Teravih namazı, teravih namazının meşru oluşu icma-i ümmet ile sabittir. Rafiziler haricinde bunu kimse reddetmemiştir. Teravih yirmi rekattır. İmam Serahsi el-Mebsud adlı meşhur eserinde teravih namazı hakkında tevarüs yoluyla gelen bir sünnet mi yoksa mutlak olarak sadece nafile bir ibadet midir diye bir fasıl açmış ve burada öğrencisi Hasan bin Ziyad kanalıyla İmam-ı Azam Ebu Hanife'nin şu sözlerini nakletmiştir. Teravih namazı terk edilmesi caiz olmayan, terk edilmesi caiz olmayan bir sünnettir. Bunun gerekçesini de şu şekilde açıklamıştır, peygamberimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem teravih namazını cemaate kıldırmış, daha sonra da mescitte cemaatle eda etmeyi terk edip, bunu Müslümanlar üzerine farz kılınma endişesinde olduğu için terk ettiğini bildirmiştir. Sevgili peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem iltihalinden sonra ise artık farz kılınma endişesi olmadığı için Hz.
Ömer radıyallahu anh kendi halifeliği döneminde sahabenin büyükleri ile birlikte cemaatle kılmış ve bu uygulamayı reddiden olmamıştır. Teravih namazı un selamla kılınan yirmi rekat namazdır. Her dört rekatta bir terviyha dinlenme amacıyla oturma ile toplamda beş teravihha, terviyha vardır. Hz. Ömer radıyallahu anh bir Ramazan-ı Şerif'te Allah Resulünün sallallahu aleyhi ve sellem ashabını toplayarak, Übey bin Kab'ın imamlığında her gece yirmi rekat kılınmasına vesile olmuştur. Ashab-ı Kiram'dan hiç kimse bunu reddetmemiştir. Böylece sahabenin icması oluşmuştur. İmam-ı Azam rahmetullahi teravih namazı sünneti müekkededir. Hz. Ömer radıyallahu anh bu namazı cemaatle kılma uygulamasını ihdas etmedi ve bunu ilk defa yapan da değildir. O, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem zamanında yapılan bir husustan ve sahip olduğu sağlam bir dayanaktan başkasını emretmemiştir.
Teravih namazı sünnet olsaydı Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem kılmaya devam eder, hiç terk etmezdi denilirse buna şu şekilde cevap verilir. Sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem, Müslümanlara farz kılınma endişesiyle cemaati terk etmiştir deriz. Hz. Ali radıyallahu anh şöyle demektedir, Ömer radıyallahu anh mescitlerimizi nurlandırdığı gibi Allah da Celle Celalühu, onun kabrini nurlandırsın, Teravih namazı sünneti müekkededir. Tek başına ya da cemaatle vakti dışında kaza edilse bu kılınan namaz müstehap bir nafile namaz olur. Farz namazlar yanında kılınan Revatip Sünnetler gibi kaza gidilemez. Huruf-i Raşidin'den üçü teravih namazını cemaatle kılmaya devam ettikleri ve Ashab-ı Kiram da onlara muvafakat gittikleri için bu şekilde kılınması icma ile sünnettir. Nitekim günümüze kadar böyle devam ile gelmiştir. Teravih namazının cemaatle kılınması sünneti kifayedir.
Bütün bir mahalle ahalisi cemaate kılmayı bırakıp evlerinde kılacak olsalar, sünneti terk ile isadette sünnete muhalif tavırda bulunmuş olurlar. Hanefi, Şafii ve Hanbeli pakleri, çoğunluğu Efendimiz'in sallallahu aleyhi ve sellem, vitir dahil yirmi üç rekat namaz kıldığı yolundaki rivayetten ve sahabe uygulamasından hareketle Teravih'in yirmi rekat olduğu görüşünü benimsemiştir. İmam Malik'in Teravih'in otuz altı rekat olduğunu, savunduğu nakledilmekte, ayrıca yirmi rekat olduğu yönünde bir görüşü de bulunmaktadır. Bütün bunlar arasında yirmi rekat rivayeti güç kazanmış ve İslam toplumunda gelenek bu doğrultuda gelişmiştir. Teravih namazını her iki rekatta bir selam vermek suretiyle on selam ile bitirmek efdaldir. Dört rekatta bir de selam verilebilir. Sekizde onda hatta yirmide bir selam vermek suretiyle kılmak da caizdir. Fakat mekruh görülmüştür.
Çünkü bu surette devam edilirse Ramazan boyunca bir hatim tamamlanmış olur. Sonuç olarak sevgili peygamberimizin sallallahu aleyhi ve sellem teravih namazını kılmaya teşvik etmesi. İki, teravih namazının sünneti kifaye olması. Üç, Hz. Ömer radıyallahu anh zamanından günümüze kadar yirmi rekat olarak kılınması. Ashab-ı Kiram'ın icmasının olması ve zaruret durumu hariç onların icmasına muhalefet edilmeyeceği, beş- Teravih namazının yirmi rekat kılınmasının tevarüs yoluyla kesintiye uğramadan gelmesi, yukarıda arz edilen gerçekler neticesinde anlaşılan Teravih namazı sünneti müvekkededir ve anlatılan şekliyle kılınması esastır. Allahu Teala en iyi bilendir. Teravih Namazı hususunda şüphe edilecek hiçbir şey yoktur. Ramazan-ı Şerif münasebetiyle Efendimiz Ahaddisi Muhammediyelerinde bugünün kıymetini, değerini ifade buyuruyorlar ve bu hususta bazı rivayetler var.
Ve galennebiyyü sallallahu teala aleyhi ve sellem Seyyidü'şuhur, Şeyh Ramazan ve Ağlamuha hurmetenü'l-hidde sadaka Resulullah, Ayların eftali Ramazan-ı Şerif ve ziyade muhteremi ise Zil hiccedir. Ramazan-ı Şerifin duhudu ile nüzul-ü rahmet için cennet kapıları kuşat açılır ve yasaklananlardan kaçmak sebebiyle cehennem kapıları da kapanır. Şeytanlar da zincir ile bağlı ve mahpus olurlar. Şurası da şayan-ı beyandır ki fezail meskura oruçlarını şer'i şerife tatbik eden hürler içindir. Yoksa nefse esir olanlar velev ki şeriatın mahpus olsun, şeytanlar zincirlere vurulsun, hapse atılsın, yine mazhar-ı hayr olamazlar. Ramazan-ı Şerif'te nafakalarınızı üs'atlendiriniz, çoğaltınız. Zira bu çoğaltma mevki-i muharebede, muharebe meydanında aç kalan gazileri doyurmak kadar ecir ve mükafat ve sevabı vardır, buyrulmuştur.
Saim olan oruçlu olan kimse bir mümine gıybet veyahut eza ve cefa etmedikçe iftar edinceye kadar ibadettedir. İftarda tacil, acele sahur için tehir ediniz, geciktiriniz, buyurulmuştur. Der. Bir kimse Ramazan-ı Şerifi Saim olup oruçla geçirip Sitte-i Şevval'i ondan sonra gelen Şevval ayında altı gün oruç tutmayı ona tabi ederse, sene-i kamilen oruç tutmuş gibi bulur, buyrulmuştur. Son olarak efendimiz aleyhissalatu vesselam Ramazanı Şerif'te sıdk ü yakin ile oruç tutanlar, namazlarını terk etmeksizin, salat-ı teravihi de eda içseler günahı savileri, küçük günahları mafur olur.