Talut ve Calut Kıssası ve İmani Derinlik kaydında Sultanü'l-Arif'in Merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu KaddeSallahü's-Sirahü'l-Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Seslendiren…
Sultanü'l-Arif'in Merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu KaddeSallahü's-Sirahü'l-Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Seslendiren Aladdin Biçici. Ezdinleyiciler, İhsan Mektebi programımızın bugünkü bölümünde inşallah yine Mahmud Sami Ramazanoğlu Gaddesallahu Sirrahü'l-Aziz'in Bakara Suresi tefsirine devam ediyoruz. Bir önceki bölümümüzde iki yüz kırk üçüncü ayet-i kerimeden itibaren aktarmıştım sizlere, Talut ve Calut kıssasından söz eden ayetlerin metin ve meallerini zikretmiştim ve kısa bir giriş yapmıştık. İnşallah bugünkü bölümümüzde devam ediyoruz. Bakalım olay nasıl cereyan etmiş. Talut, İbrahim Aleyhisselam'ın neslindendir.
Bu sure-i celilede zikrolunan bu kıssanın tarihi hülasası şöyledir diyor Mahmud Sami Ramazanoğlu Gaddesallahü ziruhü'l aziz. Bir saka olan Talut bir ara merkebini yitirir, aramaya çıkar ve o sırada Beni İsrail peygamberi İşmuil Aleyhisselam ama likanın tecavüzlerinden şikayet ederek ora hükümdarı Calut'a karşı harp edebilecek bir kahramanın kendilerine melik naspedilmesini, atanmasını Cenab-ı Hak'tan rica eder. İşmuil peygambere de Talut'un melik nasp bulunduğu vahyolunur. Talut merkebini ararken İşmoil Aleyhisselam'a rast gelir. O da ey Talut, Beni İsrail'e melik oldun der. Beni İsrail'e de bu tayini bildirir. Talut'un başına seksen bin mücahit toplanır. Fakat İşmoil Aleyhisselam bunların dönektiğini bildiği için Talut'a bunları şöyle bir imtihan etmesini söyler. Kim şu Ürdün Nehri'nin suyundan içerse o benim dinimden değildir. Her kim de içmezse o bendendir der.
Hepsi sudan içerler ancak içlerinde Davud Aleyhisselam'ın da bulunduğu üç yüz kişi o sudan içmez ki Peygamberimiz Hazreti Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimizin Bedir mücahitleri sayısına müsavidir, denktir bu sayı. Talut ile Calut arasında Havarin'de harp olur. Talut askeri arasında bulunan Davut Aleyhisselam Calut'u öldürür. Bir müddet sonra İşmoil Aleyhisselam da ölür. Talut kırk sene kadar adalet ve basiretle hükümran olur. Buhari'nin Bera Bin Azip radiyallahu anh'dan rivayetine göre Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimizin ashabından Bedir'de bulunanların sayısı Talut'un Ürdün Nehri'ni kendisiyle beraber geçen ashabının sayısı kadardır. Peygamberimiz sizin adediniz Talut askerinin adedine uygundur buyurmuştur. Bera Bin Azip radiyallahu anh devam da vallahi Talut'la beraber nehri yalnız mümin olanlar geçti demiştir.
Ayet-i Kerime'de geçen tabut sandık demektir. Musa Aleyhisselam muharebelerde onu ordusunun önünde bulundurur, bu sayede askerlerine sekinet yani manevi bir huzur ve kendine itimat gelirdi ve bu sayede harpten kaçmazlardı. Ondan sonra gelen peygamberlerin arkası kesilip de Yahudiler büsbütün başsız ve perişan kaldıkları zamanlarda o tabutu ellerinden Calut almıştı. Talut onların başına melik olarak geçip de muharebeye çıkacakları zamanda herkesi toplayıp ilan etti. İhtiyar olan, hasta olan, başlamış bulunduğu işi yarıda bulunan, ticaretle meşgul olan, borçlu bulunan, yeni evlenmiş olan kimseler benimle beraber gelmesin. Ben düşman karşısında zinde, kafasında bir meşguliyeti bulunmayan, gönlü bir yerde takılı olmayan ve fedakarane savaşacak yiğitler istiyorum dedi. Arkasında bu vasıfta seksen bin kişi toplandı. Mevsim sıcaktı. İyice yol kat ettiler.
Talut ve Calut Kıssası ve İmani Derinlik ne anlatıyor?
Talut ve Calut Kıssası ve İmani Derinlik kaydında Sultanü'l-Arif'in Merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu KaddeSallahü's-Sirahü'l-Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı sohbetlerinden ve kitaplarından derlediğimiz İhsan Mektebi. İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mektebi. Seslendiren…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 9 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Neticede sabırları zayıflayıp Allah bize burada bir nehir akıtsın dediler. Talut da Allah sizi bir nehirle imtihan edecek dedi. Bu içlerinde hakikaten azmi kavi sahibi olanların seçilmesi içindi. Eğer sağlam azim sahibi olmayanlar da harbe gitselerdi onların şeameti hezimete sebep olurdu. Neticede karşılarına Ürdün Nehri çıktı ve içmeleri yasaklandığı halde üç yüz on üç kişi müstesna olmak üzere diğerleri hep içtiler. İçenler öteye geçemediler. İçmeyenler Talut ile geçip muzaffer oldular. Çünkü bunlar hakikaten Allah'a bağlı ve ilticaları devamlı kimselerdiler. Allah Celle Celalühü şöyle buyurmuştur. Allah mülkünü kime dilerse ona verir. İsrailoğulları mülkü saltanattan mahrum edildiler. Çünkü onlar kendilerini beğenir oldular. Taluta karşı mütekebbir davranarak ona hakaret nazarıyla baktılar. Şaşkınlıklarından dolayı dediler ki biz ondan hükümdarlığa daha dayız.
Taluta karşı tekebbürlerinden dolayı da nasıl olur da bizim başımızda padişahlık onun olabilir dediler. Yine Talut'u küçümsediklerinden dolayı da şöyle dediler. Kendisine maldan bir bolluk verilmemiştir. Binaenaleyh onlar kibirlenince Allah onların kadrini alçalttı ve saltanattan mahrum oldular. Şüphesiz ki ilahi nazar bir taşa taalluk etse onu cevher yapar. Dikene taalluk etse gül ve çiçek yapar. O halde hükmünde Allah'a itirazda kimse bulunamaz. Onun kaza ve kaderini reddedecek de yoktur. İnsanlar kendi aralarında yükseltseler de Allah'ın alçalttığı kimse alçaktır. İnsanlar hakir görseler de Allah'ın yücelttiği kimse yücedir. Akıllı kimse bu gibi misalleri düşününce vicdanında insaf ve sükut belirir. İşi ölmeyen Allah'a bırakır. Hakkı söyleyen Allah doğruyu gösteren yine odur.
Haberlerde şöyle denilmektedir yani Hadis-i Şeriflerde Cenab-ı Allah Hazreti Adem'e bir tabut indirdi ki onda evlatlarından peygamberlerin timsalleri vardır. O şimşir ağacındandı ve üçe iki zira kadardı. Adem Aleyhisselam vefat edinceye kadar bu tabut onların yanında kaldı. Vefatından sonra da evlatlarına geçti. Nihayet Hazreti Yakup'a kadar ulaştı. Musa Aleyhisselam'a ulaşıncaya kadar Beni İsrail'in elinde kaldı. Hazreti Musa ona Tevrat'ı ve bazı eşyalarını koyuyordu. Savaştığı zamanda o tabutu ordunun önünde götürüyor, böylece İsrailoğulları'nın gönülleri ferahlıyordu. Vefat edinceye kadar Hazreti Musa'nın yanında kaldı. Sonra Beni İsrail'in elinde dolaştı. Herhangi bir şeyde ihtilaf ettikleri zaman ona başvururlar, o da onlara konuşur, aralarında hükmederdi. Savaşa gittikleri zaman onu önlerinde götürürler, düşmanlarına karşı onunla zafer talebinde bulunurlardı.
Melekler onu askerin üzerinde taşırlardı. Sonra düşmanla savaşırlar, tabutta bir sayha ses duyduklarında zaferin kesin olduğuna inanırlardı. Fakat ne zamanki isyan edip bozulunca Allah Teala onlara Amalikalıları musallat etti, mağlup oldular. Tabut ellerinden alındı ve hakaret için onları küçük ve büyük abdest yerlerine koydular. Allah Teala Talut'un hükümdarlığını, komutanlığını murat eyleyince onlara öyle bir bela musallat etti ki o tabutun yanında küçük abdestini bozan herkes basur hastalığına yakalandı. Beldelerinde beş şehir helak oldu. Kafirler yani o zamanki Beni İsrail bunun sebebinin tabutu küçük görmeleri olduğunun farkına varınca onu bulunduğu yerden çıkardılar. Bir arabaya koydular. İki öküzü arabaya koştular, öküzler yürümeye başladılar. Cenabı Allah bu iki öküze dört melek müvekkel kıldı, görevlendirdi. Bu melekler öküzleri sürüyorlar. Nihayet Talut'un evine geldiler.
İsrailoğulları peygamberlerinden Talut'un komutanlığına dair alamet istedikleri zaman, peygamberleri onlara dedi ki Onun komutanlığına dair alamet evinde tabutu bulmanızdır. Talut'un evinde tabutu bulunca onun komutanlığına kesinkes inandılar. Ayette tabutun size gelmesi tabiri bir mecazdır. Zira o kendi kendine gelmez, getirirler. Ayet-i kerimede şöyle buyrulmaktadır: Peygamberleri onlara şöyle dedi: Gerçekten onun hükümdarlığının açık alameti size o tabutun gelmesi olacaktır ki içinde Rabbinizden bir sekinet vardır. Bu ayette şu hususlara işaret olduğu söylenebilir. Kul için hilafet hükümdarlığının alameti kalp tabutunu sandığını elde etmektir ki onda Rabbinden bir gönül rahatlığı vardır. Bu da iman sayesinde elde edilen huzurdur, Allah ile yakınlaşmaktır. Musa hanedanıyla Harun hanedanının metrukatından bir bakiye ifadesi geçiyor, ayette zikri geçen bu bakiye zikir asasıdır.
La ilahe illallah kelimesi. Yani kelimetü takva ki bu da bir ejderha yılandır ki ağzını açtığı zaman nefis firavununun niteliklerinin sihirbazlarını yutar. Allah'ı zikrin asası kalplerin tabutundadır. Cenabı Allah bunu cemal ve celal parmakları arasına koymuştur. Nitekim Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur. Müminin kalbi Rahman olan Allah'ın parmaklarından iki parmak arasındadır. Celal sıfatıyla Allah o nefse fasık ve facirliği ikram cemal sıfatıyla da takva Allah korkusunu ilham eder. Nitekim Allahu Teala şöyle buyurmuştur. Sonra da ona hem kötülüğü hem sakınmayı ilham edene yemin olsun ki. Allah o nefsi ne bir melik ki mukarrebe ne de bir peygambere emanet edip vermemiştir. Bu ümmetin Muhammed ümmetinin kalplerinin sandığında Kuran'ın tamamı mahfuzdur. Onların İsrailoğulları'nın yani tabutlarında peygamberlerinin suretleri bulunan evler vardır.
Kalp tabutlarında boşluklar vardır ki orada onlarla beraber Allah'tan başkası olamaz. Nitekim Cenab-ı Allah Hadis-i Kudsisinde şöyle buyurmuştur. Arzım ve semağım yani yer ve gök beni ihata edemez. Ancak mümin kulumun kalbi beni ihata edebilir, kuşatabilir. Allah'ın insan ruhu Taluta rabbani kalp tabutunu vermesi müyesser olunca hilafet hükümranlığını, saltanat makamını ona teslim etti. O da hain aldatıcı dünyaya meyletmez aksine onu terk eder ve nefsi emmare celutu ile savaşa tutuşur. Bu da Cenab-ı Allah'ın lütfu olmadan tarikata bağlanıp hakikate yapışmadan müyesser olmaz. Kim sekinet isterse marifete ulaşsın. Zira marifet-i ilahiye Allah hakkında bilgi sahibi olma kalpte sekineti gerektirir, kalpte sükunu gerektirir. Ebu Yezid'e marifetten sual edildi. Cevaben Şüphesiz ki hükümdarlar bir memlekete girdikleri zaman orasını perişan ederler.
Halkından şerefli olanları hor ve hakir kılarlar. Yani o memleketin daha önceki halini değiştirirler. İşte ilahi ilhamlar da birçok şeylerle dolu kalbe girince oradaki bütün kötü sıfatları çıkarır, atar. Ebu Gizli'de bu marifeti neyle buldun denilince cevaben aç karın çıplak bedenle demiştir. Rivayet edildi ki Beni İsrail tabutu görünce zaferde şüphe etmediler, derhal cihada koştular. Talut dedi ki ihtiyar hasta binasını bitirememiş adam ticaretiyle iştigal eden kişi, borçlu ve evlenip de henüz zifafa girmemiş kişiler benimle gelmesin. Ben ancak kuvvetli, boş işi olmayan gençler istiyorum. Talut'un seçtiklerinden seksen bin kişi toplandı. Mevsim çok sıcaktı. Bir çöle girdiler, suyun azlığından şikayet ettiler ve Allah'ın kendileri için bir nehir akıtmasını istediler. Talut onlara dedi ki Allah sizi bir nehirle imtihan edecektir. Bu imtihanın sebebi şuydu.
Talutun yanında niyeti samimi, muhlis olanla olmayan belli olsun da ihlassızları askerden ayırsın diyen. Zira savaşmak istemeyen kişiler askere karıştığı zaman orduda zaaf belirtileri gözükür. Onun uğursuzluğu yüzünden bozguna uğrarlar. Talut onlara: ' Allah sizi nehirle imtihan edecektir' dedi ama onlar pek azı müstesna bu nehirden içtiler. İçmeyip imtihanı kazananlar, Bedir'de bulunan ashabın sayısı kadar üç yüz on üç idi. Bunlar suyu avuçlayıp avuç içleriyle içtiler ve kandılar da. Emre muhalefet edenlere gelince onlar avuçlarıyla değil ağızlarını suya dayayarak bol bol içtiler ama içtikçe susuzlukları daha da arttı. Dudakları simsiyah oldu ve nehrin kenarında kalakaldılar. Böylece Talut kimlerin Emre uyup uymadığını anladı. Emre muhalefette aşırı gidenleri geri bıraktı.
Ragıp el-İsfahani dedi ki bu kıssada, nehirden içenlerle içmeyenler kıssasında dünyaya ve dünyada bulunan insanlara bir işaret, bir misal vardır. Zira dünyadan kendine yetecek kadarını alan kişi onunla iktifa eder ve başkaca ihtiyaç belirtmez. Böylece selamete kavuşmuş olur. Ancak yetecek kadarıyla yetinmeyip de daha fazlasını alan kişinin susuzluğu artar. Bu sebeple dünya tuza benzer, kim daha fazlasını isterse susuzluğu artar denilmiştir. Hadis-i şerifte buyurulmuştur ki, Ademoğlunun iki vadi altını olsa üçüncüsünü de ister. Onun karnını ancak toprak doldurur. Allah tevbe edenlerin tevbesini kabul eder. Yani insanoğlu ölünceye kadar durmadan dünya için ihtirasla çalışır. Nihayet kabrinde onun karnı toprakla dolar ancak tövbe edenler hariç. Allahutaala bunların dünyaya ait mezmum hırsları ve daha başka hatalarını bağışlar.
O halde akıllı olan kişi dünya malı toplamak için kendini yormamalıdır. Zira rızık daha önceden taksim edilmiştir. Allahu Teala Davud Aleyhisselam'a şöyle vahyetti. Ey Davud, sen de biliyorsun benden. Eğer sen benim dilediklerime razı olursan senin dilediklerine ben sana kafi gelirim. Şayet benim dilediklerime razı olmazsan seni yorarım. Sonunda yine ancak benim dilediğim olur. Binaenaleyh insanlar yani o zamanki Beni İsrail cismani maddi tabiatın kaynağı olan bir nehirle imtihan edildiler. Hırsla kana kana içmeye çalışanlar hakikat ehlinden değil tabiat ehlindendir. Aynı zamanda kendilerini Allah'tan uzaklaştıran şehevi arzuların kölesidirler. Rivayete göre Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ebu Hureyre'ye vasiyetinde şöyle demiştir. Ey Eba Hureyre, sen birtakım kavmin yoluna gir ki insanlar korku ve dehşete kapıldıkları zaman onlar titremez.
Cehennemden eman istediklerinde onlar korkmazlar. Ebu Hureyre onlar kimdir ey Allah'ın Rasulü deyince efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu. Onlar ahir zamanda benim ümmetimden bir topluluktur ki kıyamet gününde peygamberler gibi haşrolununacaklar. Onları görenler hallerinden onları peygamber zannedecekler. Nihayet ben onları tanıyacağım ümmetim, ümmetim diyeceğim. O zaman da diğer insanlar da onların peygamber olmadığını anlayacaklar. Onlar sırat köprüsünü şimşek veya rüzgar gibi geçeceklerdir. Nurlarından dünya bağlısı kişilerin gözleri dönecek. Dedim ki ey Allah'ın Rasulü bana da onların ameli gibisi emret ki belki onlara katılabilirim. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki onlar çetin bir yola girdiler. Allah onları doyurduktan sonra onlar açlığı giydirdikten sonra açıklığı suya kandırdıktan sonra susuzluğu tercih ettiler.
Bütün bunları Allah'ın yanındaki nimetleri umarak terk ettiler. Hesabından korkarak helali bile terk ettiler. Dünyada bedenleriyle bulundular. Dünyanın herhangi bir şeyiyle iştigal etmediler. Melekler peygamberler onların Allah'a olan taatlerine hayret ettiler. Onlara müjdeler olsun. Ben de istiyorum ki Allah Teala benimle onların arasını cem etsin, birleştirsin. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem böyle söyledikten sonra onlara hasret duyduğu için ağladı ve şöyle buyurdu: Cenab-ı Allah ehli arza yeryüzü halkına azap murat edip de onlara nazar ederse azabı onlardan başkasına çevirir. Ey Eba Hureyre onların yoluna sarıl. Allah'ın selamı rahmet ve bereketi onların üzerine olsun. Allah'ım bizi de onlara katılanlardan eyle. Amin. Cenab-ı Allah şöyle buyurmuştur. Eğer Allah insanların bir kısmını diğer bir kısmıyla önleyip savmasaydı yeryüzü muhakkak fesada uğrardı.
Bu ayetin tefsirinde denildi ki: Allah Teala müminler ve iyi kullarla kafir ve facirleri önleyip savmasaydı yeryüzü ve içindekiler helak olurdu. Fakat Allah mümin kul sebebiyle kafiri, salih kul sebebiyle de faciri önleyip savar. Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: Şüphesiz ki Allah Teala salih Müslümanla komşu evler halkından yüz kişiden belayı savar. Sonra Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem az önce zikrettiğim ayet-i kerimeyi okudu. Burada mülke hakim olmanın faziletine tembih vardır, uyarı vardır. Zira bu hakimiyet olmasa dünyanın düzeni bozulur. Bu sebeple din ve mülk ikizlerdir denilmiş. Binaenaleyh birinin yükselmesi diğerinin yükselmesi demektir. Çünkü din esas mülk bekçidir. Esası olmayan şey yıkılmış, bekçisi olmayansa zayi olmuştur. İnsanlar peygamberlerin hüccetleri zahir olmasına rağmen riyaset altına girmiyorlardı.
Dolayısıyla gerek lisanla tebliğ, davet ve gerekse kılıçla mücahede etmek ihtiyacı beliriyordu. Bu vazife peygamberler ve onlara tabi olanlar tarafından yerine getiriliyordu. Sonra peygamberler ve onlara tabi olanların belirli ecelleri sona erip bu dünyadan göçünce her asırda dini müdafaa ve cihat edecek halifeleri olması gerekti. İşte Allah'ın insanların bir kısmıyla diğer kısmını önleyip savunması budur. Cenabı Allah şöyle buyurmuştur. Bu surede zikredilen o peygamberler yok mu? Biz onların kimine kiminden üstün meziyetler verdik. Allah Celle Celalühü onlardan kimiyle söyleşmiş, kimini de birçok dereceleri yükseltmiştir. Şunu iyi bil ki her fazilet sahibinin fazileti nurunun ziyasının yüceliği ölçüsündedir. Çünkü derecelerde yükselmek galibiyet yüceliği ile alakalıdır. Cenabı Allah şöyle buyurmaktadır: Allah kendilerine ilim verilmiş bulunanların derecelerini artırır.
İlim vahdaniyet nurunun ziyası aydınlığıdır. İlim arttıkça derecede artar. Bütün bunlar Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Miraç hakkında vermiş olduğu haberi sana anlatır. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem en yakın birinci semada Adem Aleyhisselam'ı, ikinci semada Yahya ve İsa aleyhimesselam'ı, üçüncüde Yusuf, dördüncüde İdris, beşincide Harun, altıncıda Musa ve yedinci kat semada da İbrahim Aleyhisselam'ı görmüştür. Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem buraları geçip ta Sidratül Münteha'ya yükselmiştir. Buradan da iki yay kadar yahut daha yakın olma makamına yükselmiştir. İşte Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ilahi huzura yaklaşmaktaki bu derece yüksekliği onun kainata galebe eden ışığının nurunun kuvveti ölçüsünde olmuştur. Ayrıca Tevhid nurlarının kainat karanlıklarına galip gelmesi de efendimizin bu yüceliğini artırmıştır.
Peygamberlerin mertebeleri de birbirinden farklıdır. Allah'ın birlik nuru peygamberin insani zulmetine galebe edince cemal ve celal sıfatlarının tecelli üstünlükleri ile peygamberin varlığının zulmeti dağılıp yok olup gitmiştir. Her peygamber kendinde bulunan varlık zulmeti ölçüsünde semada belli bir mekanda kalmıştır. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ise hiçbir yerde kalmamış, yükselmiş, hiçbir beşerin hatta meleğin ulaşamadığı yerlere ulaşmıştır. Zira o varlık zulmetinden uzaktı. Allah'ın varlığının nuruyla bakiydi. Bu yüzden Cenabı Allah ona Kuran-ı Kerim'in de Nur ismini vermiştir. Size Allah'tan hakiki bir nur ve apaçık bir kitap gelmiştir. Burada nur Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellemdir. Kitapsa Kuran-ı Kerim'dir. Bu izahı iyi anla ve değerlendir. Zira bu manaları ancak burada bulabilirsin diyor Mahmud Sami Ramazanoğlu Gaddesallahü sirraü'l aziz.
Hikaye edildi ki sevgili Nijerim kutbül aktabın tespihi Ya Hu, Ya Menhu, Hu veya Menla ilahe illa Hu idi. Biziznillahi teala bugünkü İhsan Mektebi programımızın da sonuna gelmiş olduk değerli dinleclalm. Evet konu bütünlüğünü bozmamak için bugün biraz uzun tuttuk programımızı. Calut ve Talut kıssasını ve ondan çıkarılacak dersleri sizlere aktarmaya çalıştım. İnşallah bir sonraki programımızda yine Mahmud Sami Ramazanoğlu Gaddesallahu Sirrahü'l-Aziz'in Bakara Suresi tefsirinden iki yüz elli beşinci ayet I kerimeden itibaren Ayetel Kürsi ile inşallah devam edeceğiz. Sultanü'l-Arif'in merhum Mahmud Sami Ramazanoğlu Kadı Sallallahü's- Sırrahü'l-Aziz'in bir ömür vererek hazırlayıp yaptığı İslam ahlakını öğrenmek, İslam, iman, ihlas, gayret, hizmet gibi insanı insan kılan hasletlerle yetişip mükerrem insanlar olabilmek için İhsan Mikttibi. Seslendiren Aladdin Biçici.
Kaynak: Genel
Talut ve Calut Kıssası ve İmani Derinlik | Mihmandar