Tarikatın Esasları ve Manevi Yolculuk kaydında Bu mübarek yoldan istifade edebilmek için tarikat-ı aliyemizin feyiz nurlarından hakkıyla faydalanabilmek için sadık bir müridin ne yapması lazım geleceği şeklinde sorunuza cevaptır. Bir salikin manen çevirip, ilerlemesi diğer bir ifadeyle makamları geçebilmesinin şüphesiz süluku esnasında yapmakla yükümlü bulunduğu evrak ve ezkara…
Bu mübarek yoldan istifade edebilmek için tarikat-ı aliyemizin feyiz nurlarından hakkıyla faydalanabilmek için sadık bir müridin ne yapması lazım geleceği şeklinde sorunuza cevaptır. Bir salikin manen çevirip, ilerlemesi diğer bir ifadeyle makamları geçebilmesinin şüphesiz süluku esnasında yapmakla yükümlü bulunduğu evrak ve ezkara sımsıkı sarılmak. Başta gereken bu. Verilen evrak ve ezkara sımsıkı sarılmak ve devam etmekle mümkün olacağı tabii olmakla beraber, esas itibarıyla iki hakikate riayet etmemiz gerekir. Yalnız aynen bir ilaç gibi verilen doktorun vermiş olduğu ilaç gibi inançlarımıza dikkat ederiz. Silsilei Şerife, istiğfarımız, kevni, salatü selam, artık ne tarif buyrulmuşsa, kişiye göre değişir. Bu evrak ve ezkarımıza tam dikkat eder, riayet ederiz. Bununla birlikte iki hususa çok gayret etmemiz gerekli.
Bir, Peygamber sallallahu teala aleyhi ve sellem size neyi verirse alınız, neyi yasaklarsa ondan da uzaklaşınız ayeti celilesine uyarak şeriat-ı muhkahara'da gösterilmiş ve Aleyhisselatu Vesselam Hazretlerinin söz ve fiillerinden anlaşılmış olan emir ve yasaklardan kıl kadar sapmaması lazım geldiği gibi. İkincisi de. Burada çok önemli, bize bir mesaj verildi zaten. Çünkü şu düşünceler bazı gönüllerde belirliyor ve yanlış zaten. Şeriat ayrı, tarikat ayrı gibi bir düşünce. Bu çok yanlış. Şeriatın en hassas şekilde kuyumcu hassasiyetiyle yaşanması diyoruz. Takva deyince, ibadet ve saatleri takva boyutunda yürütmek. Aleyhissalatu Vesselam Efendimiz Hazretlerinin söz ve fiillerinden, Allah'ın üçüncü olan emir ve yasaklarından kıl kadar sapmaması lazım geldiği gibi ikincisi de, Ey iman edenler, sadıklarla yani salih kimselerle beraber olunur.
İlahi emrine imtisal ederek salikin itikadınca emniyet ve sadakatatı gerçekleşmiş. Burada aynı zamanda dil mürşid-i kamilin özelliği de ifade ediliyor. Her bir cümlesi sanki bir kaziye, bir önerme, bir hüküm, bir hüccet, bir delil gibi. İlahi emrine imtisal ederek, salikin itikadınca emniyet ve sadakati gerçekleşmiş, şeriat ve tarikata sarılmak gibi iki adil şahidin şehadetiyle ehliyeti sabit olmuş bir müşidin rabıtasına devam etmekten ibarettir. Bakın şartı, şeriat ve tarikat olarak. Bir de, bize en önemli olan husus, bu gibi kimseler geride seçilmez. Bunlar, Hızır aleyhisselam hayatta. Ricalü'l Gayb mevcut. Dinimize hizmet eden hayırlı kimseler bulunmaktadır. Efendimiz aleyhissalatu vesselam ile her an görüşebilme, görüşebilme imkanına sahip olanlar da var. Bizzat Nebi Ekrem aleyhissalatü vesselam efendimizin işaret buyurduğu, onun mühründen geçen kimsedir. Rahatta yapılacak kimse.
Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz Hazretlerinin söz ve fiillerinden, anlaşılmış olan emir ve yasaklardan kıl kader sapmayacak diyor. İkinci olarak da bir kere şeriat ve tarikata sarılmak gibi iki adil şahidin şehadeti ve ehliyeti sabit olmuş, bir mürşidin rabıtasına devam etmekten ibarettir. Şunu da ilave edelim ki şeriatın emir ve nehiy itibariyle başlıca iki kısmı vardır. İnşallah siz dikkat ederseniz, gördüğüm kadarıyla, tekrar ediyorum yine, kelbil cümlesi çok dikkat edeceğimiz bir husus. Burada ifade buyulacak, şeriat ve tarikata sarılmak gibi iki adil şahidin şehadetiyle ehliyeti sabit olmuş bir mürşidin rabıtasına devam etmekten ibarettir. Şunu da ilave edelim ki şeriatın emir ve nehiy itibariyle başlıca iki kısmı vardır. Emirlerden maksat bütün farz ve nafileler olduğu gibi, nehiylerden maksat da Cenabı hakk'ın haram kılmış olduğu söz ve fiillerden ibarettir.
Tarikatın Esasları ve Manevi Yolculuk ne anlatıyor?
Tarikatın Esasları ve Manevi Yolculuk kaydında Bu mübarek yoldan istifade edebilmek için tarikat-ı aliyemizin feyiz nurlarından hakkıyla faydalanabilmek için sadık bir müridin ne yapması lazım geleceği şeklinde sorunuza cevaptır. Bir salikin manen çevirip, ilerlemesi diğer bir ifadeyle makamları geçebilmesinin şüphesiz süluku esnasında yapmakla yükümlü bulunduğu evrak ve ezkara…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 15 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem imanı, imanı kamil iki yarından müteşekkil bir bütündür. Bu daha bir değişik şekilde Allahu alem, iman-ı kamil iki yarımdan iki şekil bir bütündür ki bir yarım yasak olan şeylerden istinap manasına sabırdır. Burada sabrın da manasını verdi, doğru. Sabır, ne güzel ifade etti, şartları var zaten. O şartlardan bir tanesi en önemli olasın olanını veriyor. Yasak olan şeylerden içtinap, sakınmak manasına sabırdır. Diğeri ise Cenabı Hak'ın emirlerine itaat ve sarılmak demek olan şükürdür buyuruyor. Aynı zamanda Şüphe de tarifini vermiş. Bilindiği gibi hadis-i şerifte yasaklardan sakınmanın, emirlere sarılmaktan önce, önemli nokta dediğimiz bu, bilindiği gibi hadis-i şerifte yasaklardan sakınmanın emirlere sarılmaktan önce zikredilmiş olmasında iki hakikat vardır. Evvela esamiyetle el-hemeha, hucura ve takva.
Evvela günahlardan, isyandan, kötülüklerden, nehy olunanlardan, sonra da emri ilahiye uymaktan bahis edilmektedir. Bunda iki nükte var, bu ürünü. Bunlardan birincisi Mecelle kaidesini almış. Def'i mefsedet'in celbi maslahattan önce olduğu. Bu şu demek. Kef'im müfsedet diyelim bir yola gideceğiz. Yola giderken yolda eğer engel varsa çukur var, ne diyelim bir taş var vesaire. Bir engel. O kaldırılır. Ondan sonra yola devam edin. Bu maddi olan yönü. Manevi olan yönü ise Allah'ımıza vuslat nedir? Celbi maslahat, arzu edilen o. Bunu gerçekleştirmek için def'i mefsedet gerekir. O da nefsin arzu ve istekleridir. İkincisi ise ibadet ve itaatların tamamını yerine getirmenin insan gücünün üstünde olduğu ifade veriliyor. Gerçekten öyle. İbadet ve taat tamamen yerine getirmek insan taatinin takatinin üstünde. Ama hatalardan sakınmak bu mümkün. Hıhı. Bu cihetiyle ifade etmiş oldu.
Hatta diyebilirim ki İslam alemi için tasavvur olunan yükselmen ve ilerlemenin en mühim sebebi günahları terk etmektir. Fıtraten, fıtraten yaratılış olarak, tabiat olarak, günahlardan uzak ve masiyeti tek sevabından mahrum olan meleklerin kabri makamlarından terakki edememeleri de bu manayı teyit eder. Şu, melekler nurdan yaratıldığı için onların nefsi, şeytan diye hiçbir karşılarında muhalif yok. Nur zaten. Ama bizim ne var? Onlarda akıl. Bizde de akıl var. Fakat onlarda şehevi duygu yok. Bizde ise var. Hayvanda şehevi duygu var ama akıl yok. Bizim şehevi duyguya karşı, şehevi duygu dendiği zaman sadece bir cinse karşı duyulan arzu değil, baş olma arzusu da, dünya sevgisi de zaten şeha fiilinden arzu edilen nefsani, ne varsa her şeydir. Bunlardan uzaklaşmak, onun için mücadele ediyor bir derviş.
Sırf öyle bir gayret gösteriyor ki ben artık Rabbime döndüm, isyana giremem diyor ama bunda çok samimi. Kalbine sahip olamıyor, o zaman da kalbimizi Cenab-ı Hakk'a havale edecek. Bu usta sorular çok geziyor bize. Diyor ki bir türlü kurtulamıyoruz, kurtuluruz Allah'ın izni. O da şu, kapıyı tamamen mel'una karşı kapatacağız. Fırsat vermeyeceğiz. O fırsat buldu mu girer. En sonunda ne diyeceğiz? Baktık ki başka gelen diyorum, Allah'ım diyeceğiz. Öyle bir yalvaracağız ki, buyuruyor ya festi in billah, Allah'a sığın, ya Abdullah festi in billah, Allah'a sığın, tam sığınırsak olur. Şimdi bu sığınma da samimiyet. Önemli olan samimiyet. Medine-i Münevvere'de bir kimse gördüm. O Ravza-i Mutaranın dışında secdeye kapanmış, orta yaşlarda bir kimse, bilge bir feryat ediyor ki, Allah'ım diyor, ben bu kadar günahımla nasıl huzuruna varacağım diye Fahani gönülden. Oradaki polisler neler?
Tabii anlamıyorlar o Türkçe. Geldiler, acaba mecnun mudur, nedir diye. O hala bağırıyor. Allah'ım, ben kurtulamıyorum bu beladan, bu İslam'dan beni kurtar diye öldüm ki canı gönülden yalvarıyor. Essadi Erbili Hazretleri de buyuruyor ya, candan talep kıl yarini, candan talep kıl. Şam seher ağlar ise, sular gibi çağlar isen, tez bulunur, umman sana, öylesin. Ya, ya. Netice olarak neyi ve yasaklanan korunup sakınmanın manevi terakkilere hizmet ettiği kadar maddi menfaat ve cismani faydaları da gözden nüshaf tutulmamalıdır. Yasakların, insanların mal ve canına, şeref teşanına verdiği zarar ve ziyanın telafisi mümkün olmadığı basiret sahiplerinin de bilinip kabul edilmektedir. Mesela bir faiz. Dünyevi nasıl zararlara giriliyor. O ruhi ve kalbi olan sıkıntısı bir başka. Mevlam Hazretleri gözlerimizi haklı görmekten, kulaklarımızı haklı işitmekten mahrum buyurmasın, amin.
Bazı Ridan tarafından sorular soruluyor. Bir, bir tarikata mensup olan kimse bir başka tarikata intisab edebilir mi? Almış, ders almış bir kimseden. Fakat bir başka kimseden de almak istiyor. Bu mümkün mü? Bir cevabı, eğer bu şahıs şeyi vefat etmişse, herhangi bir tarikatta kamil bir zata ulaşırsa tereddütsüz ona intisap etmeli ama kamil diyor hatta. Ve tarikattaki noksanlarını ikmal etmelidir. Şayet şeyhi vefat etmemiş ise yine teberrüken intisab edebilir. Yalnız buna pek kapı açmazlar. Teberrüken inkisap şu şekilde. Şeyine tam bir bağlılığı varsa, bir şiirlere geçer ya, Gidemem Failye. Bağlandı bendim. Öyle bağlanmış ki, böyle olursa ancak teberrirken alabilir. Üstatımızda yanında birkaç kimse de var. Sami Efendi Hazretleri buyuruyor ki, bir kimse gösteriyor, bir kimse gösteriyor. Ahızkalı Mahmut Efendi'nin şeyi olan bir zat. Ali Haydar Efendi. Haydar Efendi. Ali, Ali Haydar Efendi.
Onu ziyaret edin diyor. Vardıklarında düz on altı yaşında. Kulakları hiç duymuyor ama gözlüksüz gözü bölüyor. Yazık veriyorlar. Kimlerimiz deyince, işte Sami Efendi Hazretlerinin evlatları o zaman çok memnun olmuş. Çok memnun olmuş. Mübarek bir insanın evladıdır diye, bunlar, derslerini sormuş. Bizim için demiş, bir mahzuru yok. Söyleyebilirler. Söyleyince maşallah, Sami Efendi maşallah, niye bunlara demiyor da Sami Efendi maşallah diyor. Nakşibe değil, Nakkaş'a giden de onun için. Bir güzellik gördüğü zaman insan, biri halıdır vesairedir, yapıttır. Onun mimarını, onu dokuyanı bahsetmiş olduk. Orada şunu söylüyor. Diyor ki ben size para veremem. Size rütbe'de takamam. Şu gelişiniz sizin Allah için. Bir Ayetelil okuyor. Sadece dini Allah'a has kılarak ibadet ve taat de ifras üzere olmayı. Bunu diyor, bir de misal veriyor. Buyuruyor ki mesela bir koyundur, bir inektir, ondan süt sağılır.
Eğer memeden bir damla kan gelecek olursa süt tamamen haramdır. İbadetle, taatimize de ziya kanı, suma, ibadetimizi başkasına duyurma kanı, ucub ibadetimizle övünme kanı, bunları gizlenirsek ibadetin hayrı kalmaz diyor. Bunu şunun için söylüyorum. Üstadımızı gönderiyor çünkü o tamamen kendisine öyle bir merbut ki, Sami Efendi Hazretleri'ne, ancak böyle olursa teberrüken alabilir. Şayet şeyhi vefat etmemişse yine teberrüken intisab edebilir. Çünkü tarikatta tekamül etmiş olan bizzat bütün tarikat kaynaklarından feyiz almış ve hepsine aşina olmuş demektir. Peki, teberrüken tabirinden maksat nedir? Onu söyleyeyim. Rabıtasını yapamaz. Çünkü intisab ettiği kimse, Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz'in de o onay kelimesini onun için kullanamamak, Tasdik uydurmuşsa iki cihan güneşi. Çünkü Sami Bendi Hazretleri'nin dergahta taşradan, dışarıdan gelen mektupları okuyor. Bir mektup geliyor.
Mektubu okurken, okurken bir yerde durup kalıyor, ağlamaya başlıyor. Esad-i Ebi Dini Hazretleri, Sıhhmi devam edin, evladım Sami devam edin, Sonra kendileri Allahu alem alıyor veya devam ediyorlar. Devamında mektubun şu. Cide Müftüsü Hüseyin Efendi'den geliyor. Gabbsilazam o gelen mektup. Diyor ki efendim, ben murakebemde fahri kainat ile buluştum Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz buyurdular ki Mahmut Sami'nin hutbiyetine şahid olur musunuz? Efendim, onun hutbiyetine vücudumu basarım diyor. Gövdemi basarım diyor. O, 0 kadar samimi ki diyor. İkinci bir şahit olarak da, Esad Erbili Hazretleri, evladım, ben de oradaydım buyuruyor. Ben de sizi tasdik et, ettim diye. Böyle gelir onlar. Allah'ım, şefaatlerine mazhar etsin. Nasıl yapışmazsın, nasıl sımsıkı tutunmayız.
Bir salikin kemal sahibi şeyhi hayatta olduğu halde diğer bir şeye rabıta etmesi veya terbiyesi altına girmesi edebe muhalif olduğundan, başka bir şeyin sohbetiyle şerefyab olmak ve ondan feyizle, bereket almak maksadıyla intisap etmesi ise caizdir. Ancak bu ikinci şeyhine rabıta gideceğiz. Bir Salih ne zamana kadar rabıta etmezdir? Her zaman değil rabıta. Örneğini veriyorum bazen. Yine veririm aynısını. İşte burada yakın bir mahallemiz var, bu Develi'ye ait. Orada kapının önünde otururken böyle bir elektrik direği de olabilir veya başka bir direk de onun üzerinde leylek, yuva yapımız yavruları var. Ana leylek gitti. Dışarılardan o yavruların ağzına yiyecekler getirdi. Kalk, o esnada otururken, o yavru leyleklerden birisi kanıtlanıp işte.
Demek ki biz, rızkımızı bizzat kendimiz temin edinceye kadar, ana vasıtasıyla, yavrunun anasından süt emmesi gibi ama diğer artık yiyeceklerden yiyebilme kabiliyet hasıl olunca, ana sütten kesiyor. Bunun gibi belli bir noktaya gelince tabi Ey müminler, Allah Teala'yı çok çok zikredin. Ayet-i celilesindeki mümin, şüphesiz iç ve dış dünyasıyla tam bir mümindir. Ne kadar güzel ifade etti bu. Tekrar söyleyeyim, Ayet-i celilesindeki mümin, ey müminler, Allahü Teala'yı çok çok zikredin. Şüphesiz iç ve dış dünyasıyla tam bir mümindir. Zikir ile emrolunan da o zahir ve batın iç ve dış azalarıdır. Yani yalnız dil veya kalp gibi bir cüz değildir. Binaenaleyh insanın batınında bulunan kalp, ruh, sırf, hafi, affa, nefis ve tahriblerinin zikreder hale gelmesi lazımdır.
Bu zikre gelişmek ise yol gösterici ve gönül doktoru Mürşid'in zahir ve batıninden çeyiz ve yardım almasıyla mümkün olabileceğinden bir saatlik bu zikirleri temin edince ve murakabe derslerine varıncaya kadar rabıtadan uzak kalamaz, belli bir zamana kadar. Mesela Şah-ı Nakşibend Hazretleri'nin huzurunda, KPSS Allah-ı Sırrı, bir mürid, gaybet hali oldu. Kendimden geçiyor. O anda buyuruyor, evladın bizi bırak Allah'a diyor, bizi bırak Allah'ı diyor diye. Yine bırakın mı? Bırakmaz. Çünkü üstadıdır. Yol gösterecek. Çünkü şeytan marifette bile dahil olabiliyor insana, o tehlikeleri haber verecek. Murakabelere muvaffak olduktan sonra ihtiyaç duyarsa rahat bırak, duymazsa yapmaz. Bu da şu bazen elektrik kesiliyor. Kesildi mi jeneratör hemen devreye giriyor. Baktı ki, veli ne haz var, ne lezzet var. Tamamen kurumuş. O anda diyor, rabıtaya döner ama çok durmaz.
Açıldığı zaman derhal yedi kat semayı yok bilip, karşı azamı kalbini açacaktır. Bir şeyin kamil olup olmadığının alameti nedir? Nasıl bileceğiz? Diyor. Söz ve davranışlarıyla şeriat ve sünnet çizgisinden ayrılmayan, sohbetlerine devam eden salikte Allah'ın zikir ve sevgisinin usule gelmesini sağlayabilen şey kamil bir müşrik hayır. Huzuruna varıldığı zaman insan da manevi bir haz oluyor. Öyle ki letaifleri neleri böyle çalışmaya başlıyor. Zevk duyuyor, ilahi bir zevk duyuyor. Şu kadar var ki, kemyiz kudreti olmayan bir kimsenin şeyhinin veliliği hakkında şayet bir tevatür varsa, Şiran bu tevatüre uyarak onun kemalini kabul etmesi gerekir. Yalnız, kemalüz ayırt gidebilecek kabiliyet olması icap eder diyor. Mesela bizim gibi hiç anlamayan birisiyse olmaz. Onu anlayabilecek bir rivayette olması icap ediyor. Bir Salih şeyhinin irşad ve terbiyesinden istifade edemediği takdirde ne yapmalı?
Öyle ki hiçbir istifade yok. Cevap, İlim ikidir, el-Alimu ilman, ilmü lebden, tın-ma ilmüun edye. Biri bedenlere müteallik olanı, diğeri de dinlere ait olandır. Valindeki hadis-i şerife göre Tababet ilmi ile diyanet ilmi, tıp ilmi ile din ilmi arasında bir hayli alaka vardır diyanetin. Hasta olan bir kimse önce bir doktora başvurur. İlacını, perhizin ve diğer malzemelerini öğrenir ve doktorun söylediklerini tamamen yerine getirir fakat hasta istenilen şifaya ulaşamazsa şüphesiz başka bir doktora müracaat eder. Bundan dolayı da ayıplanamaz. Şu kadar var ki aldığı emirlere riayet gitmediği takdirde kusur ve ayıp kendisine aittir. Bir salik ile mürşidi arasındaki hal ve durum bu minval üzeredir. Salik mürşidin emir ve yasaklarını titizlikle takip ettiği halde neticeye ulaşamazsa, başka bir mürşit aramaktan mazurdur. Hatta araması da gerekir. Ama şu şart var.
Şimdi, hiç istifade edemiyor değil mi? Fakat bunun yanında öyle bir istifade edenler var ki mesela letaipel hamsei alemi emir, o satırda bulunan kalp, sır, katiatlar bunlar hepsi geliyor. Geçiyor ama. Mesela bu yakında görüşüldü. Daha mukaddime dersinde olmasına rağmen neredeyse murat ediyor. Ne yapılıyor? Artık bunu üçer gün de olabilir, üçer saat de olabilir. O hale göre değişir. Değişir. Kalbine üç gün diyelim. Ondan sonra aman ruhumuza geçin. Sıra geçmezse de yanmaya başladık. Onun dağıtılması gerekir. Mesela ateş bir yerde yanarsa ne olur? Çok büyük yangın, hasıl olur ama dağıtıldığı zaman onu azaltmış olur bugün. Ondan hemen üçer gün veya birer günde, yerine göre, dedem gibi, Rahmetullah Ali, çok kısa zamanda da geçirilmedi. Böyle geçen var diyelim, faiz istifade eden bir husus, usul bize döner.
Bir sahip kalp, ruh, sırt, hafi veya akfadan herhangi birinin zikriyle meşgul iken fazla hararet hisseder ve bu sebeple rahat ve huzurunu kaybedecek olursa ne yapmalı? Öydeki yanıyor. Bu letaitler mesela, zikredeninin yanıyor. Ne yapması gerekir? Hararetin şiddeti ortadan kalkıp normal hale dönünceye kadar o letaiden zikrini terk eder. Evradını eski haline aldılar. Dediler ki bir hafta terk etti. Hıhı. Yalnız terk ettirirken salatü selam ve rabıtaya dikkat diler. Sallatü selam de okur, rabıtaları. Sallatü selam ve rabıta yaptığı halde yine de yanıyorsa o zaman onu da terk ettirdiler. Şöyle bir normal hale geldi. Ondan sonra tekrar başlatır yani ama bunu uzatırsa teller yanabilir. Dikkat etmemiz gerekir. Yani sigortayı arttırmamak gerekiyor. Hararetin şiddeti ortadan kalkıp normal hale dönünceye kadar o dert detayının çirkinini terk eder.
Şu kadar var ki, hararet hizalesinin mühür olması bazen rabıta, bazen de selamle meşgul olabilir. İnsan, İnsan, su, ateş, toprak, hava, nefis ile kalp, ruh, sır, kafi, akba gibi on letaibten meydana gelmektedir. Bunların ilk beşine alemi halk. Alem-i halk yaratılışımızla alakalı. Su, hava, ateş, toprak. Zaten zikri kül yapıyor, Bütün gücü zikre geçiyor. Ondan sonra nefis buna gafil kılındığı zaman beş tane alem ve hal var. Geriye kalan beşine de alem-i emir tabir edilmiştir. Alem-i emir demek gözle görülür, elle tutulur cinsten değildir. Ruhani, manevi ve latif olan günlük. Nefis hilkat yaratılışı itibariyle alemi halkın kaynaşmasından meydana gelen Zulmani buhar ise de nispeti itibariyle alem-i emre tabi tutulmuştur. Alem-i halk cismani arzlarla mükellef olduğu gibi, aman anlaşılsın, alem-i halk şu yaratılışımızla alakalı beden diyelim biz buna, anlaşılsın, çünkü anlaşılmayabilir.
Şu bedenle alakalı olan yönümüz cismani farzlarla mükellef olduğu gibi alem-i emir de nafileler de vazifelidir. Ne demek bu? Bu şu demek. Sakın ha yanlış anlaşılmasın. Bedenle nafile alakalı değildir demek değildir. Nefhihi kelimesinden artık manası var burada. Şimdi farz olan taatlerimizi yapıyoruz. Farz olan taatlerin yanında nafile taatler yapıldığı zaman, Huha da bambaşka bir güç ve kuvvet veriyor. İnşallah izah edecek bu. Huşu, huzur, zaten bunu demiştik. Huşu kalpte oluyor. Kodu kalpte olan bu Rabbi Zülcelalimize saydı, vücuda da sirayet ediyor. Tevazu hali, hasıl oldu çocuğu. Muhabbet, mahiyet, hodbiyet gibi birçok beşeri mezeyi meziyetlere haiz olan alemi emirdir. O kadar mühim ki inşallah bunu bir anda olmaz. Birkaç defa tekrar ederse inşallah has soracaktır, güzel ifade edildi. Huşu, aklımızın azamet-i ilahisinden dolayı saygı etti.
O huzur, o huzur şey de olabilir, Fecir Suresi'ndeki son ayetlerdeki nefsin artık hitaba mazhar olduğu yönü, İmam-ı Gazali'nin itibariyle, ifadesiyle, rahmetullahi izzete eren nefistir. Muhabbet, mahiyet, mahiyet Cenabı Hak ile birlik. Ama bu birlik, leyleke temizliği, şeyün, ne mutasılırız ne de muttasılırız. Ne uzağız ne de birbiriyle iç içedir. Bunu iyi anlamamız gerekir. Kurbiyet yakınlık gibi birçok beşeri meziyetlere ait olan alem-i emirdir. Kulum bana nafilelerle yaklaşmaya devam eder, ta ki ben onu severim. Hadis-i Kudsi malum, Hadis-i Şerif'i de bu manaya işarettir. Kötüyü emretmede mahir olan nefis, insan uzuvlarının en kötüsü olduğu halde, nafileler sayesinde vücudun en övgüye layık uzuv olacağı rivayet olunur Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem.
Sizin cahiliye zamanında hayırlılarınız, fakih olup iyilik ve kötülüklerini bildikleri takdirde İslam devrinde de hayırlılarınızdır buyuruyor. Buna göre meliklerin ihsanlarını yine meliklerin binekleri taşıyabilir, kuvvetli kaidesine istinaden Cenabı Hak'ın teklif buyurmuş olduğu itaat ve ifade ibadetleri yapmak için herhalde ilahi merhamete ve Samedani feyizli yardımlara malum olan ihtiyacımız açık bağışikardır. Farz ve nafilelerin yerine getirilmesine bağlı olan dünyevi ve uhrevi saadeti birleştiren Hazreti Mevlana'nın mutlu rızasını kazanmak için daima kıymetli kardeşlerimin zahirlerinin hafifliğini, bu zahirlerinin hafifliği demek Ya Ebazen, Hadis-i Şerif'ti Efendimiz aleyhissalatü vesselamın, Ebu Zer radiyallahu anh'a hitap ederken hepimize hitap buyuruyor. Bu hadisi de çok önemli, çok önemli.
Hususi ele alınması da icabeler hadis-i şerifin Nebiyyeten Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ebazed radiyallahu anh'a ifade buyuruyor Berk, ya Eba Zer ceddidi sefine, te inne sefere, te inne'l bahra amiyhu, ve kudizzede kamnen te inne sefere yükünü hafiflettiler. O günah hükmümüzü hafifletmek bilmektir. Batınlarının temizliğini diler. Bünyeliği işleriyle fazlaca meşgul olmaktan dolayı vücuda arız olan gevşekliğin kaldırılması konusunda Cenabı Hak'a kazarru ve niyazlarımı arz eder. Burada önemli bir hususa dikkati çekiliyor. Kötü havadan vücut sağlığı zarar göreceği gibi kalpte gafletle, kesret ehli bir arada bulunmakla, onlarla görüşüp konuşmaktan müteessir olur. Böyle uygunsuz havada vücut nasıl tesirleniyorse, itikadı, ibadette, taati değişik olan bir kimseden de ruhen insan tesirlenir.
Zamanımızdaysa bundan tamamıyla kurtulmak mümkün olamayacağından vaktin çoğunda bilhassa rabıtaya devam etmeye dikkat göstermek lazımdır. Rabıtanın hafifçe kolay şeklinde vardır. Cenabı Hak Celle Celal Hazretleri, Sadıklarla beraber olunuz buyurduğu gibi, insanın fikr ve zihynen mürşidini hatırlayarak, bu şekilde mürşidinin kendisiyle beraber bulunduğunu düşünerek davranması da rabıtadır. Siz de bu şekilde vaktinizi geçirilerek Cenabı Hakk'ın lütfundan ümitsiz olmamaalısınız. Bununla beraber yollar düzelip de inşallah Allahü Teala Sılai Rahim olmak üzere bir defa daha buralara kadar gelip manevi babanızı sevindirirsiniz demiş. Burada rabıta hakkında Muhammed Masum, Haddise Allahühi Hazretlerinin rabıtaya çok ehemmiyet verdiğini Mektubat'ında gördüm. Zira rabıta düzenli yapıldıktan sonra letaitin zikri olan düzenimizi bozmaz. Aksine mürşidinin vazifesini yapar.
Yani tarikata girmiş olan saliker doğru yolu gösterir. Sahibine şer'an, güzel ve çirkin olan şeyleri ilham eder. Seyyidim ve mürşidin Şeyh İsmail El-Hali diye kudris-i Ruh hazretlerinden işittim. Şöyle buyurdular, Acaba hiç hissetmedim ikinci bir kısmını lazım. Devam edelim mi? Buyurun efendim. Bunu ikinci bir konu olarak mellasa demek istedim. Seyyid'in ve Müslim'im Şeyh İsmail El-Halid'i, Kuddre Sirruh hazretlerinden işittim. Şöyle, vurgulardı. Latife-i kalp, malum, sol memenin iki parmak aşağısında, Hazreti Adem Aleyhisselam'ın, Adem-i Şerif'inin altındadır. Bu ne demek? Velayet ölçüsü içerisinde Hazreti Adem'in ruhani güzellikleri mevcut, insan. Latife-i Ruh, Hazreti Nuh Aleyhisselam'ın ve İbrahim Aleyhisselam'ın. Latife-i Sır, ruh da sağ memenin iki parmak aşağısında.
Sır kalbin iki parmak yukarısında, bu da Musa Aleyhisselam'ın kademe şerifinin altında, Latife-i Hafi, bu da sağ memenin iki parmak üstünde, iki parmak demezler de üstünde diye tariflerden, İsa Aleyhisselam'ın, kademe şerifinin altında latife-i ahbap tam ortada, Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in tahtı kademindedir, yani mübarek kademe saadetin altındadır. Hiç kirletilir mi? Mi? Böyle bir lütuf, böyle bir ihsanın, böyle bir nimetin bulunduğu sadra kötü düşünceler nasıl girer Allah'ın bizi size ait? Sallallahu aleyhi ve sellem ve ala ali enbiya vel Muselin ve ala külli ve sahbihi kullim El Urvetü'l Rüska Muhammed Masum Kudsi Ruh Hazretlerinin el yazısında şöyle bir ifade geçer. Bu latifenin, detayin nurlarına gelince, bunu İmamı Rabbani Hazretleri de ele alır, ileride gelecek bu elimizde biiznillahi teala kayıtlı, Latife-i kalbin nuru sarıdır. Latife-i ruhun nuru kırmızıdır.
Latife-i sırrın nuru beyazdır. Latife-i Hatinin nuru siyahtır. Latife-i Ahba'nın nuruysa yeşildir. Eşeyh Ahmet Eserhendi O, nasıl biz letaiflerde fani olacağımızı anlatacak. Bunu fenafillah olarak değil de, o fenafillah malum, iradesini Cenabıhakk'a tamamen teslim ediyor. O zorlayarak ne değil o. 0 artık onda erimiş. O, Niyazi'den de Mevla görünür diyor ya, Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz'in, çünkü beşeriyet diye bir şey kalmaz onda. Bunu yanlış anlayabiliriz. Beşeriyet kalması adam nasıl yiyecek, nasıl içecek? Efendimizin hayatı, Ashab-ı Güzi'nin hayatı, Sadat-ı Kiram'ın hayatı, yani bu beşeriyet bitecek deyince hepsini tek değil ailesini, çocuğunu, çoluğunu, işini, bardını, ondan sonra arkadaşlarla görüşmesini, konuşmasını, ilmi, tahsilini, Allah'ın yolunda cihatını gayret bırakacak değil, ahlak-ı Muhammediye ile ahlak-ı ilahiye ile ahlaklanacak demek.
İnşallah bunlara Rabbamız lütf ederse sıra gelecek. Daha biz işin temelindeyiz. Bunu oturtmaya çalışıyoruz, biiznillahi daha iyi. Hani belli bir seviyeye gelmişiz diyemem. Daha temelleri oturtmaya gayret ediyoruz. Feasülgalp, kalbin temel esası nedir? Tecelli'l ef'alil ilahice, böyle kalp fikrine diyoruz da, çok büyük manası var onun. Allah'ımızın Ef'al-i ilahiyesinin tecellisidir, tecelli-i nurdur. O zaman, mesela kalbi zikreden, ruhu zikreden seyri sülukunu tamamlamış bunlara ne diyeceğiz? Her-i Taif'in kendi arasında bin perdesi vardır. Bin perdesi vardır. O geçişler, hareketlerle geçiştir. Tecelli sıfat-ı sibutiye. Allah'ımızın, hayat, dedi, Semi, basar, irade, kudret, kelam, tekvininin nesi tecellisidir? Sırrımız nedir?
Sırrımız da zati tecellilere, Hafi'nin yine zati sıfatlardaki bir cihetiyle, Ahfa'nın bütün sıfatların hepsiyle, Allahu alem, inşallah hata olmaz, bunlarla bu tecelliye mazhar olmak suretiyle, sonra insanda mevcut olan su, hava, ateş, toprak, mesela insanın toprakla alakasının, temeli nedir? Bu toprakla alakasının temeli ahbadır. Ateşle olan münasebetini, çünkü insanda hararet de var, sıcaklık da var. Bunun temeli nedir? Hapidir. Su ile olan alakası sırdır. Hava ile olan alakası da ruhtur. Daha bunu yine İmam-ı Rabbani Hazretleri sıradır. Cenabı hak cümlemizi muvaffak kılsın. Yeri gelince, sırası gelince izah edilir. Aleyhissalatü Vesselam efendimizin ruh taifelerini, ehline ashabını, peygamberanize ve piranize tüm geçmişlerimizin ruhları için El Fatiha.