Tarikatın Temel Prensipleri ve Ruhani Gelişim kaydında O her şeyden önce mevcut olan evveldir ve her şey helak olduktan sonra geriye kalacak zahirdir ve akilların idrak edemeyeceği zatı ise batındır, o her şeyi bilendir. Ayet-i kerimesi uyarınca iş bu hakikatte, bu görüşmede uygun olarak tarikat, hakikat ve marifet ifade olunmaktadır. Essayir billah. Doğrusu bunda kalbi olana veya hazır…
O her şeyden önce mevcut olan evveldir ve her şey helak olduktan sonra geriye kalacak zahirdir ve akilların idrak edemeyeceği zatı ise batındır, o her şeyi bilendir. Ayet-i kerimesi uyarınca iş bu hakikatte, bu görüşmede uygun olarak tarikat, hakikat ve marifet ifade olunmaktadır. Essayir billah. Doğrusu bunda kalbi olana veya hazır bulunup kulak verene ders vardır. Belki ayet-i celile anlaşılmayabilir, birinci ayet-i celile hüvelüvel, ahir ve lahirvel-batın Cenabı hakk'ın her şeyde müstesna olduğu, onun eşinin ve benzerinin bulunmadığı, dergi olmadığı, yardımcısı olmadığı ve onun bütün kainatı halk buyurduğu, Ahadiye sıfatı ile yarattığı en küçük varlıkta bile esrarını ortaya koyan Mevla-i Zülcelal'dır. Bu ikinci ayet-i celile, Gaf Suresi'nde güne hayvanlara baktığımız zaman hayvanlar aklıyla hareket etmez. Onlar içgüdüsüyle hareket eder, akilla hiçbir şeyi tespit edemez.
İşte burası bir başkasının arazi ise hak geçer, bunu bilmez. Normal Owam dediğimiz tabaka da hikmetle, marifetle, hakikatle ve basiretle yapılan işlerden haberdar değildir. Çünkü aklıyla hareketi der. Fakat Ehlullah'ta ise gönlü ile hareketi der. Bir şeye bakarken iç gözleriyle bakar. Biz kulaklarımızla zahiren duyarken onlar eşyanın zikrini duyar. Böyle aklı olan, akıllı diyen insana basiret yönünü anlatmaya kalsa insan bin sene anlatsan anlamaz. Çünkü aklını ön plana almış, hakikat ehilleri ise ruhani ciheti, Allah'ımızın başta vahyini, vahiy ilahi de zahiri olarak değil, hakikat olarak gören kimselerdir. Ayet-i kerime buna işaret ediliyor. Ayet-i kerimesinin işareti basiret ve insan ehline yeterlidir. Allah Allah. Basiret dediği basar, basar gözdür. Basiret iç gözleridir, iç gözleridir basiret ve insan ehline yeterlidir.
Doğru yolda susayan aşıkları sulayıp onların mizaçlarında ilahi feyzin tatlı ve temiz kokusu ve kıyamete kadar baki kalsa gerektir. Bundan dolayı esamne ve mizecehu min tesnim aynen yeşrabu bihhel rabbü. Sakullah. Sonunda misk kokusu bırakan, ağzı kapalı saf bir içecekten içerler. Bu şu şekilde izah görülüyor, neden ağzı kapalı olarak sunuluyor? Bu ikrammış, ikramın en güzeliymiş. Böyle kapağını açıp değil de kendi açıyor, kendi dolduruyor. Cenabı hak da ilahi ihsanında içeceklerinde kapaklı olarak veriyor, kendi açıyor ve kendi dolu. Ağzı kapalı saf bir içecekten içerler, iyi şeyler için yarışanlar, bunun için yarışsınlar, onun katkısı gözlerin içtiği yüce kaynaklanır. Gözdelerden, içilen güce kaynaklanır. Burada es-selamü, buyuruluyor ki yarışanlar asıl bunun için yarışsınlar.
Diyelim ki dünyevi husus daha çok dünya malında ben ondan daha üstün olayım, daha başka yiyecekler de, içecekler de, giyim de, kuşamda, evinde, barkında, arabasında, elindeki telefonda ne varsa dünyevi bunun için değil de diyor, asıl ahirette mesbut olunacak hususlar için yarışın. Ayet-i kerimesinin işaretine göre seyri sülukün başlangıcından sonuna kadar ve seyri sülukün sonundan mertebelerin tamamlanmasına kadar her bir tarikatta şeyhe ve müride gereken usul şartlar ve zuhuratların hepsi ifade edilmektedir. Sıhri süluk maal kelime anlamı olarak sihir yürümek demek. Süluk ise bir mesleğe dahil olmak. Diyelim askeriye okuluna girmiş, girmiş burada işte onbaşı, yüzbaşı, binbaşı, yarbay, albay diye yükselip gitmek. Tarikatı Aliyyede de yüce bir mesleğe kaydoluyor. Diyelim Nakşi veya Kadiri. Bu kaydolmuş olduğu tarihlerde almış olduğu yol.
Tarikatın Temel Prensipleri ve Ruhani Gelişim ne anlatıyor?
Tarikatın Temel Prensipleri ve Ruhani Gelişim kaydında O her şeyden önce mevcut olan evveldir ve her şey helak olduktan sonra geriye kalacak zahirdir ve akilların idrak edemeyeceği zatı ise batındır, o her şeyi bilendir. Ayet-i kerimesi uyarınca iş bu hakikatte, bu görüşmede uygun olarak tarikat, hakikat ve marifet ifade olunmaktadır. Essayir billah. Doğrusu bunda kalbi olana veya hazır…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 10 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Bunu şöyle hülasa etmişler güzel ahlaka nail olmak, tarikata girmek isteyen din kardeşim ilk önce kendini şeriata uydurmalı. Şer'i emirleri şeriat dinimiz zaten, dinimizin itikat, inanç yönü, ibadet yönü, ahlak yönü, muamelat. Muamelat yolda yürümenin bile edepleri anlatılır dinimizde. Bunun gibi eve girmenin edepleri var. İnsanlarla konuşup görüşmenin edepleri var. İşte nikah akdi, ticari hususlar vesaire konular. Tarikata girmek isteyen din kardeşim ilk önce kendini şeriata uydurmalı, daha sonra da bir mürşidin elini tutmalı. Burada şeriat deyince şeriat temeldir, temelsiz hiçbir şey olmaz. Zaten temelse bina kurulmaz. Bu okullarımızda neden hep öyledir, bir temeli var. Diyelim ki biz Kuran kursunda okuyacağız, Kuran-ı Kerim'i öğrenmenin bir temeli var. Edip bağdan başla, onun gibi işte. Bu zat beni Allah'a kavuşturur diye inanıp hüsnü zanla onun mübarek sözleriyle hareket etmendir.
Yalnız elini tutacağımız müşayihin özelliği önemli. Bir kere onu şeriat tasdik edecek. İkinci olarak tarikat da onu tasdik edecek. Tarikatın tasdiki fenafillah, Cenabı Hak'ta yok olur. Ondaki bütün irade Rabbimizin iradesi, murat olan Rabbimiz. Böyle yapmazsa şeriata aykırı düştüğünden dolayı bir imtihana tabi tutulur. Seyri süluke başlayan bir dervişin ilk olarak uygulayacağı usul şöyle olmalıdır yirmi dört saatte bir defa herhangi bir zaman kendisinin kolayına geldiği bir vakitte tenha bir yerde gizlice abdest aldıktan sonra seccade üzerinde kıbleye yönelerek son derece bir huşu ve huzur ile kendini de her şeyden aşağı görerek diz çöküp oturur.
Gözlerini yumar ve ellerini dizleri üstüne koy, kendini Allahu Teala'nın huzurunda bilerek ben Allahu Teala'yı görmüyorum ama Allahu Teala beni görüyor diyerek tam bir huzur ve tam bir mahviyetle yok olmuş şekilde, kendisini yok bilerek, yani kendisinde olan elin, gözün, ayağın bütün uzuvların, hücrelerin Allah tarafından Celle Celalühu yaratıldığını düşünerek mahviyet. Ben neyim ki, diye. Tam bir huzur ve tam bir mahiyetle boyun büken kalp yumuşaklığı ile gönlünü haktan ayırmadan, halk ve reca korku ile kurtuluş arasında baştan ayağa her bir tüyü ürperircesine üç ihlas ve bir Fatiha okur, daha sonra ellerini açar. Burada bir ifade de bulunuldu, o da kalp yumuşaklığı ile dedin. Böyle yağmur yağıyor. Yağdığı zaman betonun üstünden, asfaltın üstünden tabanına geçmeden geçip gidiyor. Ama toprak işlenecek olursa o toprağın altına giriyor. Gönülün işlenmesi gerekiyor.
Gönülün istiğfarla günahlardan arıtılması icap ediyor, buna işaret etmiş. Daha sonra ellerini açar hasıl olan sevabını ilk önce ve bizzat kainatın efendisi, yaratılmışların önderi, alemlerin kıvancı ve ahir zaman nebisi peygamberimiz Hazreti Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz Hazretlerinin mübarek kabrine, ikinci olarak bütün nebilerin, resullerin temiz, pak ruhlarına, üçüncü olarak bütün sahabenin, kutupların, velilerin, ehlullahın bütün kadın ve erkek Müslümanların ruhlarını hediye eder, sonra ellerini yüzüne sürer ve namazda olduğu dizleri üstüne adap ve erkanle durum. Etdunye faniyyetun vel ahiratü bakıyetun. Dünya fani, bitecek, sonlu ahiret baki sonsuzdur deyip kalbini dünyaya meydetmekten keser. Kendisini de kalben şöyle gözünün önüne getirir. Sanki hasta olmuş da bir yatakta takatten düşmüş bir vaziyette yatıyor. Neredeyse ölmek üzeredir.
Bu halde Allahu Teala'dan başka kendisine bir medet ve yardım edecek bir dostu yoktur. Bu zamana kadar ömrünün gafletle geçip haktan gafil olduğuna pişman olarak aman ya Rab beni affet ve iman selameti nasip eyle diyerek dualar ederek tövbe edip af dilemelidir ve Allah'ın rahmetinden beni şeytandan başka hiçbir şey engelleyemez, şeytanın şerrinden Allah'a sığınırım diyerek kendini rahmet deryasına bırakır. Allah'tan başka her şeyin yalan ve fani, sonluğu ancak hakkın baki ve sonsuz olduğunu yakından bildiğinden kalben Allah'tan gayrı her şeyden yüz çevirerek tamamen Hakk'a yönelir. Ruh ve cesetten alakasını keserek vücudunu Allah'ta fani ve mahvedip canı gönülden Allah, Allah diyerek kendi iradesi ile hakka canını ve ruhunu teslim eder bu haldeyken essay bile. Her nefis ölümü tadacaktır. Sırrı zahir olup kendisi hakkında galu inna lillah ve inna aleyhi raciuhu satılır.
Biz Allah'ın kuluyuz ve öldükten sonra da yine ona döneceğizdir der. Bu ayet-i celilleyi Allah'tan geldik, Allah'a döneceğiz şeklinde değildir bu ayet-i celil. İnna lillah ve inna aleyhi raciun İnna lillah ve inna aleyhi raciun demek biz Allah'ı kuluyoruz, ona aidiz ve öldükten sonra da yine ona döneceğiz Dediklerini ve gözlerini yumup çenesini bağladıklarını, soyup rahat düşeğine yatırıp kabre vardığını ve kabre konulurken mürşidinin başucunda sual meleklerinin ayağı tarafında zuhur ilediklerini, üzerine tahtalar dizip toprağı üstüne çekilip Kuran beddua okunarak cemaatin dağıldığını, iman efendinin telkin verirken, imam efendinin telkin verirken meleklerin sual ettiklerini, mürşidinin yardımı ile onların sorularını rahatlıkla cevapladığını ladığını bir bir aklına getirip düşünmelidir. Güya bu işler şimdi meydana geliyormuş gibi zihninde canlandırarak gözlerinin önüne getirmelidir.
Bu hali benimsemeye çalışa çalışa nutu kavlente nutu ölmeden önce ölünün sırrına mazhar olur. Buna tefekkür-ü mevt, ölümü hatırlamak veya mevti ihtiyari ölüm derler. Burada Sami Efendi Hazretleri'nin, abdestallahu Sır'a şöyle bir izahı var. Bir, tabii ölüm. Bu tabii ölüm işte eceni gelmiş, çünkü vakit tayin edemeyiz. Genç elde gelir, çocukkence gelir, yaşlanınca da gelir, başlanınca da gelir. O Cenabı hakk'ın taktiği. Vakti gelmiş, irtihal etmiş. Buna ne derler? Artık ahirete göçmüştür, ölmüştür ama ihtiyari olarak ölmeden evvel kötü hasletleri ölür, güzel huyları zuhur ederse bu da asıl hayata kavuşur. Ölümle bitmez. Ölüm onu asıl hayata kavuşturur. Daha sonra mürşit olan mübarek zat o dervişi elinden tutar ve kaldırır, doğruca Resulullah'ın huzuruna getirir, Sallallahu aleyhi ve sellem.
Peygamber Efendimiz Sallallahu aleyhi ve sellem ruhaniyetine gelince o da şudur, hacca gidenler efendimizin mübarek kabirlerinin Resulullah'ın mihrabının sağ tarafında olduğunu bilirler. Hacca gitmeyenler de kolaylarına hangisi geliyorsa, hangi camiyi biliyorlarsa o caminin mihrabının sağ tarafındaki süslü kürsü üzerinde Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem nurdan bir örtü içinde mübarek arkaları kıble tarafına dönüp ve mübarek yüzleri ravzai mutahhara'ya bakar olduğu halde lütuf ve kerem ile oturmuş olarak düşünür. Bütün nebiler ve resuller, bütün sahabeler, kutuplar, arifler, veliler Efendilerimiz Hazretleri'nin ruhaniyetlerinin de o yüce meclisteki büyük toplantıda, büyük bir edeplere ve saygıyla her birerleri yerli yerinde makamları üzere saf bağlayarak oturur vaziyette hazır olduklarını hayal eder.
Kendi mürşidini de, kendi mürşidini de bu mecliste Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin sağ taraflarında yani kıbleden tarafa ve arka tarafı minbere doğru yüzü ise Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin odasına doğru bakar olduğu halde o kürsünün ta önünde, yani bitişik olarak ve elinden tutup götürdüğü dervişi de karşısına oturttuğu, onun da kürsünün sol tarafına bitişik ve minberin karşısında Efendimizin, sallallahu aleyhi ve sellem, odasının arka tarafına gelecek şekilde zihninde canlandırılır.
Derviş bu şekilde düşünmeye devam ederek kendi kalbini büyük bir havuz olarak varsayarak, onu mürşidinin mübarek kalp çeşmesinin altına koyar, alemlerin Serveri Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin kalplerinden beyaz bir nur şeklinde su yolu ile mürşidinin kalp hazinesine inen ilahi feyizler, onun da kalbinden karşısında oturan dervişin, yani kendisinin kalbine büyük bir bent gibi akar durur. Bu arada dervişle kalbine akan bu feyze bakar. Eğer aklı dağılırsa tekrar aklını toplayıp feyze bakar. Yirmi dakika yarım saat kadar bu böyle devam eder, sevgili peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri de başları üstünde kürsüden bunları dikkatlice seyreder ve iltifatlarda bulunurlar.
Yarım saat sonra o dervişin kalbine akan ve bakan musluğun çevrildiği gibi mürşid hazretleri de yüzünü kıble tarafına çevirir, daha sonra derviş de kalben yüzünü kıble tarafına çevirir, artık kürsü mürşidin sol, dervişin de sağ tarafında olduğu, bu halde derviş bütün gafletlerinden pişmanlık duyarak yüz kere istiğfar ederek. Bunları anlatırken kendimize verilen evrak ve ezkara dikkat ederek buna bir misal olarak asıl dikkat edeceğimiz hususları beyan buyuruyorlar. Aman ya Rasulallah, senin şeriatını yerine getireyim ve senin sünnetine uyayım, bunların şartlarını yerine getirme hususunda kusur etmeyeyim diyerek yüz kere Salavatı Şerife okur. Malum aldığımız evrak ve ezker yazılı bir şekilde sunulmuştur, ona bakarız. Daha sonra kalbini yuvarlak ve parlak bir ayna şeklinde farz ederek üzerinden nurdan bir yazı ile Allah lafzını yazılmış olarak bulur.
O yazıya kalp gözü ile bakar ve ben ve bütün şeyler bu ismin müsemmasının kudreti elinde ve himayesinin koruması altındayız. Öyle bir Allah ki asla misli ve benzeri yok. Bu düşünce ile dilini damağına yapıştırır ve bütün organlar kalbe dönük olduğu halde kalbi ile ne kadar verilmişse evrad ve ezkarı Allah, Allah, Allah der. Kalbine başka düşünceler geldiği zaman, aman, elaman ya Rabbi diye inliye inliye üç defa tevbe ve istiğfar eder. Bu düşüncelerin aklına tekrar gelirse o zaman da üç kere ilahi ente maksudi ve rıdtahe matlubi. Allah'ım bütün gayem sensin, tek isteğim senin rızandır der. Buna rağmen yine de gelirse üç defa yafaal, yafaal, yafaal der ve bu şekilde aklına gelen lüzumsuz düşünceleri uzaklaştırmış.
Diğer letaiflerinde anlatılan bu tarz üzere ne kadar ifade edilmişse Lafzai celali okur, daha sonra kelime-i tevhidi nefesini tutarak sadece tek olan sayılarda nefes alarak nefy-i ispat yapar. Bundan sonra ise yirmi dakika veya yarım saat miktarı kadar bir süre boyunca kendini yoktan var eden, nasıl var etmiş ve bir katre suyu insan haline nasıl getirmiş, kendi varlığında ve varlığından olan sanat ve ilahi kudreti nereden gelip nereye gittiğini, bu yaratılıştan meydana gelen varlığın yine Allah'ın varlığıyla var olduğunu ve bu varlığın da buna derin ve alamet olduğunu düşünmelidirler. Şöyle ki kendi bedeniyle bütün şeyleri fena rüzgarına çevirir ancak sonsuz bir Allah'ın var olduğu gerçeği hakkalyakin suretinde zahir olur. Daha sonra ise seyri süluku tamamlar. Buraya kadar olan seyri sülükte sülükün başlangıcı denir.
Seyri süluku tamamladıktan sonra derviş dersini okuyacağı zaman artık geb vergisi gibi ölümü tefekkür etmez. Üç ihlas ve bir Fatiha I şeriften sonra doğruca peygamberimizin sallallahu aleyhi ve sellem, ravzai mutahharasına gider. Mürşidini peygamberimizin sallallahu aleyhi ve sellem mihrabıyla minberinin arasında olan süslü kürsünün minber tarafına olan köşesi önünde, yine arkası minber tarafına ve yüzü peygamberimizin, sevgili peygamberimizin sallallahu aleyhi ve sellem odası tarafına dönüp ve ayakta olduğu halde bulur. O zaman mürşid hazretleri dervişin elinden tutar ve onu oturtur, yukarıda anlatıldığı üzere derviş yarım saat kadar bir süre feyiz alır. Daha sonra da yine yukarıda anlatıldığı üzere yüzünü kıble tarafına çevirir ve istiğfar okur, tevhidini okur, salatü selam okur, ölüm tefekkürü yapar, daha sonra da letaifler varsa onlara dikkat eder ve murakabe halinde bulunur.
Bu düzen bu tertip seyri süluku tamamlayan dervişe göredir. Seyri süluku tamamlamadan önce ilk olarak ismi celali okur, daha sonra da nefiy ve ispat gelir. Seyri süluku tamamlayacak derviş evvela sadece kendisi işitebileceği kadar bir sesle kelime-i tevhid daha sonra letaifler üzerinde durur. Dervişler derslerini bitirip seccadeden kalkacakları zaman teveccüh ile rabıta edeceklerse o şekilde rabıta ile kalkarlar. Yirmi dört saat bir nefes bile rabıtasız kalmazlar. Eğer rabıta döneminde ise bir nefes dahi rabıtasız kalmazlar. Ayaktayken bile işlerini görürken, memursa memuriyetinde, amir ise amiriyetinde, işçiyse işçiliğinde neyse hangi görevde ise üstazı ile beraber olduğunu hatırlar. Ama dervişin canı istemiş de mesela üç saat teveccüh, on bin istiğfar, on bin salavatı Şerife, yüz bin ismi celali, tevhidi beş saat murakabe eriyecekmiş, olsun ona destur vardır.
Burada şunu diyor, vaktim müsait bir sahih tutmadan istihkar da okur, tevhid de okur, sallallahü selam de okur, Kuran-ı Azimüşşan kıraatiyle ve rabıta da rabıta döneminde ise rabıta, murakabe döneminde ise murakabesine dikkat eder. Fakat tarikatın şartlarının yerine getirilmesi hususunda en küçük bir kusur göstermeyip onları yapmak için mümkün olduğu kadar çalışıp gayret etmesi gerekmektedir. Tarikata girmekten ve mürşidten el almaktan kastedilen mana ancak ahlakın değişmesidir, bunu unutmayalım. Ahlakın değişmesidir. Çünkü biz Rabbimizin huzuruna ahlakımız ne durumdaysa ona göre varacağız. Tarikata girmekten maksat budur. Teveccüh, rabıta ve murakabeden maksatta alışkanlık ve huzuru bulup bir an bile haktan gafil olmamaktır. Bu huzur ne demek? Zikrettiğimiz Mevla ile alakalı olmak demek ve bunu bırakmaz. Öyle olur ki terki dünya, terki ukba, terki hesti, terki terk.
Beytin de belirtildiği gibi Nakşibendiye tarikatının usulünü de dört kısma taksim etmişlerdir. E birisi ahlakı güzelleştirmektir, en önemli olanı da bu. İkincisi teveccühtür, devamlı Cenabı Hakk'a kalbi dönüp bir vaziyette daha da bunun değişik şekilleri var. Biz bu kadar diyoruz, ehlince malum, böyle deyip bırakamayız. Üçüncü olarak rabıtadır ve murakabe hallerdir.
Kaynak: Genel
Tarikatın Temel Prensipleri ve Ruhani Gelişim | Mihmandar