Tevazu hakkında hadis-i şerifler şu şekilde geçmektedir. Eğer kişi mütevazi olmaz kibre dalacak olursa onun akıbeti beyan buyrulmaktadır. Kalbinde zerre kadar kibir bulunan kimse cennete giremez. Müslüman kardeşini, bir Müslümanın kardeşini küçük görmesi kötülük olarak kişiye yeter. Rabbi Zülcelal'imiz dört kimseye gazaplanır, çok yemin eden satıcı, kibirli fakir, zina eden yaşlı ve zalim yönetici. Burada üç şeyin fazilet olduğu ifade buyrulur, Birincisi iyiliktir, ikincisi tevazu, üçüncüsü de sadrımızın arınması, temizlenmesi, durulması, hak olmasıdır.
Bu hususta Kuran-ı Azimüşşan'da en son sure, es-Saidübillah, Kul euzu bir rabbin nes, melkin nes, ilahin nes, min şerril vesvesil hannas, ellezi vesu vüsu fisudurin nasi minel cinneti ve De ki, cinlerden ve insanlardan, insanların kalplerine vesvese veren sinsi vesvesecinin kötülüğünden, insanların Rabbine, insanların melikine, insanların ilahına sığınırım. Burada şeytanın vesvesesi, vesvesetüş şeytan bir envain kesiratin. Şeytanın gönlümüze düşürmüş olduğu kötü hatıralar, düşünceler çok çeşitlidir. Değişik şekillerde insanın gönlüne nüfuz gider girer. Zaten görevi böyle bir tohum atıp tarlaya geri çekilmesi gibi. O kötü düşünceyi ilka eder, insanı gösterir, insanı o kötü düşünceyi kalbine düşürür fakat bunu nefis tatbik eder. Çünkü şeytan ateşten, nefiste onun alevinden birbirleriyle yakınlıkları vardır. Emmarede olduğu sürece mutmainliğe ermedi müddetçe.
Eş-şeyitanı bir envain kesiratin minha fesadü'l iman ve teşkik fil akaid. İman hususunda, Amentü biliyoruz altı tane iman esası vardır. Bunlar da insanı şüpheye düşürür. Bu konularda gönüllerini Hak'tan saptırır. Cenabı Hakk'ın varlığı hakkında şüpheye düşürür. Ahiret günündeki hesap hakkında, kitapların gelişinde inişinde, sonra kader hususunda vesair konularda insanı şüpheye düşürür. Şeytanın başta yaptığı budur. İman konusu, itikat konusunda insanları saptırmaya çalışır. Feillem yaptır ala delilik, eğer bunda başarılı olamazsa, çünkü Araf suresinde geçtiği üzere şeytan insanın önünden, arkasından, sağından, solundan her taraftan gelir aldatmak için. Yalnız muhlis ve muhlas olan kullar müstesna. Sebbetahu anittaat, ibadet ve taat de tembellik meydana getirir. İbadet ve taati yaptırmamaya çalışır.
Eğer iman noktasında saptıramamışsa, kuvvetli bir imanı var, Bilmese dahi bizim eski geçmişlerimizden bir hatıra anlatılır, mezhep imamını bilememiş, itikatta imamını bilememiş, çok kıymetli takdir gören, hakikaten ilimde paye sahibi olan bir kimseyi ifade etmiş. Demiş Hacı Veyis Hoca hangi itikatta hangi mezhepte ise ben de o görüşteyim demiş. Böyle bir iman dahi, kocakarı imanı derler, bu bile faydalı. Ama bunda saptırmaya çalışır, kişi sapmazsa o zaman ibadet ve taatinde tembellik meydana getirir, yaptırmaz. İleride yaparsın der. Şu vakittedir, velhasıl ona da kişiyi saptırmak için yollar arar. Tembellik hasılidir.
Evradında olsun, ezkarında olsun, bunun yanında asıl insanlar ile muamelemizdeki düzgünlükte, bunun yanında Allah için sevgi, Allah için buğuzda, nefis ve şeytana karşı muhalefette, din düşmanlarına karşı onlara itaat etmemek, onları bir düşman olarak kabul etmek, onlara karşı da bir hazırlıkta bulunmalara engel olur, diğer taatlerde olduğu gibi. Asıl önemli olan şeytanın yaptığı, insanlar arası münasebeti bozmaktır. Çok ibadetli olur, çok taatli olur ama sevilmez. Bakarsınız gecesi gündüz gibi ibadetli, gündüzünde de öyle. Fakat kalpte bir sevgi uyanmaz, muhabbet uyanmaz. Kendimizi çok sıkı bir kontrole almamız lazım. İnce eleklerden geçirmemiz gerekir. Sevilmiyor, sevmiyorlar. En güzeli velilerin hayatını okumak, onlardan ibret almamız lazım. Bakarsınız adamın ibadet ve tatil de pek yok ama bağrına basarsın. Ahlakı güzel, riayet edeceğiz.
Ya onda, ya öyle olanlarımızda ibadet kiri var, ibadetinden dolayı bir kibir hali var. Mesai üstünlük gibi, işte ben eskiden beri devam eden bir kimseyim, bana bir insanların saygınlığı olsun gibi düşünceler berbat eder. Feillem yaptır ala zeylik, eğer ibadet ve taatten de vazgeçiremezse, o zaman ona riya ve taatini bu riya sebebiyle tamamen mahveder. Gösteriş için yapmaya başlar. Şu kadar iyilik yaptım, işte şu kadar ben fakir, yoksul gözetiyorum gibi yaptığı amellerde gösteriş. Bunu ilka eder ve bozmaya çalışır. Beyinselime mindelik baktı ki rüya ile kibirle de bir türlü yoldan çıkaramıyor. Şeytan yol arıyor şimdi, El-Ocub, böyle kendisini beğenme başlar. O dıştan der ki ben beğenmiyorum, ben kendimi kötü biliyorum. Hayır içinde gizli, içinde gizli.
Malum, Şeyh Vefa Hazretleri müderris olan bir kimse böyle tedrisatını terk etmiş, gelmiş Mürşid-i Kamil'in kapısına baş koymuş, yine de diyor ki içinde kibrin tozları var diyor. Ne Aladdin Hattar Hazretleri'nde kir var mı? Haşa. Ama olmasın diye zengin bir ailenin de evladı olmasına rağmen üstazı ona böyle kardeşlerinin altın dükkanının yanında elma sattırıyor. Diyorlar biz zenginiz, varlığımız her tarafı tutmuş durumda. Sen kalkıp böyle elma satmak suretiyle bizim şanımıza da zeval getiriyorsun der. O da der ki üstadım bana böyle emretti. Demek ki emirlerinde büyük hikmetler de var. Bunun tozunu dahi istemezler ve belli oluyor zaten, şahıs olarak belli olur. Sevilmiyor. Eğer rüya gibi bir fiille de bozamıyorsa kişiyi mel'un, ucu ibadetini kendisini güzel gösterir. Benim gibidir ta ki yapan yok demeye başlar.
Kalbini bununla da bozamayacak olursa, bozamazsa Mel'un, o zaman gönlünde narul hased ve'l hed ve'l hed ve'l hed ve'l hed ve'l gad öyle bir gönlünde ateş yakar ki, o imanımızın kuvvetine de zarar verir, aynı zamanda ibadetimizi de hayrını koymaz, ahlakımızı bozar. Bu ateşi de hasetlik ateşidir. Kindir, kibirdir, gazaptır. Öyle ki kötü amelleri işlemeye başlar. Bu kadar tehlikenin karşısında kurtuluşumuz ne olacak? Şeytanın bu kadar aldatmasına karşılık bizim kurtuluşumuz üç husustadır. Vehi, El İksaru min Zikrillah. Allahu Teala'ya zikrimizi, asıl kalbi olan yönümüzü, rabıtamızı ve murakabemizi çoğaltmak. Çünkü rabıta hüsün ve kubbuh olanı bildirir. Gönlüne Cenabı Hak emri ilahiyi tutmaya başlarsa bilmediklerini malum etmeye başlar. İyi olanı da bildirir, kötü olanı da Cenabı hak bildirir. Artık bunda yoğunlaştıkça ortaya çıkar.
Belki bir başkasının demesine de hacet kalmaz, yerine göre Hadis-i Şerif'te bildirildiği üzere Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz, kişi kendi kendinin vaizi olur. Hikrullah'ı çoğaltır. Ve iksarım minel istiazeti min. Sonra şeytandan ve avanelerinden korunmaya çalışır. Hani öyle bir yalvarır ki elini kaldırdığında red olunmayacak şekilde o kalbine malum olur. Ya Rab der ama o ya Rab deyişi meleklere bile dokunur. Ya Rabbi senin öyle kulların var ki, ta kuyuya atılmış Hazreti Yusuf, oradaki zikri bizi yakıyor demeye başlar. Balığın karnında olan Hazreti Yunus gibi öyle bir yalvarır ki, Melekler bile tahammül edemez, öyle bir yalvar ister, öyle bir sığınma ister. Buradaki sıkıntımız nedir denecek olursa yaptı da oldu, bu değil işte. Israr edip Ya Rabbi kabule karin eyle diye canı gönülden yalvarmaktır, yoksa olmaz. Ne güzel söylemiş Esad Erbili Hazretleri, candan talep kıl yarin diyor.
Allah'ı candan talep kıl. Öyle dil ile ifade edersek o orada kalır. Hatta şikayet ederiz halimizden. Bir türlü düzelemiyoruz, bir türlü biz hayra nail olamadık, nefsimizin esiğiyiz deriz. Neden? Sığınışımız tam bir mana anlamda değil. Şeytanın ve avanelerinin şerrinden, gerek insan şeytanlarınsın gerek cinlerden sığınmak Cenabı Hakk'a. Sonra kıraatü's suretin nas, kıraatü's suretin nas, sureyi celilei cemilesini okumaktır. La yeklaul vesveseti mineli galip bil külliye. Şimdi gönüldeki huzursuzluk, o yanlış düşünceler külliyen yok olmaz. Tamamen mahvolup gitmez. İlla sohbetul arifin, ariflerin sohbetiyle olur. Çünkü çok güzel bir misafirimizdi, doktorumuzdu. Üstadımızın hanesinde bulununca onun sohbet ettiği yeri gösterdim ve şunu anlattım. Dedim ki biz kapının ağzında otururduk, gelen ve gidene bakmak için.
Ama huzuruna davet buyurur, böyle bir kitap okumaya başladığımızda, tabii insan kendisini bilinmez mi? Biliyor. İyil olduğunu bilirsin, kötü da olduğunu bilirsin. Böyle içimizden kendi çabamızla atamadığımız düşüncelerin kalktığını görürdük. Demek ki Meşşai izamın sohbeti bize aynı şifadır. Velhamdülillahi Rabbil alemin El Fatiha.