Tefekkür ve Hesap Vermenin Önemi ve Manevi Kazançları
Tefekkür ve Hesap Vermenin Önemi ve Manevi Kazançları kaydında Tefekkür çok önemli bir görevimiz, vazifemiz. Hiç unutmayacağımız bir vazife. Ama nasıl tefekkür edeceğiz? Bunu izah buyuruyor büyüklerimiz. Müteezekkirun, yetezekkeru sevab. Bir iş yaptığımızda ne olursa olsun evimize gideceğiz, çıkacağız. Hep bunlarda karımız ne olacak? Evimize girerken euzu besmele çekmek, şeytanı def'i ref etmek…
Tefekkür çok önemli bir görevimiz, vazifemiz. Hiç unutmayacağımız bir vazife. Ama nasıl tefekkür edeceğiz? Bunu izah buyuruyor büyüklerimiz. Müteezekkirun, yetezekkeru sevab. Bir iş yaptığımızda ne olursa olsun evimize gideceğiz, çıkacağız. Hep bunlarda karımız ne olacak? Evimize girerken euzu besmele çekmek, şeytanı def'i ref etmek demek. Bak bir mükafattır bu. Çıkarken Bismillah, tevekkültu alaullah vela havle vela kuvvete illa billah demek Efendimiz aleyhissalatu vesselam'ın sünneti Muhammediyesine uymak demek. Camiye giriyoruz, sağ ayağımızla çıkıyoruz, sol ayağımızla. Onların da duaları var zaten. Diyelim karşılaştığımız kimseye selam veriyoruz, bunlar ecir ve mükafat. Daha sonra diyelim ki bir salağa verildi, cenaze, iştirak ettik, mükafat. Bir de dediler ki bir hasta varmış, camiiyede çoktan beri geliyor ama rahatsızlaşmış. Ona uygun bir zamanda ziyaret etmek mükafat.
Geliyoruz yolda, bakıyoruz ki bir taş, bu insanın yürümesine de mani olabilir. Onu kaldırıyoruz, ecir, mükafat, hepsi. Bunu düşünmek diyor, yaptığım işte acaba boşa mı gidiyor yoksa doluya mı gidiyor? Ayağımı yere basıyorum ya bunda ne olacak ki? Normal yürüyoruz. Biz de yürüyoruz, başkaları da yürüyor ama yürürken bir gün bu toprak beni içine alacak ve o kadar basıyoruz da hiç de demiyor ki devamlı basıp gidiyorsunuz üzerime yeter demiyor. Biz ise az bir şeyden şikayet ediyoruz deyip bunlara dalmak bile ecirdir, mükafattır. Demek ki beynimizi iyi kullanacağız. Bunlar basit gibi geliyor ama hep karı getiriyor insana. Hep karı getiriyor. Ve mütezekkirun yetezekerul-ü kab. Cezayı düşünüyoruz. Ben konuştum bir kelime ama konuştuğum bu kelime yarın mesuliyet icap ederse ne yaparım? Bir daha da geri gelmesi mümkün değil. Söylemişiz bir söz. Söylemişiz ama o bizden bir kere çıkmış.
O çıkan söz eğer uygunsuzsa onun cezasını düşüneceğiz. Diğerlerini buna hep kıyas ederiz. Demek ki bu anlayışlı olmayı icap ettiriyor. En önemlilerinden birisi, düşüneceğimiz konularda hesabı. Biz alışveriş yapıyoruz, daha başka evimizde muamelemiz, insanlarla muamelemiz. İş güç sahibiyiz, işlerimizdeki hallerimiz, vazifelerimizdeki davranışlarımız hep bunlarda yarın huzur-u ilahiye durunca ben ne diyeceğim? Diyelim ki biz i̇ş yerinde çalışıyoruz ama çalıştığımız i̇ş yerinde haksızlık yapıyoruz. Allah korusun. Bu emek hırsızlığı da olur vesairede olur. Görevlerimizdeki ihmalkarlıklar bunların hesabını düşünmek. Ne olacak yarın ahirette diye bu bizi kurtuluşa götürür. Bu tefekkür bizim salahımızdır, kurtuluşumuzdur her hususta. Ve mütezekkirun yetezekkeru mafi terkil masiyeti diyorlar ki bize işte şöyle yaparsın, senin bir kazancın olur ama o dedikleri iş haram olan bir iş.
Tefekkür ve Hesap Vermenin Önemi ve Manevi Kazançları ne anlatıyor?
Tefekkür ve Hesap Vermenin Önemi ve Manevi Kazançları kaydında Tefekkür çok önemli bir görevimiz, vazifemiz. Hiç unutmayacağımız bir vazife. Ama nasıl tefekkür edeceğiz? Bunu izah buyuruyor büyüklerimiz. Müteezekkirun, yetezekkeru sevab. Bir iş yaptığımızda ne olursa olsun evimize gideceğiz, çıkacağız. Hep bunlarda karımız ne olacak? Evimize girerken euzu besmele çekmek, şeytanı def'i ref etmek…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 9 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Bak, şu insanlar yapıyor, sende bir şey olmaz derken onun yarın ahiretteki mesuliyetini düşünerek terk edecek olursan mükafat var. Belki burada zarar gibi görünür ama o zarar değildir. O hem gönlümüzün genişlemesine, rahatlığına ve ahirette kurtuluşa vesiledir. Bize o zor gibi görünür. Bazı hastalıklar var. Böyle panik atak diye, gönlü daralır, kalbi sıkılır. Böyle durduğu yerde terler, ani parlar. Hep bu hastalıkların sevabı yapmış olduğumuz hatalardır. Eğer biz o günah olan masiyeti, hareketi, davranışı terk ettiğimizde Allah'ımızın vereceği ecri düşünsek bir huzur gelir. Kalbimizde bir rahatlık meydana gelir. Yusuf aleyhisselam diyor ki, biliyorsunuz, onun yedi sene kadar beklemesi var. On iki zindanda kaldı da böyle zindanda bir müddet kalması, ben diyor, teberri üstümdeki bu iftiradan kurtulmak için diyor. Aslında yaptığı bir şey yok. Allah'ımızdan korkuyor. Ben yapamam, diyor.
Zeliha validemize diyor ki bu putun üstünü neden örttün? İşte beni görmesin bu yanlış fiilimde diye. Sen böyle değilsin de diyor. Hazır ve nazır olan Allah'ımıza karşı ben nasıl yapabilirim? Bu tefekkür değil de nedir? Nasıl tefekkür etmiş? Yapamam diyor. Aynen bunun gibi o sicinde cezaevinde kalmaya razı oluyor ta ki hak belirinceye kadar. Bunun gibi daha çok misaller verilebilir ama bu bize bir ecir kazandırır, mükafat kazandırır. Allah'ın yanında dostluğa vesile olur. Ve mütekkirun yetezekkeru sebigal ihsan, düşünür, der ki şu elim bana öyle bir mükafat ki şu azalarımı Allah lüt etmiş benim. Diğerlerim demiyoruz bitmez ve tükenmez. Vermiş. Bunu bana ihsan eden Cenabı Hakk'a karşı hata işlemekten utanırım düşüncesine dalmak. Buraya bir amca gelirdi. Ruhu şad olsun. Gerçekten de müttaki olduğunu duydum. Böyle bir düğünmüş, demişler ki baba ömürde bir yapılan bir düğün.
Yapalım şu men iliyatı, men hiziyatı. Böyle elleri pek tutmazdı. Asya'ya diyorlar, dayandı, dayandı. Öyle bir bağırmış ki ben bu fiili işletmem demiş ama titretmiş ortalığı. İşte bazen görürüz hep başımıza geliyor. Yapmayacağız ama çoluğa çocuğa da baş gelemedik ama o baş gelmiş. Bir asil, bir gayret. Diyeceğim şu eli bunun tutmazdı, derdi ki ben hanımımdan çok memnunum, ona teşekkür ediyorum, Elim tutmuyor, bana çok büyük bir yardımcı diye o elin kaybolmasının ıstırabını duyuyordu. Tutmuyor deli, elleri var ama tutmuyor. Diğer bütün konularda Allah'ımızın vermiş olduğu ihsan ve ikram böyle caddelerden neden geçerken hepimiz görüyoruz. Bu büyük şehirlerde olurdu, arabaları park etmede güçlük çekilirdi ve çekiliyor zaten. Onların apartman altlarını hep garaja gönderiliyor. Neredeyse şu kenar bir kasabada dahi bu oluyor. Arabaları yerine göre koyacak yer bulunamıyor.
Bu kadar Allah'ımız nimet başladı ve arabaların kaliteleri konuşuluyor. Hanımın darabası olabiliyor, çocukların da artık nimet tepemizden böyle dökülüyor. Bu nimetlere karşı Allah'ım ben sana karşı yanlışlık yapmaktan haya ederim diyebilmek, bu tefekküre dalmaktır. Yetezekkeru gurbalallahii tealemin. Bunlar hep tefekkür edip düşüneceğimiz, ibret alacağımız, Allah'ımızın yolunu bulacağımız hususlardır. Böyle tefekkür dendiği zaman bunda bocadayıp kalmayacağız. Bakın ne kadar güzel sıralanıyor. Bir de diyor düşüneceğiz Allah'ımızın bize bizden daha yakın olduğunu. Bize bizden daha yakın. Amenna ve sıddık. Bunu düşünerek yanlış yapmamaya gayret edeceğiz. Ne diyeceğiz? Diyeceğiz ki en basitinden ya bu yaptığım fiil arkadaşlarıma duyulursa, yerine göre komşum duyarsa, mahallem duyarsa ben ne yaparım?
Deyişimize Allah'ımız bana benden daha yakın, hablül Velid damarından daha yakın can damarından Mevla'mız. Ona karşı nasıl yapabilirim? Bak insanlardan utanıyorum. Fakat Mevla-yı Zülcelal esteiz billah ve nahahnu akrabu ileymin habilli veliyit. Salakullahü'l-Arabî. Bize bizden daha yakın. Ve mütekkirun yetedekeru ihatatel habbe subhanehu ve teala. Allah'ımızın ilminin yani bilmesi. Allah'ımızın El-Alîm oluşuyla mutlak biliyor. El-Basir mutlak görüyor. Es-Samia mutlak duyuyor. Bunları tefekkür edip düşünmek sureti ile yanlışlığa gitmemek. Ve mütezekkirun yetezekkerun nalarel hakkı ile Allah'ımızın gördüğünü bilerek. Burada müellif Hazretleri şunu da kastedebilir. Cenab-ı Hak her an kulunun kalbine nazar buyuruyor.
Biz ister miyiz biraz önce dediğimiz gibi bir hatamızın, kusurumuzun, yapmış olduğumuz bir yanlışlığın, bir hırsızlık diyelim onun bizim evimizde, arabamızda bulunmasına insan hiç razı olabilir mi? Yerilere geçer. Bir çalıntı, bir eşya, çalınmış ama o bizim evimizde aranıyor bulunacak diye evimizde tir tir titreriz. Arabamızda vesaire. Bu Allah'tır Celle Celalühü. Ona gizli hiçbir şey yoktur. Ya'lemus sır ve akfa. Gizliyi de bilir, daha da gizliyi bilir. Onun için Ehlullah boşuna dememiş aman ha marifetullah'ı tahsil edin diyorlar. Allah'ımızı tanıyın, isimlerini tanıyın, sıfatlarını tanıyın, fiillerini tanıyın. Nasıl tanınır Mevla'yı Zülcelal denirse, onu da bir not halinde sunabilirim. Hacı Hasan Efendi Hazretleri diyor ki hafta geçmez dersini gelir, görüşür. Bunu niye diyor? Bunu neden söylüyor?
Sami Efendi Hazretleri bir ay geçmesinler, kontrol ettirsinler derslerini demesinin sebebi nedir? O kalp dinen, ruh dinen, dinen diyorum, haya ederim. O kalp gibi nimet, ruh gibi, sır gibi o letaifler hepsinin Allahu Zülcelal'de yok olmadıkça diyor, onun sonu yoktur. Biz görürdük. Bunun da bu ibareye denk gelince daha bir esaslı olmuş oldu. O da her letaifin kendi arasında bin perde olduğunu ve sonra yine duyardım. Her detayif velayete işaret, veliliğe işarettir diye. Bakın göreceğiz. Feaslülul kalp anıyoruz ya biz Evrad Ezkar beş yüzün dıştan, beş yüzünü içten aman çalışmıyorsa Sami Efendi Hazretleri memleketimize göre misal vermiş, bu hava gazlarının ninelerinin olmadığı zaman. Tencereyi yemeyi kaynatabilmek için kaynatabilmek için iki odun eğer onunla pişiriyorsanız iki odun daha ilave edin. İki bin diyorsanız dört bin deyin gibi. Bunun sebebi nedir?
O zikrettirmeye çalıştırdıkları kalp tecellil efalil ilahiye, Allah'ımızın efal-i ilahiyesinin tecellisidir. Onun mimik oluşunun, öldürmesinin, diriltmesinin, rızık vermesinin vesaire. Bunların tecellisidir, kalp zikri. Ruh zikri nedir? Ve aslül ruh tecelli sıfat-ı subutiye Allah'ımızın hayat, elim, Semi, basar, irade, kudret, kelam, tekvin bu sıfatlarının tecellisidir, ruh zikri. İşte bir çarpıntı oluyor deyip üstünkörü geçtiğimiz o letaif. Geçmeyiz de, inşallah geçmeyiz ama halimiz belli oluyor. Bu tefekkür edeceğimiz hususlarda en önemli konulardan biri de bu. Allah'ımızın vermiş olduğu nimet gelir zaten. Bu kadar nimet vermişken onun küfranında olmamak. Bu şuna benziyor. Evimizin önünde öyle arabalar var ki şimdi çıkıyor zaten. İnsanlarımızın hepsi olmaz da bir kısmı hep konuşmalar bununla geçiyor. Onların kalitesiyle geçiyor. Neler neler. Diyelim son model kapımızın önünde araba.
Buna rağmen biz yaya gidiyoruz. Halbuki altımızda. O araba dururken motosiklete biniyoruz. Diyelim Niğde'ye gideceğiz. Giderken motosikletle gidiyoruz. Onu bırak, o eski serçelerine, muratlarla vesaire gidiyoruz. Ne diyenler? Deyin arkadaşlar bu adam akıllı mı? Allah'ımız böyle bir nimet vermişken gidiyor da neredeyse kanıyla gidecek. Allah'ımızın insana vermiş olduğu bu değeri bilmeyip de böyle ipe sapa gelmez. Yarın ahirette mesul olacağımız kelimeleri konuşmak bizi ne hale götürür, ne hale düşürür, denmez mi? Ne nankör bir insanmış, ne anlayışsız, ne kabiliyetsiz. Bu imkanlar sunulmuşken kalkıyor da hiç artık değeri kalmamış, hiç önemsenmeyen vasıtalarla gidip geliyor. Ancak böyle diyebiliyoruz, daha bir ötesi var bunun. Cenabı Hakkın vermiş olduğu şu dil nimeti cennetin bedelidir şu dil. Semenü'l cenne, la ilahe illallah cennetin fiyatı la ilahe illallah Muhammedul husulullah.
Hükmü Allah'a vererek, ona dayanarak, Ondan yardım bekleyerek, maksat ve gayenin o olduğunu bilerek istenilen tarzda okuduğumuz zaman bu dil bize bakın neleri kazandırıyor. Bir kelime-i şehadet ebedi cennette kalmaya vasıta oluyor. Böyle bir nimetin inkarında olmak, kadr-ı kıymetini bilmemek elbette lekenud hem de lamı tekitle çok nankör demek. İnsan çok nankör demek. Kendimize olan kıymeti bilemiyoruz. Demek ki şu söz tam yerine oturuyor. İnsanın kendini tanıması Rabbimizi tanımasıdır. Bu kadar nimet. Dahalarını saymadın. Ve mütezekkirun yetezekkeru muahedetalallahi Teala. Allah'ımıza vermiş olduğumuz söz ahdi hatırlamak. Ruhlar aleminde ben sizin Rabbiniz değil miyim deyince, halu bela, evet Rabbimizsın demek ve mütezekkurun yetezekkeru, fena e lezzetihi ve Böyle diyelim biz pazardan da alabiliriz. Bir inekten de sağabiliriz, süt.
Bunu bir yere bıraktığımız zaman şöyle birkaç gün ne yapıyor, içmemiz mümkün olmuyor. Değişiyor onun, tadı değişiyor. Bir ettir o da öyle vesair veya bizim anamız, babamız, kardeşimiz, yakınımız vesair kimse vefat ettiği zaman bunlar en zengin de olsa o zenginlikten bir parçayı kabirlerine bırakamıyorlar. Bunlar hep bitiyor. Bu lezzetler bitiyor. Aleyhissalatü vesselam efendimiz lezzetleri gideren ölümü tefekkür edin buyuruyor. Bunu düşünerek bu bitecek ama benimle gidecek olan nedir? Esselamu ve vel bakiyatu salihat hayrun inde rabbikesevaben ve hayrun emele yapmış olduğumuz saatler. Elhamdülillah, bak çok uzaktan koşarak geldiğin gibi gün. Dün sabah namazını kılalım diye İstanbul'dan hareket ediyor. Bursa'dan hareket ediyor. Ankara'dan hareket ediyor. Sabah namazını Kalender Camii'nde kılalım diye. Bu nedir?
Bu lezzetlerin biteceğini ama amel ve saatlerin Allah'ın rızasını bulmak için gayretlerimizin bizimle beraber olacağını tefekkürden ileri geliyor. Ve mütezekkirun yetezekkeru ve belel muhalefeti ve velleha heyekunu lehe tarike. Allah'ımıza karşı çıkmanın nasıl bir cüzüm olduğunu, nasıl bir hata olduğunu ve bunun da bizi yarın huzur-u ilahide ne hale getireceğini tefekkür etmek. Bunu Es'ad-ı Erbili, Gaddesallahu Sırrı Hazretleri, Es'ad-ı Erbili, Gaddesallahu Sırrı Hazretleri buyuruyor ki Allah'ımız demeyecek mi ey kulum, Ahmet'ten Mehmet'ten utandın? Asıl utanılacak ben değil miydim? Sen dünyada bir davan için avukatlar tuttun. Araya neler girdirdin? Ama benim huzuruma gelirken hiç bunlara gerek var mı? Beni bilmez mi? Görmez mi zannettin? Söz buraya gelmişken Hacı Hasan Efendi'nin sohbetlerini okuyalım.
O kolay gibi görünen cümlelerde öyle esrar zuhur etmiş ki, bunları bantlarında haber verirken verirken ağlayarak konuşuyor. Hakikate eğilmiş kimse bizim de kurtuluşumuz için bu dertlere düşüyor. Hiç gereği var mıydı? Mekke'de de evi vardı. Medine'de de evi vardı. Sırf bizim ıslahımız için her türlü ezaya katlandı ama o katlanışta Allah'ımızın vermiş olduğu lezzet, haz ve huzur tarif edilmez. İbrahim Aleyhisselam diyor ki benim o ateşte kaldığım andaki huzur ve lezzeti tarif edemem diyor. Ve mütezekkirun yetezekkaru fea ideel muvafakat ve izzehe. Feyekunlülehe, salik. Bir de diyor ki bak buraya girerken Efendimizin vasiyetini okuyoruz. Tefekkür ettiğinizi biliyorum. Tabii etmez olur musunuz? Biz öyle inanıyoruz. İster edilsin ister edilmesin ama edilmesin isteriz tefekkürün. Bak orada yazıyor. En huzurlu anın Rabbime itaat ettiği vakittir diyor.
En huzurlu anın Allah'ımızın emrine uyduğum andır buyuruyor. İşte buranın izahı o vasiyetinde yazıyor. Tatlı bir şekilde bağlayalım diyeceğim, bundan da daha tatlı bir şey olmaz. Allah'ımızın her zaman daim ve kaim buluşunu düşünerek yanlış yapmayın diyor. On dört madde halinde ifade buyurmuş. Sonra Velilerden bizzat şunu söylüyor. Diyor ki ben diyor Cenabı hakk'ın azametini müşahede edince sinek kadar kalmadım, diyor. O yüceliğin tarifi yok. Bunu tefekkür ederek yanlışlığa düşmemek, gönlümüzü hakkın gayrı hiçbir şeye bağlanmamak. Bir köşeye çekilip orada hapsolmak değil bu. Yaptığımız her işte Rabbimizin rızasını arayarak şu dünyamızı da Esailbillah, şer'i ölçüler içerisinde götürebilmek. Velhamdülillahi Rabbil alemin El Fatiha.
Kaynak: Genel
Tefekkür ve Hesap Vermenin Önemi ve Manevi… | Mihmandar