Muttakiler için hidayettir Allah'ın kitabı. Takva örfü şer'i de insana ahirette zarar verecek şeylerden sakınmak demektir. Bunun üç mertebesi vardır birincisi ebedi azaptan sakınmaktır ki bu küfürden uzak bulunmakla olur. Kuran-ı Kerim'de, essayabille ve Eliza mevhum kelime tek takva Allah o müminlere takva sözünü lazım kıldı. Yani onların ayrılmaz bir parçası kıldı ayeti celilesi bunu tespit eder. İkincisi işlemek veya terk etmek suretiyle günaha sebep olan her şeyden kaçınmak, hatta bazılarına göre küçük günahlardan da sakınmak şer-i Şerif'te takva diye bilinen ve Allah'ın eğer kasabaların halkı inanmış ve bize karşı gelmekten sakınmış olsalardı sözünde de kastedilen mana budur.
Üçüncüsü sırrını Allah ile meşguliyetten alıkoyacak şeylerden sakınmak ve kalben ondan başka her şeyden kesilmesidir ve ey iman edenler Cenabı Hak'tan nasıl korkmak lazım geliyorsa öylece korkun ayeti celilesinde emir olunan takva ve ittika budur. Takva'nın bu derecesi en yüksek derecesidir. Kitabı Mübin'in hidayeti bütün bu mertebe sahiplerine şamildir. Avamı İslam'a hidayet, havası yakini iman ve ihsana, havasül havası da perdelerin açılması ve gözle görmeye hidayettir. Avam, halk. Onlara hidayet Rabbimizin yolunu göstermek, seçkin olanlara imanda yakın kesin bir inanç ve ihsan Rabbımızı görür gibi taat yapmak, onu göremesek dahi onun bizi gördüğünü bilerek ibadette bulunmak, daha seçkin kimseler için ise perdelerin açılması gözle görmeye hidayettir, gönül gözlerinin açılması.
Müttakiler Allah ile olan ahitlerini misak ile tevsik ettikten sonra Allah'ın iman ve ahitten hemen sonra emrettiği ibadet ve taatlere yapışanlar zahiren ve batınan ahd ü misaklarına sadakat gösterenlerdir. Cenabıhakk'a vermiş oldukları söze sadakat gösterenlerdir. Cenabı hakk'ın Esri Bilne Siz bana verdiğiniz sözü yerine getirin. Ben de size verdiğim sözü yerine getireyim ikazı bunu beyan eder. Yani ben size misak gününde ben sizin Rabbiniz değil miyim dediğimde siz benim rububiyetimi, Rab oluşumu ikrar edip evet sen bizim Rabbimizsin dediniz. İşte bu sözünüzü yerine getiriniz ki bana kulluk etmekliğinizdir. Ben de bundan sonra size verdiğim sözü yerine getiririm. Yani sizi hidayete erdiririm demektir. Risale-i Küseyr'de anlatılıyor ki İbni Sir'in muttaki bir kişiydi. Bu zatın kırk kap yağı vardı ve kölesi kapların birinden bir fare çıkardı.
İbni Siir'in hangi kaptan çıkardığını sorunca köle bilmediğini söyledi. Bunun üzerine bu büyük zat bütün yağları döktü. Bayezid Bistami, haddesallahü sırra Hemedandan bir miktar serçe tohumu satın aldı. Ve Bistama döndüğünde bu tohumun içinde iki karınca gördü. Hemedan'a tekrar geri dönerek bu iki karıncayı yerine koydu. Hikaye olunur ki Ebu Hanife Rahimehullah kendisine borç verdiği bir kimsenin ağacının gölgesinde oturmaz, evinin gölgesinden geçmezdi ve derdi ki herhangi bir borç ki verildiği miktardan fazla bir menfaat getiriyor, o faizdir. Denildi ki Bayezid Bistami, Kaddafi Sallallahu Sırra çölde bir arkadaşıyla birlikte elbisesini yıkadı. Arkadaşı ona elbiseyi üzüm bağlarının duvarlarına asarız dedi. Elbisami insanların duvarlarına kazık çakamayız dedi. Arkadaşı ağaca asarız dedi. Elbisami. Dalları kırar diyerek karşı çıktı.
Arkadaşı yere yayarız diye karşılık verince elbisami canlıların yiyeceğini örtemeyiz diye buna da itiraz etti. Bunun üzerine sırtını çevirdi. Elbisenin bir tarafı koyunca diğer tarafı koruması için çevrildi. Bagara suresinde Mevla-yı Zülcelal'imiz gaybe iman. Esselamünne. Onlar gaybe iman ederler. Şeriatta iman, kalp ile inanmak, lisan ile ikrar ve azalar ile amel etmektir. İslam ise tam bir itaattir. Her iman İslam'dır. Ancak tasdik olmazsa her İslam iman olamaz. Zira bazen kişi işten tasdik etmediği halde zahiren Müslüman olabilir. Fakat zahiren boyun eğmeden içten tasdik etmiş olamaz. Ebu Suud rahimehullahu Teala tefsirinde der ki iman tasdik olmaksızın tahakkuk etmez. Halben tam kabul etmedikçe insan Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellemin tebliğ ettiği dinin esaslarına imanla beraber onları tasdik etmesi lazımdır. Buna da ikrar denir.
İtikadı ihlal eden, itikadı bozan yahut itikadına halel getirene, inanç esaslarına, yanlış düşünceyle, müdakale edenlere münafık, ikrar etmeyene, kabul etmeyene kafir denilir. Ameli ihlal edene, ameli bozana yani iman ettiğini yaşamayana fasık denilir. Hariciler böyle bir kimseye kafirdirler. Mutezile'ye göre ise böyle bir kimse imandan çıkmıştır. Fakat küfre dahil değildir ikisinin arasındadır. Rahip iki kısımdır. Biri muttali olma bizzat şahit olma, imkanı bulunmayan gayb ki, essayizbille ve indehu ve fati hullu gayb la yala muha illa hu. Gaybın anahtarları ancak Allah'ın elindedir. O, ondan başkası bilmez ayetinde beyan olunan gaybtır. Diğeri Sani I Zülcelal ve sıfatları nübüvvet ve müteallikatı ahkam-ı ilahiye, şeriatlar, ahiret günü ve ahvali, hesap ve ceza muamelatı gibi deliller ile muttali olma imkanı bulunan gaybtır.
Onlar Kuran-ı Hakim ve AHadisi Nebeviye'de tafsilen beyan olunmuştur. Haris Bin Nugayr Abdullah Bin Mesud Radıyallahu Anh'a demiştir ki siz Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellemi görüp ona iman ile cümlemizi geçtiğiniz için size Allah'ın büyük ecir vereceğini umuyoruz. Onu gördünüz ve sohbetinde bulundunuz. Abdullah bin Mesud radiyallahu anh de biz de size gıpta ediyoruz ki siz onu görmeden iman ettiniz. İmanın efdaliyse gaybe imandır. Allah da ayeti celilede muttakileri gaybe imanla tavsif ediyor ve methediyor dedi ve essaimne ellezine yü'minune bil live, ayetini okudu. Aynı nakil Ebulleyiz, Ebulleyiz tefsirinde de vardır. Müminler münafıklar gibi değillerdir. Münafıklar müminlerle karşılaştıkları vakit iman ettik dediler. Şeytanlarıyla baş başa kaldıkları vakit de biz sizinle beraberiz, onlarla istihza ediyoruz, alay ediyoruz derler. Bunların gaybe imanları yoktur.
Gaybın Allah'ın ve resulünün beyanlarıyla muttali olunabilen kısımlarına misal Ömer ibnül Hattab radıyallahu anh diyor ki bir gün Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin yanında idik. Elbisesi son derece beyaz, saçları son derece siyah birisi çıkageldi. Üzerinde bir seferden döndüğünü hissettirecek bir alamet yoktu. İçimizden hiç kimse de onu tanımıyordu, geldi. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemin önüne durdu. Oturdu. Dizlerini onun dizlerine dayadı. Dedi ki ya Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem bana İslam'ı anlat. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem dedi ki Allah'tan başka hiçbir ilah olmadığına şehadet edip namazı dosdoğru kılman, zekatı vermen, ramazanda oruç tutman, yoluna güç yetirebilecek isen beyti hac etmendir. Adam doğru söyledin dedi. Biz hem sorup hem tasdik etmesine taaccip ettik. Sonra dedi ki iman nedir?
Nebi sallallahu aleyhi ve sellem dedi ki Allah'a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, öldükten sonra dirilmeye, cennet ve cehenneme, kadere, hayır ve şerrin Allah'tan olduğuna iman etmendir. Adam yine doğru söyledin dedi sonra ihsan nedir diye sual etti. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem ihsan, Allah'a sanki onu görüyormuşsun gibi ibadet etmendir. Sen onu görmüyorsan o seni görüyor buyurdu. Adam yine doğru söyledin diye tasdik etti. Sonra dedi ki bana kıyamet saatini haber ver. Nebi Salli Allahu Aleyhi ve Sellem cevaben bu hususta sorulan, sorandan daha bilgili değildir buyurdu. Adam yine evet doğru söyledin dedi. Bana emarelerinden haber verir misin diye sual etmesi üzerine Nebiyi Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem kadın kendi efendisini doğurduğu çıplak deve çobanları birbirleriyle bina yarışına girdikleri vakitlerdir buyurdu. Adam yine tasdik etti ve ayrılıp gitti.
Birkaç zaman geçince Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bana ya Ömer bu adamın kim olduğunu bilir misin diye sual etti. Ben Allah ve resulü bilir dedim. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu ki o Cibril idi. Size dininizi öğretmek için gelmişti. O bana hangi surette gelirse gelsin ben onu tanırım. Bu hadisi şerif, hadisi Cibril diye meşhurdur. Esayibbillah. Ellezine yümminune bil gayb. Onlar kalplerine Allah'ın verdiği gaybi bir nur ile iman ederler. Muhammed Salli Allahu Aleyhi ve Sellem'in sözlerine bu nur ile nazar ederler ve onun her sözünün hak ve sadık olduğunu müşahede ederler Ve şuhudi iman ile iman ederler. Nebi Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem bunu beyan için el müminu yanduru bin nurillah mümin Allah'ın nuruyla nazar eder buyurmuşlardır. Büyüklerimiz demişlerdir ki gayb iki kısımdır. Biri senden gaip olan, diğeri senin kendinden gaip olduğundur.
Senden gaip olan gayb alemi ervahtır. Senden gaip olan gayb alemi ervahtır. Sen zerrei vücudunla bezmi ereste ruhunla hazır iken Allah'ın hitabını doğrudan doğruya işitip ona cevap veriyordun. Onun asarı rububiyetini mütalaa meleklerini müşahede ediyordun. Enbiya ve evliyanın ruhlarıyla muarefen vardır. Tanışman vardır. Sen kalıba girince beş duyu ile mukayyet kalınca bütün bunlar senden gaip oldun. Senin kendisinden gaip olduğun ise gaybul gaybtır ki o Hazreti rububiyettir. Sen vücuda gelince onu görmez oldun. Fakat o seni her zaman görüyor. Sen nerede olursan ol o her zaman seninle beraberdir. Sen ondan uzaksın. O sana yakındır ayeti cellede sübhanle ve nahnu ve biz ona şah damarından daha yakınız buyrulmuştur.