Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Ne mutlu, kendisini zillete düşürmeden, tevazu gösterene. Böyle elimi öpeyim, ayağımı öpeyim, Ayakların altına post olayım. Böyle deyip kalbinin değmediğini dili söylemek suretiyle böyle zengine zenginliğinden dolayı bir işini görecekse o işin hatırı için yapılan tevazu tevazu değildir. Bu zillettir. Bu aşağılıktır Ama ne mutlu ki o kimseye böyle bir hal olmaksızın, ta gönlünden ciğerinden gelerek alçak gönüllü bir tavırda bulunuyorsa bu kıymetlidir. Tevazu hakikaten büyük bir sıfattır. Efendimiz aleyhissalatu vesselamın sıfatıdır. Nebi Ekrem aleyhissalatu vesselam Efendimiz, El-Fakru fahri diye buyururlar. Rabbi Zülcelal'imizin cüce kudretinin tarif edilmez Azameti ilahiyesinin karşısında hiç olduğunu bilme nimetine girişmişlerdir. Fakat nasıl Peygamberimiz için söylenebilir? Yalnız ben fakirlikle iftihar ediyorum.
Fakirlik burada cebinden, kasa ve kesesinden değildir. Allah'ımızın azamet-i ilahiyyesi karşısında göstermiş oldukları bir yokluktur. Ve ehadisi Muhammediye de çokça tevazu hakkında geçer. Furkan suresinde de onlar rahmanın sevgili kulları yeryüzünde yürürken tevazu ile yürürler. Cahiller kendisine sataştığı zaman selam der geçerler. Kuran Azimüşşan'da bu şekilde ifade bulundular. Diğer surelerde de görürüz. Mesela Lokman suresinde Halıkı Lemyezel Kibritmenin ne kötü bir sıfat olduğunu bize haber verir. Allah'ımız buyuruyor Celle Celalühü küçümseyerek insanlardan yüz çevirme, Fakirdir diye çevirme, yoksuldur diye çevirme. Onun bir makamı, bir mertebesi yoktur diye yüz çevirme. Dış güzelliği olarak istediğin bir tarza değilse o sebeple de yüz çevirme. Yeryüzünde böbürlenerek de yürüme, kibr ederek yürüme. Çünkü o kibr ederek yürünen toprağın altındadır öldüğümüz zaman yerimiz.
Zira Allah Celle Celalühü kendini beğenmiş övünken kimseleri asla sevmez. Fiğme şirk yürüyüşünde tabii ol. Ne böyle Müslümanın vakarını, üstünlüğünü zedeleyecek bir cihat yok. Sonra bir sıkıntı içerisinde olan var. O sıkıntıda olanı kurtarmak için bir hareket de yok. Bunun dışında yürürken Orta Ot, Kendini zillete düşürecek bir yürüyüşte bulunma. Seslerin alçaltılmasını Rabbimiz tembih buyurarak sesini de alçalt. Gönül kırma diye mana verenler de olmuş burada. Seslerin en çirkini merkebin sesidir. Hadis-i şeriflerde gördüğümüz üzere onun hayvani, şehevi bir arzudan dolayı sesini çıkarttığı haber verilir. İsra suresinde de Mevla-yı Zülcelal'imiz mütevazi olmamızı bize haber veriyor. Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme.
Bu İsra suresinde Yirmi üçüncü Ayet-i Celileden itibaren takip edilecek olursa evlerimize gittiğimizde İsra Suresi yirmi üçüncü Ayet-i Celile'de artık bayağı ilerlersiniz. Otuz sekizinci Ayet-i Celile'ye kadar bize çok büyük dersler var burada. Siz Mika'ala'yı dersiniz. Sizi ilgilendirmeyen bir meselenin arkasına düşmeyin. Çünkü kulakta, gözde, gönülde Yapmış olduklarından göz, kulak, gönül bunların hepsi yaptığından sorumludur. Kulak sorumludur, Çünkü iki kişi kendi aralarında konuşuyorsa, onların arasına girip sözlerini dinlememeli, kulak misafiri oldum da şöyle diyorlardı diye bir harekette bulunmamalı. Göz hasetle, şehvetle bakmamalı. Gönül Allah'ımızın muhabbetinin, habibinin sevgisinin, Allah'ın ve habibinin sevgisine ulaştıracak kimselerin muhabbetinin dışında sevgilerle dolmasın. Çünkü o da yaptığından mesuldür.