür ettiğimiz zaman bu elbiseler soyuluyor kabre girerken. Kalacak olan o takva elbisemiz. Yiyeceğimiz, içeceğimiz hepsi kalıyor ama marifetullah taamı bu bizimle beraber gidiyor. Okuruz.
Bu tayyibat kelimesinde bunu biz beş olarak ifade ediyorduk. Manalar çok. Haramdan uzaklaşacağız bir. Şüpheli olanlardan uzaklaşacağız. Helalde bile dikkatli olacağız. Cenabı hakk'ın dışındaki bütün hallerden kurtulacağız. Zannediyoruz ki biz, iyimde kuşamda çırılçıplak kalacağız. Yemede, içmede açlıktan perme perişan hoca hiç öyle değil. Hep dinimiz bunların güzel güzel ölçülerini vermiş, anlatmış. Bak hocamız burada. Doktora müracaat ediyor. Bir apandis hastalığından dolayı. O anlattı bize, belki gıkgil oldu bunu anlatalım. Doktor demiş ki, sen Müslüman mısın? Müslümanım demiş. Bak siz namaz kılıyorsunuz. Namaz kılarken sağ ayağınızın şehadet parmağını şöyle siz dikiyorsunuz. Şöyle yatırmıyorsunuz da dikiyorsunuz. Bunu yaptığınızda o kasıttaki damar o sıkıntıyı yok ediyor, mahvediyor, hayattır size, İslam hayattır demek istiyor. Her şeyimiz de öyle. Her şeyimiz de öyle.
İnşallah iyi sarılırız. Bir ara dergimiz de mecmuul adap diye bir eser dağıttılar. Bunu özellikle söyledik. İçinde bazı görüşler biz orada asıl alacağımız sıhhatli olanlarıdır. Orada Efendimizin bütün hayat şekilleri Sallallahu Aleyhi ve Sellem haber verilir. Onu bizim büyüklerimiz okurlardı. Onun dışında birçok eserler var, böyle hazırlanmış. Efendimizin giyim tarzları orada haber verilir. Yeme şekilleri haber verilir. Aile hayatındaki tavrı haber verilir. Komşuluk münasebetleri haber verilir. İnsanlarla sünumu aşere, güzel geçin. Hep bunlar bahsedilir. Yani saymakla bitiremeyiz efendimiz örnek zaten sallallahu teala aleyhi ve sellem. Bunu hep bir başkaları mı yaşasın? Adına İslam demiyor ama yaşıyor bunu. Bir zeytinin dahi Kuran-ı Kerim'de zeytin geçiyor, incir geçiyor. İncir Kuran-ı Kerim'de kaç defa geçiyorsa ben onu yiyeceğim diyor. İncir böyle.
Zeytin ne kadar geçiyorsa o kadar yiyeceğim diyor. Sıhhati bunda buluruz diyor. Bakın şeker hastası. Bu nasıl yiyecek? İncirden tam ehil bir doktor nedir size? Şeker rahatsızlığı için perhiz yoktur. Tahdit vardır. Böyle sınırlı yiyeceksinizdir. Hikusil tespit edilmiş. Her şey elimizin altında mevcut. İnşallah iyi sarılırız. Çok dikkatli oluruz. Nefsimize fırsat vermez. Ruhumuzu güçlendirirsek bu beladan anca böyle kurtulur. Yoksa hiç böyle düşüncesiz bir hale geliriz. İşte Müslümanlar şöyle şehit oluyor, liderleri şöyle öldürülüyor. Böyle eğer bu duygularda olmazsak, bu ilahi duygularda nefsimizin eğitiminde, ruhumun uzun gelişiminde, rabıtamız dersimizin rüknü azamı, yarısından fazla olmaz. Murakabe hali hem rabıta her an bunun içerisinde olmazsak bu düşünceler kaybolur. Düşünemeyiz, tesir etmez. Öyle bir ilaç sunmuşlar ki bize her şeyiyle mükemmel.
Bu ilaçlardan bir tanesini sizin gibi biz de müminlerin görmüş olduğu ezadan dolayı sıkıntılıyız. Çok sıkıntılıyız hem de. Diyorum ya Essadi El-Bili Hazretleri şehadeti istiyor. Bütün mürşid-i kamillerimizde bu var. Daha yeni ziyaret ettiğimiz Ebul Hasan-ı Harakani Hazretleri. Büyük bir şehittir kendisi. Bunun yanında diyelim muharebe meydanında bulunmamış ama aşkın şehitleri var. Bunu aman ha değişik manalara almayalım. Böyle ölçüler içerisinde şer-i şerifin şuna dikkat edelim. Aşkımızda, şevkimizde, muhabbetimizde, cezbemizde vesair hallerde hepsinde ölçüyü herhangi bir söz ve davranış ki Resulullah'a uymazsa red olunur. Bunu yitirmeyelim. Buna dikkat edelim. Risale-i Esadiye var, Risale-i Esadiye burada mürşid-i kamilin özelliklerini anlatır. Bir, ona tabi olanların dikkat edeceği konular işlenir. Orada keramet de işlenir.
Keşif konusunu, keramet ve keşif konusunu musahabe altıda hem Es'ade Elbili Hazretleri hem de Sami Efendi Hazretleri çok güzel tespit etmiş, bunun dışına çıkmayız. Siz belki müsait olmadı, Hacı Hasan Efendi Hazretleri ile görüşmeyebilirsiniz. Çünkü vakit müsait olmayabilir. Yaş da müsait olmayabilir. Bize şunu anlatırlardı. İki kimse hac yoluna çıkmışlar. Birisi ama birisi ise gözleri görüyor. Gözleri gören nereye varsa o gördüyle kalbi meşgul oluyor. Dağına takılıyor, bağına takılıyor, alışveriş yerlerine takılıyor, evine vesaire yerlerine, arabasına, telefonuna, giyimine, kuşamına ne görürse o kalpte bir tesir bırakıyor. Bunun yanında görmeyen ise tek arzusu Beytullah ve ravzai paki. Buyuruyor ki siz bu hallere dalmayın. O hallere dalanları sen bağrına basarsın. Gördüğün zaman bir güzellik olur. Gördüğün zaman seversin. Çok şey anlatırım da sıkıntı doğurur. Bu babanın müftüsüydü.
Nimetullah hocamız çok güzel bir konuşma yaptı. Sadat-ı kiram hazaratının, sadat-ı kiram hazaratının çok şedid olduğunu, dini konularda çok şedid olduğunu, uyanık olduğunu, hatta belki bunu demeyebilir, bir mürşid-i kamil bakarken Rabbimizin izniyle altı cihetten bakar insana. Allah'ımız öyle bir göz lütfetmiş ki o gönül gözleriyle, ruhunun gözleriyle, sırrının gözleriyle deler de geçer o. Onun için Yunus Emre diyor ya bilirler hod, haber vermezler diyor. Hep ölçüler dahilinde ifade ederler. Burada efendim, Eszade Erbili Hazretleri böyle, bunun dışındaki bütün Allah'ın dostlarında bu arzu var. Ebu'l Hasan-ı Harakani Hazretleri demiştik, şehit olan mübarek bir kimsedir. Ashabı Güzin Efendilerimiz biz toplayalım, şu cümleyle hepsi hallolmuş olsun. Bu din, bu İslam bize öyle kolaylıkla gelmedi. Bir milyon, ne mi bir milyon? Milyonlarca şehidin şehadetiyle, kanlarıyla bize emanet edildi.
Ona göre hareket edeceğiz. Biz İslam'ın mühim esaslarından biri olan tevazuu ele almıştık. Tevazu çok önemli bir sıfattır. Acasın Efendi Hazretleri'ne daha çok gençtim. İlkokul çağı Medine-i Münevvere'den bir paket geldi. O paketin üstünde Yahyalı halifesi Hacı Hasan Efendi. Gözlerimle gördüm onu öyle bir yırttı ki, ne halifesi dedi. Biz unvanımızı ortaya koyuyoruz. Eğer bir yerin idari noktasındaysak halimiz değişiyor. Esad El-Mide Hazretleri'nden başlayınca misal ondan olsun. Ah müsait olsa yine gösteririm size. Dedeme yazmış olduğu bir icazetnamesi var. Öyle levha yaptırmıyor. O icazetnamede şunu yazıyor. Gözlerimle gördüm, derim her şeyde güzel örnek olan Allah'ımızın dostları. Hadimin'l fukara es'ad erbilii katdesallahü sırra diyor. Fakir dedi ya böyle cebi fakir değil, gönlü fakir. Onların diyor hizmetçisi, hizmetçisi.
Siz üstadımızın camisine girdiğiniz zaman zaten birisine hissediyorum, gelenlerimiz çok muhabbetle geldiğini görüyorum. Biz de inşallah gereken saygıyı göstermeye çalışırız çünkü büyük bir emanet. Sizin o gelişleriniz, bizim vazifemiz çok önemli gelenlerimize karşı. Orada levhada vasiyeti var. Vasiyetinde ne yazıyor? Kölenin ücreti olmaz ya diyor. Kendisine kullandığı tabire bakalım. Kölenin hizmetçisi olmaz ya diyor. Ne diyecektim? Kölenin ücretlisi olmaz ama diyor bu yolda Allah için nasıl hizmet verdiğini gösterir. İşte bunun için başardı o. Onlar bunun için başarılı oldular. Sami Efendi Hazretleri bu Sami iki şeyi düşünür diyor. Birisi engin sudan yaratıldığımı. İkincisi de toprak olacağım. Topraktan geldik, toprağa gireceğiz ve bir çıkışla da oradan çıkacağız. Tevazuun da Sami Efendi Hazretleri bu sözleriyle hülasasını yaptı.
Sanki bize ne okuyorsun işte hayatımız en güzel örnek dediler adeta bize, O. Dedem Rahmetullah Ali Hazretleri üstadımıza demek ki her anları Kuran-ı Kerim'de İbrahim suresinde esamrine hurma ağacından bahsediliyor, her zaman meyve verir buyruluyor. Demek ki onlar her anında meyve veriyor. Yolculuk yaptığında da meyve veriyor. Oturduğunda kalktığında eğer bir iş, bir ortaklık mevzu da olabilir vesair konularda her şeyde örnek oluyorlar, ürün veriyor. Hakk'a, hukuka riayetiyle örnek veriyor. Örnek oluyor bize, öğüt veriyor, nasihat veriyor. Zaten tavrı büyük bir örnek oluyor bize, öğüt olmuş oluyor, Her şeyinde öyle. Dedem diyor ki evladım şunu iyi öğren. Farsça bir beyit okuyor. Eğer tohum toprağa saçılırken yüzünde kalacak olursa onu haşarat yer. Yani şunu demek istiyor. Bir kimse benlik gösterir.
Böyle arkadaşları arasında bir riyaset gibi kendisini önde görmeye başlarsa onu nefis ve şeytan çekirgesi mi kurdu diyeyim? Onları yer ve tüketir. Çekirge diyemem, Allah'ı en çok zikreden o çekirgedir. Biri de kurbağa denir. Haşarat diyeyim ben. Biraz daha sözü düzgün söylemiş olalım. Onun için çiftçiler bildiler tapan çekerler, üzerine toprak. Toprağın altında o gelişir. Bakın kibrince gelişmiyor. Tevazu gösterince gelişiyor. Biz bu sözlerin ziyade ayetlere, hadis-i şeriflere dönelim, daha iyi olur. Tevazu, sözlükte gösterişsiz olma anlamına, tevazu ahlaki bir esastır. Kişinin nefsini Allah'ın huzurunda kulluk mevkine koyması. Hiç unutmayacağımız sözlerden biri. Kişinin nefsini Allah'ın huzurunda kulluk mevkine koymasıdır, biz kuluz. Mevlana'mızın bu beytini çok okurlar. Ben de şu dem, ben de şu dem, ben de şu dem diye. Kul oldum, kul oldum, kul oldum. Her köle azat olununca sevinir.
Ben de diyor, her köle azat olununca sevinir, ben de diyor kul olunca yani Rabbimizin katında üstadımızın dediği gibi köle olunca, nasıl güzel söylemiş, kibirli insanın eğer benlik göstermeye başlarsa onun iç gözleri kapanır. O iç gözlerinin kapanması hakkında duyamaz, hakkında göremez, Hep yüzeysel hareketlerle meşgul olmaya başlar. Hakikati göremez. Yeryüzünde haksız yere kibirlenenleri Cenabı hak şu şekilde haber veriyor. Esselamü. Yeryüzünde haksız yere böbürlenenleri ayetlerimden mahrum edeceğim. Ayetleri de sırlarımdan da mahrum. Hakikati görmekten de mahrum. Cenabı hakk'ın emrini görmek, Habibine sallallahu aleyhi ve sellem tabi olmaktan, ehlullahın yolunda olmaktan her şeyden mahrum olur. Cenabı hak kendini beğenmiş her zorbanın kalbini işte böyle mühürler. Kalp mühürlendi mi bitti demek. Bazen görürsünüz, diyelim ki olumsuz haller olduğunda bazı işyerilerini mühürlerler.
Ne alışveriş yapabilir, ne geçimini temin eder olduğu gibi her şey kalır. Bu ona da benzemez. Kalbi mühürlendiği zaman Rabbimiz korusun, bizim hak nedir, hakikat nedir görmekten mahrum olur o kişi. Yine ayet-i celilede ifade buyurulduğu gibi burada eğer çıkarabilirsem Abdülkadir Geylani efendimizin sözü olacak. Çünkü çok nakiller var büyüklerimizden. Kamil bir mümin diyor, batınını, iç alemini ve zahirini Allah'ın kitabına ve Resulünün sünnetine uyarak arıtandır. Kamil mümin, zahirin, bu zahirin dediği şeri şerif, dinimizin emirleri, resulünün sünnetine uyarak arıtandır. O safiyeti arttıkça vücut denizinden çıkar, kendisini görmez diyor. Artık fena halleri var.
Mesela kardeşlikte fani olmak, üstağzının emirlerinde fani olmak, efendimiz aleyhissalatu vesselamın muhabbetinde, zatının sevgisinde fani olmak, yok olmak, iradesini dilek ve ihtiyarını terk eder, her şeyiyle Rabbimize teslim olur. Çok güzel gördüm, Osman Hulusi Hazretlerinin de bir sözü var ama çok güzel söylemiş. Alem-i sen kendinin kölesi kulu sanma. Sen hak için alemin kölesi ol, kulu ol. Nefsin hevasıyla mevrur, mağrur olup aldanma. Yüzüne bassın kadem, kadem ayak diyor, her ayağın yolu ol, güneş gibi şefkatli, yer gibi tevazulu, su gibi sakavetli, merhametle dolu ol. Her diyor kamil müminin ayağına, çok güzel söylemiş, yüzüne bassın kadem, her ayağın yolu ol. Bir defasında Ebu Zer radıyallahu anh, Bilal-i Habeşi efendimize bir söz söyledi. Dedi ki, siyah karnın çocuğu çekil dedi. İncindi. Efendimize geldi sallallahu teala aleyhi ve sellem ya Resulallah bu rengi dedi ben mi verdim?
Bu boyayı ben mi sürdüm deyince aleyhissalatu vesselam Efendimiz işte Ebu Zer bunu yaptı, işte Bilal-i Habeşir bunu yaptı demiyor, öyle bir edep var ki aleyhissalatu vesselam Efendimiz de Şu kavmen ne oluyor ki şöyle şöyle yapıyorlar. Ben sizde hala cahiliye eserleri görüyorum deyince Ebu Zer radıyallahu anh konuyu hemen anladı, yüzünü ve yanağını yere koydu. Ey Bilal, sıcaktan çatlamış olan şu sıcak ayaklarınla yüzüme bas dedi. O da ona bu yüz basmaya değil öpmeye layık dedi, kucaklaştılar. Hazreti Ömer radıyallahu anh devenin üzerinde gidiyor. Bir tanesi dedi ki Allah'tan korkuya Ömer. Deveden derhal sıyrıldı, Alnını secdeye koydu o kuru toprağın üzerine ve yüksek bir sesle Ömer de kim oluyor, Ömer de kim oluyor demeye başladı. Hazreti Selman radiyallahu anh, Medayine Allahu alem vali olarak tayin edildi. Üne bir hali var ki, mütevazi hali onu hama zannediyorlar, yük taşıtıyorlar.
O da demiyor ki ben valiyim demiyor. Sonunda anlıyorlar, özür diliyorlar. Bir hırkası var. Hem elbisesi hem de yatağa düşe. Nerede bir ağaç gölgesi var orada ise rahat ediyor. Üstadımızı da almışım. Tabii başımızın tacı Medine-i Münevvere'de bir tarih şöyle kürsüler kurarlardı. Kürsüler kurarlar, orada belli kimseleri davet ederler. Konuşmalar yapılır, dualar edilir. Üstadımızla davet etmişler dua etsin diye. Sonra anlattı bize. İşte Nakşi halifelerinden deyince şu belimin kemiği dedi bize sızladı dedi. Ne halifesi diye dedi. Esad Erbili Hazretleri zerre bile olmayan Esad diyor. Neden söylüyorlar? Bunu inşallah bir cümleyle de olsa arz etmek istiyorum. Hem de dualarınızı talep ediyorum. Mütevazi olmak için önce kendini tanıman gerekir. Ben neyim diye. Böyle bir düşünmemiz gerekir. Ben ne için yaratıldım? Nasıl olmam gerekir? Nasıl olmamız gerekir? Din Allah'a tazim, mahlukata şefkat.
Kendini tanıdığın ölçüde kendinden emin olursun. Osman Hulusi Rahmetullah aleyh'den söz söyleyince üstadımızın da okuyorsunuz mutlaka çok güzel sözleri var bu beyanda. Yalnız bu sözlerini diyeyim size bir anda yazmıştır. Öyle uğraşıp hece vezninin nasıl denk getireceğine değil, bir anda Rabbimiz lütfetmiş yazmışlar. Sami Efendi hazretlerine okununca bunu evlatlarımız okusunlar buyurmuş. Onları da öğrensinler. Bu Kayseri'nin eski böyle müdavimleri hep okurlardı, bilirlerdi. Böyle sözlerin arasına böyle çok güzel girdilerler, bir tat, bir neşeye, bir huzur meydana gelirdi. Hasta olanlara bakın, zinciri halkaya takın, aradan varlığı yakın, burnunu kaldırdın neden? Kokar sudan olduğunu, rahim'de çok kaldığını, sekeratta solduğunu, bunları fikretmen neden? Enginak sular gibi, sailleyin diler gibi, neşatlı ol güler gibi çehreni azdırdın. Neden?
Arkadaş kusurun tanı, varlığın mahveder seni, her şeyden bulun sen, deni, yükseklik yapıyor. Neden? Haram olmasın hem yemek boşa gider sonra emek, dervişi bil eşik demek Bassalar razı olman neden? Karıncalar gibi yürün, kendini Arşullah'ta görün, böyle mi emretti pirin? Fikrine gidiyor neden? Engin bulunması, engin bulunmalı başın. Yerileri de sürünsün döşün, nefer oldun, rütbe taşın, silleden korkmuyorum neden? Tevazu her şeyden ali. İşte bu insanlık yolu. Kalemdar yapmıyor deli biz bunu değiştirdik. İçimiz tahammül etmiyor bunlar. Biz kalemdar yapmıyor, beliğ dedik. Evet. Gönül tahammül etmez, o zamanın kutlu. O kendisi söyleyebilir, biz söyleyemeyiz bunu. Çorap gibi olman neden? Burada konuyu biz ibretle bakıldığı zaman eşyaya, kainatta bu tevazu görürüz. Bize örnek, tevazu, eşyada bile tevazu aziz kılıyor onları, su bakıyoruz havadan gitmiyor. Böyle yerleri yalayarak giriyor.
Bakıyorsunuz bir ağacın, bir fidanın en tepesindeki yaprağın ucunda bile o su var. O tevazusundan dolayı buhar oluyor. Semadan bize tekrar nimet olarak iniyor. Tevazu hem Allah Celle Celalühu kul arası hem de insanların birbirlerine karşı tutumu şeklinde ele alınmıştır. Fudayl bin İyaz, Kuddise sirruha, tevazunun ne olduğu sorulunca şu cevabı vermiştir. Hakk'a boyun eğersin, ona teslim olursun ve doğru kimden gelirse onu kabul edersin. İşte tevazu budur. Ne buyurdu? Doğru kimden gelirse onu kabul edersin. Bir Fransız diyor ki ben diyor bir adam yedi kat semayı yaptım dese inanırım diyor ama diyor bir ayet-i celile'yi ben yaparım derse buna inanmam diyor. Essadı Erbili Hazretleri bu söz isterse Fransız olsun doğrudur diyor. Güneydi Bağdadi'ye soruluyor. Buyuruyor ki, tevazuunun ne olduğu sorulunca halka karşı alçak gönüllü olmak ve onlara yumuşak davranmaktır.
Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem süt kardeşleri geldiği zaman cübbesinin diyelim sağ tarafını açıyor, oturtuyor. Bir diğerine sol tarafını süt anneleri Halime validemiz bizim de anamız o. Bu bize bir tat veriyor. Halime annemizin sadece göğsünden gelen o sütler efendimize tat vermiyor. Onda öyle bir şefkat, öyle bir merhamet var ki Nebiyi Ekrem efendimizi bağrına basıyor cihanın bir gülü diye basıyor. Biz de o şekilde anamıza sevgimizi, muhabbetimizi ifade ediyoruz. Ne bahtiyar bir anamız ki murde atin Nebi sallallahu teala aleyhi ve sellem. Efendimizi ona süt verme bahtiyarlığına ermiştir. Halime validemiz geldiği zaman cübbesini olduğu gibi çıkarıyor, anne üzerine otur diyor. Biliyorsunuz Dihyetü'l Kelbi bunun iman etmesini bir kısım sahabe istemedi. Aralarında bazı sıkıntılar vardı. Efendimiz çok iyi biliyor bunu sallallahu teala aleyhi ve sellem.
Onu da yok etmek için bu düşünceleri mübarek hırkasını çıkardı. Üzerine oturmasını isteyince o da öyle bir anlayış gösterdi ki bu cübbenin üzerine oturulmaz dedi. Aldı bağrına bastı efendimizin hırkayı saadeti. Biz basamaz mıyız? Biz sünnet seniyyesini basacağız. Nasıl hareket etti? Onun dışına çıkmamaya az mı edeceğiz, cezb mi edeceğiz, gayret edeceğiz, kemalat bu noktada. Abdullah bin Mübarek şöyle demiştir. Zenginlere karşı onurlu davranmak, fakirlere karşı alçak gönüllü olmak tevazudandır. Bir hadise anlatacağım ama buraya üstadımız geliyorlar Sami Efendi Hazretlerini ziyaret için. Üstadımızı çok zengin zannediyorlar. Onları dinlemiş, oturmuş aralarında. Onlar fabrika kuruyorlar. Üstadımız Hazretlerini çok zengin biliyorlar. Demişler Hasan Efendi ile bu fabrikaya ortak edelim. Sonra üstadımız anlattı.
Allah'ımız ona çok fabrikalar kurdurdu da, o gönül fabrikaları, o marifetullah fabrikaları, o likaullah fabrikaları, o Allah'ımıza yetiştirmiş olduğu Celle Celalühü manevi er fabrikaları, o evlatları içerisinde ricalü'l-gayiblar, evlatları içerisinde kemalata girmiş yediler, ırklar neler yetiştirmedi? Burada arz edeceğim hali durumu o zenginler içerisinde kendisini fakir göstermiyor. Tevazu budur buyuruyor. Bayezid. Hadisallahu Sırra Hazretlerine insan ne zaman mütevazi olur diye sorduklarında kendi nefsi için hiçbir makam ve hal düşünmediğinde ve halkın içinde kendisinden daha kötü bir kimse görmediğinde gerçek bir mütevazi olur demiştir. Yahya bin Muaz Hazretleri de sana malı ile kibirlenen kimseye karşı kibirli onurlu davranılan tevazudur. Ashab-ı Kiram arasında hadise biraz uzun, kısaltıyorum bunları size, kısaltarak vereyim diyorum Rabbimizin lütfuyla.
Biz değil, üstadımızın dediği gibi inşallah öyle olur, Oradan gelir söz bizdedir, arada tercümandır bu buyuruyor. Bir kimse var biz onu ziyaret ediyoruz. Çoğu tanrı onu, iyi bir insan. Üstadımız dedi ki oğlum artık gitme dedi sen kendi vazifelerine bak. Biz de gidiyoruz, evi bambaşka bir topraktan yapama, oturduğunuz zaman feyizle doluyorsunuz. Üstadımız bize bu gücü bu kuvveti verdi izinle, Yanına vardım. Tesadüfen oldu konuşuyor böyle dedi. Şöyle dikkat edeceğiz. Siz ne diyorsunuz dedi. Eğer cebimde bir para varsa, bir harçlık varsa, bir meblağ varsa o üstadımızın cebime koyduğu konuşursam da o, yaparsam da o denildiği gibi biz oralara dayanacağız, Rabbimize dayanacağız. Habibi Kibriya'nın sünneti seniyyesine hem de canı gönülden öyle sarılacağız ki severek yapacağız. Büyüklerimize sarılacağız, asıl gelir oradandır. Böyle bazı sulama işleri neleri var?
Göletler görüyoruz, havuzlar görüyoruz, ölüler görüyoruz. Müşahede ettim de onun için bir ülkede gördüm. O ülkenin ismini vermek istemiyorum. Böyle ora bir deniz olmuş. Orada gemilerle hem de büyük gemilerle oradan yük taşıyorlar diğer ülkelere nelere. Dediler ki okyanustan şöyle bir kanal açılmış, işte deniz dedikleri bu. İnsan düşünüyor Allah'ın dostları El kalbi arşullah, El kalbi Kenzullah, El kalbi Beytullah olunca biz oradan Rabbimizin izniyle istifade etmeye başlarsak bundan büyük bir zenginlik olamaz. Onlar bizi daha büyük zenginliğe Şahı Nakşibend Hazretleri'nin buyurduğu gibi bizi bırak Allah'a dön diyor. Bir gayb hali evladında meydana geliyor. Öyle ki o gayb hali anlatılmaz, anlatılmaz, anlatılmaz. Ya ne olur? Büyük bir müstesna bir nurun içerisinde olur. Söylenmiyoruz ya, anlaşılmıyor. Ebu Cücane hazretleri düşman safları önünden sert sert geçiyordu.
Efendimiz buyurdu ki eğer bunu başka bir yerde yürüseydi doğru olmazdı ama düşmanlara karşı yürüdüğü için ve tevazu edenlere karşı tevazu gösteriniz. Kibridenlere karşı da kibir sıfatını takınınız. Kibriden kimselere karşı kibirli olmakta sadaka sevabı vardır buyuruyor. Ayeti celilelere iniyoruz eshamnem. Bu ayet-i celile, iki ayet-i celile bizim geceki hareketimizi ve gündüzlü davranışımızı haber verir. Bakın gündüz nasıl olacağız? Rahmanın has kulları o kimselerdir ki yeryüzünde tevazu ile yürürler. Kendilerine sataşanlar olduğu zaman selam der, geçerler. Geceki hayatları ise secdelerde ve kıyamlarda geçer buyruluyor. Efendimizin hadis-i şerifleri, mealen söyleyeyim, sallallahu teala aleyhi ve sellem kim Allah için huşuundan dolayı tevazu gösterir, zaten bu haşyet olursa mütevazidir o.
Allah'ımızın azametinden dolayı, ona saygıdan okursanız bu Tabakatü's sufiyye diye, Süleminin de var, başka da var Rahmetullah Ali. Orada bir hayt göreceksiniz. Bir tane mübarek zat diyor ki, ben Rabbimin diyor azametini müşahede edince bir sinek kadar dahi kalmadım diyor. Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü sen yeri asla yaramazsın, boyunca da dağlara da erişemezsin. Bunun iyi bir sıfat olmadığını Cenabı hak buyuruyor. İbni Abbas radıyallahu anhuma efendimizin şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir. Kalbinde hardal tanesi kadar kibir bulunan kimse cennete giremez. Ebu Said el-Hudri şöyle bir rivayette bulunuyor. Resul-i Ekrem efendimiz hayvanının yiyeceğini kendisi verirdi. Bazen evinin temizliğini yapardı. Yırtılan ayakkabılarını tamir ederdi. Elbisesini diker ve yamardı. Koyun sağardı. Hizmetçisiyle birlikte yemek yerdi. Bazen hizmetçi yorulduğu zaman onunla birlikte buğday öğütürdü.
Çarşıdan aldığı bir şeyi ailesine götürürken bizzat kendisi taşımaktan çekinmezdi. Zengin fakir herkesle el sıkışırdı. İlk önce kendisine selam verirdi. Kuru hurmadan hazırlanmış olsa dahi çağırıldığı hiçbir daveti küçük görmezdi. Geçimi çok kolaydı, yumuşak huyluydu, cömert tabiatlıydı, güzel geçimliydi, güler yüzlüydü, Sesli olarak gülmeden yüzü tebessüm ederdi. Yüzü asık olmadan hüzünlüydü. Kendisini alçaltmadan tevazu gösterirdi. İsraf etmeden cömertlik yapardı. Cihada katılmayan Hazreti Ka'b, Hazreti Hilal ve Mirare radiyallahu anh Mecmui, bunlar katılmadılar. Bunu almamızın sebebi de böyle cömertlikte orta olma hususunda bunlara elli gün selam verilmedi, yüzlerine bakılmadı. Sonra affı ilahi geldi. Hazreti Kaab dedi ki bütün malımdan çıkacağım. Hayır buyurdu. Ancak üçte birinden verebilirsin. Varislerini zengin etmekliğin hayırlıdır buyurdu.
Sonra Kuran-ı Kerim'de ashable, ne saçıp savurun ne de sıkıp suyunu çıkarın. Orta bir yol tutun buyruluyor. Kalbi çok yufka idi, bütün Müslümanlara karşı çok merhametliydi. İşte önümüzde Gazze. Zaten bu hüzünle oturdum içinize. Çok yiyip midesini doldurarak hiç geğirmemiştir. Hiçbir şeyde tama ile hiçbir şeye el uzatmamıştır. Süfyan-ı Sevri demiştir ki halkın en şereflileri şunlardır. Zühüht sahibi, dünyaya gönlünü kaptırmayan, alim, fakir, mütevazi zengin, haline şükreden fakir, sünnete bağlı efendimiz aleyhissalatü vesselamın nesli fakidir demiş. Konuyu biraz uzun almışız. Bayağı uzun bakıyorum da çok uzun. Ne yapalım? Ne yapacağız? Üstadımızın bir şiirinden bölüm var. Bunu da okuyayım. Gayet çirkin kibir aman, tehlikede olur iman, tevazu et fakir heman, ellerini kırandır bu. Rabıtadan hiç ayrılma, ölüm fikrinden hiç yorulma, Fenasın iyi görünme, bal içinde zehirdir bu.
Mecliste ingine otur, gönül kırman yapın hatır, el suçunu edin setir, pek ala hoş ahlaktır. Artık hülasa itmeye bakalım. Şeytan neden Adem aleyhisselama secde etmedi? Secde taabbud manasında değil. Aman yanlış anlaşılmasın. Kıble ibtikazı edilmiş oluyor. Orada diyor ki Esselamülaq, O topraktan, ben de ateşten. Arz alemin kalbidir. İnsan züptei alemdir. Toprak tevazuya açılan kapıdır. Ve ayet-i celleler Mehmet Akif'in de rahmetullah aleyhi çok güzel bir sözü var. Şuheda fışkıracak toprağı sıksan şu eda. Hor bakma sen toprağa. Ey melun, hor bakma sen toprağa. Toprak da neler yatar. Hani bunca evliya yüz bin peygamber yatar? Basmasa mübarek, kalemin, kademin ruh-i zemine, pak etmezdi kimseyi hak ile teyemmüm. Burada Miraç hadisesinin gerçekleşmesinde mühim hususlar var. Efendimizin mübarek ayaklarının tozlarıyla semavat şereflenmek istiyor. Tevazu çok güzel haber verilmiş.
İnsanın ruhsal zenginliğinin bir ifadesidir. Tevazu sahibi olması kendisine ikram getirir. Seçkin bir akıllı gönülsüz olur. Meyveleri yüklü dal başını yere koy. Seçkin bir akıllı gönülsüz olur. Meyvelerle yüklü dal başını yere koy. Sadi Şirazi. Yunus Emre'de derviş bağrı taş gerek, gözü dolu yaş gerek, koyundan yavaş gerek, sen derviş olamazsın, sen hakkı bulamazsın. Dövene elsiz gerek, sövene dilsiz gerek, derviş gönülsüz gerek, sen derviş olamazsın. Bu kıta çok münakaşa götürür. Dövene elsiz gerek deyişi burada işte bir yüzüne vurulunca öteki yüzünü çevirip ona da vur anlamına değildir bu. Bu Furkan suresinde, Furkan suresinde selam deyip geçin ifadesiyle, çünkü Yunus Emre'nin sözleri mübarek bir kelam. Kuran-ı Kerim'den, Hadis-i Şeriflerden mülhem olan ifadeler görüyoruz biz.
Gözü dolu yaş gerek, bağrı taş gerek, koyundan yavaş gerek, hilmiyet sahibi, dövene elsiz gerek, işte selam deyip geçiyor. Yoksa intikam almamak değil imanın ve İslam'ın intikamını Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem Allah'ın resulüdür. Ashab-ı Güzin efendilerimiz kafirlere karşı şiddetli, müminlere karşı merhametlidir. Müminler bu. Bir de Kafirlere karşı şiddeti ifade eden ayeti celileler. Burada yine ulema-i Kiram'mızın görüşleri var. Cenabı hak yolundan ayırmasın. Ehli İslam'a zaferler muhtesin. Ehli küfrü makbul eylesin. Gözü yaşlı, gönlü ateşli hayırlı bir